.

.
(Yazar)

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 4004.65
  • Kayıt: 2011-04-20 20:37:00
  • En son giriş: 2017-12-29 14:20:41
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 5
  • Girilen Aktif Tanım: 1534
  • Açılan Başlık Sayısı: 203
  • Beğendiği Tanım Sayısı: 3221
  • Beğenmediği Tanım Sayısı: 129
  • Tanım Beğenilme Sayısı: 3657
  • Tanım Beğenilmeme Sayısı: 132
  • Tanım Favorilenme Sayısı: 16

. - tüm tanımları

park

katledilen doğadan katle katkıda bulunanlara verilen bir avuç rüşvet. yuvaları yok olmuş güvercinlerin, vicdanlarını kandırmak isteyenler tarafından yemlendikleri sürrealist şehir tablolarıdır.
|

kurtuluş savaşı'nda dindarların hiç rol oynamaması

Allah aşkına ne fuzuli bir başlık ve tartışmadır. savaş bitince birbirimizi en az yüz yıl yemeliyiz diye bir antlaşma da yapmış mıydık? kim ne uğruna savaştıysa kendisine savaştan kalan odur. savaşmış şehit olmuş insanların ardından yapılacak tartışmalar bu basitliğe indirgenmiş olamaz.
|

kuğulu park

bir yerin bir madde, nesne ya da canlı ile anılabilmesi için üç* sayısı yeterli ise kuğulu olan; kişi başı bir metrekareden az olan yerler çevre unsuru sayılıyorsa park kabul edilebilecek "güzide" alandır.
|

rabbim ve milletim beni affetsin kandırıldım

arkadaş güveniyorum ben, ak partinin içindeki fetöcülerin temizlenmemiş olduğunu düşünmeme rağmen, erdoğan'ın müslüman kimliğine güveniyorum. bu sözü söylemiş olması onu sorumsuz kılmıyor. ancak herşeyden de sorumlu tutulmamalı. gönül isterdi ki kanmasaydı. ben kanmadım ama on beş temmuz gecesine kadar da ne yapabileceklerini kestiremiyordum. bence o da kestiremedi ama bu da ona yakışmadı.
|

hiçbir cemaate tarikata bağlı olmayan müslüman

cemaatler islam dininin temsilci halkalarıdır. cemaat olmak müslüman için üstünlük değil sorumluluktur. ve bir cemaat ya da tarikat ancak kur-an ve sünnetten ayrılmadığı sürece hak olarak kalır. müslümanların çoğunun fıtratına uygun bir hak topluluk vardır. kendine hiçbir topluluğun uygun olmadığını düşünenler islamı kur-an ve sünnet çerçevesinde yaşadığı sürece hak yolda ilerleyenler olacaklardır. başlığın muhatabı müslüman budur.
|

evlisin sonuçta ne kadar entelektüel olabilirsin ki

evlenmese sanki büyük bir entelektüel olarak anılacağını sanmanın ifadesi. bekar pervasızlığının gölgesinde kitaplardan edinilecek birikim, evlilik-çocuk sorumluluğunun getireceği yük ile birleşmediğinde pratiğe dönüşmeden unutulur gider. bütün büyük entelektüeller evliliği yaşamıştır.*
|

sözlük yazarlarının karalama defteri

kitaplarda ilham verici cümlelere rastlayıp birbirimize aktaracağımız yerde, sosyal medyada hiç okumadığımız kitaplardan aforizmaları, şiirleri hayretli sözcüklerle paylaşıyoruz.
|

kendi sırtına çıkmak

tam zamanlı çalışırken aynı zamanda yüksek lisans yapmaktır. bir üniversite okuyorken çift diploma sahibi olayım diye alakasız bir açıköğretim bölümü okumaktır. akşam vücut kendini dinlemeye bırakırken saatin onu göstermesine aldırış etmeden vücudu fit tutmak için koşu bandını aşındırmaktır. en güzel sırta çıkma durumu elin ensede kumandanın göbekte olduğu pozisyondur.
|

kadının çalışması

hayatı dünyadan ibaret olan kadın için varolma sebebi olsa da, bu tercihi kadını bir özgürlük illüzyonunun içerisine hapseder. evde eşine karşı emir almamayı galibiyet olarak görüp, işyerinde değil eşinin, babasının dahi yapmadığı muameleyi patronundan, müdüründen görüp, ay sonunda bir akıllı telefon parasına denk maaşının hatırına sineye çeker.

çalışan kadın, kendi hayatını yaşama odaklıdır. çocuklarını unutur, kaliteli bir nesil yetiştiremez. çocuk yapmaktan da kaçınarak sonu emekliliğinin ötesine gidemeyen kısa geleceğini hedefler. çalışan kadın dünyanın sonu demektir.

evini, çocuğunu gözeten hanım ise hayırlı nesli yetiştirecek olandır. aldığı maaşın tamamını da verse evde çocuğuna kendi vereceği eğitimin yarısını dahi veremeyecek kalitesiz ve güvensiz ortamlara çocuğunu sokmaması gerektiğini bilir.*

kadın zamanını yaşayıp neslini kurutacağına, neslini yaşatıp geleceği kurtarmalıdır.
|

bayburt un dünyanın merkezi olduğu paralel evren

türk ırkının üstün olduğu gerçeğinin değişmeyeceği evrendir. dünyanın merkezinin neresi olduğunu bizim bulmamıza gerek yok çünkü dünyanın merkezi çorumdur, bayburttur. islamı yaşamamıza gerek yok çümkü islam galebe çalıcak ve tüm dünya biz islamın bayraktarlığını yaptığımız için bize biat edeöeöhh... la yeter yaa, kot pantolon bile bizden çıkmış. bizim dedelerimiz var yaa, olaylar olaylar. milletçe ismail abiyiz...
|

grup 84

gerçek adının sex and dirt olduğu iddia edilen grup. dolaşımdaki bilgi kirliliğinin yalancısıyım.
|

yazılımcımızdan ne istiyorsunuz

menü barı fixed istiyoruz. böylelikle uzun tanımları okuduğumuz sayfaların altından kaydırıp kaydırıp tekrar yukarı gelmek zorunda kalmadan başlık değiştirebiliriz ya da sağ alta sayfanın en üstüne aniden çıkmayı sağlayan çapa tuşu olabilir.

bir de yakın twitter lite gibi uygulama geliştirmeye ihtiyaç duymadan dünya sözlük lite uygulaması yapabilir, ekranda dünya sözlük ikonu ile tadından yenmez.
|

cizvit tarikatı

gülen cemaati ile benzerliği şaşırtıcı olan tarikat. 17-25 aralık öncesi böyle birşey söyleyen kim olsa ağzını burnunu kırardık, bugün şaşırmıyoruz ki sonradan sözlükten de bu benzerliği fark eden başka arkadaşlar da olmuş.

aşağıda göreceğiniz cizvit kelimelerinin her birini fetö ile değiştirerek okuduğunuzda paragrafın anlamının bozulmadığını, aksine gündeme dair bazı soru işaretlerinin de anlam kazandığını göreceksiniz

--- alıntı ---

cizvitler, isa tarikatı (latince: societas ıesu) adıyla anılan bir hıristiyan tarikatı. hıristiyan olmuş eski bir ispanyol askeri olan ıgnacio de loyola (aziz loyolalı ignatiyos, s.j.) tarafından 1534'de kurulmuştur. başlıca yoğunlaştıkları alanlar misyonerlik ve eğitim kurumları açmaktır. türkiye'de "isa'nın askerleri" adıyla bilinir, üyelerine "cizvit" denir.

cizvitlerin benzer tarikatlardan en önemli farkının örgüt yapısında olduğu görülür. tarikat üyeleri her zaman göze batmadan her türlü toplum içerisinde, o toplumun insanları ile aynı düzeyde ve uyum içerisinde yaşarlardı. tarikat, ilk gününden itibaren kısa vadeli hedefler yerine hep uzun vadeli hedeflere yönelmiş ve özellikle insana yatırım yapmıştır. gerçekten de insana yapılan yatırımlar sayesinde cizvit tarikatı çok kısa sürede avrupa'nın en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline gelmiştir.

açtıkları eğitim kurumları, vatikan'dan aldıkları destek, misyonerlik faaliyetleri ve dünya çapındaki yaygın örgütlenme ağı ile katolik roma kilisesini desteklemiş, reformasyon ve protestanlığa karşı bir muhalefet oluşturmuş olup etkin oldukları dönemde; hükümetleri, din ve devlet adamlarını, aydın ve entelektüel çevreleri etkileri altına almayı başarmışlardır.

general claudia acquaviva (1543-1615) tarafından 1599 yılında cemaat için bastırılan ünlü çalışma planı (ratio studiorum), topluluğun 1773’te yasaklanmasına dek cizvit tarikatının eğitiminde resmi kılavuz olmuş; eserin basıldığı dönemde faal olan cizvit okullarının sayısı üç yüze ulaşmıştır.

bu tarikata mensup rahipler isimlerinin sonuna s.j. (societas jesu) ekleme hakkına sahip olurlar. cizvit tarikatı ilk kurulduğu zamanlarda roma katolik kilisesinin fevkalade olumsuz tepkisiyle karşılaşmış ve kabul görmemişti. ancak cizvitler, kısa süre içerisinde protestanlara ve anglikan mezhebine karşı sert tutumları ve bunlar aleyhine yaptıkları çalışmalar nedeniyle kilisenin bu menfi yaklaşımını tersine çevirerek papalığın beğenisini kazandılar. bu beğeni, kilise'nin tarikatı açıktan desteklemeye başlaması ile ilk meyvelerini verdi, alınan destek sayesinde tarikat kısa sürede hem ekonomik hem de politik olarak büyük güç kazandı. bu dönemde cizvitler, kilise'ye hoş görünmek için özellikle aforoz edilenlere karşı çok acımasız oldular.

tarikata kabul edilen herkes mutlaka uzun ve ayrıntılı eğitimlerden geçirilir, ancak başarılı görülenler tarikatın fikir ve ideallerini öğrenebilirlerdi. cizvitler, özellikle fakir ve yetenekli gençlere, kurdukları ya da destekledikleri özel okullar aracılığı ile çok iyi bir eğitim verdirirlerdi. fransa, clermont'ta bulunan cizvit koleji döneminin en iyi okuluydu. cizvitler fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile karşılaştıklarında asla açıkça kavgaya girmezler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratırlardı. özellikle sahip oldukları iyi eğitimli genç üyeleri sayesinde karşıt oldukları kurum ya da topluluğun içine sızarak kendi ilke ve fikirlerini içerden aşılarlardı. bu şekil içerden yapılan baskı ile o kurum kısa süre içerisinde yıpratılır veya tamamen yozlaştırılırdı.

ayrıca cizvitler 1583 yılında istanbul'da bulunan st. benoit adlı bir fransız kurumu yönetimini de üstlenmişlerdi. 18 kasım 1583 tarihinde fransa kralı ııı. henri'nin isteği doğrultusunda papa xııı. gregorius, manastırı benedikten tarikatından alıp cizvit (jésuites) rahiplerine vermiş ve jules mancinelli'nin yönetiminde ikisi fransız ve ikisi italyan toplam dört cizvit rahip, kurumu devralmıştır

saint-benoît'da ilk eğitim kurumu, manastıra bağlı olarak yine cizvit rahiplerin girişimiyle 1583'de kurulmuştur. 1586 yılındaki veba salgını sırasında görevli cizvit'lerin tamamının ölmesi üzerinde okulu kapusen (capusins) rahipleri devralmıştır. ancak bu rahiplerden aziz joseph de leonessa'nın topkapı sarayı'na giderek sultan ııı. murad'a hıristiyan olma çağrısında bulunması üzerine, kapusen rahipler tutuklanıp sınırdışı edilmişlerdir. bu nedenle okul kapanma tehlikesi yaşamış, ancak cizvitler kısa süre sonra okula geri dönerek kurumu yaşatmayı başarmışlardır. saint-benoît bu dönemde, osmanlı topraklarındaki cizvit faaliyetlerinin merkezi (maison-mère) olmuştur.

18. yüzyıla gelindiğinde cizvit tarikatı öyle bir hal almıştı ki hem avrupa'da ve hem de özellikle güney amerika'da her önemli noktada cizvitleri görmek mümkündü. cizvitler, uzakdoğu'da dahi etkin faaliyette bulunabiliyorlardı. ancak bu dönemde politik açıdan roma'da güçler dengesi kilise aleyhine dönmeye başlamıştı ve bu durum kilise yetkililerinin hiç hoşuna gitmiyordu. kilise azalan etkinliğini tekrar kazanmak ve yeniden güç odağı olabilmek için cizvitlerden kurtulmak ve onları ortadan kaldırmak istiyordu.

feshedilme ve yeniden yapılanma
papa xıv. clement, roma'dan yapılan 21 temmuz 1773 tarihli resmi bildiride cizvit tarikatının feshedildiğini ve dünyanın her yerinde roma kilisesi tarafından cizvitlere tanınmış olan tüm hak ve ayrıcalıkların kaldırıldığını ilan etti. yapılan duyuru şu şekildeydi:

"...adı geçen isa tarikatı'nın eskisi gibi yüksek faydalarını sağlayamaması üstünde düşünüldü...bu durum dahilinde ve uzun değerlendirmeler sonucunda, tarikat olarak sınıflandırılan topluluğun geleceğine: mevcut bilgimiz dahilinde ve papalık makamının gücü altında, adı geçen topluluğun feshi, ve bütün faaliyetlerinden mahrum bırakılması yönünde karar vermekteyiz. bu andan itibaren, ruhban sınıfından ihtiyatlı ve doğru ahlaka sahip olan bir üyesi, adı geçen oluşumların adının ebediyyen sonlandırılması ve feshinin sağlanması için başkanlık ve yöneticilik yapmak üzere seçilecektir. ..."
— ", papa xıv. clement

tarikat feshedildiğinde 22,589 cizvit, 49 eyalet, 669 kolej ve 3000'in üstünde misyonerleri ile faaliyet göstermekteydi. fesih süreci bütün ülkelerde yaşandı. prusya ve rusya, ıı. katerina'nın papalık bildirileri'nin uygulanmasını yasakladığı için tarikat, milyonlarca hristiyanın (ve birçok cizvit'in) yaşadığı bu bölgelerde faaliyetini sürdürmeye devam etti. bunun sonucu olarak vı. pius, tarikatın rusya ve polonya içinde faaliyetini sürdürmesi yönünde karar almak durumunda kaldı. bu karar sonucunda polonyalı stanislaus czerniewicz topluluğun önderi olarak seçildi. vıı. pius, fransa'daki esareti süresince cizvitlerin yeniden yapılanması üstüne yaptığı değerlendirmeler sonucunda 7 ağustos 1814 tarihli bildirisiyle tarikatın feshini geri aldı. bu kararı takiben yine bir polonyalı olan thaddeus brzozowski, 1805'te rusya'da seçilen topluluk lideri, uluslararası tanınırlık kazandı.

cizvitlerin 1814'de yeniden yapılandırılması ile topluluk büyük bir büyümeye uğradı. 19. yüzyılda, özellikle amerika'da hayli sayıda üniversite kuruldu ya da cizvitler tarafından yönetilmeye başlandı. isviçre'de 1848 sonderbund yenilgisinden sonra anayasa düzenlendi ve cizvitler sürgün edildi. bu sürgün ve yasak 20 mayıs 1973'deki anayasa değişikliği referandumu ile %54.9 oy alarak kaldırıldı.

21 şubat 2001 tarihinde papa ıı. jean paul, cizvit bir rahip, yazar, akademisyen, teolojist olan avery dulles, sj'ı katolik kilisesi'ne kardinal olarak atadı. 22 kitap ve 700 teoloji makalesinin yazarı kardinal dulles, 12 aralık 2008 tarihinde vefat etti. o tarihte katolik kilisesinde yer alan on cizvit kardinalden biriydi.

cizvit topluluğu halen faaliyetlerine devam etmektedir.

--- alıntı ---
|

bermekiler

abbasi devletinin meşhur vezirlerinin mensub olduğu aile. nevbahar budist tapınağı rahiplerinden olan "bermek" astronomi ve tıp ilimlerinde yetişmiş biri olarak hekimliğinden istifade edilmek adına şama götürülmüştü. burada müslüman olan oğlu hâlid abbasi devletinin kurulmasına öncülük etmiştir. bermekiler abbasi devletinin idaresinde ve yayılmasında, ziraat, sanat ve ticaretin gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

--- alıntı ---

halife harun reşid, bermek olan veziri cafer bin yahya ile birlikte, “saray’ın bahçesi”nde gezerken, canı “meyve” çekiyor... “elma”yı dalından koparmak için uzanıyor, ne var ki; “orta boylu” olduğu için, meyveye yetişemiyor!..

veziri yahya’ya diyor ki;

“omzuma çık, o meyveyi kopar ve bana ver!”

vezir “zayıf” olduğu için, “halife’nin omzuna” çıkıyor ve meyveyi koparıp, veriyor...

meyveyi yiyen halife harun reşid, “çok lezzetliymiş” diyor, “bana bahçıvanı çağırın... bu lezzetli meyveden dolayı onu ödüllendireceğim.”

zaten az ileride duran ve olan-biteni “hayretle” seyreden bahçıvan geliyor... halife, ona; “sana bir ödül vereceğim, dile benden ne dilersen” diyor...

bahçıvan diyor ki;

“sultanım, sizden bir tek isteğim olacak... bana, benim bermekî olmadığıma dair bir belge verir misiniz?”

halife şaşırıyor!..

“herkes devlet kademesinde görev almak için bir bermekî şeceresi uydururken, herkes bermekî olmaya can atarken, sen niye bermekî olmadığına dair belge istiyorsun ki?..

kaldı ki, sen bir bermekî’sin!.. bermekî olmaktan niye kaçınıyorsun?..”

“belge”yi almakta ısrar eden bahçıvan diyor ki; “evet, bir bermekî’yim... ama, madem ki, benden bir istekte bulunmamı istediniz... ben bu belgeyi istiyorum, başka da bir isteğim yok!”

halife harun reşid de; “madem ısrar ediyorsun, istediğin belgeyi vereceğim sana” diyor ve daha sonra da, o belgeyi veriyor bahçıvana...

aradan yıllar geçer...

halife harun reşid, yattığı “uyku”dan uyanır, “göz”leri açılır, “kulak”ları duymaya başlar...

“civar ülkelerden gelen uyarılar”ın ve “halktan yükselen tepki”lerin, hiç de yersiz olmadığını düşünmeye başlar!..

bermekîler ; halife harun reşid’in kendilerine beslediği “büyük güven ve yakın ilgi”yi “istismar” ederek, sadece “saray kademeleri”ni değil, “eyaletleri de kendi yandaşları ile yönetmeye” başlarlar!..

devletin her kademesini anlayacağınız bir “ur” gibi sarmışlar, en ücra yerlerine bile “kendi adamlarını”yerleştirmişlerdir!..

yattığı “derin uyku”dan uyanan halife, bermekîlerin “ bir devlet içinde devlet” kurmak için uğraştıklarını “ülkenin her yanını elegeçirdiklerini” ve “kendisini devredışı bıraktıklarını” fark edince, derhal emir verir:

“bermekîleri kılıçtan geçirin!..

yaşlılarını da zindana atın!”

emir, yerine getirilir!..bermekiler öldürülür.

peki, “bahçıvan”a ne olur?..

halife’nin emri üzerine, görevliler “bahçıvan”ın evine de giderler... ya kılıçtan geçirecekler, ya hapse atacaklardır!..

ama, bahçıvan; hemen, “bermekî olmadığına” dair, “halife imzalı belge”yi gösterir!..

“gördüğünüz gibi, ben bermekî değilim”der ve kellesini kurtarır!..

“kılıçtan geçirme ve zindana atma operasyonu” sona erince, harun reşid, son durumu öğrenmek için “kurmay”larını çağırır ve sorar;

“emrimi yerine getirdiniz mi?”

kurmaylar der ki;

“listedeki herkes; ya kılıçtan geçirildi, ya zindana atıldı... sadece bir adam kaldı... ama, ona dokunamadık, çünkü elinde sizin imzaladığınız bir belge vardı!”

halife; “hatırladım ben onu... onu bulun ve bana getirin” der...

bahçıvan huzuruna getirilince, harun reşid sorar adama;

“o gün, bermekî olmadığına dair, benden ısrarla belge istedin... ben de verdim... peki, bugünlerin geleceğini nereden anladın?”

bahçıvan der ki;

“sultanım; hani, o elmayı koparmak isterken, vezir, sizin omzunuza basmıştı ya... işte o an dedim ki; eyvah, bizim sonumuz geldi!”

harun reşid, araya girip; “ama ben söyledim omzuma basmasını” deyince, bahçıvan der ki;

“farketmez sultanım... sizin, sultan olarak, vezirinizin omzunuza basmasını istemeniz bir alicenaplıktır, büyüklüktür... siz istemiş olsanız bile, vezirinizin omzunuza basması ise; hem şımarıklık, hem hadbilmezlik, hem de küstahlıktır!..

sizin omzunuza basıp meyveyi koparmak yerine, pekâlâ beni çağırabilir ve benden isteyebilirdi!..

bir adam, vezir de olsa, sultanının omzuna basacak kadar cüretkâr ve hadbilmez olduysa, bunun sonu felâkettir!.. ben, işte o gün bu felâketi gördüm ve sizden o belgeyi istedim.”

evet, atalar ne demiş: "islâm'ın şartı beş ise altıncısı haddini bilmektir". zira, unutulmamalı ki, haddini aşanlara Allah eninde sonunda haddini bildiriyor!..hz ali cennet mekanı da unutmamak gerekiyor her şeyin affı olur ancak devlete ihanetin asla....

--- alıntı ---
|

kesnizani tarikatı

kürtçede "kimse bilmiyor" anlamına gelen ve saddam rejiminde çok yaygın olan tarikatla ilgili, doç. dr. ramazan kurdoğlu'nun "hollywood ve kabala'nın 13. havarisi evanjelizm" kitabında şöyle bahsediliyor:

abd ırak'a vurduğunda, ırak abd'ye adeta altın tepsi içinde teslim edilmişti.

herkes "esas savaş bağdat'ta olacak" derken bağdat savaşmadan teslim edilmişti. tarih 10 nisan 2003'ü gösteriyordu. teslimatı yapan, gerçekte ırak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen kesnizani tarikatıydı.

tarikat "körfez savaşı"ndan sonra saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler... hepsi tarikat "müritleriydi."

--- alıntı ---

son otuz yıla baktığımızda, yaşanan akıl tutulması 15 temmuz gecesi karşımıza, örgütlenmiş, ülke yönetimine el koymaya kalkabilecek güce erişmiş bir şer yapı olarak çıktı. toplumsal şok yaşadık. şok yavaş yavaş atlatılırken ortaya çıkan tablonun korkunçluğu, boyutu, ülkenin bütün kurumlarını örümcek ağı gibi saran bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu gördük. devlet içinde devlet oluşturmak için yıllardır gece gündüz demeden çalışmışlar. örgütlenme noktasında başarılı da olmuşlar.

bu duruma nasıl gelindiğini herkes biliyor ama alınması gereken tedbirler alınmıyor. kumpas davaları sürerken mağdur edilmiş insanlara destek amacıyla yurdun dört bir yanından silivri'ye gitmek isteyen insanları engellemek için otobüsleri arayıp "ceset torbası" yok diye yollarını kesen irade, devlet içinde devlet olmak için yıllarca yarı gizli, çoğu zaman açıkça yürüttüğü faaliyetleri güya görmemiş, hatta gördüğü halde göz yummuş, dolayısiyle zımnen destek olmuştur.

ülkedeki gelişmeleri izlerken ırak'ta 2003'de yaşananlar aklıma geldi. ramazan kurdoğlu'nun; "hollywood ve kabala'nın 13. havarisi evanjelizm (syf. 292-296)" adlı kitabından paylaşacağım bir bölüm türkiye'de olanları daha iyi anlamamıza yarayacaktır.

"abd ırak'a vurduğunda, ırak abd'ye adeta altın tepsi içinde teslim edilmişti. herkes "esas savaş bağdat'ta olacak" derken bağdat savaşmadan teslim edilmişti. tarih 10 nisan 2003'ü gösteriyordu. teslimatı yapan, gerçekte ırak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen kesnizani tarikatıydı. tarikat "körfez savaşı"ndan sonra saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler. hepsi tarikat "müridleri"ydi. kesnizani tarikatı, mossad ve cia tarafından saddam'ı içten yıkmak, ırak'ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.

saddam 33 yıllık diktatörlüğünde, birçok karşı ihtilal, suikast atlatmıştı. ancak "tarikatın" metodu hepsinden farklıydı. tarikatın "müridleri" saddamın en yakınında olanlardı. onun her hareketini, her adımını an be an tarikat şeyhinin oğlu nehru'ya aktarıyorlar, sonra da bilgiler kuş olup mossad ve cia istasyonlarına doğru uçuyordu. şeyh muhammed abdülkerim kesnizani, zikirden ziyade, siyasete meraklıydı. müridlerine de kur'an eğitimi yerine adını zikretmeden kabala öğretilerini /mistizmini anlatıyordu. kesnizani tarikatı, baba abdülkadir zamanı da dahil saddam'a bağlılıkta kusur etmiyordu. kürt, türkmen, arap rejim muhaliflerini anında baas parti istasyonlarına bildiriyordu. şeyh muhammed kitap yazmaktan da geri durmamıştı. tarikatın dönüşümü şeyh efendinin etrafındaki islam alimlerince, gerçekte mossad ajanı hahamlarca hızlandırılmıştı.

şeyh'in kitabı, kabala öğretilerini islam mistizmi adı altında imanlı müridlerin beyinlerine ve kalplerine ince ince enjekte etmek için başucu kitabı olarak kullanılmaktaydı. müridlere mossad'ın hahamlıktan tövbekar hocaları ders veriyordu. aslında tarikatın asıl hedefi ırak ordusuydu. öncelikle generaller ve subaylar keznizani tarikatının müridleri haline getirildiler. genelkurmay başkanı, genel askeri istihbarat başkanı, hava kuvvetleri komutanı, hepsi şeyh muhammed abdülkerim kesnizani'nin ayağını öperek müridler arasına girmişti. ırak'ın acımasız el-muhaberat'ının sivil-asker elemanları da tarikatın müridleri olmuşlardı. müridler arasında bir isim vardı ki, saddam'dan sonra baas'ın en kudretlisiydi: ibrahim izzet el duri. duri bütün karanlık odaklarla ilişki kuruyor, saddam'ın bütün pis işlerini organize ediyordu. duri şeyhin ayağını öpenler arasına çoktan dahil edilmişti.

öte yandan saddam'ın karısı sacide hayrullah, saddam'ın kardeşleri vatban ve barzan ile oğul uday da müridler arasındaydı. birinci körfez savaşında baba bush, bağdat'ın işgali reddetmişti. israil bu duruma çok bozuldu. ırak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı. gözüne kestirdiği kürt tarikatı kesnizani'lik üzerinden ırak'ın islami hayatını da kontrol altına alacaktı. mossad kesnizani tarikatının önde gelenleriyle muhtelif yollardan temasa geçti ve ilişkileri hızla geliştirdi. ırak devleti'nin mekanizması içinde yer alanlar, medya mensupları uhrevi yollardan ikna edilemezlerse mossad'ın cömertçe tarikata aktardığı dolarlarla ikna ediliyor, mürid yapılıyordu. saddam'ın yatak odası dahil, istihbaratçı müridlerden derlenen bilgiler oğul nehru'da toplanıyor, nehru'da bunları mossad'a aktarıyordu. artık saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden kesnizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla mossad anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu. tarikatın içine mossad iyice yerleşmişti. şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti. kısaca, güneyde şii müslümanlar kuzeyde ise türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil araplar, kürtler ile ırak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar kesnizani tarikatı kullanarak mossad ve cia tarafından devşirilmişler ve psikolojik harbin kurbanı olmuşlardı. saddam en yakınlarının bile tarikat tarafından mürid yapıldığını, her hareketinin cia ve mossad'a ulaştırıldığını fark ettiğinde iş işten geçmişti.

amerika, ingiliz birlikleri ırak'a saldırdılar. güneyde müthiş bir dirençle karşılaştılar. dünya medyası, bu arada türk medyası, akademisyen, emekli asker, strateji uzmanları asıl savaşın bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı. halbuki bağdat ve çevresi saddam'ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden amerikan askerlerine teslim ediliverecekti. niçin böyle olmuştu?tarikat yoluyla ırak devlet mekanizması devşirilmişti. şeyh muhammed müridlerine amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti. şeyhin emrindeki mürid generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine şeyh muhammed'in emrine uydular. bu arada izzet el duri de boş durmamış, bağdat'ın kuzeyini de o teslim etmişti amerikalılara. şeyhin isteğinde mutlaka bir keramet vardı. bağdat bağdat olalı böyle bir şerefszilik görmemişti."

--- http://www.medyagunlugu.com... ---
|

primitive technology

ilkel koşullarda nasıl hayatta kalınabileceğini, aletsiz olarak bir evin temelden çatısına kadar nasıl tasarlanıp yapılabileceğini gösteren youtube kanalı. kapı, kiremit, fırın, ısıtma sistemi Allah ne verdiyse yapıyor adam.



bunu izleyip heveslenenler böyle bir şey yapmaya girişebilirler mi bilmiyorum. gerçi ateş yakma evresinde bile akşam kurda kuşa yem olmak var. üstünü kirletmek istemeyen minecraft oynasın.
|

lazanya

kıymalı kısmının lezzetli olmasına makarna hamurundan kat kat yapılmış katmanlar oldukça ağırdır. bir dilimden sonrası tüm midenizin kaskatı kesilmesine sebep olabilir. o kadar da "yenilir yutulur cinsten değil"* yani.
|

yavaşla

"bu dünyadan bir defa geçeceksin" özdeyişi ile timaş yayınlarından çıkan prof. dr. m. kemal sayar kitabı. kişisel gelişim modasının oluşturduğu telkin kirliliğine karşı, hız ve haz endeksli modernist öğretilere karşı dinginliği yakalama ve zamanın muhtemel iç bunalımlarına ışık tutma adına derlenmiş rehber niteliğinde bir kitap. şiddetle tavsiye olunur.

"içinde bulunduğumuz çağ, ‘şimdi’yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey gelecek için yapılıyor. aynı anda o kadar çok şey yapıyoruz ki insani ilişkilerimiz gün içinde hallediliveren işlerden sadece biri haline geliyor. ebeveyn olmanın önemi kariyer sahibi olmanın karşısında güç kaybediyor. işkoliklik, kendine sevdalanmanın değişik bir örneği olarak genç profesyoneller arasında yükseliyor. hayatın ritimlerini pazarın ritimlerine ayarlayan, ancak paraya tahvil edilebilen değerlere önem atfeden yeni bir benlik, küresel rüzgârla birlikte dünyaya yayılıyor.

zamandan yana sıkışıklık, modern insanın kendisine kurduğu büyük tuzaklardan birisi. zaman hastalığı daha derin, varoluşsal hastalığın bir habercisi. tükenmişliğin son demlerindeki insanlar, kendi mutsuzluklarından kaçmak için daha da hızlanıyorlar. fakat hız bizi uyuşturuyor. artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. aslında bütün varlığımızla hiçbir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız. hızlandıkça zaman kazanmıyor, sadece parçalanıyoruz. "

http://www.timas.com.tr/ima...
http://www.timas.com.tr/kit...
|

kendine zaman ayırmak

zamanın yoruculuğu ya da tekdüzeliğin sıkıcılığını unutma amacı ile aile, iş ya da herhangi bir sorumluluğun karşısına konulan geneli haz içeren eylemler bütünü. en büyük amaç kafa dağıtmak olarak tarif olunsa da, baskılanmış hisler eğlenti ve oyalanmalar ile doyrulmaya çalışılır.

kendine vakit ayırmanın tanımı günümüz insanı için duygu durumu üzerine düşünüp iç dünyasına ilişkin sıkıntıları sakin kafa ile onarmaya çalışma ve dinginliği yakalama çabası yerine gürültülü sosyal etkinliklere katılmak, akdeniz sahillerinde her anı eğlence ile doldurmak, evde televizyon karşısında pijamalarla saatler geçirmek, akıllı telefon oyunları ile oynamak, yemek içmek veya her ne olursa olsun özü kendini kendini oyalamaktan, düşünmekten kaçmaktan ibaret olan durumlara sokmak oldu. bunun en büyük müsebbibi bizler, zihninin odacıklarını da kendi evinde yaptığı gibi miskinlik mekanlarına çevirip, kendine ayna tutmak yerine mevcut hatayı batının içimize soktuğu teknolojik aletlere ve o aletler ile gelen adetlere yükledik.

tefekkür yalnızca alimlerin yapabileceği çok eskilerden kalma bir efsane artık.

düşünüp yazmak ancak 140 karakter.

dinginlik diye bir duygu durumu yok artık.

*
|

sözlük yazarlarının koleksiyonları

açılmayan antep fıstığı koleksiyonum var. öğrenci evinde kaldığım dönemde yediğim antep fıstıklarının açılmayanlarını kanepenin kolunun arasına ata ata bir gün baktım ki kendiliğinden oluşan bir koleksiyonum olmuş. sonra işte okul bitince eve dönerken yapamadım, kıyamadım atmaya. şimdi hala fıstık yedikçe çıkan namussuz kapalı kabukları biriktiriyorum. naapiyim belki bir gün ben de anılacak bir şeye sahip olmuş olurum.
|

yeni zaman

yeni de olsa eski de kalsa artık kimse tarafından sahiplenilmeyecek gazete. ancak posta ya da takvim eş değerinde içerikler sayesinde berber ve kıraathane masalarından tirajını artırabilir.
|

29 mayıs 2016 fetih şöleni

dini bayramlar dışında içinde dini duyguları da barındıran milletçe hissettiğimiz bir gün dahi var mı? hadiste anılmış bir memleketin vatandaşlarının, hadise nail olmuş olmuş atasını anmaması, bir çağ açıp bir çağ kapayan geçmişini bayram havasında kutlamaması büyük eksiklikti. inşaallah her sene daha gösterişli yapılır ve her sene katlanarak daha yoğun katılımlı, daha idrak edilmiş geçer ve fetih bayramı olarak kutlanılır.
|

yer yön duygusu olmayan insanlar

yer yön "algısı" olmayan insanları anlayabilirim ama yer yön denilen şey bir insanın duygularında nasıl yer ediyor anlayabilmiş değilim. metrodan yanlış tarafa çıkınca gelen hüzünle mi, gireceği dükkanı geçtiğini anlayınca bir şey unutmuş gibi yaparak geri dönmenin yaşattığı şaşkınlıkla mı yoksa girdiği pasajdan çıkarken geldiği yoldan geri döndüğünü yüz metre sonra anlayan insanın dramı mı bu algıya duygu dedirtiyor anlayabilmiş değilim.*
|

ekşi sözlükteki dinsiz oranı

kimseyi özellikle de müslümanı ilgilendirmeyen durum. bir grubun içinde başka bir grubun inancını tartmaya çalışmanın kime ne faydası dokunabilir? çözüm olarak bir irşad çalışması mı yapılacak? islam üzere olsunlar diye dua mı edilecek? ya da en azından bu istatistiğin bize ne faydası olacak? müslümanın çenesini, kalemini, zihnini yormaya bire bir mevzular bunlar.
|

survivor 2016 sigara mevzusu

çıplaklık ve bakımlı hanzoluk dışında oyunlarının ben bilmem eşim bilirdeki bardakla top yakalamacadan pek farkı olmayan bir yarışmada tartışmaya bile gerek olmayacak bir mevzudur. survivor deyince man vs wild tarzında birşey bekliyorsun ama buradaki oyunlar çocukken evde ya da mahallede oynanan oyunlar gibi. sigara içilmiiş içilmemiş kime ne!
|

fatma betül sayan kaya

bir zamanlar dr.nikon mahlaslı kardeşimiz bir arkadaşı hakkında şöyle bir tanım yapmıştı: #339850

tanımı okuduktan sonra anlattığı bayanın kariyerine hayran kalmamak elde değil tabii. o zamanlar bu başarılı hanımefendinin, azmi ile aklımda uzun bir süre yer ettiğini hatırlıyorum.

az önce ekşi sözlükte fatma sayan kaya ile ilgili tanımadan gömenlerin tanımlarını okurken birkaç tanım altta hakkında geçmişinden dolayı mecburen olumlu şeyler yazmak zorunda olduklarından bilkent elektrik-elektronik ve cerrahpaşa tıp mezunu olduğunu öğrenince, yıllar önce hakkında bir şeyler okumuş olabileceğim geldi hatırıma. işsizliğim sağ olsun bakıp hemen buluverdim ilgili tanımı. belki tanımıyordum ama böylece tasdik etmek bana kendisi hakkında büyük bir güven hissi verdi.

bakıyorum da şimdi aradan dört yıl geçmiş, benim hiç tanımadığım halde hayranlık duyduğum bu insan şu dört yıl içerisinde hayallerini gerçekleştirmeyi başarmış. ve daha göreve başlamadan linç girişimlerine maruz kalmış bile:

http://haber.sol.org.tr/top...

bu hanım ne ekşisözlük yazarlarının ne de sol gazetesinin yazdıkları yersiz aşağılayıcı ifadeleri hak ediyor. şimdi sadece kariyerine bakarak konuşacak olsak bile bu kadının sıktığı taşın suyunu çıkardığı besbelli. umarım aile ve sosyal politikalar bakanlığı kendisi için isabet olmuştur. hayırlı olsun, ileride daha iyi taşıyabileceği bir emaneti alması dileğiyle. bakalım kariyerini icraatlerinde etkin kullanabilecek mi? takipteyiz.
|

trt world

türkiyeyi yakından ilgilendiren bazı haberlerin de ulusal ajanslardan çok önce verilebildiği haber kanalı. ayrıca günlük takip ingilizce pekiştirmek için bire bir.
|

dünyevi mecmua 3. sayı

neredeyse tamamını okudum. sözlükteki fikirlerin, muhabbet ortamının, seviyenin bir nevi yansımasını taşıyan bir buket, somut bir netice olmuş. kendini okuttuğunu ve okurken yazılardan tasarımına bolca emek sarf edildiğini hissettirdiğini söyleyebilirim.
|

4.5g

--- alıntı ---

cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, dünyanın şu an 5g'yi konuştuğunu belirterek, "4g ile zaman kaybetmemize gerek yok. iki yıl içerisinde türkiye de 5g'ye geçmeli. aksi takdirde türkiye adeta 4g'li bir çöplük haline döner"

--- http://www.dunya.com/politi... ---

4.5g arada kalmış bir teknolojinin adıdır. bu mükemmel öneriyi kim sundu bilmiyoruz ama şu üstteki söz sarf edildikten sonra hiçbir operatör de çıkıp "bu teknoloji 4g dir, adı böyle kalacak" diyemedi. ne 4 kalabildi, ne 5 olabildi. sanıyorum gsm operatörleri ile danışmanlar kafa kafaya verip teknoloji üretmeye çalışmaktan çok daha kolay bu mükemmel ara çözümü ürettiler.
|