.

.
(Yazar)

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 4004.65
  • Kayıt: 2011-04-20 20:37:00
  • En son giriş: 2017-12-29 14:20:41
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 5
  • Girilen Aktif Tanım: 1534
  • Açılan Başlık Sayısı: 203
  • Beğendiği Tanım Sayısı: 3221
  • Beğenmediği Tanım Sayısı: 129
  • Tanım Beğenilme Sayısı: 3657
  • Tanım Beğenilmeme Sayısı: 132
  • Tanım Favorilenme Sayısı: 16

. - en beğenilen tanımları

maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi

herkesin ihtiyaçları farklıdır bi kere arkadaşım, banane maslow'dan dediğim falancanın ihtiyaçlar hiyerarşisidir. mesela ben okulu bitireyim ilk maaşımla bir karavan alıp içinde yaşayacağım. sonra uydu internet taktırıp freelance wep tasarım yapacağım. akşamları kadıköy'e çekip önünde obua çalarak topladığım paralarla mor çatıya bağışta bulunacağım felan fişman..

standart fani türk erkeğinin ihtiyaçları ve primat kafasındaki kısır piramit ise şöyledir.

................................oku
...............................iş bul
.............................askerlik
...........................kız bulmak
.......................düğün yapmak
....................araba sahibi olmak
..................krediye girip ev almak
................emeklilik için yazlık almak
........dünya işlerini terk edip hacca gitmek
yeter azrail, bu pramit çok büyük oldu öleyim artık.
|

bir kasiyer hassasiyeti olarak şifre girilirken pos cihazına bakmamak

beden dilini etkin kullanma seminerini başarıyla tamamlamış olan kasiyer ablalarımızın, pos cihazının numaratörünü 45 derecelik açıyla müşteriye uzattığı anda kafasını kol ekseniyle 180 lik açı yapacak şekilde arka yöne çevirerek, önünde birikmiş şüpheci müşteri topluluğuna geniş bir kol-baş polarizasyonu kompozisyonu sayesinde mağaza ile müşteri arasında yüksek güvenilirlikli bir ilişkinin temellerini attığı gibi tango kursu almaya da ne denli yatkın olduğunu göstermektedir.
|

500t

kış aylarında maltepe civarında bindiğimde* kokusundan bostancı'ya kadar dayanamayıp indiğim; boş yer bulma imkanları varken, romen vatandaşları yine ortadaki boş alana heybeyi yığmış yatarken gördüğüm; oturanların yüzde doksanının uyuduğu; ortaya mısırcı, sucu, wc, yemekhane açılsa tutacak dediğim; adının 'h1n1' olarak değiştirilmesini beklediğim;* kavacık-kozyatağı arası makaslayarak uçup tuzlaya kadar sürünerek giden; kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela, her nesilden, çeşit çeşit insanların bindiği; hergün türlü garipliklere sahne olan (bkz: insan konservesi)
|

dünya sözlük yazarlarının iz bırakan okul anıları

şu üç harfli vatandaşlar ilkokulda hep gerilim konusu olur ya..

ilkokul bir olmadı ikinci sınıftayız. olay o noktaya nasıl geldi hatırlayamam ama en sonunda atatürk'ün gözünde cin olduğuna inanmıştık. bir gün, on dakikalık tenefüs arasında sınıftaki herkese: 'atatürk'ün gözünde cin varmış' lafını kulaktan kulağa yaydık ve 8 yaşında olmanın verdiği enerjiyle birden atatürk heykelini taşlayarak cinleri kışkışlayacağımızı düşündük. tenefüste tüm sınıf organize bi şekilde başladık atatürk'ün kocaman büstünü taşlamaya. sanki şeytan taşlıyoruz ama bir tavaf eksik. teneffüs bitmiş tüm okul sınıflarına girmiş bi tek bizim sınıf var gücüyle atatürk'ü taşlıyor. müdür yardımcısının bağırışları öğretmenlerin çağırışları sonucu olay kısa sürede yatıştırılmıştı. iyi ki o zamanlar irtica pek de gündemde değildi. bu da böyle bir anımdır işte..
|
7. (Tematik)

yetim tanımlar

dönemin son dersi.. ve en önde oturuyorum.. tam hocanın burnunun dibinde..

aşırı derecede yorgunum.. başım öne doğru düşüyor ve o anda su içmek geliyor aklıma..

alıyorum şişeyi elime.. dünya üzerinde benden başka var mıdır tam da su içecekken uyuya kalan bilmiyorum.

ve o arada uyuya kalıyorum...

elimdeki şişe kucağıma düşüyor ve içindeki su arkadaşımın üzerine boca oluyor...

en öne kimse anlamıyor ne olduğunu.. hoca gülmekten kopmuş bana bakıyor..

bense tüm sınıfa ilan ediyorum.. "uyuyakaldım!"

tabi ondan sonra herkes yıkılıyor..

arkadan "su içerken uyumuş mu ahahahah" sesleri..

-hocam yeter uyudum bile. bitirelim artık dersi.. hoca da dersi bitiriyor sagolsun.. *
|
8. (Tematik)

yetim tanımlar

cogito sözlük olmadan önce çok değişik bi insandım ben. yalnız ve asosyal takılıyordum. mesela dişlerimi fırçalarken aklıma komik bir şey geldiğinde birden aynaya bakarak gülmeye başlıyordum. sonra öyle çok çirkin olduğumu fark edip yüzümü buruşturuyordum. mesela yolda yürürken aklıma esprili bir şey geldiğinde kendimi tutmaz gülerdim. bazen karşıdan gelen adamlar onlara bakıp güldüğümü sanıyordu heralde ki bana dik dik bakıyorlardı. ben de hemen yüzümü iyice gerip gülmüyormuş da bi sıkıntısı varmış havası veriyordum. bi gün beni görüp gülen biri oldu. yüzümdeki sırıtmayı eksik etmeden "bi dakka bakar mısın birader, aklıma komik bişey geldi de seninle paylaşabilir miyim?" diye sordum. "öveve öve öve veee" diye cevapladı beni. deli miydi, yoksa benimle dalga mı geçmişti anlayamadım. ben de boynumu büküp devam ettim yoluma. sonradan çok düşündüm ama olayın etkisiyle espriyi bir türlü hatırlayamamıştım. her neyse.. artık hiç bir şey eskisi gibi değil. en azından birileri bunları okuyor. biliyorum bunu çünkü üstte yazıyor kocaman. hepinizi seviyorum. ..
|

nuray canan bezirgan

stv'den "provokator" damgası yemişti bir aralar. ben de okuldaki atatürkçü vatandaşlar kendisinden bahsedince "onlar provakatormüş yeaa" deyip kendisinin hakkına girmiştim. bulup helallik dilemek isterim.

sonradan anladık ki hiç de stv nin dediği gibi değilmiş.* davası uğruna çocuğunu düşürmüş bir hanımdır o. gerçekten gözümdeki müslüman bayan profili o'dur.

eli öpülesidir..
|

namazda akla gelenler

subhaneke, euzu besmele, fatiha, tüh la ayakkapları sağlam yere koymadık, *, zammı sure, alluhekber, subhane rabbiyel azim, çorap ta delikmiş ya la, *, semiallahu limen hamideh, ikinci rekattamıyım birincide mi?, rabbena lekel hamd, Allahuekber, subhane rabbiyel ala, Allahuekber, derse gitmesem mi ya, *, Allahuekber, subhanerabbiyel ala, çabuk la çabuk kaçıncı rekattayım ben...

*(bkz: namazda akılda olması gerekenler)*
|

berkin elvan

2009da iett otobüsüne molotoflu saldırı yüzünden bir ay komada kalıp ölen liseli bir kız var. sahi adı neydi onun? kimse hatırlayabiliyor mu? hatırlayamazsınız çünkü kimse onu siyasi bir araç olarak hafızalara kazımadı. kimse onu ideolojisine alet etmedi.

berkin elvan ideolojik yönlendirmelerle gezi olaylarına karıştıysa da 16 yaşında ziyan olmuştur, ekmek almaya giderken hengameden kader payını aldıysa da.

berkin elvan ölmedi diyenler, hayırlı olsun; bugün nurtopu gibi bir siyasi simgeniz oldu.

Allah rahmet eylesin, günahı varsa affeylesin; onun ismini gezi olaylarına alet edilmiş gençlerden biri olarak hep hatırlayacağız.

edit:edit
|

atatürk ü allah a geri kalan her şeyi atatürk e borçlusunuz

dünya tarihinin 1923 te cumhuriyetin ilanıyla başladığını başladığını sanan kişidir. öyle ki ilk insanın hz. adem değil atatürk olduğu histerisine kendisini iyice inandırmıştır.

türkiye'yi osmanlı/selçuklu'nun dahası bin yıllık mirasın devamı olarak görmenin aksine zanneder ki o zamanlar atatürk yoktu, düşman çoktu.. atatürk geldi, düşmanı yendi.. bu güzel ülkeyi bizlere verdi...
|

dünyevi mecmua 3. sayı

neredeyse tamamını okudum. sözlükteki fikirlerin, muhabbet ortamının, seviyenin bir nevi yansımasını taşıyan bir buket, somut bir netice olmuş. kendini okuttuğunu ve okurken yazılardan tasarımına bolca emek sarf edildiğini hissettirdiğini söyleyebilirim.
|
24. (Tematik)

cogito sözlük

elhamdülillah ismi değişecek sözlük. belki de sözlüğün en çok ihtiyaç duyduğu şey buydu. cogito sözlük ve cogito ile ilgili espriler sözlüğün veritabanında hoş bir mazi olarak kalacak. yeni isim için sözlüğün kemik kadrosu ve emektar yazarları dahil şu anki aktif yazarlara da sorulup isim önerisi alınsa ya da belirlenmiş birkaç isim arasından oylama yapılsa yeni isim seçme konusunda daha isabetli ve değerli bir hamle olacağına inanıyorum. şimdiden hayırlı olsun. *
|

abi bi adama bak bi de yanındaki kıza

bir gün lümpenin birinden, 16a otobüsünün arka beşlisinde otururken duydum bunu.

ben bir yetmiş beşim. öyle hatırlıyorum ki lümpen bir seksen beşten aşağı değildi. ortalama doksan kilo civarında da vardı.

yanımda oturmuş "ohha yaa. herife bak yanındaki kıza bak lan.." felan deyip duruyor. neyse dedim içimden boşver takmayayım kalkayım yanından.

sonra bu benden önce davranıp orta kısma doğru geçti. baktım ki laf attığı herif orada duruyormuş kız arkadaşıyla.

bir de baktım ki, lümpenin o herif dediği bizim arkadaş. kız arkadaşıyla binmiş otobüse evine doğru gidiyor.

lümpendeki resmen hayvan cesareti. uzaktan izliyorum. böyle adamlarda nasıl cesaret varsa kız arkadaşının yanında bizimkine sokulup bir şeyler dedi.

baktım bunlar birbirleriyle tutuşacak ama bizimkinin gücü yetmez. hadi bakalım dedim akşam akşam başımıza iş aldık.

o arka beşliden kalktığım gibi koşup hızımı aldım. demirlerden tutunup iki ayağımın tabanıyla o hayvan gibi lümpene geçirdiğim gibi şoförün yanına fırlattım.**

baktım eşekler gibi serilmiş yere. kaptan da durdu zaten. indirdik arkadaşla beraber aşağı.

kız arkadaş da yanımızda tabii. yenge dedim sen az öte git.

ben yakasından tutup iyi bi sorguya çektim ama daha da vurmadım. al dedim arkadaşıma, eti de senin kemiği de.

bizim arkadaş lümpene ne dese beğenirsiniz?*

-"yaa.. kardeş sen niye öyle dedin bana?",

vay dedim arkadaş yaa.. herifin kız arkadaşına yanındayken sarkmışlar lümpeni pataklayacağına ne diyor yaa?

biz o kadar emek verdik* herifin yaptığına bak!

o gün bu gündür o herifle konuşmuyorum. velhasıl öyle bi adama bak bi de yanındaki kıza diyeni bilmem ama o adam öküz olmayacak.**
|

annem

*doğum günüm geçeli yirmi gün olmadı henüz.

her yıl doğum günümde, doğduğum saatte arayıp tatlı sesinden, billur dilinden latif kelamlar döktüren dert insanı, bu yıl babamın koşuşturmalı hastalığı yüzünden unutulup gitmişti.

daha önce doğum gününe hiç önem vermediğimi düşünürdüm. vermiyordumdu ama işte her yıl beni doğduğum dakikada arayan ve varlığımı tüm içtenliğiyle kutlayan kutlu kadın, bu yıl eşine olan hassasiyetinden dolayı beni unutuvermişti.

iki gün önce bir arkadaşımın doğum günü idi. dün de hıdırellez. annem aramadı ama birazdan arar. birileri hıdırellez olduğunu söyleyince doğum günüm annemin aklına gelip arıyor demişti de bu muhabbet geçmişti aramızda.

biraz önce annem bana bir şey unuttuğunu söyledi.

-oğlum. ben bir şey unuttum bu yıl ama..

kadıncağız bunu bile utana çekile söyledi. tevafuk bu mudur bilmem, onun da iki gündür aklına geliyormuş da iki gündür bunu söyleyecekmiş.

tanım:hakkı hiç bir zaman ödenemeyecek, hiç bir tanıma sığmayacak dert kadınıdır annem. annelerimiz.
|

gece tuvalete kalkıp karanlıkta sendelerken duyulan çatırt sesi

gecenin zifiri sessizliğini kesip ayak altında hissedilen nemli yumuşak parçanın ezilirken ve ayrılırken çıkardığı seslerdir ki henüz kendine varamamış algıyı aniden tavan yaptırıp, mesanenin parasempatik ve sempatik hormonları birbirine katan sestir.

ayağın kenarına basa basa bir kaç adım yürünüp ışık açıldığında, gündüz gözüyle 1 metreden fazla yaklaşılmayan büyük kara böcüğün ayaklar altında kırmızı siyah kanıyla, antenlerle bacaklarının birbirine karıştığı görülür. uykuyu da tuvaleti de kaçırır, size de ayak tabanına yapışmış kitin parçalarını tırnak yardımı ile sökmek düşer.
|
33. (Tematik)

yetim tanımlar

derbederlik!!! değildir.

arabesk!!! değildir.

x kadar yıl sevdiğini söyleyip zaman hesabı yapmak da değildir.

bir kulunu çok sevdim o beni hiç sevmiyor vari, beslenen sevgiden karşılık beklemek de değildir.


***

aşk bir insana karşı sevgi beslemektir, çünkü insanın sevgi beslemeye ihtiyacı vardır. kişinin kendi verdiği sevgi değerlidir. insan sevgisinin tamamını bir kişiye yönlendirdiğinde, seven kişi verilen sevginin ve değerin karşılığını istemsiz olarak bekler ama bu bekleyiş insana neden karşılık alamadığı sorusunu sordurduğu an tüm değerini yitirir.

bir kadın en büyük sevgiyi eşine karşı besler.
çocuğu olduğunda eşinden çok çocuğunu düşünür ve sevgisini vermede tercih yapmak zorunda kalsa çocuğundan yana kullanır.
eşini de sever ama çocuğunu daha çok sever.
ikinci bir çocuğu olduğunda sevgisini ve ilgisini yeni doğana verir. çünkü yeni doğan bir çocuğun doğası gereği ilgi ve sevgiye daha çok ihtiyacı vardır.
sevgiyi veren anne de ister istemez yeni çocuğuna aşık olur. ki yeni doğan çocuk temiz ve kusursuzdur.
dolayısı ile kadın hayatına giren her yeniye verir sevgisini. eskiler unutulmaz ama yeniler daha da değerlidir.

***
belirli dönemlerde belirli sevgililer edinen insanlara da böyledir.
bir sevgilisi olur ve aşıktır ona.
dener, belki yanılır. bir kusur bulur sevdiğinde ve verdiği sevgiyi azaltmaya başlar. sonra başka bir sevgili edinir.
yeni olana aşık olur. ve bir sonrakine, ve bir sonrakine.
ama o kişinin yaşantısı ne kadar çarpık olsa da nihayi amacı sevgi vermektir.

...aşk sevginin tek bir noktada toplanmasıdır. insanlar doğası gereği sevgi* beslemek ister. sevgi beslediğinin kusursuz* olmasını ve bir* şeyi gerçekten sevmeyi ister.

kusursuz olan ve bir olan ise âllah'tır. gerisi yalnızca sevginin boşa harcanmasıdır.
|

hayatı boyunca aşk acısı çeken insan

yerine sevemem şartlanmasında geçen günlük hayatı, aşk filmlerinin acıklı sahneleriyle hareketlenme bulur. gözyaşı ve hüzündür aksiyonu. dertleşme müptelasıdır. evlenme muhabbetini yanında açmayın, hemen tepeler. neden? çünkü o sadık bir aşıktır ve kalbini başka sevgilere kapamıştır. eli göğsüne sıkışmış bir vaziyette hep beklemededir o. kendini mecnunvari bir konuma koyar ama müslüm derbederliğinde takılıp kaldığının farkında değildir. ilahi aşka doğru yol aldığını sanırken arabesk havasında çalıyordur da farkında değildir. hayata hep buğulu gözlerle bakar. sorsanız yılların aşığıdır o. yıllar aşkın matematik hesabına vurulmayacağını unutturmuş mudur yoksa ne?.. hep bir umudu vardır sevdiğinin döneceği üzerine. hep alternatif umutlar üretir çünkü. üretmek zorundadır ki bu da onun hayat tarzıdır. madem kendini bir insana adıyordur, madem kendi benliğini hiçe sayabiliyordur; neden kendini tüm rabbine ya da tüm insanlığa adayamıyordur. neden bu aşk acısını ömür boyu çekmek zorundadır, bir türlü anlayamadığım insandır, insanlardır.
|

acz

çok dikkatimi çeken bir yazar idi. hiç konuşmadım amma merak ederdim böyle yazarlar neden mod olmaz deyu. olmuş işte.* *
|

ironi

- alıntı -

efendimiz sav, hz. ebubekir ve bir kaç sahabe bir sofranın başına oturmuş hem sohbet edip hem zeytin yiyorlarmış.
hz. ebubekir yediği zeytinin çekirdeklerini efendimiz sav'in önüne koyuyormuş. bu şekilde bir süre devam etmiş sohbet.

hz.ebubekir:" ya rasullah anam babam sana feda ne kadar çok acıkmışsınız böyle..."

efendimiz sav bakmışki tüm zeytin çekirdekleri kendi önünde hz.ebubekir'in önünde hiç yok.
iki cihan serveri sallallahu aleyhi ve sellemin verdiği cevap tebessüm ettirecek şekilde:

"... ya ebubekir anlışılan o ki, sen benden daha çok acıkmışsın. tüm zeytinleri çekirdeği ile birlikte yemişsin."

- alıntı -


tanım: efendimiz'in de kullandığı bir mizah unsurudur.**


not: "lan hilmi. koş hastaneye git anneni acile kaldırdılar!" gibi bir eşek şakasını zaten hiç bir mizah türü kaldırmaz.
bundan bahsetmiyorum ama bazı aşırı hassas arkadaşlar "islam'da yalan ile insanları güldürmek sakıncalıdır" derken yalan ile ironiyi birbirine karıştırabiliyorlar.

|

kusmuk kokusu

500t ile kavacık kozyatağı arasında durmadan gidiyorsan ve ön taraflarda bir çocuk poşeti tutturamamış ise bir müddet sonra alışacağın kokudur.**
|
40. (Tematik)

cogito sözlük

kesinlikle inci yakıştırmasını kabul edemediğim sözlük.

sosyal medya içinde kısa zamanda kendine yer edinen ve tarzı yavaş yavaş kemikleşmeye başlayan sözlük. bu vakitten sonra bir inci, ekşi, itü olmayacaktır. ihl de..

tartışmalar elbette ki olacaktır. zaman zaman ortam gerilecek, yanlış anlaşılmalar, kırılmalar, gücenmeler,, yeni arkadaşlıklar, paylaşımlar, gülüşmeler, buluşmalar.. hepsi olacaktır.

sözlük ortamını sevmemizin bir nedeni de kimsenin kimsenin kimseye bir fikri dayatamayacak olması ve özgürce kendimizi ifade edebiliyor olmamız ancak herkesin bildiği klasik özgürlük tanımı olan 'herhangi bir kısıtlamaya bağlı olmaksızın bir başkasının özgürlük sınırını aşmayan istediği eylemi yapabilme' burada da geçerlidir. burada bir kimse birinin özeline, kutsalına dokundu ise tepki verme ihtiyacı hisseden insan kendine yakıştırdığı üslubuyla tepkisini elbette ki verecektir. sonunda orta yol bulunmalı hatalar, kırılmalar, gücenmeler de tamir edilmelidir. nitekim çoğu zaman da öyle olmakta ancak heyecanını frenleyemeyen bazı yazarlar, bazı arkadaşları ciddi şekilde kırmaktadır. neyse ki anlaşmazlıkların kısa zamanda çözüldüğü bir ortamdır cogito sözlük.
|

moderasyonun sevmediği tanımları silmesi

patagonya sözlüğündeki moderatörlerin fikirsel olarak beğenmediği tanımları şekilsel olarak didik didik ederek kendilerince esnetebildiği doğrulardan birini bulup onu yanlış olarak gözünüze sokmasıyla gerçekleşen icraatleridir.

bu tarz format hastalıkları boş bakınız ve anlamsız tanımları görmeye karşı duyarlılığı azaltıp, dikkati fikir uyuşmazlığı olan tanımlara yönlendirir. ayrıca uzun tanımlar üzerinde daha çok çalışıldığı için beyin düzleşmesi ve hemoroid gibi hastalıkları da beraberinde getirir.

halbuki patagonya modlarının da eksi verme hakları vardır, ancak mod olmak kişiye daha çok yetkisi olduğu için her konuda daha etkili olması gerektiği vesvesesini verdiğinden küçücük bir sanal makam dahi bu arkadaşların tabiatlarını altüst edebilir ki bu tarz etkiler sözlüğe yapılan katkıları azaltarak sözlüğün yavaş yavaş çürümesine neden olabilir. *
|

ak saray

rivayete göre fatih sultan mehmet topkapı sarayını yaptırırken tek bir ağaç dahi kestirmemiştir, osmanlı torunu sandığımız zatı muhtereme sormak lazım bu mudur osmanlı soyu olmak?

adının ak'lığı ve beyaz sarayın kuklası gibi ak saray olmasını es geçelim. bu saray milletin malıdır diye açıklama yapılmış ama bu millet parasının bu saraya harcanmasını ister miydi, istedi mi? milletin adamı sandığımız zatı muhtereme sormak lazım bu mudur milletin adamı olmak?

hani bir ara dindar bir nesil yetiştirmek istiyordun ya, o yapıyı ilim adına kullanılacak bir yer olarak yaptırsaydın, ne bileyim işte kocaman bir medrese yapıp karşıt görüşlülerin tepkisini çekseydin emin ol onlar bile bu kadar kızmazdı sana. zatı muhtereme sormak lazım bu mudur dindar devlet başkanı olmak?

sırf birileri cumhurbaşkanını dinleyemesin diye sarayın 100 odalı olarak yaptırıldığı söyleniyor. dinlenmeyi engellemenin 100den fazla yolu var. zatı muhtereme sormak lazım bu sarayı gerçekten "dinlenmemek" için mi yaptırdın yoksa "dinlenmek" için mi?
|

fethullah gülen in bedduaları

aslında bu biraz da rahatlattı hoca, sağolasın. yıllardır kitaplarını okuduk evlerine yurtlarına girip çıktık, elli cemaatten elli bin tartışmaya girdik. iyi misin kötü müsün hep arada kaldık. dini konular üzerinde sarf ettiğin çelişkili sözler, darbe sonrası gazetende yer alan anlamlandıramadığımız manşetler, mavi marmara açıklaman vesaire.. hiçbiri senin nasıl biri olduğun hakkında kesin görüş bildirmemize sebep olamadı. senin gerçek bir hoca ve islam önderi olduğunu düşünmekle yıllarımızı geçirdik ama o bedduaları sarf ederken cemaatine "artık tarafınızı seçin" mesajını vererek cemaatini ülkesine karşı kışkırtacak kadar gözünün döndüğünü bize de gösterdin ya, sağolasın.
|

ben gidiyorum arkamdan ağlayın ekolü

bir yazar giderken ahırdan çıkar gibi selamsız sabahsız değil, selametle helallikle gidiyorsa helal olsun o yazara. bir kere bir yazar giderken selam ediyorsa çok şey bırakmıştır ardından. hiç tanım bırakmasın, en azından sevgi beslemiştir zamanında, onu bırakmıştır yetmez mi?

ama bir yazar giderken onun gönlünü almak yerine laf çakıp gülmelik tespitler yapmaya çalışmak,, hiş cogito sözlüğe yakışan bir şey değil.

not: bir şey söyleyeyim mi? ben kolay kolay kırılmayan, darılmayan, tavır yapmayan bir insanım. ama bir şeyler çöküyor bu günlerde üstüme sözlük. ben mim'im, noktayım. ben küsersem bil ki çok kırıldığımdandır.*
|

uvey in kısa tanım yazması

uvey kişi çok çalışmalı ki tutunabilsin şu zalım hayatta. gündüz işinde, akşam evinde, vaktinde camisinde, boş zamanında hayır peşinde, geceleri sabaha kadar sözlükte uzun tanım kasmada olmalı ki vatana millete heyirli evlat olabilsin.

mahalle delikanlılarının maceralarını, 500t günlüklerini tutsun amma velakin bir tanım altı satır altı oldu mu uvey kişiye yakışmıyor azizim. yok artık yapacak bir şey, cogicanları baştan uzun uvey tanımlarına alıştırıp sonradan kısmak ayağı alışsın deyin çukulatayı beleşe veren bakkala benziyor. kınıyorum.*

|

1 nisan 2012 hand of cogito yardım kermesi izlenimleri

bugün iki izlenim edindim. birincisi yardım kermesi, ikincisi de şu an ki malum sessizliğin sebebi sözlük içindeki sıkıntılar.

***

fatih akşemsettin ışıklarda, kermese bir insanı daha davet edebilir miyim gayesiyle olduğu yerde dönen insanlar gördüm.

kitap standının başında akşama kadar kitap satmakla meşgul olan iki hayır sever gördüm.

hanımellerinden çıkan en güzel yiyecekleri getirip satan ablalar gördüm. hatta abiler bile.*

ceplerine para konmadığı halde hayr için koşturan organizatörler gördüm. hayr için birleşmiş insanlardı benim gördüklerim. samimiyet gördüm.

düzenleyeninden çalışanından rabbim razı olsun. kalabalık ve bereketli bir kermes gördüm.

***

cogito sözlüğü ilk kurulduğu zamanlardan beri dışarıdan izliyorum. gelen giden yazarları az çok takip ediyorum. dünden beri olan olayları da izliyorum. tabii ki olayların içinde değilim. yönetici de değilim. cancişlik yakıştırması yapar mısınız bilmem artık ne yaparsanız yapın ama bu sözlüğün fıtratıma uygun olduğunu düşünüyorum ve buradan edindiğim bir kaç dostumu da kaybetmek istemem. işte benimle aynı düşünceleri paylaşanlar burada çok olduğu için cogitoyu sahiplenmeleri normal.

şimdi bunu buraya neden yazıyorsun ey . diyeceksiniz ki şunun için yazıyorum. bugünkü kermes ortamını ve insanların gayretini görmeseydim cogito sözlük e bakış açım belki çok daha farklı olurdu.

sözlükte olan biteni okurken sanal olaylardan mana devşirmeye çalışmıyor muyuz? şimdi ben gördüğüm reel bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorum ve dediğim gibi insanların samimiyetlerine inanıyorum. kermesten dönenler de mutlu mesut sözlüğe girdiklerinde afallayıp kaldılar eminim. bu güzel günün sonunda ne oluyor dediler değil mi?

gün sonundaki izlenimim şudur ki: can sıkmaya gerek yok. *malum sözlüktekiler de müslüman. ayrıca her yaptıkları bizi çok da ilgilendirmemeli. *malum sözlükte burası hakkında bir olay varsa hemen sözlüğe taşımak! yerine yöneticilerle iletişime geçilmeli. *buradaki yöneticiler bi hata yaptıysa da delikanlıca söylemeli ki buradaki her yazar bunu olgunlukla karşılar. neyse pek yazmayan ama sizi seven bir yazar için bu kadar gevezelik yeter. şimdi sözü size bırakıyorum ki bol bol yazın..
|

sınıf öğretmenliği

puanı düşük öğretmenlik bölümü. çok daha nitelikli öğretmenler yetiştirilmeli oralarda. şimdikilere kötü demiyorum ama sınıf öğretmenliklerinin eğitimi çok çok iyi olmalı. branş öğretmenlerinin işi konu anlatmak. sınıf öğretmenleri için ise ana-baba yarısıdır diyorlar. tatmin etmek için maaşları yüksek olmalı, eğitimi ise akademik düzeyde olmalı bence.
|
50. (Tematik)

yetim tanımlar

hiç bir şey yazasım gelmiyor günlerdir. zaten sözlüğe de girdiğim yok pek. hayır hayır sözlükten kaynaklanmıyor bu. ama melankolik de değilim. bir garibim ya. bi boşluktayım ama enteresan bir hoşnutluktayım aynı zamanda. ne bileyim işte, öyle bir şeyler..
|