senhudai

senhudai
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 10794.8
  • Kayıt: 2011-04-09 22:51:00
  • En son giriş: 2018-05-17 03:01:05
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 7
  • Aktif Tanım: 4519
  • Açılan Başlık: 1249
  • Artı Oy: 13439
  • Eksi Oy: 1855
  • Alınan Artı Oy: 10017
  • Alınan Eksi Oy: 803
  • Alınan Favori: 78

senhudai - son oylananan tanımları

bim

kendilerinden aldığım 7' li daire şeklindeki çokonat paketinin içerisinden altı tane çıktı. muhtemelen ülker' in üretim bandında bir tanesi pakete girmedi de yere düştü. yarın bir gidip kaldırayım.
devamını gör...

muhabbet kuşu

adı gibi kuştur efendim, muhabbet kuşudur.

onlarla olan ilişkim ilkokul yıllarında başladı. teyzemler bu konuda epeyce tecrübe sahibi idiler. kafeslerindeki kuş sayısının 13' ü bulduğunu bilirim. işte o zamanlar kafeslerinde yuvayı paylaşamayan iki dişi kuş varmış. entrikalara hiç girmiyorum, dişi kuşlardan yaşlıca olanını epeyce hırpalamışlar. eniştem de kuşu küçük bir kafese koyup alın siz bakın buna diye kardeşime vermiş. işte burda başlıyor muhabbet kuşunun bizim eve girişi.

e kardeşimin bir şeyi varsa benim de olmalıydı di mi ama? dişi kuşun yanına erkek kuş istedim. ben okulda iken almışlar bir tane. o gün onun heyecanıyla dolu olduğumdan eve varır varmaz kafese baktım. o da ne? sap sarı bir şey almışlar. "sarı erkek kuş mu olur lan" deyip kopardım yaygarayı. evdekileri de ikna etmiştim kuşun dişi olduğuna. bir iki gün sonra kuşu bir kese kağıdına koyup değiştirmeye götürdük. lâkin yolda giderken bana bir şeyler olmuştu. değiştirmek istediğime pişman olup, üzülmüştüm. iki dakkada bağlanıyor insan. sap sarıyde be, kuyruğunun üst kısmında yeşil bir benek vardı, şipşirin bir şey. işte ben de vazgeçtim demenin planlarını yapıyordum ki gerek kalmadı. kuşçu benden iyi mi bileceksiniz bakışı atıp erkek işte bu deyince acayip sevinmiştim. ama tabii çaktırmıyorum durumu.

yıllar yıllar yıllar. yok daha yıl olmadan dişi kuş öldü galiba. sabah 7 ile 8 arası bir şeydi. hasta olduğundan zaten birkaç gündür başından ayrılmıyorduk kardeşimle. sabah da erkenden kalkıp kafesin başına varınca kıyameti kopardım. evi ayağa kaldırmıştım. hepimiz kafesin başında kuşun kıvranışını izliyorduk. biraz can çekişti, sonra kafasını geriye doğru çevirdi, dönüp son defa baktığını be hakikaten. zaten o bakış bitirmişti bizi. sonra kanatlarının üzerine yığılıverdi. eniştem de bir hafta önce vefat etmişti.

çocuksunuz ve kuşunuz ölmüş. bir çocuk için felaket bu olsa gerek.

sonraları sarı kuşumuzun yanına bir dişi kuş daha aldık. bunun öncesinde sarı kuşun maharetlerinden bahsetmek gerek. ele alışkınmış ya da bizde alıştı. omuzlardan aşağı inmezdi. en çok da ense ısırmayı severdi. çok kıvraktı. ondan önce de çok muhabbet kuşu görmüştüm, sonra da çok kuşumuz oldu ama onun kadar güzel uçanını görmedim halen. çok iyi süzülürdü. türkiye' deki her on muhabbet kuşu besleyen aileden onbirinin yaptığı gibi ona babacık dedirtmeye çalışmıştık. ama demedi. ara sıra aile içerisinde efsaneler dolaşırdı, "ben duydum, dedi" gibisinden ama kimse inanmazdı tabii. ismi de bu arada babacık olarak kalmıştı. sinirlendiğinde "vaşa vaşa" ya yakın bir ses çıkarırdı. hey gidi günler.

ne diyordum, yeni bir dişi kuş. yaşı küçüktü onun da. rengi sarı yeşil karışımı bir şeydi. anlaşamadılar bir türlü. babacık oldukça hareketli bir kuştu, yerinde durmazdı. diğeri ise uyuşuk bir şey. bu arada bir kuş yakalamış bizimkiler, rengi beyaz. kuş çok yorulmuş herhalde ki hiçbir şey yemiyor, yiyemiyordu. hani bir şeyin hafifliğini anlatabilmek için "kuş gibi" deriz ya, bu kuş, kuş gibi de değildi. o uyuşuk dişi kuş, bu beyaz kuşu hayatının son bir iki gününde rahat bırakmadı. kıskançlıktan deliye döndü. hırpaladı da hırpaladı. zaten yol yorgunu olan hayvancağız daha fazla dayanamadı.

eden bulurmuş, değil mi?

bir muhabbet kuşu daha yakalamıştık. muhabbet kuşu deyince akla hangi renkte geliyorlarsa rengi oydu, yeşil. default muhabbet kuşu rengi. o da dişiymiş. ama bu seferki güçlü kuvvetli bir şeydi. bu kez, beyaz kuşa çok çektiren dişi kuşumuz, kahrından kıskançlığından öldü. bu da yeni şeyleri başlattı. hımmm, ne diyelim, yeni aşkları. *

babacık bize eskisi gibi yüz vermez olmuştu. çünkü yeşil kuşumuz yumurtlamıştı, üç tane. ama o an kafeste yuva takılı değildi. ben de aldım bir kağıtla yumurtaları yuvaya koydum. pek ümidimiz yoktu, yumurtayı kırar, yatmaz kuluçkaya falan diyenler oldu. ama tabii sonu mutlu olmasa buraya kadar olanları da yazmazdım. yumurtaların ikisinden yavru çıkmıştı. önce çıkan yavruyu iki kere yuvadan atmışlar ya da kendisi düştü, bilmiyorum. ben yine bir kağıtla onu geri yuvaya atmıştım. zaten sonra yumurtadan çıkan yuvanın içerisinde ezilmiş, o yaşamadı. ama ilk çıkan yaşadı. o süre çok hızlı gelişiyormuş. tüylerinin çıkışı falan fazla zaman almamıştı. tam anne-baba karışımı bir renkteydi ya hu, yeşil-sarı. erkekti.

dişi kuşlar çabuk yıpranıyorlar. genellikle de yumurtlayamadıkları ve yumurta içlerinde kırıldığı için ölüyorlar. anne kuş da bu yüzden ölmüştü bir süre sonra. galiba ramazan bayramıydı.

baba-oğul çok uzun süre yaşadılar. ama babacık ölümüyle fena sarsmıştı beni. o zaman lisedeydim. düşününce bir muhabbet kuşuna göre epey uzun yaşamış. ama öylesine kıvrak bir kuşu kafesin içinde bitkin, kanatlarının üzerine kapaklanmış halde yatarken görünce dayanamadım. ah babacık ah!

o öldüğünde yavru kuş da yavruluktan çıkmıştı zaten. kafesteki kuş sayısı uzun süre tek olmamıştı ama bizim de artık yeni bir kuş almaya niyetimiz yoktu. uzun zaman tek yaşadı o da, sonra biz almasak da birisi yine bakamayıp kardeşime bir kuş vermiş. kafeste onunla birlikteyken yavru kuş da ölmüştü. babası gibi uçamazdı ama beslediğimiz kuşlar arasında en gevezesi oydu.


sonrasında birkaç kuş daha geldi etraftan. hatta şimdi de kafeste iki tane var. ben eskisi gibi ilgilenmiyorum ama herbiri kendisini bir şekilde sevdiriyor bu hayvanların. ama hiçbirisi babacık gibi olamaz. o başka bir kuştu. vaşa vaşa
devamını gör...

çocuklarla girilen amansız diyaloglar

yetişkinlere "yetişememişiz" dedirten diyaloglardır.


-abi yıldızlar nasıl havada duruyolaar?
-bilmem, sence nasıl duruyolardır?
-onların yıldızları var ya onları mı çırpıyolar?
-hı?
-hani yıldızların yıldızları var ya, kanat gibi ya işte uff... onları çırparak duruyolardır.
-yıldızların yıldızı mı varmış?
-var ya abi hani köşelerinde.

*rakibi nakavt etmeye yönelik soru:

-tamam yıldızların yıldızları var çırpıyolar, ay nasıl duruyo havada? *
-uff abi ya, bi şeyi de bilmiyosun, onu da yıldızlar üflüyolaaar!*
devamını gör...

uluslararası türkçe olimpiyatları

ilki 2003 yılında düzenlenen ve bu yıl 15-30 haziran tarihleri arasında 9. su gerçekleştirilecek olan olimpiyatlardır. ilkine 17 ülkeden 62 öğrenci katılırken son yapılan 8. olimpiyatlara 120 ülkeden 750 öğrenci katılmıştır.

kim ne derse desin, kim ne iddia ederse etsin, nijer'li bir çocuktan uyandım sabah ile'yi ya da pakistanlı bir çocuktan bu adam benim babam' ı dinlemek herkesin hoşuna gider. buna karşı çıkanlar içlerine sorsunlar.

bugün sağı solu, yukarıyı aşağıyı birleştiren ender şeylerden biri türkçe olimpiyatları. bunu -samimi olsun veya olmasın- serdar ortaç' ın söylediklerine ya da mehmet ali birand' ın katılan öğrencileri programında ağırlayışına bakıp görebilirsiniz. kimse görmezden gelemiyor artık. tabiri caizse yemiyor görmezden gelmek, ya da itiraz etmek.

bunu emperyalizm olarak tanımlayacak olanlara da şimdiden selamlarımı yolluyorum.



edit: resmi sitesi http://www.turkceolimpiyatl...

söz konusu şarkılar için linkler:

http://www.cogitosozluk.net...

http://www.cogitosozluk.net...
devamını gör...

akbili biten adamın otobüste akbil isteme usulleri

usulü falan kalmadı bunun.

geçen gün durakta otobüs beklerken adamın biri benimle muhabbete başladı. "otobüs niye gecikti, bilmem ne sınavına geç kalıyorum" vs diye konuşup duruyor. nihayet otobüs gelmişti ki benden önce kapıya doğru yöneldi ve "benim yerime de bassana sen" deyip ilerledi otobüste. sınavı nasıl geçti acaba.
devamını gör...

fırat yılmaz çakıroğlu

kalleş köpekler tarafından öldürülen üniversite öğrencisi. savunduğu siyasi görüş itibariyle de bizim turnusolumuz. şayet sol görüşlü biri olsa malum gruplar ayağa kalkar, ak partili biri olsa ak gençler twitter'ı yıkardı. kimse acının rengi yok edebiyatı yapmasın, var işte anasını satayım.
devamını gör...

keşkül

osmanlı döneminde hindistan cevizinin oyulmasıyla elde edilen kapken, zamanla bu kabın içerisinde fakirlere dağıtılan tatlının adı olmuştur.

(bkz: keşkülüfukara)
devamını gör...

sevgili sözlük

sabah kalktım. valide hanım kahvaltı sofrasını hazırlarken ben de elimi yüzümü yıkamak üzere lavaboya gittim. aynaya şöyle bir baktım; ayna bana bidon kafalısın dedi. ben de eyvallah dedim. birden ellerim istemsiz olarak göbeğimi kaşımaya başladı, müdahale edemedim. n'olmuştu bana sabah sabah?
sofraya geçtim, kahvaltıyı bir başka yapıyordum bugün. köy peyniri vardı, bir güzel yedim. sonra anneme "okulu bırakıp çoban olmak istiyorum" dedim. annem hiçbir şey söylemedi.
birden tarihî olaylar aklıma geldi, bizans'a sempati duymaya başladım. anneme "bizim soyumuz heraklius' a mı dayanıyor?" diye sordum. annem yine bir şey söylemedi. ne desin kadın? ben de anlam veremiyordum kendime. "n'oluyo lan" dedim, "n' apıyorum ben?".
dayanamadım kalktım sofradan. sahi ya, oy vermeye gidecektim. gidip kullandım oyumu. ondan da bir şey anlamadım. sanki ezberlenmiş bir şey yaptım. sonra döndüm eve.
hâlâ kendime gelemedim sözlük, içimde salak olduğuma dair bir his var.
devamını gör...

öğretim üyesi yetiştirme programı

bu dönemin 2. ilanları yayınlandı, tercih işlemleri de bugün başladı. 1200 küsur kişilik kontenjan var. yüksek lisans yapıyor olmak şartlı ilan sayısı, geçenkine göre epey fazla. o sebeple puanların az biraz düşeceğini düşünüyorum.
devamını gör...

öğretim üyesi yetiştirme programı

programda zaten akademisyen olmanız için yabancı dil şartı aranıyor, ingilizce puanını alamadan yüksek lisansa başlayamıyorsunuz. öyp' nin çekiciliği de tam olarak bu: dil desteği ve devlet memurluğu.
devamını gör...

öğretim üyesi yetiştirme programı

öğretim üyesi eksiği bulunan devlet üniversitelerinin bu eksiğini gidermek amacıyla yök tarafından uygulanan bir program. kısaca "öyp" diye geçer.

üniversiteler, daha doğrusu devlet üniversiteleri iki yolla araştırma görevlisi ya da öğretim üyesi alırlar. birisi cari usül, diğeri de öyp' dir. cari usülde şartlar ve karar üniversiteye bağlıdır. öyp' de ise süreç merkezi yerleştirme sistemi mantığında işler.

öyp' de adaylar açılan kadrolara göre üniversite tercihlerini yaparlar. burada sıralama kriteri öyp puanıdır. bu puan, ales' in ilgilli alanından alınan puanın %50' si, okul başarı notunun yüzlük sistemdeki karşılığının %35' i ve yabancı dil puanının %15' i alınarak hesaplanır. burada ingilizce puanı olmasa bile başvuru yapılabilir. fakat kazanıldığında yüksek lisansa başlayabilmek için 2 yıl içerisinde üds ya da kpds' den 65 puan almanız istenir. bu süre zarfında ingilizce kursu masraflarınız da devlet tarafından karşılanır.

öyp' nin karşılığında ise, kaç yıl bu programda yer aldıysanız, doktoranızı tamamladığınızda o kadar yıl kadronuzun açıldığı, yani en başta tercih yaptığınız üniversitede görev yapmanız gerekir.



edit: 2012 yönetmeliğine göre ales %60, okul notu %25 ve dil puanı %15 etki ediyor.
devamını gör...

kurban kesimi iş paylaşımında ayak tutuculuğuna talip olmak

deri yüzülüp etler parçalandıktan sonra payları dağıtmakla nihayete erer. malumunuz birkaç ortaklı kurbanlarda, parçalanan etlerin ortaklara dağıtımı da önemlidir. burada önce göz kararı ayrılan hisseler, daha sonra tartılır. her ne kadar kilolar eşitlenmiş olsa da bir ok atma ya da random seçtirme gibi uygulamalar devreye girer. deri yüzülürken ayak tutan vatandaşa "arkanı dön" denilir ve sırayla "bu kimin" diye sorulur. o da rastgele pay sahiplerinin isimlerini söyler.

zor iş aslında.

devamını gör...

dokunmatik ekran kelimesindeki inanılmaz mantık hatası

bu zamana kadar dile getirilmemiş olması ilginç olan mantıksızlık. ecnebilerin touch screen dediği şeye biz dokunmatik ekran diyoruz. hadi ekran neyse de, dokunmatik ne? oradaki "matik" eki bende, "kendinden dokunmalı" çağrışımı yapıyor. yani sanki biz bir şey yapmıyoruz da o ekran kendi kendine dokunup meseleyi hallediyormuş gibi. hiçbir şey bilmiyorsan git temaslı ekran koy adını. ne güzel. adam gibi bir isim koyamamışlar. bak aklıma geldikçe sinirleniyorum.
devamını gör...

ahmet turan alkan

"siyaset; en zorlu ibâdet" başlıklı son yazısında, "ümerâmızın çoğu, ömer (ra) olmak yerine muaviyeliği seçtiler" şeklinde bir cümlesi var. ilk kez bir yazısını okurken bu kadar rahatsız oldum. bahsettiği meselelerde osmanlı mukayesesi yapsa acaba fikirlerinde bir değişiklik olur mu, yoksa aynılarını osmanlı için de düşünür mü merak ediyorum. neticede osmanlıda da saltanat anlayışı vardı. yer geldiğinde tahtın talibi öldü ya da öldürdü. bilmiyorum, bu konuda hiç yazmasaymış daha iyiymiş.

http://www.zaman.com.tr/ahm...
devamını gör...

fahrettin fahrenheit

-derviche moderne: (yaklaşık olarak) bunun şimdi bu kadar olduğuna bakmayın, 2011'de bu kadarcıktı (eliyle tarif ediyor)
-fahrettin fahrenheit: 2011'de de senden uzundum
devamını gör...

a bittersweet life

mafya temalı 2005 yapımı güney kore filmi. orjinal adı dalkomhan insaeng.kendi listemde ilk 10' da bulunmakla beraber kore sinemasını takip edenlerce de sevilen bir filmdir. aşağıda hafiften anlatacağım.

--! spoiler !--

mafya babası, onun sevgilisi ve en sadık adamı. yok hayır, en sadık adamıyla sevgilisi arasında bir şey olmuyor. mafya babası sevgilisinden şüphelenip sadık adamıbı peşine takıyor. bundan sonraki süreç farklı gelişiyor. konu sıradan gibi gelse de film güzel. gayet güzel.

--! spoiler !--
devamını gör...

trafikte dörtlülerin yeri ve önemi

ehliyet kurslarında okutulması gereken derslerden bir tanesi.

trafiğin vazgeçilmez parçalarından biridir dörtlüler. trafiğin olduğu kadar gündelik hayatın da bir parçasıdır. mesela güney koreli bilim adamlarının 2003 bebek üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, dörtlülerin yanıp sönerken arabanın içerisinde çıkardığı o çıt çıt sesi bir bebek üzerinde anne ninnisinden daha tesirliymiş. o derece etkili yani dörtlüler... kimi zaman öndeki aracı takip eden takipçi aracın, kimi zaman "iftara yetişmem lazım diyen" trafikteki tek niyetli aracın, kimi zamansa acemi sürücülü bahtsız aracın derdini anlatma yöntemidir. hayatımızda böylesine yer edinen bir şeyin ders olarak okutulması, üzerine tezler yazılması gerekir.

(bkz: dörtlü 101)

önemini toplum olarak iyi anlamışız da yeri noktasında sıkıntılarımız var. nerde yakılır nerde yakılmaz tam olarak kestiremiyoruz.
devamını gör...

bu acı geçiyor mu

bu acı geçiyo mu ya da bu acı geçiyor mu. gündelik hayatta sorulabilecek basit bir soru.

ya da basit değil. biz bunu ismail abi' den duyunca canımız yandı. o sahne benim karşılaştığım en gerçekçi dizi sahnesiydi. serkan keskin o "konuşsa ağlayacak" rolünü mükemmel bir şekilde yapmış. hatta bence rol değil, orada gerçekten konuşsa ağlayacakmış gibi.

-gitti işte... sanki böyle... buram acıyo gibi ha... buram sanki... sanki buram çok acıyo gibi oldu şimdi... bu acı geçiyo mu?

http://www.cogitosozluk.net...
devamını gör...

uç isterken kalemin tepesine sürekli basmak

bir mucize olur da kalemden uç çıkarsa etrafa dönüp "vermezseniz vermeyin ulan, zaten ucum varmış" demek için yapılır. karşı taraf da bunu "gerçekten ucu bitmiş bak, basıyor ama çıkmıyor" diye anlar. roller değişse de anlamlar değişmez.
devamını gör...

posta kutusundaki mızıka

"sevgili dost

güneş doğdu. artık yıldızları ceplerimizde bile saklayamayız. şeytanın hantal elleri boğazımızdan koptu. artık tutsak olamayız."

devamını gör...