president

president
(Süresiz Uzaklaştırılmış)
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 11979.5
  • Kayıt: 2016-07-08 19:21:00
  • En son giriş: 2018-05-16 19:16:17
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 14
  • Aktif Tanım: 4019
  • Açılan Başlık: 369
  • Artı Oy: 6805
  • Eksi Oy: 392
  • Alınan Artı Oy: 14236
  • Alınan Eksi Oy: 513
  • Alınan Favori: 617

president - en çok favorilenen tanımları

president

sözlük’e ve sözlük’ün çok değerli yazarlarına veda edecek olan mod/yazar.

yazar dostlar aranızdan ayrılıyorum, bu gidiş asla bir unutulmak eylemi ile sonlanmasın dilerim. hep iyilik ve hayırla anacağınız işler yapmaya çalıştım sözlük’te. açtığım başlıklarda, girdiğim entry’lerde her daim adaleti gözetmeye çalıştım, fikir-düşünce-ırk-siyaset ayrımı yapmamaya özen göstermeyi kendime hep bir yol gösterici tayin ettim.

uzun süreli yazarlık süreci ile başlayan sözlük hayatım, sizlerin oyları-destekleri ile mod olmakla taçlandı; bu misyonu bana yakıştırıp iyi işler yapmama vesile olduğunuz için sizlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

mod olurken söylemiştim: sözlük hayatı da tıpkı dünya hayatı gibi gelip geçicidir; mod olmak-yazar olmak; veyahut dünyalı olmak anonim olmak...tüm bunlar hiçbir statü belirtmez. mühim olan insanlara güzel şeyler katmak ve hoş bir sadâ bırakabilmek...umarım bu niyetle başladığım modluk/yazarlık sürecimde bunu az da olsa başarabilmişimdir.

haklarınızı helal edin, bu süreçte yanlış kelime seçimleri ile incittiğim yazar üstadım olmuştur elbet...bu vedanın hatrına o da president’ı affetsin...

sözlük sizleri bir araya getirme imkanı sağlıyor, düşüncelerinizi ifade etme ortamı sunuyor, aynı düşüncedeki bambaşka bir şehirde ve meslekteki insanla tanışma fikir alışverişi yapma imkanı sağlıyor dostlar. bu yüzden sözlük’ün size olan katkısını mutlaka hissedeceksiniz.

diğer sosyal medya ortamlarından ayrıyız, farklıyız, internet ortamında güzel olan ne varsa; ahlak sınırlarını aşmayan-maneviyatı eksiltmeyen ne varsa bu sözlük’te hissediliyor, yaşanıyor. bunu diğer sözlük’lerde yazar olan/olmuş arkadaşlarımız bilirler...

sözlük’teki bu havayı her daim muhafaza edin, düşüncelerinizi-hislerinizi bu çerçeve dahilinde yansıtmaktan geri kalmayın.

küfür ile değil; sağlam argüman ve dik duruşlu kelimeler ile yazarlık kariyerinizi devam ettirin. bu hem sizi kişilik olarak ilerletecek hem yazarlar arasında sevilen biri olmanızı sağlayacak hem de oluşturduğunuz-çizdiğiniz profil izlenimini daha da kalıcı hale getirecektir...

sözlük’e ve sizlere dair sıralanacak bir hayli kelimem var; ama beni tanıyanlar bilir başta da dediğim gibi bu veda hiçbir zaman unutulmak vedası olmasın dilerim...
hüzün biriktirmek çok da istemiyorum bu entry’de o yüzden ben gideyim, adım kalsın; dostlar beni hatırlasın...

haklarınızı helal edin, sizleri Allah’a emanet ediyorum...
devamını gör...

her derdin devasının olması

Allah devasız dert yaratmamış derler, doğrudur. peşinden ilave ederler: ölümden gayrı her şeyin devası vardır; yanlıştır. çünkü ölüm dert değil devadır; doğmak derdinin devasıdır ölüm.

ille de içinde ölüm geçen bir dert bulacaksak kendimize, ölmeden önce ölmek dertlerin hasıdır.
devamını gör...

sosyal medya ahlaksızlığı

ahlak yoksunluğunun, zaman-mekan fark ettirmeyişini açıklayan başlık.

çevremizde tek sermayesi küfür ve yalan olan insanlar var ve bunun yanı sıra insanları güldürmek adına sosyal medya’da meşhur olmuş (fenomen) birçok insan, islam’ın nehyettiği birçok şeyi normalmiş gibi yapıyorlar.

özellikle sosyal medya’da takip ettiğimiz hesapların “eğlence” “komedi” “makara” gibi kavramların altına sığınarak yapmış olduğu maskaralıkları şöyle bir düşünüp aklettiğimizde, genç kitlede (hangi ideolojiyi benimsediğinin önemi yok) ahlak erezyonunun ne derece ciddi boyutlara ulaştığını görebilirsiniz.
devamını gör...

küfür etmenin basitlik göstergesi olması

altına imzamı atacağım önermedir. o kadar hak verdim çünkü.

şöyle ki, öfkelenilen birine "o.. çocuğu" diye hakaret etmek çok yaygın. oysa bu ifade, Allah'ın gazabını gerektirebilecek
kadar ağır. eğer atıf yaptığınız anne gerçekten o... değilse, o zaman aşağıdaki ayet devreye giriyor. ağız alışkanlığı bile
olsa, Allah'ın şakası yok:
" namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. onlar için çok büyük bir azap vardır." *

dil âfettir. sakınabilenlere ne mutlu...
devamını gör...

ölüm

"ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça anın." buyuruyor Allah'ın rasulü.

bi baktım da sözlükteki yazar arkadaşımızın acısı tanımasak bile yüreğimize işliyor. çünkü bize aslında en yakın olan ama aklımıza getirmediğimiz ölüm söz konusu olunca insan bambaşka bir ruh haline bürünüyor.

insan konuşamıyor, ama o konuşamayışta ne mânâlar gizli; anlatılacak ne çok dert var.

öyle işte dostlarım, öyle...

son olarak: ölümlü olduğumuzu unutmayalım, ve nolur kalp kırmayalım. vallahi gelip geçici olanlardan başka bir şey değiliz!
devamını gör...

hüzün ile mutlu olabilmek

“hüzün ile mutlu olan mı var?” diye sordurur en başta. demek ki varmış ki yüreğimize dert olmuş.

ey sineye hüznü gark ettirenler, sadece hüznü ile dahi mutlu olabilen kalpleri dört duvar arasında üzüntüsü ile boğuşur hâle getirdiniz. hatırlatayım: allah var.
devamını gör...

islam’ı müslümanlardan kurtarmak

artık islami hükümleri uygulamak bir yana dursun, islami hükümleri çiğneyip geçen; islamdan bihaber olan; ve sadece kimlikte müslüman yazdığı için bu müslüman sınıfında yer alan amelsiz müslümanlara karşı sergilenmesi gereken tutum.

islam resmen yardım çığlığı atıyor, duyan yok...

ha bi islam’ı müslümanlardan kurtarırsak rahat edecek dediğimizde, “o nasıl laf”cılar ortaya çıkıyor. ah be müslüman islamı kurtarma! islam zaten islam, sen islam ile kurtul.
devamını gör...

dinden başka mevzusu olmayan kişi

dilinde, kalbinde, eyleminde ve her amelinde islam dinini barındıran, her şeyini ona adayan kişilere ne mutlu.
çünkü islam kadar hiçbir sistem sosyal hayatın bu kadar içinde ve merkezinde olamamıştır. islam hayatın her anını ve alanını kapsar; bu yüzden dinden başka mevzusu olmayanın aslında tüm hayatı sırtlanmak gibi devasa bir mevzusu vardır.

konuya bu perspektiften bakabilenler elbet kazananlardan olacak.
devamını gör...

mistaka

inna lillah ve inna ileyhi raciun!
elbette biz, Allahu teâlâ’nın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine o’na döneceğiz*

kıymetli babasını kaybetmiş modumuz. babasına Allah’tan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar dileriz.
devamını gör...

dünya hayatının kısa ve geçici olması

ölümü bilen, fani lezzetlere; ahiret yolcusu olduğunu bilen de, dünya misafirhanesindeki oyuncaklara aldanmaz, onlarla oyalanıp vakit kaybetmez. bütün fânî nimetler bir kişide toplansa ve o huzur, saadet içinde yaşasa ne fayda.. sonunda gireceği yer, şu bastığımız kara toprağın altı değil midir?

imam şafii’nin ifadesiyle: kervanların, yolculuk esnasında ev inşa etmeleri akıl karı mıdır?
devamını gör...

dünya hayatı bir oyundan oyalanmadan ibarettir

dünyanın gelip geçici olduğunu hatırlatan ayet.
dostlar, fark ettiniz mi içimize sinmeyen dünya, üstümüze siniyor. ama biz biliriz ki insan yalnız "allah” derken diniyor. çağın bu sağır eden gürültüsü yalnız Allah’ı anınca sükût buluyor. şifâ Allah’ı anmakta. biz o’nu anarsak o da bizi anacak. bu bize kur’an’da vaad edilen...
devamını gör...

gençlik çağı

taberâni’de ibn mesud (r.a)’dan rivayetle şöyle geçer: “gençlerinizin en hayırlısı, ihtiyarlar gibi ölümü düşünen, gençlik hevesatına mağlup olmayıp, gaflette boğulmayandır...”

okuduktan sonra bir daha okudum, bir daha, bir daha... o kadar derinden etkiledi ki hadis. düşünüyorum da önce nefsimi daha sonra ümmetin gençlerini; ne ölümü düşünüyoruz, ne dünyalık heveslerimize ket vuruyoruz ne de şu gaflet perdesinden sıyrılmışlığımız var.

gençler, hani biz bu ümmetin umuduyduk? ne oldu bize! ne bu gevşeklik, boş vermişlik? mücadeleden vazgeçişliliğimiz ne zamana kadar sürecek?

bir an önce şu gençliğin hakkını vermemiz gerekiyor, bizim Allah’a kul olmamız gerekiyor!
devamını gör...

gecenin yalnızlığın avlusu olması

gece, kendini hiçbir yere ait hissedemeyenlerin mabedi. bu yüzdendir temsil edişindeki yalnızlığın avlusu duruşu.

çünkü gecenin sırrında gizlidir o herkesçe farklı yorumlanan ve yorumlanmak muştusunu taşıyan.
devamını gör...

vera

--- alıntı ---

“sensizken, şehrin boş meydanlarında yürüdüm
kalın puntolarla
iri laflar ettim,
öfkemi saldım,
iri dişli postallar üzerine...”



--- alıntı ---
devamını gör...

çocuk terbiyesi

iskipli atıf hoca’nın çocuk terbiyesine nereden başlanması gerektiğine dair düşüncesi neydi dersiniz?

çocuk terbiyesiyle ilgili bir yazısını okuyunca açıkçası aklıma ilk gelen şey bu olmamıştı. kendisi çocuğun terbiyesine ilk olarak, "yemeğe ait hususlardan" başlanmasını tavsiye ediyor ve bu tavsiyesini mealen şu şekilde sıralıyor:

1- yemek yemeden önce elleri yıkamak
2- yemeğe başlarken besmele çekmek
3- lokmayı sağ eli ile almak
4- kabın önüne gelen tarafından yemek
5- büyüklerden evvel yemeğe başlamamak
6- açgözlü gibi yemeğe iştahla bakmamak
7- kendisi ile yiyenlerin lokmasına dikkat etmemek
8- yemekte sürat göstermemek
7- lokmaları birbiri ardında ağzına almamak
8- lokmaları çiğneyip, parça parça yutmamak
9- çok yemeğe alıştırmamak
10- çok yemenin zararlarından bahsedip, az yemenin faydalarından bahsetmekle beraber az yiyenleri övmek.


iskilipli atıf hocanın bu sıralaması, anneanne ve babaannelerimizde vuku bulmuş şimdiki gençlerde ise unutulup gitmiş maddeler. aralarından çoğu sünnet. sadece çocuklarda değil, gençlerde hatta belli bir yaşa gelmiş büyüklerde dahi eksiklikler var bu hususta.
devamını gör...

muhafazakarların saldırgan olmaları

yaşım kaç oldu, daha muhafazakar kelimesinden kasıt nedir bi türlü çözemedim.

gel gelelim Allah teala’nın bizleri nitelendirdiği sıfat olan müslümanlığa:
ayette şöyle buyruluyor: “...kafirlere karşı şiddetli, mü’minlere karşı ise merhametlidirler."*

saldırganlık asla bir masuma veya hak etmeyene yapılmıyor, sana-dinine-değerlerine saldırana karşı sert olman emrediliyor.
ki zaten islam devletinin lideri peygamber efendimizin savaşlarında savunmada kaldığımız her daim biliniyor.

velhasıl: muhafazakar her kimse saldırgandır/değildir; ben orasını bilemem. ama müslüman bir birey ona saldırana saldırır,sert davranır; kendi aralarında ise müslümanların ruhu naiftir, yüreklerde her daim hüküm süren sessiz bir hüzün vardır.
devamını gör...

imanı diri tutmak

imanı boş bir ev gibi düşünün, perdesiz, ışıksız boş eve dışarıdan bakıldığında o evin her an satılacağını veya kiraya verilebileceğini düşünebiliriz...işte imanımızı yeteri kadar ziynetlendirmezsek tabiri caizse perdesini takmazsak, ışıklarını yakmazsak satılığa çıkmış veyahut her an bir şeytana kiralanma ihtimali olan imana benzer.

bu yüzden nasıl ki bir arkadaş topluluğuna gitmeden önce kendimize özen gösteriyorsak imanımızı süsleme hususunda da çok özen göstermeliyiz...

peki bu nasıl olur? bunu söylerken bile utandığım ve sıkıldığım bir mesele var ki o da namaz konusu...bir müslümanın namaz kılmadığını düşünmek bile istemiyorum ne yazık ki böyle kimseler var...imanımızı diri tutmak istiyorsak mutlak surette namaz kılmalı ve ihmal etmemeye gayret etmeliyiz.
devamını gör...

kalplerin dünya sevgisine batması

kokan bir ev gibi olduk. dışı gösterişli, içi pis. secdeler huşûsuz, namazlar ruhsuz oldu. mushaflar, terk edildiğinden dolayı şikayetçi.
satın almakta yarıştığımız kitaplar, üzerlerine çöken tozdan dolayı şikayetçi....

seher vakitleri, uyanık kişilerin azlığından dolayı inliyor. uyumadan önce içimizden kim nefsini hesaba çekiyor?
hangimiz her ay enkaz bir kez kur'an'ı hatmediyor?
hangimiz teheccüt namazı kılıyor? ramazandan sonra kaç gece namaz kıldık?
ibret almak için hangimiz kabirleri ziyaret ediyor?
hangimizin kalbinden ölüm ayrılmıyor?
her birimiz kendisine bu ve diğer soruları sorsun.

kalplerimiz dünya sevgisine batmış durumda... eğitime... göreve... evliliğe... aklımıza gelen son şey ahiret hakkında düşünmek. sanki ateş, diğer insanlar için yaratıldı. bize gelince, biz cenneti garantiledik ve Allah'ın azabından emin olduk(!)

ziyandayız dostlarım, ziyanda.
devamını gör...

erdemleri zaaf olarak görmek

bilmiyorum farkında mısınız, insanlar bir tuhaf oldu. iyi olduğunuzda hemen sizi sömürmeye kalkışıyorlar; iyiliğinizi, saflığınızı , dürüstlüğünüzü, açıklığınızı bir zaaf olarak algılamaya yatkın hale geldi insanlar. arkadaşlar bunlar zaaf değil, erdem ! anlatabiliyor muyum...
devamını gör...

musibet

arapçada musibet kelimesi, isabet kökünden geliyormuş, yani başınıza gelen her ne ise size özel. belki sizden başkası kaldıramaz, bir başkasınaysa hafif gelebilir; o yüzden yalnız size özel.

her isabet edeni bunun şuuruyla atlatırız inşallah.
devamını gör...

sokrates’in üçlü filtre testi

eski yunanda, sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmış. işte bu test de bilgiyi saklama sebebinin kendince mantığını oluştuyor.


--- alıntı ---

bir gün sokrates bir tanıdığına rastladı ve adam ona dedi ki; arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? bir dakika bekle” diye cevap verdi sokrates. sonra şöyle devam etti.

bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum.

buna “üçlü filtre testi” deniyor.
üçlü filtre mi?
“evet’’ diye devam etti sokrates. benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. üçlü filtre testi dememin sebebini birazdan anlayacaksın.

şimdi birinci filtre, “gerçek filtresi.” bana birazdan arkadaşım hakkında söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

hayır, dedi adam.

aslında bunu sadece duydum ve… ‘’

tamam, dedi sokrates. öyleyse, sen bu söyleyeceğin şeylerin gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.

şimdi ikinci filtreyi deneyelim, “iyilik filtresi.” arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?

hayır, tam tersi…

öyleyse, diye devam etti sokrates, o’nun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.

fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı. “işe yararlılık filtresi.”

bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

adam hayır, pek değil diye cevap verdi.

“iyi” diye tamamladı sokrates.

eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse bana neden söyleyesin ki?

--- alıntı ---
devamını gör...

ev kira dünya sözlük bizim

sene 2016. aylardan yanılmıyorsam eylül'dü. bu göğün altında dalgalı deniz mevcut, ama nasıl, sesimizi zor duyuyoruz bazen dalgadan. gün tam kararmamış ama hilal gözümüzün önünde. memleketteyim. böyle söylemek de tuhaf geliyor çünkü “memleket” algım yok gibi bişiy. bişiy mi? bir şey. aslında var da, delicesine değil. yani severim ve benimserim her yeri; tıpkı sözlük gibi.

dünya bizim. belirtmek isterim.
devamını gör...

malatyalı abdo

#6218166 - - - “...azmedin, Allah'ın dinine yardım edin, cihad edin.”

ilgili tanımıyla akla şu videoyu düşürüp nefsin sağlam tokat yemesine vesile olmuş yazardır.

devamını gör...

el mütekebbir

Allah teala’nın “el mütekebbir” ismine iman etmek, tevâzu sahibi olmayı gerektirir. yalnız unutmayalım ki, sahte tevâzu kibirden çok daha kötüdür. işin içine bir de yalan ve riya karıştırmaktır.
sahte tevâzûya kapılmamak adına, insan daima kendi yaptığı iyilikleri küçük, başkasının yaptığı iyilikleri ise büyük görmelidir. bu nefsin kabarmaya çalışan yanlarını bastırır.

aynı şekilde insan, kendi günahlarını çok büyük ve başkasının günahını ise kendininkinden daha küçük görür ise onu şeytanlaştırmaya çalışan kibrini büyük ölçüde yenebilir.
devamını gör...

fe bieyyi ala i rabbikuma tukezziban

rahman suresinde 31 defa tekrar edilen “o halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” mealindeki ayettir.

ayette yer alan kelimelere şöyle bir bakacak olursak:

"âlâ”: küçük, büyük her türlü nimet anlamında olan bu kelime, rahman olan Allah'ın sonsuz ihsanlarına işaret etmektedir. bu kelimenin otuz bir defa tekrarlanması, sûrenin adı ve ilk kelimesi olan rahman ismi ile çok güzel bir uyum içindedir.rahman olan Allah'ın rahman sûresinde nümûnelerini gösterdiği geçmiş ve gelecek nimetlerinin hangisi tesadüfe havale edilebilir?

bu kelimenin, "fe bi eyyi" -hangisi- soru edatı ile dikkate sunulmuş olması, sorunun muhatabı olan insan ve cinlerin akıllarını kullanmalarına bir işarettir.

"rabb": yaratma ile birlikte ta'lim ve terbiyeyi de ifade eden bu kelime din, dünya ve âhiret ile ilgili bütün nimetlerin rahman olan Allah'ın terbiyesi olmadan meydana gelmelerinin imkânsızlığına işarettir. "âlâ"'nın "rabb" ismine izâfe edilmesi, bu hakikatı hakkıyla aydınlatmaktadır. buna göre, âyetin mãnası: "“ey insan ve cinler! siz celâl ve cemâl sahibi rahman'ın hangi nimetlerini inkâr edebilirsiniz?" şeklinde olur.

"kümâ": rabb kelimesinin insan ve cinler için kullanılan "kümâ" tesniye zamirine izâfe edilmesi de, aynı gerçeğe parmak basmakta; insan ve cinleri yaratan rahman'ın, onların mâddî ve mânevî ihtiyaçlarını da giderdiğini ifade etmektedir. onların mânevî mideleri için vahiy gönderen, mâddî mideleri için de binbir çeşit mâddî nimetleri sergileyenin rahman olan rabbleri olduğuna ve bu kadar iyiliksever, kerim ve merhamet sahibi bir rabbe karşı nankörlüğün çok çirkin olduğuna işaret etmektedir.


"tükezzibân": tekzip ve inkârı ifade eden bu kelime nankörlük için de kullanılır. kur'an'ın bu kelimeyi tercih etmesi, nankörlüğün ve şükürsüzlüğün insanı inkâra götürecek kadar büyük bir suç olmasındandır. çünkü, nimete karşı teşekkür etmemek, nimetin küçük görüldüğüne delildir. nimetin küçük görülmesi ise, nimet sâhibinin iyiliğini hiçe saymak ve nimet vereni saygıya değer bulmamak anlamına gelir. bu ise hem bir nankörlük, hem de çirkin bir inkârdır.
devamını gör...

çok yalnızım diyene cevap

--- alıntı ---
“ne kadar da yalnızım, ölüyorum yalnızlıktan “
--- alıntı ---

bu cümlenin sahibi gözlerini açsa görecek, kulakları açsa duyacak, kalbini açsa hissedecekti. ne gözlerini açtı ne kulaklarını ne de kalbini.

sen öyle yapanlardan olma yazar dostum! hayattaki gelmiş geçmiş en büyük yalnızlık, insanın Allah'ı bulamamasıymış anladım...hani hep dertlerden filan bahsediyoruz da Allah'ı hiç bilmemek gibi bir dert var mı şu dünyada ?
her zaman olduğumuz hale şükredelim derim ya elhamdülillah ki biz Allah'a inanıyor ve yalnızca o'na güveniyoruz.
işte sen sırf bu sebepten hiç yalnız değilsin ki hiç yalnız da kalmayacaksın.
kalbinde Allah olanın nerede görülmüş yalnız kaldığı ?
devamını gör...

president

ismet özel’in “niyetim plânlarınızı bozmak. plânlarınız eğer dünya hayatının nimetlerinden istifade ile ömrünüzü tüketmek ise ben bu plânlarınızı bozmak istiyorum”undaki niyet.
devamını gör...

noel baba

medine sokaklarında yüzünü kapatıp ‘allah bilse yeter’ diyerek fakirlere erzak dağıtmaktan sırtı nasır tutan zeynel abidin’i tanınmadığı için; noel baba hayranı bir nesil yetişti, yetişmeye devam ediyor.
devamını gör...

ol der ve olur

her şeyin bir “kûn” emrine bakması.

rabbim sayısız kapılarından birini açmıyor mu?
bir an kapkara bir gece yaşarken birdenbire güneş doğmuyor mu?
değil mi ki rabbim neyi layık görüyorsa onu nasip ediyor. o halde amenna rabbim. tarafından gönderilen her şeye amenna. mutluluklar kadar mutsuzluklara da amenna.
nereden ve kimden gelirse gelsin, sırf senden geldi diye amenna. büyük konuşmalarıma, gülüp geçtiğin acılarıma, kanayan yaralarıma, umut veren yarınıma, bugünümde yanımda olanlara, yarın da yanımda olacaklara, koşulsuz var olanlara amenna...
devamını gör...

psikolojik bunalım

evvela bilmelisiniz ki kelin merhemi olsa önce kendi başına sürer atasözünün ete kemiğe bürünmüş hali bu president’ınız. kendisi bu kadar acizken bu konuda, çevremden bu konu hakkında böylesine sorular alıyor oluşuma şaşırıyorum.

duygusal bir yapıya sahip olan insanlar bilirler, merhamet ve duygusallık hep zor durumda bırakır bizi. zaman zaman hayatı yaşanmaz hale bile getirebilir. sıkıntı çeken kardeşlerimin bana soruyor oluşu beni şaşırtsa da arayışlara itiyor her defasında. acaba ne yapabilirim? muhakkak bir şey yapmalıyım düşüncesi ile belki inanmayacaksınız ama an oluyor yemek yemeyi bile unutuyorum.

sanki bu dertler yalnız bizim başımızdaymış gibi gelir. gün olur isyan etmediğimizi düşünsekte “allahım neden ben?” sorusunu sorma gafletine düşeriz. kul rabbini imtihan etmeye kalkar. böylesine aciz varlıklar iken maalesef bazı şeylerin farkında olamıyoruz. oysa rahman hiçbir derdi dermansız yaratmamıştır. bunu çok çok iyi biliyoruz artık hepimiz. kendi kelamında kimseye kaldırabileceğinden fazlasının yüklenmeyeceğini buyuran rabbimiz bizi dertler ile meşgul ederken bu dertlerin dermanlarını da yine dertlerin yanında gönderiyor. şair diyor ya hani “ dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş ” işte tamda böyle.

sonsuz hayır sahibi olan Allah (azze ve celle ) kullarına zulüm edici değildir. bizler kendi noksanlıklarımızla sıkıntıları dert olarak adlandırıp bir üzüntü ve ümitsizlik içerisine düşeriz. yani bunu kendimize biz yapıyoruz kardeşler. kendi kendimize dertler icat edip yine o dertlerin kederleri ile acı çekiyoruz.
halbuki hakkın bütün tecellileri kullarını kemalata (olgunluğa,güzelliğe) çekmek içindir. bizler kıt olan anlayışımızla bunu anlayamıyoruz.
devamını gör...