gölgesine tüküren adam

gölgesine tüküren adam
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 27476.2
  • Kayıt: 2012-11-08 17:13:00
  • En son giriş: 2018-07-18 05:49:03
  • Şehir: İstanbul
  • Doğum Tarihi: 1980-02-01 00:00:00
  • Cinsiyet: Erkek
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 27
  • Aktif Tanım: 13749
  • Açılan Başlık: 5373
  • Artı Oy: 23097
  • Eksi Oy: 1702
  • Alınan Artı Oy: 29216
  • Alınan Eksi Oy: 2929
  • Alınan Favori: 534

müslüman ülkelerin müslüman çıkmaması

hollanda, (eşcinsel evlilikler serbest, uyuşturucu kullanmak yasal)
isveç, (başörtüsü yasak)
isviçre, (ezan yasak)
yeni zelanda,
danimarka, (eşcinsel evlilikler seberst, uyuşturucu kullanmak yasal)
finlandiya, (intihar oranı en yüksek devletlerden biri)
norveç, (intihar oranı en yüksek devletlerden biri)
lüksemburg,
avusturalya, (islam düşmanlığı almış başını gidiyor)
kanada.

listedeki ilk 10 ülkeyi görünce gerçekten müslümanları neye özendirdiklerini anlamaya başladım
devamını gör...

biz batakta köprü olduk başkaları geçti nehri

işte geldik gidiyoruz

ne beklerdin, ne buldun sen yeryüzünde hey serseri?
bilinir mi böyle yerde bir kimsenin öz değeri?
unut artık bunca yıldır tükettiğin emekleri,

devlet kuşu konsa bile istemem ben bundan geri,
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.

sen pişirdin, sen yoğurdun, elin hamur karnın açtır,
kursağına düşen en son tuzsuz, yağsız bulamaçtır,
kimse bilmez kim kazanır bu oyunda, bu bir maçtır,

yediğimiz ekmek aşı, içtiğimiz alın teri,
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.

uğraşırsın, çabalarsın, parasını eller alır,
bir gölgeye benzer umut, bir uzanır bir kısalır,
çok umuda düşen kişi karanlıkta yaya kalır,

bir oyuncak sanmış idik bir zamanlar koca dehri,
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.

yüze geldi düne kadar köşesinde keyf çatanlar,
vatansever oldu çıktı başımıza kaltabanlar,
bizler bugün buyruk kulu, onlar ise kahramanlar,

biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri,
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.


bir kılkuyruk gelir sana çalım satar, kafa tutar.
birer birer toplarsın sen, o binleri birden yutar,
binbir çeşit ezgi hergün aşımıza ağı katar,

bir boğazı tokluğuna çekiyorsun bunca kahrı,
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.

dinlenmeden bir gün başım gençlik böyle geldi geçti,
olan işler yüreğimde birer birer yara açtı,
neden sonra alık gönül karanlıkta akı seçti,

kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri
işte geldik gidiyoruz, şen olasın halep şehri.

namdar rahmi karatay
devamını gör...

hiçbir şey yoktu

uzay var olmadan evvel bütün bu maddeler oluşmadan evvel ne vardı diyorsun... materyalist hiç bir şey yoktu diyor... o zaman nasıl oldu bütün bunlar diye soruyorsun... atomdan daha küçük bir madde patladı diyor...

ulan hiç bir şey yoktu ise o madde ne diyorsun...
devamını gör...

bir dost

önce tanım: bir replik... isimsiz mektup mahlası...

insanın hayatında olması gerken şey... bir tane bile olsa dost... daraldım bunaldım dediğin anda seni sukut ile dinleyecek, seni sakinleştirecek içini döktükçe rahatlamanı sağlayacak bir dost arıyorsun...
devamını gör...

erkek tesettürü

bugün cuma da yine karşılaştığım bir olayın rahatsızlığıdır. müminler tesettür konusunda sadece hanım kardeşlerimize dikkat ediyorlar. elbetteki onlarında tesettürü önemlidir. ama bir mümin erkeğinde kendi tesettürüne dikkat etmeside en az o kadar önemlidir. müminler sosyal alanda yaptıklarına dikkat etmelidirler hal ve hareketleri, konuşmaları ve giyimleri ile örnek olmalıdırlar.

hiç birimiz önümüzde secde eden delikanlının boxer'ını görmek zorunda değil... lütfen dikkat edelim inşallah...

--- alıntı ---

insanı yaratan Allah, dünya ve ahiret selametimiz için koyduğu sınırlara uymamızı bizden talep ediyor.

bu çerçevede dinin meşru saymadığı, yani haram işlerden sakınmamızı emrediyor.

haram; yani güzel olmayan, yani çirkin olan, yani insanlık onuruyla bağdaşmayan her türlü tutum, davranış...

dininin belirlediği ölçülere riayet edip düşük sıfatlardan arınanları ise müjdeliyor.

bu müjdeden nasipdar olmak için özenle korunması gereken sınırlardan biri de mahremiyet. iffetli ve hayâ sahibi olarak yaşamanın anahtarı mahremiyet.

ve müslüman kadının mahremiyetinin tezahürü tesettürdür, yani örtünmedir...

yüce dinimiz, güzel ahlâkın insanın fıtrî bir özelliği olduğunu vurgular. yani insan, yaradılışından iffetli, namuslu, hayâ sahibidir. Allah'ın verdiğine razıdır, başkalarında olana göz dikmez. kendisinde olanı, mahrem alanını da başkalarına göstermez.

dinimiz, “haram”, “mahrem”, “avret” gibi kelimelerle ifade edilen hususlara hassasiyetle eğilmiş ve bu kavramların anlattığı her ne varsa, onların uluorta sergilenmesini yasaklar. hususiliğinin korunmasını ve özenle muhafaza edilmesini emreder.

işte bu, en geniş manasıyla örtünme (tesettür) emridir ve “gizlenmek, saklanmak, korunmak, açıkta ve ortalık yerde bulunmamak” gibi anlamlara gelen bu emrin muhatabı kadın-erkek bütün müslümanlardır.

tesettürü doğuran ilke olarak mahremiyet

müslüman, fıtratını yani yaradılış özelliklerini muhafaza ettiği için hayâ sahibidir ve sahip olduğu bu özellik onu bazı şeyleri başkalarının görmesinden ve dikkatini çekmekten sakındırır.

söz gelimi, müslüman için yaşadığı ev, başkalarının serbestçe muttali olmaması gereken “mahrem” bir ortamdır. bu sebeple islâm'da eve “haram” denmiş ve efendimiz s.a.v., başkalarının evine (mahremiyet bölgesine) izinsiz girmeyi ve başkalarının özel hallerine muttali olmayı yasaklamıştır. bunu fiilen kendi özel hayatında da titizlikle uygulayan efendimiz s.a.v., penceresine boydan boya çift kanatlı perde çektirmiş, kapısını da kalın ahşaptan yaptırmıştır.

bu mahremiyete uyma hassasiyetinin, doğal olarak islâm medeniyetinin ev ve şehir mimarisine de yansıdığını görürüz. islâmî mimari, evlerin önünde bulunan ve “hayat” denilen bahçeyi insan boyunu aşan yüksek duvarlarla dışarıdan ayırmış, böylece yabancı bakışların bahçe içindeki günlük hayata sızması engellenmiştir.

yüce dinimizin öngördüğü bu mahremiyet, sadece evin içiyle dışı arasında cereyan eden bir hassasiyetin ifadesi değildir. aziz kitabımız, aynı ev içinde yaşayanların bile birbirlerinin mahremiyetine riayet etmeleri, hizmetçilerin ve çocukların, belli vakitlerde ebeveynin odasına girerken izin istemeleri gerektiğini ifade buyurmuştur:

“ey iman edenler! emriniz altında bulunanlar ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra, yanınıza girecekleri vakit sizden izin istesinler. bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. çocuklarınız ergenlik çağına ulaştıklarında, öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi (her geldiklerinde) izin istesinler...” (nur, 58-59)

her yerde herkes için örtünme

kişinin, ev içi ahvalini yabancı gözlerden saklamak için alması gereken tedbirler nasıl birer “tesettür” ise, toplum içinde mahrem alanımız olan vücudumuzun yabancılara teşhirini önlemek için örtünmek de tesettürdür.

islâm alimleri, bir müslümanın vücudunun nerelerini kimlere karşı ve nasıl örtülü bulundurması gerektiği konusunu, erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının kadına ve kadının erkeğe karşı tesettürü olarak dört başlık halinde ele almışlardır.

bu bakımdan, tesettür kadın-erkek her müslümanı ilgilendirir. hiçbir müslüman erkek de tesettürden müstağni değildir.

bununla birlikte tesettür konusu daha çok kadının erkeğe karşı tesettürü çerçevesinde yoğunlaşmıştır. tamamen fıtrî, yaratılıştan kaynaklanan sebeplerle kadının tesettürü konusu daha kapsamlı olarak ele alınmıştır. islâm dininin erkekten farklı olarak kadına daha kapsamlı bu örtünme emrinin altında yatan temel sebep, insan tabiatında var olan ve dinimizin emir ve yasaklarına uygun olarak şekilendirilmesi istenen şehevi arzudur. bu arzu, kontrol altına alınmayıp terbiye edilmediği zaman birey ve toplumların huzurunu bozacak güçte sonuçlara sebep olmaktadır. iffet, hayâ gibi duyguların gelişmesi bu tehlikeyi bertaraf edecek ve bu duygular ancak tesettür ile belirlenen mahremiyet alanlarında filizlenip gelişebilecektir.

yüce rabbimiz erkekle kadını farklı yaratmıştır. fiziksel güç, soğukkanlılık, metanet, itidal gibi özellikler genel olarak erkekle birlikte anılırken, kadın zarafet, duygusallık, nezaket, şefkat, merhamet gibi özelliklerle donanmıştır. kadının bu özellikleri ön plana çıkarıldığında, daha doğrusu “teşhir edildiğinde” haberlerde çokça örneğini gördüğümüz türden toplumsal problemler sökün etmekte ve bundan en başta kadınlar olmak üzere bütün toplum zarar görmektedir.

iffet ve temiz toplum

modern hayat tarzını benimseyen toplumlarda görülen cinsellik temelli suçların, “az gelişmiş” olarak nitelendirilen toplumlara oranla çok daha fazla olması, yukarıdaki tesbiti doğrulayan önemli bir şahittir. hatta ülkemizde bile şehirlerle daha küçük yerleşim birimleri arasında, ahlâk zafiyetleri ve kadınların maruz kaldığı çirkin muameleler bakımından büyük farklılıklar bulunduğu gözlemlenmektedir.

bu manzaranın izahını, ahlâkın ve hayâ duygusunun zaafa uğraması yanında, art niyetli emelleri tahrik eden davranış ve giyim-kuşamlarda aramak gerektiğini düşünüyoruz.

örtünmenin içsel derinliği

islâm, insanların sadece dışa yansıyan tavır ve davranışlarını ıslah etmekle kalmaz, aynı zamanda ve daha öncelikli olarak insanın iç dünyasını, kalbini kötü düşüncelerden ve kötülüğe kapı açabilecek düşünce ve duygulardan arındırmayı hedefler.

kadın ve erkeği fıtraten karşı cinse meyilli olarak yaratan rabbimiz, insan neslinin devamını bu meyile bağlamış ve fakat onun kontrolden çıkmaması için de sınırlar koymuştur.

bu sınırları “özgürlüğün kısıtlanması” olarak görenler, günümüz batı toplumlarının geneline hakim olan dejenerasyon ve çürümeyi göz önüne getirmelidir.

örtünme, müslüman kadın için sadece yabancı bakışlara ve art niyetli yaklaşımlara karşı bir “korunma aracı” değildir. o, kadınla erkek arasında meydana gelmesi her an için mümkün ve muhtemel olan meşru olmayan yakınlığı engellemenin de bir aracıdır. bu açıdan bakıldığında, örtünmenin şekli de ortaya çıkar. kadın-erkek arasındaki cazibeyi, çekimi, etkilenmeyi engellemeyen örtünmenin de tesettür olmadığı anlaşılır.

sözünü ettiğimiz bu yakınlaşmanın önüne geçmek sadece kadının görevi ve sorumluluğu değildir. erkek de kadın kadar sorumludur. “mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler, ırzlarını korusunlar. çünkü bu daha temiz bir davranıştır. şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.” “mümin kadınlara da söyle: gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boyun, kulak, baş, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp göstermesinler... ” (nur, 30-31) ayetlerinde hem erkeklere, hem kadınlara haramdan sakınmanın emredilmesi, her iki cinsin aynı derecede hassasiyet göstermesi gerektiğini ortaya koyar. iffetli ve temiz bir toplum oluşturmanın tek yolu budur.

onlar tartışmadılar, uyguladılar

tesettür ayetinin inişinden önceki dönemde kadınlar başlarının yarısını örter, başörtüsünün uçlarını arkadan bağlar, boyun ve gerdan kısımlarını açıkta bırakırlardı. ayrıca ev ve dışarı ortamlarında kadınlarla erkekler karışık bir halde bulunurdu.

tesettürü emreden yukarıda geçen (nur, 31) ve “ey peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, (ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle...” (ahzab, 59) ayetleri ile hem erkekler, hem kadınlar harama bakmaktan sakındırıldı, mahrem olmayan erkeklerin yanında kadınların başörtülerini yakalarının üzerine kadar indirerek boyun ve gerdanlarını kapatmaları ve sokağa çıktıklarında da dış elbiselerini üzerlerine almaları emir buyuruldu.

yine nur suresi 31. ayette buyurulduğu gibi, “...gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar” emriyle, kadınların dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde yürümemeleri ihtar edilmiş ve tesettürle hedeflenen şeyin yalnızca şeklî bir düzenleme olmadığı ortaya konmuştu.

tesettür emri inzal buyurulup da efendimiz s.a.v. tarafından tebliğ edildiğinde, erkekler evlerine gelip eşlerine bu ayeti haber verdiler. sahabi hanımlar da vakit geçirmeden çarşaf gibi şeyleri kenarlarından yırtarak başlarını ayette belirtildiği gibi örttüler.

o günden sonra tesettür müslüman kadının ayrılmaz bir parçası olmuş, onun saygınlığını, iffet ve izzetini temsil eder olmuştur.

iç-dış bütünlüğü

dünya hayatı ne kadar garip bir seyirle ilerliyor... geçen bir kaç asırda anlamlı, önemli, şerefli, kıymetli ne varsa zihinlerde tam zıddıyla yer değiştirmiş durumda. bu pervasız değişim günden güne ahlâkımızın en kıymetli yerine sirayet ediyor.

ahlâkın en eldeğmemiş yeri, elbette kolaylıkla nüfuz edilebilecek bir yer değildir. bu, birinin canı her istediğinde yapabileceği bir şey değil. bu durum için şu örnek verilebilir: manaya müdahele etmek, onu yıpratmak, onu ifade etmek için kullanılan kelimelere zarar vermekle gerçekleşiyor. dolayısıyla islâm için önemli bir değer de zahir, yani görünüştür. mana ve niyet gibi batınî haller karşısında görünenin/görünüşün bir önemi yok, demek abestir. ikisinin birbirini doğurduğu ve doğruladığı unutulmamalıdır. tesettür gibi son derece ciddi ve ehemmiyetli bir hadiseye “zahiri durumdur” “manadan habersizlerin işidir” gibi cümleler kullanarak saldırmaya çalışanlar, kendi durumunda anlamlı bir şey göremeyip kalplerinin temiz olduğu vehmine sarılanlardır.

nasıl ki, oruç hem zahiren iç organlarımızı temizliyor ve bizi bir disipline sokuyor, hem de batınen nefsimizi tutarak ruhumuzu temizliyorsa; tesettür de aynı şekilde hem zahiri hem de batıni olarak bizi örtüyor. sözün özü, tesettür zahiren her nereyi örtüyorsa, içimizde de o yerlere mukabil gelen manevi/batıni yerlerimizi örtüyor, oradaki ayıpları örtüyor ve gizliyor.

örtüsüz çağ

günümüzde ise tesettür Allahu tealâ'nın en çok konuşulan, tartışılan emirlerinden biri haline gelmiştir. sebebi ise, insanı hiç düşünmeksizin örtünmeye sevk eden iffet duygusunun zafiyete uğramış olmasıdır.

bir refleks olarak utanma duygusuna sahip olduğu zaman, insan, dininin yol göstermesiyle nelerden nasıl sakınacağını bilmiştir. Allah tealâ'nın çok açık emirlerini anlamakta zorlanmamıştır. fakat arzuların erdeme galip olduğu zamanlarda -ki günümüz koşullarını belirleyen durum budur- emre isyan etmek, kabul etmemek veya arzulara uygun yorumlayarak tahrif etmek yolu seçilmiştir.

efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuşlardır: “fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke oluşur. hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: biri cilalı mermer gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar veremez. diğeri ise, alaca siyahtır. tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. o, hevadan (nefsani arzulardan) kendisine ne içirilmişse, onu (hak veya batıl) bilir.” (müslim)

bu rivayette dikkat çekmek istediğimiz mühim bir nokta var: rasul-i ekrem s.a.v. efendimiz, fitneye bulanmış ve böylece kararmış kalbin, kendisine benimsetilmiş değerler dışında başka bir şeyi kabul etmemesini anlatırken bir kelime kullanıyor: “içirilmiş”

bu kelimeyi, vücuda alınan bir sıvının çabucak kana karışması ve insanın hücrelerine nüfuz etmesi olarak anlamak yanlış olmaz. efendimiz s.a.v. bu kelimeyi kullanmakla, hevadan kaynaklanan değer yargılarını benimseyen kalbi, bir anlamda şartlanmışlıkla tavsif etmiş olmaktadır. böyle bir kalbin, iyiyi kötüden, ma'rufu münkerden ayırt etmesini beklemek zordur.

kalplerin safiyetini yitirmesi sonucunda da hayâsızlık yaygınlaşmıştır ve nâmahremden utanmak yeni nesiller için anlaşılması zor, garip bir davranış kabul edilmiştir. aksine giyinik veya çıplak olarak kendini güzelleştirip mahrem olmayanlara göstermek, teşhir etmek, desteklenen, rağbet edilen bir davranış olmuştur.

utanma duygusunun ortadan kalktığı bir dünya insanî olan değerlerini kaybetmektedir. mahremiyetine sahip çıkmayan insan saygınlığını yitirmekte, hayatta kalabilmek için acımasız bir şekilde bencilleşmektedir. bu durumun ne bireye, ne topluma bir faydası olacak ve zulme maruz kalan dünyanın mahvına yol açacaktır.

buna razı olmak, en güzel şekildeki yaratılıştan, hayvanlar gibi, hatta onlardan daha aşağı olmaya razı olmak demektir. fakat bu yalnızca insanın rızası olacaktır, cenab-ı mevlâ'nın değil...


müslümanın gaye edindiği rıza ise insandan değil, Allah'tandır. Allah'a teslim olanlar, her çağda ve her şartta yalnızca o'nun rızasına yönelecek, mahremiyet sınırlarına riayet ederek korunmaya, fitneden uzak durmaya imkan bulacaklardır.

modern toplum ve kadın

batılı toplumlar, aile kurumunu toplumun temel yapıtaşı olmaktan çıkarmış ve oluşan boşluğu da yuva, kreş, anaokulu gibi kurumlarla doldurmuştur. ancak kurdukları bu model sağlıklı sonuçlar vermemiştir.

bu toplumlarda gençlik dönemi en hassas ve en bunalımlı dönem olmuştur.

ardından gelen orta yaş dönemi de gençlik döneminden farkı olmayan özellikler sergiler. batılı psikologlar “orta yaş bunalımı” dedikleri bir rahatsızlıkla uğraşıyorlar.

ya yaşlılık dönemi? belli bir yaşın üstündeki kişilerin artık hayattan zoraki olarak kopartıldığı, gençlere ayak bağı olmaması için genellikle huzur evlerine hapsedildiği bu modern hayat tarzı için ne söylenebilir?

bütün bunlar kadının aslî/fıtrî fonksiyonundan uzaklaştırılmasının, yani aile kurumunun işlevsiz hale dönüştürülmesinin sonucu olarak görülmelidir.

bu söylediklerimize bir de bu toplumlarda evinden koparılmış kadınların yaşadığı çok yönlü problemleri eklemeliyiz elbette. merhametten, şefkatten, sevgi ve saygıdan eser taşımayan modern hayat tarzının en acımasız yüzüyle tek başına karşılaşmak durumunda bulunan kadın için, ayakta kalabilmenin iki yolu var: ya büyük bir değişim gösterip kadınlık fıtratını büyük ölçüde kaybecek ya da her türlü istismar ve kullanılmayı kabullenecek. üçüncü şık ise büyük bir bunalım...

meseleye örtünme-açılma bağlamında baktığımızda ise karşımıza şu manzara çıkıyor: batılı/batılılaşmış kadın, özgürleşmek adına üzerindeki örtüleri öyle bir fırlatıp atmıştır ki, günlük hayatta erkeklerin bile açmadığı (hatta açmaktan utandığı) yerlerini bile açıkta bırakmıştır. açılmadaki bu kararlılığı sebebiyle, giyindiği zaman bile vücudunu belli edecek elbiseleri tercihte ısrar, batılı/batılılaşmış kadının karakteri haline gelmiştir.

ilginçtir ki, sonuçta bu özgürlüğün ceremesini en acı biçimde çeken de yine kadındır.

bu gerçeği iki çarpıcı örnekle açıklayalım:

isveç bir refah devleti. vatandaşlarını koruyan yasaları, kadın hakları konusundaki öncü tavırları ile diğer avrupa ülkeleri arasında da sivrilen bir ülke. parlamentosunun ve bakanlar kurulunun yarıya yakını kadın. kadın-erkek eşitliğini gözetmek amacı ile kurulan özel bir daire, görevli bir hakem (ombudsman) bile var.

ama bu ülkede yine de yeterince korunamayan, ezilen, dövülen, öldürülen kadınlar, genç kızlar var. istatistiklere göre, her 10 dakikada bir kadın fiziksel şiddet ile karşı karşıya kalıyor ve her yıl 52 kadın fiziksel şiddetin sebep olduğu ağır yaralanmalar sonucu hayatını kaybediyor. isveçli kadınların yüzde 40'ı kadınlara yönelik şiddetin kurbanı. isveç nüfusunun yalnızca 8 milyon olduğu göz önüne alınırsa, kadınlara yönelik şiddetin isveç'te büyük bir sorun olduğunu görmek hiç de zor değil.

isveç'te cinsel suçlar nedeniyle polise yapılan ihbarların sayısı 2001 yılında 9162. aynı suçtan 1975 yılında 2875 ihbar yapılmıştı. yani “modern dünya”da 25 yılda suç oranında artış yüzde 200.

norveç'te de durum aynı. zengin bir ülke. demir madenleri, petrolleri var. bazı petrol bölgelerini kullanmıyorlar, onları gelecek kuşaklara bırakmışlar. yani kimsenin iş-aş derdi yok. sağlık sorunu yok. “eh bu ülkede herkes mutlu ve müreffeh” diyorsanız yanıldınız. en çok intiharlar norveç'te. kadınların en çok dövüldüğü ülke norveç. en çok alkoliğin olduğu ülke de norveç. yani varlık içinde yokluk çeken norveç'te cinsel suçlar, tacizler de üst düzeyde.

neden acaba?

--- alıntı ---

(bkz: ebubekir sifil)
devamını gör...

tur şirketi sahibini turizm bakanı hastane zinciri sahibini sağlık bakanı okul şubeleri sahibini eğitim bakanı yapmak

yani cidden ben bu mevzudaki sıkıntıyı cidden anlamadım...

mesela turizm bakanlığına kimin gelmesi gerekiyordu... bizim bakkal erdal'ı getirelim... sağlık bakanlığına da ebe hüsniye yengeyi getirelim... şimdi düşündüm de gerçekten haklısınız....

hani işi ehline verecektik, hani liyakat sahibi olmalıydı işi teslim ettiklerimiz...
devamını gör...

alman felsefecilerin hitler aşkı

tabi bu bütün alman felsefecileri için geçerli bir durum değil. ancak hiltler zamanında yaşamış bir çok felsefeci bugün çok sevdikleriniz de var içinde, hiltler'e tam bir hayranlık beslemişlerdir...

sanırım hiltler'in hatipliği bunun en büyük etkilerinden biridir.
devamını gör...

hermann wilhelm göring

almanya hava kuvvetlerinin 1. dünya savaşındaki en etkili pilotlarından biri olarak gösterilir.

ancak savaştan sonra almanya'da gördüğü hakaretler yediği dayaklar tam bir kominist düşmanı yapmıştır kendisini. adolf hiltler'in hatipliğinin etkisinde kalarak nazi partisine geçmiş. hiltler'in savaş bakanı genarali olmuştur.

hiltler ile beraber yaptıkları bir darbe teşebbüsünde ağır yaralanarak kaçmış ve burada morfin bağımlılığana tutulmuştur.

göring aristokrat bir ailede büyümüş üvey babası yahudi asıllı bir aristokrat olarak ona iyi bir eğitim vermiştir. nazi partisinde belkide yahudi düşmanlığı olmayan tek adam olarak görülebilir.
devamını gör...

nickten meslek tahmini yapabilen einstein sözlük yazarı

(bkz: derviche moderne) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: dunyaya gelisine vuran adam) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: ekol) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: elektrik doktoru) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: exception) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: zoraki yazar) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: acayip deli) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: alagonya) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: ararsan 3. gezegendeyim) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: asdasdasdas) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: awake) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: aydana) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: azizcdj) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: beyaz yakalı) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: blind bender) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: buhavadagidilmez) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: ceyranda kalan düşünce) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: don rodrigo hernandez garcia dela castilla) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: elyaze) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: esra rengiz) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: fondaparinuks) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: gıyaseddin keyhusrev) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: hapishane kütüphanecisi) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: hediye çeki) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: helezon) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: hep yanlış yazıyorum) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: iki kişinin bildiği sırrı) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: karabulucu) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: kefen almaya geldim) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: lain) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: lokmacizadedomatesefendi) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: lâ edri) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: maximilianus) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: moriarty) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: myogenes) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: necidçöllerindekionbirkandil) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: o değil de) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: o tan tik) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: plasebo_etkisi) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: saidnaci) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: serencam) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: sersertos) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: seyyah) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: sırrı) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: tearyakisi) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: toplu monolog) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: vosvosumolsun) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: zeytin) ------->>>>>> sözlük yazarı
(bkz: psikolojisine yenilmiş psikolog) ------->>>>>> sözlük yazarı

not : sanırım herkesin ikinci mesleği olarak bunu yazabiliriz....
devamını gör...

fransa islamı

macron hazretlerinin fransa'da islam kurumlarını yeniden yapılandırarak, islamı cumhuriyetle tanıştırmak üzere yaptığı çalışma...

sanırım artık yeni bir mezhebimiz daha oldu... franseviye hayırlı uğurlu olsun...

şöyle internette baktım insanlar deli gibi kızıyorlar falan şaşırdım. neyine kazıyorlar anlamıyorum ki, sanki bu daha önce denenmemiş örnekleri dünya üzerinde yokmuş gibi falan yapıyorlar...

islam tarihinin büyük bir kısmı islam'ı islam dışındaki kalıpların içine sokmaya çalışmakla geçti...
devamını gör...

ensonhaber.com

haber sitesinden ziyada yalama yıkama ekibi gibi çalışan, bir şey....

bakmayın isminin altındaki haber ifadesine, daha çok ıssssıırrırımmcılar grubunun mesuplarıdırlar...
devamını gör...

8 temmuz 2018 çorlu tren kazası

bunu da siyasete alet ettik... yani alet edelim falan da en azından insanların acıları üzerinden bir kaç gün geçseydi...

her şeyden nefret edebilirsiniz de vefat edenlerin bedenleri hala soğumadı...

ayrıca gördüğüm kadarıyla drenaj kanalı varmış...

Allah vefat edenlere gani gani rahmet eylesin...

ayrıca tren gazaları yol göçükleri ve benzerleri dünyanın her yerinde gerçekleşiyor. hani o gözünüzde büyüttüğünüz ülkeler falan var ya orada bile oluyor...
devamını gör...

sezai

(#6319090)

kimsin tanımam etmem, nasıl bir kafan var hangi dünyada yaşıyorsun bilmem... hangi kafayla nasıl bir yaftalama karekterin var onu da bilmem...

tanımadığım bir yazarsın....

ancak sözümün arkasındayım... daha tren kazasında ölmüş olanların bedenleri dahi soğumadan siyaset yapmayı ahlaksızlık olarak görüyorum...

yok anlamayan varsa bir daha söylüyorum... daha bedenleri soğumadan yapılan siyasi açıklamaları alakasız ve buluyorum...

ve yine diyorum tren kazaları dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile oluyor... bunun bu işin fıtratıyla alakası yok. ülkemi küçük düşürmenizle alakası var...
devamını gör...

hira ve olimpos dağı çocukları

hira'nın çocukları, hayatlarının anlamı olarak kendilerine yaradanın emirlerine itiatı seçmiştir.

olimpos'un çocukları, hayatlarının anlamı olarak kendileri için oluşturdukları tanrıları seçmiştir.

hira ışığın ve ümidin simgesi iken, olimpos karanlığın, şevhetin, iktidarın simgesi olmuştur.

hira dağından olimpos'a bakıp hayranlık duyanları çokta uzakğımızda yaşamıyorlar, hayatımızın her yerinde her anında, hatta bu sözlüğün her tanımında kendilerine yer bulabiliyorlar...

biz neden olimpos olamadık diye hayıflanırken buluruz biz onları, olimpos, kan ve gözyaşının insan tanrıları ile yeryüzene indiğini unutanlara haykırmak lazım, zülmün adı olan sömürün, son 200 yüzyıldır damarlarında gezen kanı tamda olimpos'un sana verdiği mesajdır...

neyse uzun uza anlatılası bir konu...
devamını gör...

marjinal olmak adına saçmalamak

bu ülkede aldı başını gidiyor... ben sizden farklıyım, sizin gibi düşünmüyorum demek için bugüne kadar savunduğu veya savunmadığı bütün değerleri yerle yeksan etmeye çalışmak... had bildirmek, çok bilmişlik yapmak, araştırmadan, incelemeden, bilmeden, ota moka maydanoz olmak gibi bir alışkanlık peydah olmaya başladı...

arkadaş illa marjinal olacağım diyorsan, önce saçmalamamayı öğrenmelisin. sonra istediğin kadar farklı düşün istediğin kadar reaksiyonel ol ama önce oku, araştır idrak et... aptallık veya cahillikle marjinalliği karıştırma...

ekleme yapayım: anlaşılmadığı üzere bir daha söylüyorum marjinal olmakla saçmalamak veya cahil olmak veya araştırmamak aynı şey değildir... kimseyi marjinal olduğu için suçlamıyorum, aptallığın sınırı olması gerektiğini söylüyorum... he yine ya ben anlayamıyorum kapasitem bu kadar diyorsanız zaten ne söylesek boş... pis katil an sana bombe...
devamını gör...