güvercin gerdanlığı

güvercin gerdanlığı
(Moderatör)

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 16180.3
  • Kayıt: 2015-01-12 01:56:00
  • En son giriş: 2018-05-24 01:06:33
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 11
  • Aktif Tanım: 6389
  • Açılan Başlık: 1333
  • Artı Oy: 16227
  • Eksi Oy: 2317
  • Alınan Artı Oy: 14328
  • Alınan Eksi Oy: 1611
  • Alınan Favori: 210

güvercin gerdanlığı - en çok favorilenen tanımları

kral faysal suikasti

suudi arabistan'ın 1964 yılında tahta oturan islam birliği düşüncesine sahip ve islam konferansı örgütünün kurulmasını sağlayan, abd ve batılıların filistin meselesinde israil'in yanında yer alması karşısında batı karşıtı politikalar izleyen kralı faysal bin abdülaziz'e yeğeni tarafından tertiplenen bir suikastle 25 mart 1975 yılında halk görüşmeleri sırasında öldürülmesi hadisesi.

kral faysal o sırada, batıya petrol ambargosu uygulanmasında başı çekiyordu.

petrol krizi dönemlerinde abd başkanı henry kissinger, ziyareti sırasında aralarında geçen şu diyalogları hatıratında şöyle yazar:

"kral faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona, uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazır olduğumuzu söyledim. kral gülümsemedi ve kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim mescid-i aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?

kissinger'in anlatmadığı ama daha meşhur diyalogları ise şudur:

faysal; “israil’e destek olmaktan vazgeçerseniz, ambargo biter” dediğinde başkan petrol kuyularını bombalamakla tehdit ediyordu.

kral faysal ise, bunun üzerine kissinger’e tarihe geçecek şu cevabı verdi: “tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

suikasti tertip eden yeğeni faysal bin musad daha sonra idam edildi.

o tarihten sonra abd-suud ilişkileri daha sıcak hale gelmiştir.
devamını gör...

mim kemal öke

herhangi bir söyleşi, seminerine denk gelirseniz kaçırmamanızı salık verdiğim, hem mizahi üslubu ile hem de insanın kalbine dokunan yaşadıkları ve yaşadıklarından edindiği duygu düşünceleri ve yorumlarıyla insanı saran bir yazar. türkiye'nin en genç yaşta profesör olan akademisyeni.

hem bugünü unutmamak hem de onu tanımlamak için bir buçuk iki saatlik söyleşisinden notları buraya düşeyim.

yaşı altmış imiş ama ellili yaşların başında duruyor. dinamik, harektli, neşeli, coşkulu ve ince hisli biri. spontan, komplekssiz ve yürekten biri olduğu izlenimi veriyor. sıcak üslubu ve ortamdakilerle çabucak kaynaşan havası akademik soğukluk bekleyen ve öncesinde pek tanımayan biri olarak beni şaşırttı.

alkolik babası ve kumarbaz annesinin arasında biraz zorlu geçmiş bir çocukluğu varmış. yetiştiriliş tarzı ile ilgili olarak sadece fakirlerin camiye gittiği algısı, nişantaşı'nın göbeğinde 9-10 odalı evde salonu doğru dürüst görmediği, odasında bakıcısının elinde büyüdüğü kısmına vurgusu vardı.

sanırım ortaokul döneminde demişti, ilk defa kendi başına merak etmiş ve camiye gitmiş, orada karşılaştığı kapıcıları burası biz fakirlerin yeri, sen dedenin mason yerlerine git tarzı şeyler söylemiş. bir çocuğun hevesi kırılmamalıydı böyle diyor.

ve ilk namaz deneyimi cambiridge üniversitesinde papaza ben müslümanım deme süreciyle başlamış. elhamdülillah kısmı hariçti diyor. o zaman ben müslümanım bilinci oluşmuş. yabancı memlekette kendi değerlerini hatırlamış. ondan önce bar, kız vs. klasik ingiliz ya da ondan ayırt edemeyeceğiniz bizim seküler gençler gibi bir yaşantı hakimmiş.

papaz yanına çağırmış ve madem müslümansın biz sana bir oda ayarlayalım orada ibadetini yap dediğinde, namazla falan pek işi olmayan hatta kılmayı bile bilmeyen öke sağol ben odamda yaparım ibadetimi dediyse de papaz, sen cambridge üniversitesini kazanacak kadar zekiysen buradan ve çevre okullardan başkalarına da toplu ibadet ederken yardımcı olursun diyerek ısrar edince pek bir sözü kalmamış.

ailesinden mızraklı ilmihal'i istemiş mektupla, göndermemişler. sonra diyor okuldan birine islamla ilgili kaynak sorduğumda dalga mı geçiyorsun diyerek üniversitenin bilmem kaçıncı katındaki kütüphaneye yönlendirmiş. öke diyor ki; belki de bizim bütün ilahiyat fakültelerimizin kütüphanelerindeki toplam kitapların iki misli islami ya da islamla ilgili eser arşivi varmış orada. ingiliz ajanlarının en ince ayrıntısına kadar içinde olacağı toplumu bu kitaplardan öğrenmesi hiç sürpriz değilmiştir diyor.

ilk namazımı imamlık yaparak kıldım diyor.

sonra down sendromlu ve engelli kızını okula kayıt ettirirken özel okulun kızının durumunu bilmedem önceki reklam ayağımıza geldi tutumu ve kızını görünce verdikleri tepki. o yüz ifadesini tekrar görmek için beş yüz kağıt verirdim diyor. kızıyla ilgili çok çelişkili hisleri ve bu hislerden devşirdiği iman ve azim,
kızının hayatına kattığı renk, içinde oluşturduğu hayat coşkusu ve merhameti dinlemeye değiyor.

saç ektirdiği için küçük görülmek istenmiş buralarda bile ama (bundan bahsetmedi hiç) eşine olan sevgi ve sadakati tüm söyleşisinde yeri geldikçe örneklendi. eşi istediyse ekmiştir yani. üstelik yakışmış. bu ilk dönemlerde saç ektirmeye alerjikti toplum zaten de şu an olsa o kadar mevzu olur muydu bilmem. ha, şunu da diyor; bir cumhurbaşkanımıza bir de eşime laf ettirmem.

dinler arası diyalog mevzusuyla ilgili fetö'nün çok güçlü olduğu dönemlerde ermeni metropolitle buluşup soykırım vs ile ilgili reddiye değil diyalog şeklinde toplantılara katılması için hocaefendi rica ediyor babında aldığı telefondaki sese red cevabı verince hocaefendinin ricasını kırmanın sonucu olur gibisinden aldığı yanıtı da naklediyor. sonucu olmuş mu tam bilmiyorum. o sırada fetö ermenistan'da okul açmayı da planlıyormuş. açıldı mı onu da bilmiyorum.

sonra ingiltere de(başka bir ülke de olabilir net değilim) bir dönem kızlı erkekli şen şakrak bir grup gencin yanından geçerken uğruna hayatını koyduğu ideallerini ( ermeni soykırım lobisine karşı görevlendirildiği dönemler olmuş yurt dışında o dönem ve can korkusu da yaşıyormuş) kısacık bir sorgulamış ve biraz yürüdüğünde bağrışmalara dönüp bakmış ki az önceki o neşeli genç kanlar içinde. bir saksı düşmüş kafasına. o an arkamdan bir ses "cevabını aldın mı" diye seslendi, irkildim, ama dönüp bakacak cesareti bulamadım, bir mont hışırtısını hatırlıyorum sadece diyor.

söyleşiye giderken daha çok zihnime hitap edecek bir şeyler umuyordum, fakat daha çok yüreğe dokunan, insana dokunan, insana güzel şeyleri hatırlatan güzel bir adam buldum.

son olarak, Allah bizi bağışlasın, iktisadı az kaynak ve çok ihtiyacı olan insana yönelik bir bilim olarak tanıttık, ben de tanıttım giriş derslerinde diyor. bireyciliği yeriyor ve yaşamanın derin anlamının insanın mutlu olacak şeyler aramasında değil diğer insanları mutlu edecek şeylerle ve içinde yaşadığı imani coşkuyla kaim olduğunu vurguluyor.

var olsun.
devamını gör...

muhyiddin ibn arabi ibn rüşd buluşması

islam tarihinde biri tasavvufun diğeri felsefenin zirve isimlerinden muhyiddin ibn arabi ile ibn rüşd'ün buluşmasıdır. ibn rüşd ibn arabi'nin babasının samimi arkadaşıdır.
olayın ibn rüşd tarafından teyidi olabilecek bir metin yoktur, fakat ibn arabi'nin fütuhât-ı mekkiye isimli eserinde böyle bir buluşmadan söz edilir. görüşme ibn arabi'nin yeni yetmelik diyebileceğimiz dönemlerine ibn rüşd'ün olgunluk zamanlarına denk gelir.

buyrun:

“bir gün kurtuba’ da şehrin kadısı eb’ul-velid ibn rüşd’ün huzuruna girdim. halvetimde Allah’ın bana açmış olduğu şeyleri duyup öğrendiği için benimle karşılaşmak istiyordu. duyduklarından dolayı şaşkınlığını izhar ediyordu. babamın arkadaşlarından birisi olduğu için babam ibn rüşd’ün arzusu üzerine benimle bir araya gelsin diye bir vesileyle beni ona gönderdi. o esnada bıyıkları henüz terlememiş bir delikanlıydım. huzuruna girdiğimde sevgi ve saygıyla kalkıp beni kucakladı ve şöyle dedi:

-evet!

ben de cevap verdim:

-evet!

söylediğini anladığım için sevinci arttı. sonra, sevincinin sebebinin farkına vardım ve ona ‘hayır’ dedim. bunun üzerine üzüldü, rengi değişti ve sahip olduğu şeye karşı kuşku duydu. bana şöyle dedi:

keşif ve ilahi feyizde, işin nasıl olduğunu gördün? acaba teorik düşüncenin bize verdiği gibi midir?

şöyle cevap verdim:

-‘evet ve hayır!’ evet ve hayır arasında ruhlar maddelerinden, boyunlar bedenlerinden uçar.

bunun üzerine rengi sarardı ve kendisini sıkıntı bastı, bağdaş kurup oturdu ve işaret ettiğim şeyi anladı.

işte bu, kutup imamın, başka bir ifadeyle müdâviü’l külûm’ün zikretmiş olduğu meselenin aynısıdır.

ibn rüşd sahip olduğu bilgiyi sunup (bizim söylediğimize) uygun veya farklı olup olmadığını öğrenmek için daha sonra da babamın tavassutuyla bizimle bir araya gelmek istedi. çünkü kendisi, fikir ve teorik düşünce mensubuydu. ardından halvete cahil girip ders görmeden ya da araştırma, okuma ve kitapları inceleme olmaksızın bu şekilde dışarıya çıkan birisini gördüğü bir devirde yaşadığı için Allah’a şükretti. (benim tecrübem hakkında) şöyle demiştir: ‘bu bizim kabul ettiğimiz, fakat mensubunu görmediğimiz bir haldir. kapıların kilitlerini açan o hal mensuplarından birisinin bulunduğu bir zamanda bulunduğum için Allah’a hamd ederim. bana onu gösterme ayrıcalığını bahşeden Allah’a hamdolsun!’

ibn rüşd ile ikinci kere karşılaşmak istedim. bunun üzerine ibn rüşd misal aleminde bir surete yerleştirildi ve orada aramızda ince bir perde vardı. bu perdeden ben ona bakıyor, o ise beni görmüyor ve nerede bulunduğumu bilmiyordu. kendisiyle ilgilenmek onu benden alıkoymuştu. bunun üzerine şöyle düşündüm: ibn rüşd’ün sahip olduğumuz hale ulaşması irade edilmemiş!

merakeş şehrinde 1169 senesinde ölünceye kadar bir daha onunla hiç karşılaşmadım. oradan kurtuba’ya taşındı, kabri kurtuba’dadır. naaşının bulunduğu tabut hayvana yüklendiğinde, eserleri hayvanın diğer tarafına yüklenmişti. ben de fakih-edip, ebu hasen muhammed b.cübeyr seyid ebu said, arkadaşım ebu hakem amr b.serrac ile beraber orada bulunuyordum. ebu’l hakem bize dönüp şöyle dedi: ‘imam ibn rüşd’ün bineğinde kiminle denkleştirildiğini görüyor musunuz? bu imam, şunlar da amelleri yani eserleri!’

bunun üzerine ibn cübeyr şöyle karşılık verdi: evladım! ne güzel düşündün. ağzına sağlık!

ben de bu ifadeleri bir öğüt ve nasihat olarak kaydettim. Allah hepsine merhamet etsin. artık oradaki gruptan benden başka yaşayan kalmamıştır.

bu noktada şu mısraı söyledim:

bu imam, şunlar da amelleri

keşke bilebilsem! emelleri gerçekleşmiş midir?”

şöyle de bir kritiği var
devamını gör...

15 yıldır iktidardasınız ne yaptınız goygoyu

artık klasikleşmiş bir tavır.

suriye: kardeşim esat diyordun, yapıştır, bakınız.
ekonomi: sattılar, aslında batıyoruz, yapıştır, bakınız.
din: din tüccarları, laiklik elden giyeah, ben çok dindarım, siyaset pis, yapıştır, bakınız.
fetö: memleketine dön, kargalar güler, yapıştır, bakınız.
pkk: hani çözüm süreci diyodunuz. yapıştır, bakınız.
filistin: edebiyat ancak, sahte atarlanıyolar, yapıştır, bakınız.
eğitim: uvvv, yerlerde. çok fena, pek kötü. yapıştır, bakınız.
ab: uzaklaşıyoz, yanlızlaşıyoz, medeniyetin dışına çıkıyoz, yapıştır, bakınız.
kıbrıs: hani annan diyordun. yapıştır, bakınız.
darbe: şüphelerim var. hain feto, lain rte yapıştır, bakınız.

ilk gelip bakınızı, espriyi patlatan like like like.

öyle muhalif muhaliif bakma bana, daha benden dinlemedin lakırdılar.

chp gelecek ülkeyi iyi edecek. hata 404.
saadet: e denendi yani, yeni neyi var.
mhp: erdoğan'dan farkı kalmadı.
hdp: barış barış dediğin nedir ki gülüm, ben senin için hendek kazmışım.

oy vermiyom. cool. halk kötü. ben yeni nesil sosyal medya aydınıyım. like like.

hastag.

hasta oldum derdune de oku bana yasini.

kimin hangi konuda ne diyeceği üç aşağı beş yukarı bellidir yahu.
devamını gör...

bir sözlüğün anatomisi

böyle bir analoji kurulabilir.

sözlük, işleyen bir bedendir ve sözlüğü meydana getiren insanlar da sözlüğün çeşitli organları, uzuvlarıdır. her uzuv, organ farklı bir görevi, zenginliği ifade eder. sözlüğün tansiyonu, karın ağrıları, mutlulukları, hüzünleri vardır.

böyle bir benzetmede dünya sözlüğün beyni için derviche moderne denilebilir mesela.
devamını gör...

füsun demirel

geçimini sağlayabilmek için pazarda tezgah açmaya başlamış. kanal d'ye verdiği röportajdan satırlar:
sokağa çıkamayacak hale geldim. konya'dan arayıp, 'buraya gelirsen arabanın arkasına bağlayıp süründüreceğiz' diyolar. ben o sahnelerde mutluluk vermekten başka ne yaptım?"
"gerillanın hayatını oynamak isterdim' dedim. ne terör, ne pkk... italyan, ispanyol iç savaşındaki partizan kadınları ya da kurtuluş savaşı'nda mustafa kemal'e destek vermiş kadın çeteleri... bunlardır gerillalar"

eski itibarını ve gelirlerini geri istiyormuş. bu uğurda kıvıracak kıvama gelmiş kadar omurgalı. pazarcılıkla geçimini sağlayabilir, bunda utanacak bir durum yok. gerilla sözlerinin zamanı manidardı yalnız, bu şekilde mustafa kemal'e sığınarak kurtulamaz. kurtuluş savaşına destek vermiş kadın çetelere de gerilla demeyiz biz zaten. hatta çete de demeyiz.
devamını gör...

hüseyin nihal atsız'ın eğitimle ilgili görüşleri

ilkokullarda erkek ve kız öğrenciler ayrı eğitim almalıdır.

ilkokulların programları olgunlaştırılmalıdır. çocuklarda disiplin duygusu geliştirilmelidir.

ödül ve ceza anlamlı hale getirilmelidir .kadın öğretmenler erkek talebeye ders vermemelidir.

ortaokullarda beden dersleri askeri eğitimle kaynaştırılarak verilmeli; milli sporlarımız ön planda tutularak yarışmalar düzenlenmelidir.

türk dil bilgisi tüm öğrencilere en iyi şekilde öğretilmeli ve bu konuda özel hassasiyet gösterilmelidir.

liselilerin fen kollarında laboratuvar çalışmaları arttırılmalı ve talebe yurt için yaratıcılık kabiliyeti daha bu sıralarda inkişaf ettirilmelidir spor derslerinde başarı gösterenler için eski ananelerimizde olduğu gibi alplık ve batırlık unvanları, bilgide başarı gösterenler için bilgelik ve danışmanlık unvanları hazırlanarak öğrencilere verilmelidir.

daha fazla detay için
devamını gör...

tevazu

herkes çok mütevazı da sanki tevazu kötülemesi moda oldu. ego, büyüklenme, densizlik, insanları kolayca yaftalayarak düşünüş ve davranış biçimi zaten revaçta tevazu ehli bulmak zor. tevazunun aşırısı kötü, büyüklenmenin ise azı bile kötüdür.
devamını gör...

ruknettin

evvela bedia olmak üzere cins-i latife karşı çapkınlıklarıyla meşhur türk sineması karakteri ile itibarı zedelenmişse de kemal sayar ile bir nebze iade-i itibar namına piyasaya sürülmüş isim denebilir. anlamı ise her daim derin.

dinin direği demek.
devamını gör...

genç kaynana şehvet uyandırır

fıkhi bir konu. hocayı bunun üzerinden karalayıp suizan etmek müslüman ahlakına yakışmaz. hanefiyim diyen herkes ebu hanife neden bu konuda fikir belirtmiş, yoksa sapık mıydı diye düşünmüyorsa ilhan hoca için de böyle düşünülemez. fıkıh ilminin gelişim seyrine komple bir eleştiri varsa belki o zaman tutarlı olur bu hocayı bu konu üzerinden karalayanlar, fakat o da ayrı bir tartışma konusu.
devamını gör...

uyku

gelmez bazen.

uykunun gelmemesine eklemiştim, buraya da gelsin. zekice.

ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb,
sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku.

sevgili, “bir gece rüyana gireceğim” dediğinden beri heyecandan gözüme uyku girmiyor.
devamını gör...

buğday başakları arasında yürümek

akıllara gladiator filminin son sahnelerinden birini getiren eylem.

ikindi güneşinde bir eli hafifçe başaklara değdirerekten gözleri ufukta sabitlemek ve hafif bir rüzgar olayı güzelleştirir.

buğday başaklarının altında ne olduğunu tam kestirememenin verdiği belli belirsiz gizem, kardeşçe bir arada yaşayabilen birçok kellenin ahenginin ruha sirayet etmesi, sapları incitmekten imtina ederek atılan dikkatli adımların verdiği doğanın bir parçası olabilme hissiyatı, güzel bir melodi gibi kulaklara dolan hafif bir hışırtı, sarı bir hüzün, mavi bir umut ile o anı yaşamak pahalı bir tablo içinde canlanan hayalin kahramanı olmak gibidir.

bereketin, özgürlüğün, şükrün bir demet halinde yürüyücüye sunumudur sanki.

bu anın sihrini ancak bir selfie fikri bozabilir.

devamını gör...

dünyevi mecmua 7. sayı

hımmm. hayırlı olsun.

okuyoruz gecenin saatinde.

şu ana kadar editörden, umut zaafiyeti ve hikaye'yi okudum. ağırlıklı olarak biçimsel değerlendiricem. nazarım o yönde oluyor ister istemez şu an için. normalde de elime bilhassa edebi kitap alsam önce biçim olarak bakıyorum. metne sonra dalabilirsem dalıyorum.

başlayalım;

editörün güzel ve samimi üslubu sıcak bir karşılama ile selamlıyor bizi derken umut zaafiyeti başlıyor. yazı sıradan gibi başlıyor sonra derinliğine çekiyor insanı. evet, gerçekten coşmuş bir yazıya dönüşüyor. sonlara doğru tekrar didaktik emarelerle bürünürken coşku yavaşça azalıyor. coşku dediysek bir kıvranışı hissettirebilmek babında. öyle ki bir iki yerinde içim titrer oldu. bu kadar uzun cümleler kurup dikkati diri tutabilecek bütünlüğü sağlamak her yiğidin harcı değil. yüreğine sağlık diyorum yazarına da bir yazar mahlası bulamadım.

gelelim hikaye'ye. valla ne yalan diyeyim şimdi pek olmasa da eskiden hikayeler yazan biri olarak kalitesine imrendiğim bir hikaye bu. bilinen basılı birçok dergideki zaman zaman rastladığım kimi hikayelerden daha üst düzey geldi bu metin bana. yani derginin kalitesini baya üste çeken bir yazı olmuş. mir mektum yazar kişisine yazarlık hayatında başarılar efendim.

bakalım.
devamını gör...

amerikan tarzı yaşam

ismet özel tarifiyle şöyle:

1945’ten sonra amerika dünyayı yeniden organize etti. yani batı medeniyeti'nin akıbeti meşkûk sayılırken birden batı medeniyeti'nin parlak bir geleceği temsil ettiği amerika ile dile getirildi. buna teoman duralı yahudi- ı̇ngiliz medeniyeti diyor, ama aslında bu amerikan medeniyeti. yani galip çıkan şey “the american way of life”, amerikan hayat tarzıdır, avrupa değildir.
amerikan hayat tarzı nedir? amerikan hayat tarzı, dinin, politikanın, felsefenin... tamamen insanın asosyal tarafıyla alâkalı olduğu, sosyal tarafının tamamen gelir düzeyiyle açıklanabildiği bir hayat tarzıdır. amerikan hayat tarzı bu.
devamını gör...

nijerya

dünyanın en kalabalık genç nüfus potansiyeli olan ülkesi.
gezginler açısından en zor ve tehlikeli ülkelerden biri.
rüşvet ve yolsuzluğun, sahtekarlığın adam kayırmacılığın gayet olağan bir kültür halinde yaşandığı, kabilecilik vreflekslerinin "ulus, ülke olma" refleksinden önde tutulduğu bir ülke. rüşvet ve yolsuzlukta bangladeş'ten sonra ikinci. bu durumun bir nedeni de afrikada topraklar bölünürken sömürgecilerin ekonomik çıkara göre paylaşımları. kabileler arası doğal ayrışma ve bölünme/birleşme yerine yüzyılların iki düşman kabilesinin aynı ülkeyi paylaşma zorunlulukları vs. buna rağmen halk kendini mutlu hissediyor bm raporlarına yansıdığı kadarıyla.

eski başkent lagos karmaşanın hüküm sürdüğü bir yer. alt yapı sorunları halledilemeyecek raddeye gelince çözümü başkent değiştirmekte bulmuşlar. 1800'lü yıllara kadar kölelik ticaretinde afrijanın deposu olmuş bir şehir. kölelik batılılardan önce kendi aralarında da yaygınmış, ama batılılar bu işleri on milyonlara taşımışlar.

ekonomik tablosu ingiliz sömürgeciliğinden daha geride, fakat güney afrika'dan sonra afrika'nın siyasi ve ekonomik en büyük güçlerinden biri denebilir.

bağımsızlık sonrası beş on yılda bir darbe olmuş, doksanların ortasından beri kısmen iyiler bu konuda. ülke bilinci yolunda biraz kıpırdanma olduğu söyleniyor.

boko haram gib taşeron olarak kullanılmaya müsait örgütlerin varlığı da sürpriz değil. ülkenin kuzeyi müslüman ve fakir güneyi ingiliz sçmürge dönemlerindeki işbirliklerinin de etkisiyle hıristiyan ve elit. fransa bir ara kamerun ile arası bozulunca boko haram'ı kanmerun'un üzerine de salmıştı.

yer altı kaynakları ve nüfus popülasyonu ile afrika'nın potansiyeli en yüksek ülkelerinden denebilir kısaca. futbol manyağı oldukları da notlarda sıkça geçiyor.

coğrafyası çeşitlilik arz ediyor. yağmur ormanları, bataklıklar, dağlar, savan iklimi ve çöl gibi kısım kısım bölgeler arası farklar var. afrikanın en yoğun müslüman nüfusu mısır ile birlikte. aynı zamanda en yoğun hıristiyan nüfuslardan biri habeşistan ile birlikte. çoğunluk müslüman.

*başta uzaklar kom olmak üzere gezi notları ve çeşitli bilgi iöeren sitelerden, yorumlardan derlenmiş ve yorumlar katılmış olarak bir bilgilendirme.
devamını gör...

kursuni hafiz

(bkz: #6263648)

hislerin ifade bulması ile ilgili güzel bir tespit. enteresan/ilginç kelimesi bin dokuz yüzlü yıllarda fransızcadan dilimize geçene kadar dilimizde karşılığı yokmuş. belki hayret biraz karşılarmış. sanırım hislerini çok ifade eden bir toplum olmamışız ve hala da öyleyiz. bu kelimenin eksikliği pek hissedilmemiş. belki kurcalasak arapça, farsça kökenli bu hissi karşılayan müstakil bir kelime vardır gazellerimizde falan, ama gazeller halk dili olmamış, bu da bir gerçek.
devamını gör...

mees kees

film olması dolayısıyla konuyu daha fantastik işlese de ele aldığı konu itibariyle kesinlikle düşündürücü bir film. çocukların enerjisine ve dünyasına uzaklaşmış, kuşak çatışmasını öğrencilerine de transfer eden, öğretmeyi zihne bilgi sokuşturmak ve yarışa hazırlamak şeklinde algılayan, kazanç sağladığı bazı konuların yanında kaybettirdiklerinin farkında olamayan kimi öğretmenlere ders verici mahiyette bir film. eğitim sevgiyle başlardaki sevgi ve saygı duyacaksın dayatmasını aşıp sevgi ve saygı bağını kurabilmenin, eğitimin eğlenceli yanlarının öne çıkarılabileceğinin iyi bir senaryosu. abartıları bir kenara, düşündürttükleri yeter.
devamını gör...

ya rab bela-yı aşk ile kıl aşina beni

fuzuli'nin en güzel gazellerinden biri.

yâ rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

(ya rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,
bir an bile ayırma aşk belasından beni)

az eyleme inayetini ehl-i dertten
yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

(az eyleme yardımını dertlilerden,
yani çok aşk belaları ver bana)

gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
geldikçe derdine beter et müptelâ beni

(gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,
bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)

öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni


(onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki
saba yeli beni ona ulaştırabilsin
)

nahvet kılıp nasîb fuzuli gibi bana
yâ rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

(ya rabbi bana fuzuli gibi gurur verme
beni bana asla bırakma)
devamını gör...

anneler günü

kapitalist re ra rö... hak veriyorum yoldaşlar, devrim için kanı kaynayan sevgili dava arkadaşlarım. elindekini avucundaki infak etmek içün çırpınan kardeşlerim. arkanızdayım ben de. fakat kapitalizmin belki de bu en masum yüzüne, annelerin kutsallığını bir daha hatırlatan bu tatlı tuzağına gönüllü olarak düşmekten imtina etmiyorum. anne, ben ve öteki dışında ayrı bir bilinç eşiği, farklı bir sevgi boyutudur. velhasılı anneler için düşünülmüş gün de güzeldir. annem istesin kapitalizmi de sevebilirim bir günlüğüne.
devamını gör...

kaygı nöbeti

bir diğer söylenişle anksiyete nöbeti.

kişinin olağanın üstünde (olağan ve ölçülü duruma kaygı değil korku denir) ya da korkmayı dahi gerektirmeyecek durumlarda, aşırı korku, heyecan, titreme, dehşet hissi, panik, terleme, ölecekmiş gibi hissetme, kontrolü kaybetme korkusu ve hatta bayılmasına kadar varabilecek nöbet hali.

olağan tehlikelere karşı korku, endişe duymak son derece normal, hatta olması gereken bir durumdur.

kaygı ile korku farkını anlayabilmenin en önemli yolu yoğunluğun yanı sıra, kişinin kaygı doğuran yer, durum ya da kişileri düşündüğünde dahi benzer belirtileri(az da olsa) göstermesidir.
devamını gör...

ince ince yağan yağmur

yağmur tipleri içinde ayrı bir yeri olan yağmur yağış biçimi. ahmak ıslatan diyenlere inat romantizmin sepya renginde kollarını ve çenesini iki yana açmış bu gök ikramını içerek ve dahi emekçi bedeninden süzerek terle birlikte toprağa akıtanların, kalbindeki yangını söndürmek isteyen naçarların pek sevdiği bir yağmur türüdür bu. bir bilge demiştir ki tercih etmeyerek akıllı olmaktansa tercih ederek ahmak olmak yeğdir.

biraz yağmur lütfen!
devamını gör...

quo vadis

okumaya değer kıymetli bir eser. akıcı ve çabucak insanı içine alan bir kurgusu ve başarılı tasvirleri, betimlemeleri var. neron'u, roma imparatorluğunu ve hıristiyanlığın yayılışını roman tadında, iyi bir kurguyla okumak isteyenlere hoş bir seçenek bu nobel ödüllü eser.
devamını gör...

halden bilen dertli kardaş

ezgi/ilahi olarak da söylenen yunus emre'nin gel gör beni aşk neyledi şiirinin "insan"lık namına sarf ettiği bir niteleme, cihanşümul bir dize. nasreddin hoca'da fıkra olarak karşımıza çıkar "damdan düşen birini getirin bana" der, yunus emre ile şiir olur, süzülür günümüze gelir.

şöyle;

benzim sarı, gözlerim yaş
bağrım pare, ciğerim baş
halden bilen dertli kardaş
gel gör beni aşk neyledi
devamını gör...

sürekli siyaseti ve tüm partileri kötüleyen gizli fetöcü

ülkenin siyasetçiler tarafından değil, bürokrasi ya da ordu eliyle yönetilmesine yönelik gizil mesaj veren fetöcü. her partiyi ve liderini, siyaset kurumunu kötüleyerek hem kamufle olmaya çalışır hem de derin devlet olmak isteyen fetö'nün kıymetini bilnediniz mesajını vermeye çalışır. siyaseti kötüler ama en çok da erdoğan takıntılı olarak siyaset yorumlarında bulunur.

evet, sen de fetöcü şüphesinden yırtamazsın partisiz.

herkes herkesi fetöcülükle suçluyor o halde kimse gizli fetöcü değildir matematiği de gizli fetöcüleri aklayamaz.

bu arada şunu da ekleyelim, her parti düşmanı fetöcü değildir.

ulan bu fetöcüler buhar olup uçtu mu yoksa.
devamını gör...

75 yıl süren harvard araştırmasından çıkan 3 hayat dersi

dikkate değer bir araştırma.

"araştırma 1938’de başlayıp, 75 yıl sürmüş. iki grubu incelemişler. ilk gruba harvard üniversitesi’nde 2. sınıfa giden 268 erkek öğrenci, ikinci gruba ise boston’da fakir bir mahallede yaşayan 12-16 yaş arası 456 erkek çocuğu alınmış. araştırmacılar her iki yılda bir katılımcılara hayatları hakkında anketler yapmış, iş tatminleri, evlilikleri, sosyal hayatları hakkında sorular sormuşlar. her beş yılda bir de kan testi, röntgen, idrar testi ve eko kardiyogram gibi sağlık taramalarından geçirmişler."

çıkan sonuçlar şöyle yorumlanmış:
-yakınlarınızla aranızda güçlü bağlar kurabilmek
-ilişkilerinizde yaşadığınız tatmin
-sizi destekleyen bir eşle sağlam bir beraberlik

buradan
devamını gör...

halil cibran

"gez ve kimseye söyleme, gerçek bir aşk hikayesi yaşa, kimseye söyleme. mutlu ol, kimseye söyleme. insanlar güzel şeyleri mahveder."

demiş.

kim küstürmüş bu abiyi yahu.
devamını gör...

bizim partiden de ayrılanlar olabilir

partisinin myk ve mkyk toplantılarında erdoğan'ın abdullah gül'ün adaylık mevzusuyla ilgili söylediği iddia edilen söz. sabah gazetesinden zübeyde yalçın'ın haberi.

''üzüldüm. siz de polemiklere girmeyin. kendi vizyonunuzu ve projelerinizi anlatın, işinize bakın. yapacak bir şey yok. her olanda bir hayır vardır. hiç endişe etmeyin. bizden de birilerini kandırabilirler. partiden ayrılanlar olabilir. tek tek isim isim biliyorum, görüşenleri. ne yapmaya çalıştıklarını... biz işimize bakacağız.''
devamını gör...

ay'a gitmek

pek üzerinde durulmayan bir mevzu. duruluyorsa da gidildi mi gidilmedi mi tadında ancak.

dünyaya en yakın gök cismi ay üzerinde fazla durulmaması, ay turizmine yönelinmemesi bana ilginç gelmiştir. ay'a gidip oradan dünyamıza bakmak ve tefekkür etmek hoş olur idi.

ps: uzay istasyonları aynı zevki veremez.
devamını gör...

erzurum evleri

erzurumda yarı müze olaraktan bir işletme tarafından yöresel yemekler dahil lokanta hizmeti veren, yöreye özgü kültürel öğelerle süslenmiş, şark köşesi kıvamında yemek yenebilecek otantik mekanın adı. erzurum'u gezenlerin uğramasını salık veririm ki zaten erzurum'u gezmek fikrine tutuşmuş insanlara bir şekilde önerilir. bu minvalde benzer başka mekanlar da vardır dadaş diyarında.
devamını gör...

ot içip sözlüğe girmek

bahse konu sigaraysa eğer biraz öyle bir hal var kimi yazarlarda. buram buram kokuyor arada sözlük. dumanı ağzından çekip burnundan üfler gibi tanımlar, ya ben halka yaptırıyorum tadında tanımlar, ciğerime fazla çektim ciğerim yanıyor tadında tanımlar, öksürerek girilen tanımlar vs vs

sigarayı birileri içiyor, başkaları kanser oluyor bazen. sıradaki tanım, tüm sevip de kavuşamayanlara gelsin bro.
devamını gör...

ibo ile güllüşah

birçok kişi tarafından kemal sunal'ın en sevilmeyen filmlerinden. bazı kopukluklar olsa da aksine güzel bir hikayesi ve anlatımı oduğunu düşünüyorum. köyden şehre göçü, zengin fakir ilişkilerini, içiçe geçmiş zengin evleri ve varoşları güzel bir güldürü ile anlatıyor.
devamını gör...

eisoptrofobi

aynalarla ilgili kolektif biliçdışının kimi bünyelerde ortaya çıkışı da olabilir. zira aynalarla ilgili kültürel bilinçdışında saklı bir hayli korku var.
devamını gör...

afrika yaban köpeği

tıpkı kurtlar gibi 40 km hıza çıkabiliyorlar ve uzun süreli bu performansı sürdürebiliyorlar. sürü halinde komünal bir yaşamları var. güçlü erkekler avlıyor 15-20 kişilik sürü yiyor. kulakları üste doğru ve kepçük. görünüşleri sevimsiz. avlanma ahlakı düşük. yok bu yavrudur bunu tutmayalım anlayışı yok.

devamını gör...

dinsizlik

-din, insanın doğasında vardır ve doğal ilk yönelimir(araştırmacıların evrime bağlaması tartışılabilir ve sadece teorik baştan kabul)
-doğa boşluk kabul etmez.
-çoğu zaman refah ve istikrar dini duygularda azalmaya neden olur. (insanoğlu nankördür ayet)

----

yeryüzünde milyonlarca insan hayatın ölümle son bulacağına, ölümden öte yaşamın ve tanrının olmadığına inanıyor. bazı ülkelerde açıktan ateizm hiç bugünkü kadar revaçta olmamıştı.

california pitzer college’den sosyoloji profesörü phil zuckerman, bugün hem toplam sayı olarak hem de nüfus yüzdesi olarak ateist sayısının her zamankinden çok daha fazla olduğunu söylüyor. gallup’un 57 ülkede 50 bin kişiyle yaptığı bir kamuoyu anketine göre, 2005-2011 yılları arasında, kendisini dindar olarak tanımlayanların oranı yüzde 77’den 68’e düşerken, ateist olarak tanımlayanların oranı yüzde 3’lük artışla toplam nüfusun yüzde 13’üne tırmandı.

ateistlerin çoğunlukta olmadığı kesin, ama bu rakamlar gelecekteki eğilimlerin habercisi olarak görülebilir mi? dünyada bu eğilimin devam ettiğini varsayarsak dinler bir gün tümüyle ortadan kalkacak diyebilir miyiz?

gelecek hakkında öngörülerde bulunmak mümkün değil; ama ilk nasıl ortaya çıktığı ve bazıları inanmayı seçerken bazılarının neden yüz çevirdiğine dair din hakkındaki bilgilerimizi kullanarak, önümüzdeki yıllarda dinle ilişkimizin nasıl gelişeceğine ilişkin ipuçları bulabiliriz.

bilim insanları hâlâ bireyleri ya da toplumları ateizme yönlendiren karmaşık faktörleri tespit etmeye çalışırken, bazı ortak noktaların olduğu söylenebilir. dinin cazip yanlarından biri belirsizliklerle dolu dünyada insana güvence sunmasıdır. bu nedenle yurttaşlarına göreceli olarak daha iyi ekonomik ve siyasal istikrar sağlayan ülkelerde ateist eğilimlerin güçlü olması şaşırtıcı değildir. zuckerman, “toplumda güven sağlanması dini inançların azalmasına neden oluyor,” diyor. kapitalizm, teknolojik gelişkinlik ve eğitimin de bazı toplumlarda dini inançların törpülenmesine yol açtığını belirtiyor.

inanç krizi
japonya, ingiltere, kanada, güney kore, hollanda, çek cumhuriyeti, estonya, almanya, fransa ve uruguay (yurttaşlarının çoğu avrupa kökenli) yüz yıl önce dinin önem taşıdığı ülkeler iken, bugün dini inançların en zayıf olduğu ülkeler arasında yer alıyor. göreceli olarak zengin olan bu ülkelerde eğitim ve sosyal güvenlik sistemi güçlü, eşitsizlik oranı düşük. auckland üniversitesi’nden psikolog quentin atkinson bu durumu, “insanlar başlarına gelebilecek olaylardan korkmuyorlar,” şeklinde ifade ediyor.
fakat brezilya, jamaika ve irlanda gibi dinin güçlü olduğu ülkelerde de dini inançların zayıflaması söz konusu. “40-50 yıl öncesine kıyasla bugün daha fazla dine sarılmış toplum pek yok. tek istisna iran olabilir; ama oradaki durumu net görmek zaten zor,” diyor zuckerman.

abd de istisnalardan birini oluşturuyor. dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almasına rağmen dinin hâlâ güçlü olduğu bir ülke. fakat yakın zamanda yapılan bir ankette, orada bile ateistlerin oranının 2007’den 2012’ye yüzde 1,6’dan 2,4’e yükseldiği görülmüştür.

fakat vancouver’deki british columbia üniversitesi’nden sosyal psikolog ara norenzayan, bunun dini inançların ortadan kalkması anlamına gelmediğini, insanların varoluşsal güvenlik arzusunun güçlü bir duygu olduğunu belirtiyor. “insanlar acı çekmek istemiyor; ama bu konuda ellerinden bir şey gelmiyorsa olaylarda bir anlam bulmak istiyorlar. din de insanların acıya anlam vermesinde bildiğimiz diğer laik inanç ve ideallerden daha fazla işe yarıyor görünüyor,” diyor.
bu olgu hastalık ve felaket karşısında sürekli ortaya çıkıyor. örneğin, 2011’de yeni zelanda’nın christchurch bölgesinde meydana gelen şiddetli depremin ardından, tümüyle laik özelliklere sahip bölge halkının dini inançlarında ani bir tırmanma görülmüştü. bunun istisnaları da var elbette. örneğin 2. dünya savaşı’nın ardından japonya’da dini inançlar inişe geçmişti. fakat zuckerman, christchurch modelinin esas olduğunu söylüyor. “insanın başına kötü olaylar geldiğinde herkes ateizme yöneliyor olsaydı, hepimiz ateist olurduk,” diyor.

tanrı fikri
dünyadaki bütün sorunlar mucizevi bir biçimde çözülmüş olsaydı ve insanlar barış ve eşitliğin hakim olduğu bir yaşam sürüyor olsaydı da belki din hâlâ varlığını sürdürürdü. evrimdeki bir gariplik yüzünden insanın nöropsikolojisinde tanrı fikrinin doldurduğu bir boşluk var sanki.

bunu anlamak için “ikili süreç teorisi”ne bir göz atmak gerekiyor. psikolojinin temelinde yer alan bu olgu, düşüncenin iki biçimine dikkat çeker: sistem 1 ve sistem 2. sistem 2 göreceli olarak daha yakın bir zamanda gelişmiştir; hiç durmak bilmeyen kafamızdaki sestir; plan yapmamızı ve mantıklı düşünmemizi sağlar.

sistem 1 ise otomatiktir, içgüdüseldir. insanın nerede doğduğundan bağımsız olarak herkeste gelişen özelliklerdir. insanın hayatta kalmasını sağlayan mekanizmalardır. örneğin kokmuş etten tiksinti duymamızı, hiç düşünmeden ana dilimizde konuşmamızı, bebekken ebeveynimizi tanımamızı, canlı ve cansız nesneleri birbirinden ayırmamızı sağlar. insanı, dünyayı daha iyi anlamak için bir düzen bulmaya, doğal felaketler ya da sevdiklerimizin ölmesi gibi tesadüfi görünen olaylarda anlam aramaya yöneltir.

bazı sosyal bilimciler, etrafımızdaki tehlikeleri algılayıp aşmada, eş bulmada bize yardımcı olan sistem 1’in ayrıca dinlerin gelişmesini de sağladığına inanıyor. örneğin bu sistem gittiğimiz her yerde, görmesek de etrafımızda bir varlığın olduğu hissini duymamıza neden olur. binlerce yıl önce belki bu duyu, otlar arasına saklanmış aslana ya da zehirli yılana karşı tetikte olmamızı sağlamıştır. fakat ister bizi sürekli gözetleyen koruyucu bir tanrı, ister kuraklıkla cezalandıran hoşnutsuz bir ata ruhu, ister gölgede bekleyen canavar biçiminde olsun, bizi görünmez şeylerin varlığına anlam yükleme konusunda zayıf da düşürmüştür.

bu sistem olguları ikili bir şekilde görmeye de yöneltir bizi. yani aklı ve bedeni bir tek bir birimde bütünleşmiş görmekte sıkıntı yaşarız. bu algı birçok dinde de yansımasını bulur.

abd’deki emory üniversitesi’nden robert mccauley, sosyal bilimcilerin, tüm bu nedenlerden dolayı dinin “bilişsel eğilimlerimizin bir yan ürünü” olarak ortaya çıktığına inandığını söylüyor. “dinler insanlardaki bu doğal özelliklerden yararlanarak gelişen kültürel düzenlemelerdir,” diyor.

kırılması zor alışkanlıklar
ateistler işte bu kültürel ve evrimsel birikime karşı savaş vermek durumunda. insanlar doğal olarak daha büyük bir şeyin parçası olduklarına, yaşamın tümüyle boşa olmadığına inanmak ister. aklımız bir amaç ve açıklama peşinde koşar. norenzayan’a göre “eğitim, bilim ve eleştirel düşünme yoluyla insanlar içgüdülerine güvenmekten vazgeçebilir, ama bu içgüdüler var.”

öte yandan birçok ateistin ve dini inancı olmayanların dünyayı anlamak için başvurduğu bilim de kolay anlaşılır bir şey değil. mccauley, bilimin sistem 1’in yarattığı taraflılık durumunu düzeltmeye çalıştığını söylüyor. “bilişsel bakımdan bilim doğal değildir, zordur. din ise çoğunlukla öğrenilmesi gereken bir şey değildir, zaten biliyoruzdur onu,” diyor.

california’daki fuller teoloji okulu’ndan justin barrett’a göre “dinden kurtulmak için insanoğlunda köklü değişikliklerin olması gerekiyor.”

dünyada tanrıya inanmadığını söylediği halde batıl eğilimleri olan, örneğin hayaletlere, astrolojiye, telepatiye ya da reenkarnasyona inanan birçok insan var. ayrıca hayatımızdaki değerlere rehberlik eden spor takımları, yoga, meslek kuruluşları, tabiat ana gibi dini inançlara yakın yorumlanabilecek inançlar söz konusu. örneğin amerika’da büyücülük, ingiltere’de ise paganizm tırmanışa geçmiştir.

antropolog ryan hornbeck, world of warcraft (wow) internet oyununun çin’deki takipçileri arasında manevi bir önem kazandığını, belli ahlaki kuralların geliştirildiğini belirtiyor. “öyle görünüyor ki wow modern toplum yaşamının sunmadığı belli ahlaki özellikleri yaratma olanağı sunuyor, diyor barrett. “insanlarda sanki dini inançlar için bilişsel bir alan var ve bu alan dinle doldurulmuyorsa şaşırtıcı biçimler alabiliyor.”

din ayrıca grup uyumu ve işbirliğini teşvik ediyor. bizi her an gözetleyen her şeye kadir tanrı tehdidi antik toplumlarda düzenin sağlanmasına yardım etmiş olmalı. atkinson bunun “doğaüstü cezalandırma hipotezi” olduğunu söylüyor. “herkes bu cezalandırmanın gerçek olduğuna inanırsa gruplar açısından işlevli hale geliyor.”

yine burada da insanlar arasında güvensizlik ve acı çekme durumu, katı ahlaki kurallarla dinleri teşvik etmede rol oynuyor olabilir. dünyadaki 600’e yakın geleneksel toplumun inanç sistemini inceleyen bir araştırmada, wellington üniversitesi’nden joseph bulbulia ve ekibi, sert iklim koşullarına ve doğal afetlere açık bölgelerde ahlak dersi veren tanrıların ortaya çıkma ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna vardı. din bu bağlamda kamu düzeni açısından önem taşıyan bir olgu olarak gelişti.

“bu kadar hızlı gelişen, farklı kültürlerde bu kadar yer edinen bir olgunun toplumda işbirliğini sağlama işlevi gördüğü yönündeki açıklama akla yatkın geliyor,” diyor bulbulia.

bir de işin matematiksel yanı var tabii. bütün toplumlarda, dini inançları olan insanlar daha fazla sayıda çocuk sahibi olma eğilimi taşıyor. böyle bir aileye doğmuş çocukların da yetişkinlikte aynı eğilimleri göstermesi doğaldır. yani tümüyle dinden arınmış bir toplum olası görünmüyor.

tüm bu psikolojik, nörolojik, tarihsel, kültürel ve lojistik nedenlerden dolayı uzmanlar dinin ortadan kalkmayacağı tahmininde bulunuyor. ister korku, ister sevgi kaynaklı olsun din kendi devamını sağlamada oldukça başarılı görünüyor.

hristiyan, müslüman, hindu ya da başka tanrıları bir tarafa bıraksak bile batıl inançlar ve ruhiyatçılık var olmaya devam edecektir. daha yerleşik dinler ise bir iki doğal afet sonrasında yeniden canlanmaya hazır görünüyor. “en iyi laik devletler bile sizi her şeyden koruyamaz,” diyor mccauley. herhangi bir ekolojik kriz, nükleer savaş ya da göktaşı tehlikesi karşısında tanrılar ortaya çıkacaktır.

“insanlar acı karşısında teselliye ihtiyaç duyuyor; çoğu insan ayrıca ölümden sonra da yaşamın devam ettiğine, görünmez bir varlık tarafından sevildiklerine inanmak istiyor,” diyor zuckerman. “her zaman inanan insanlar olacaktır; bunlar çoğunlukta olmaya devam ederse de şaşırmam.

bbc türkçe
devamını gör...