reuwen

reuwen
[ anonim yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 2986.58
  • Kayıt: 2015-06-30 15:30:00
  • En son giriş: 2017-12-12 03:03:13
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 19
  • Aktif Tanım: 772
  • Açılan Başlık: 73
  • Artı Oy: 2690
  • Eksi Oy: 178
  • Alınan Artı Oy: 2962
  • Alınan Eksi Oy: 143
  • Alınan Favori: 30

reuwen - en beğenilen tanımları

eşine herif diye seslenen kadın

herif mi? ben elin adamından bile bahsederken kullanmaya çekinirim yahu.

o değil de bir anımı hatırlattı bu bana. ablam eşini cep telefonuna "hayati refikam" diye kayıt etmiş. normalde yurtdışında yaşadıkları için yılda bir görüşebiliyoruz ve çok haberdar değiliz haliyle birbirimizin telefon rehberinden. neyse işte bize misafirliğe geldiği bir gün telefonu çaldı ablamın. yeğenimle ilgileniyor diye ben koştum bakmak için. kimmiş diye seslendi ablam. aldım telefonu yanına gittim. hayati arıyor abla dedim. annem babam falan da var odada üstelik. herkes "hayati kim ya?" moduna girince ablam "kes kız sesini!" deyip telefonu çekti aldı elimden. eniştemin adı adem olunca hayati pek garip kaldı çünkü. sonradan anladım tabi ben durumu. yani demek istediğim herif demeyin tamam ama öyle hayati refikam yok efendim hüsnü şenlendiricim falan da demeyin yani. sizin hayatınızın refikası olabilir de bizim için hayati oluyor işte o.
devamını gör...

koklanmamış gül arayan arımsı erkek

yazıklar olsun erkeğidir. önüne gelen her kızla takılır, ama iş evlenme mevzusuna gelince ben istiridyesinde muhafaza olmuş inci arıyorum. gözüne göz eline el değmemiş olsun, ilk aşkı ben olayım tribine girerler.

"kardeş senin girmediğin bağ, esansını yapıp sürünmediğin çiçek kalmamış hala koklanmamış gül peşindesin. kafan ne güzelmiş, güle güle kullan!"

öyle arıya gül yâr edecek diken mi varmış? peh!
devamını gör...

dünyaitiraf.com

çok sayın cogito sözlük,
burada yeniyim ve birçok şeyi bilmiyorum. daha yazar olduğum ilk gün iki nokta parantez kullandığım için uyarıldım. bir gariplik olduğunu anlamıştım zaten, benden başka kullanana rastlamamıştım çünkü. mesela bunları doğru başlığın altına yazıp yazmadığımı da bilmiyorum. henüz başlık açmayı da bilmiyorum zaten. dün bir başlığın altında rastgele butonunun ne işe yaradığını okudum da öyle kullanmaya başladım. şimdilik uzaktan takip ediyorum zaten, pek katılımda bulunmuyorum. ama bence yalnız değilimdir, herkes yaşamış olabilir bunları.sonra mesela, şu sol frame dedikleri yerde kendi adımı görücem diye bir ürperti geliyor ara sıra. en az bir hafta süreyle uzaklaştırılma olayı fena göz dağı veriyormuş. sanırım bu sebeple yazdıklarımı tekrar tekrar okuyorum acaba yamuk bişey yazmış olabilir miyim diye. genel olarak sevdim burayı. sürekli siyasi şeylerden bahsedilmesi biraz hoş değil. ama düşünce özgürlüğü işte. bir de saçma sapan şeylere eksi verenler var. ne anladın da sanki eksiledin diyesi geliyor insanın. neyse.
he, iki gün önce de hiç dostunuz yok yazısına takılmıştım mesela. kurcalarken kendi kendimi arkadaş olarak eklemişim. baya güldüm halime. sana senden başka dost yok kızım diye geyiğe sarıyordum ki tam kendime geldim. el alışkanlığı mesela, gülücük koyasım geldi şimdi. bazen bi hevesle hadi bişeyler yazayım diyorum sonra vazgeçiyorum. alışmam gerek biraz daha sanırım. burayı kullanırım artık heralde sıkılınca. böyle uzun uzun yazmak sözlüğün raconunda var mı mesela onu da bilmiyorum. herkes okumuyordur uzun diye zaten heralde. böyle düşününce fena fikir sayılmaz uzun yazmak. o kadar çok aynı kelimeleri tekrar edip o kadar çok anlatım bozukluğu yapmışım ki, bu kendime saygısızlıktır normalde. ama düzeltmicem. kalsın böyle. şimdilik hoşçakal cogitoitiraf. yine gelicem.
devamını gör...

misafirlikte yaşanabilecek en kötü olaylar

"o yemez teyzesi, evde yedirip getirdim ben onu." diyen anneye "hayır anne açım!" diye çemkirdikten sonra, annenin de altta kalmayıp "ay iyice terbiyesizleşti bu" diyerek o kalabalık ortamda insanı rezil etmesi.. misafirliğe gittiğiniz kişinin samimiyetine göre alacağınız tepki değişebilir. son olarak burdan annelere sesleniyorum! bırakın çocuklar rahat rahat yemek yesinler. misafirlikte yenen yemekle evdeki bir olmuyor, anlayın işte!
devamını gör...

dünyaitiraf.com

çok zor günler geçiriyorum sözlük. öyle zor günler geçiriyorum ki, beş gündür evden uzağız. günlerdir yüzlerce arama ve mesaj aldım. ama hepsini cevapsız bıraktım. telefonu açsam ne diyeceğimi bilmiyorum. o kadar kırgınım ki, ağlayarak okuduğum o mesajlara ne cevap verilir bilmediğimden tek cümleden öteye gidemiyor cevaplarım. "biz iyiyiz, merak etmeyin."
bugün bir kez daha anladım çaresizliğin insana neler yaptırabildiğini. meğer insan elli yaşına gelse de çaresiz kalınca ağlayarak sesli mesaj atabiliyormuş son çare diyerek. böyle olmasaydı keşke. bu kadar çıkmaza girmeseydik. bu kadar paramparça olmasaydık. aynı dört duvarın içinde bu kadar yabancılaşmasaydık, bu kadar yanmasaydı canımız. çok aciziz sözlük. biz insanlar o kadar aciz ve nankörüz ki. gözümüzün içine bakarken birileri değerini bilmiyoruz. zerre kadar umurumuzda olmuyor varlıkları bazen. sevgisiz bırakıyoruz, saygı göstermiyoruz, aşağılıyoruz. sonra kaybediyoruz o gözümüzün içine bakanları. aklımız başına geliyor güya. ama giden geri gelmiyor...
bazen fazlasıyla duygusal olduğumu biliyorum. ben şu an düşündükçe bile gözümden yaş geldiği halde, o "zerre kadar içim acımıyor." diyebiliyorsa kalbinin benden çok kırılmışlığından... 27 sene dile kolay. ne çektiğini gördüm, ama ne hissettiğini göremem. paramparça biliyorum. ayakta duruyor, gözü yaşarmıyor ama içi mahşer yeri, biliyorum. kimse bunları yaşamak istemezdi. aşk denen şeyin tükenebildiğini kimse kabullenmek istemezdi. onlar da istemezdi, biliyorum.
pencere önünde sokağı seyreden biri gibi seyretmiyorum olanları. bizzat içindeyim, cepheye mermi taşır gibi. o kadar zor, o kadar yorucu ki. daha küçüğüm sanırdım, büyümüşüm meğer. büyümek zorunda bırakılmışım.
öyle işte sözlük. aklıma bile gelmiyorsun. "bana müsaade" dediğim günden beri kendimle uğraşmaktan aklımın zerre ucundan geçmedin. beni unutun, beni unutsunlar. kuytuda unutulup yok olayım istiyorum. itiraf'ta hakkım vardı, içimin yangını söner belki dedim burayı da ucundan tutuşturunca. sönmüyormuş. olur da okuyan olursa dua etsin. kendim için dua etmeyi bıraktığım günden beri derdim başımı aştı çünkü. iyi değilim. iyi değiliz. zor günler geçiriyoruz. rabbim sonumuzu hayr eylesin...
devamını gör...

dünyaitiraf.com

bugün annem cesedi karaya vuran mülteci çocuğun fotoğrafına bakarak ağladı. biliyorum ki dünyadaki bütün annelerin merhametinden bir damlası bile bütün insanlığa yeter. Allahım... insan olmak çok zor.
devamını gör...

4 ekim 2015 cogito sözlük tabu zirvesi

benim için "fotoğraflardakinden daha canlısın" zirvesi. sağolsunlar, 3 kişiden 2si hakkımda bunu iddia etti. diğer 1i ile sohbet fırsatımız olmadı, ya da hiç fotoğrafımı görmemiş. dervişin hırslı tabu mücadelesine rağmen elimden geldiğince canlı olmaya çalıştım ben de. *
tabuda kader ortağım ünsüz düşünür'dü. dervişin sol yanında o, a3g'in sağ yanında ben. sıra tam bize geliyor, haydaa bir curcuna bir kıyamet. tabi ben de başarılı bir şekilde "nasıl tabu oynanamaz"ı sergilemiş oldum. heyecanlı ve gerilimli ortamlarda bulunamayışım yüzünden de bir ara mekanı terk etmek zorunda kaldım ama baktım takım bensiz çok zayıfladı koştum geldim. ünsüz sağolsun, adam derdimi analiz edip içselleştirdi bir de. son elde yakayı dervişten kurtarmasına rağmen pek başarılı olamadı benim gibi lakin, panikten deyip geçiyoruz. tanıdığıma memnun olduklarım listesinde başlarda.
takip edebildiğim kadarıyla credo, a3g, derviche, merviche*, iüöa, fahrenayt, gülbeşeker, muhittin abi, nesir ablam, dr.nikon, tia, luga ve hatırlayamadığım birçok arkadaş tabuda gayet iyiydi. "nereye düştük arkadaş, bi tek ben mi oynayamıyorum şu mereti!" dedim ben de haliyle. ama keyifliydi, yine de katılmayanlar bişey kaçırmadı, akılları kalmasın.

dönelim masalara. erkek masasında daha fazla sohbet dönen zirveydi. bi ara kaynak mı yapsam diye düşünmedim değil. hem kalabalık hem keyifliydiler. biraz gürültülü konuşuyorlar gerçi. ama aynı masada yetmiş sekiz ayrı muhabbet dönünce olası tabi.
tanışma faslını çiftlediğimiz halde hala nick-tip kurgusunu kafamda oturtamadığım kişiler var, yine de hepsiyle tanıştığıma memnun oldum.

sakalıolmadansozudinlenen abimin hediyesini tamamlayıp getirmeyi çok istedim lakin kısmet olmadı. ekstra kargo parası vericez bide. yakın tarihe bir zirve daha yapıverin de şu hediye işi çıksın aradan. *

kibirli karakteri kafamdakiyle çok farklı değildi. konuşma fırsatımız olmadı ama çok da kibirli bir arkadaşa benzemiyor gibiydi.

yolcu819 abimle de çok sohbet edemedik. lakin iyi gördüm maşallahı vardı. masaya sürekli bişeyler gönderip rahatsız ettiğim için yediklerinden pek bişey anladığını sanmıyorum ama, kusuruma bakmasın artık. *

ararsan 3.gezegendeyim'e tabuda yaptığım müthiş atarın özrünü dilemiştim lakin tekrar kusura bakmamasını rica ediyorum. hocam o nasıl hırs o nasıl şevk? ayak uydurucam derken gerilip atara bağlıyor insan, elde değil. *

eyjafjallajökull diyemeyen abinin nicki Allahtan t9da kayıtlıymış da yazması kolay oldu. eşi ve mini mini bir kopyası olan kızı asude elif'le musmutlu bir ömürleri olsun inşallah demek istiyorum.

işedim üstümü örtsene anne ile radyodan tanışığız. boğaziçili olduğunu duyunca daha farklı bir karakter hayal etmiştim ama o da çok beklenenin aksi gibi değilmiş. bütün mahalle baskılarına rağmen nickinde ısrarcı olacak mı, merak konusu *

fahrenayt'ın aldığı genel bir "hiç beklediğimiz gibi değil" tepkisi vardı. ben beklemiyormuşum sanırım ki hiç garipsemedim arkadaşı. *

cambaz bir ara piposunu tüttürünce erkeklerin balkon konseptini tamamlamak için mangal yaktıklarını düşünerek aniden masaya yöneldi bakışlarım. baktım mangal değil, arkadaş marjinalmiş, vanilyalı tütün falan. ayrıca nickini kimsenin görmediği kişiyim dedi ama ben gördüm kaç kere. görülüyor merak etmesin. *

o sırada bi de kamelok vardı, tenezzül edip selam bile vermedi. sanatçı tribi var sanırım biraz onda. sesim güzel diye beni çekemiyor olabileceğini düşünmüyor değilim.

merviche ve eşi ömer abi de tanıştığıma en çok memnun olduklarımdan. komşu sayılırmışız üstelik, artık her hafta dervichelerle birlikte patatesli börek partisi...

görsel hafızam iyi sanırdım ama sıranın devamını çıkaramıyorum. beni neden hatırlamadı diye ş'etmez mazur görürsünüz heralde? dimi?

kızların masasına gelince.. tabi ki de getirilen yiyecekleri aslan payı yaptığımız için görsel olarak daha kalabalıktı. ama elimden geldiğinde yan masaya takviye etmeye çalıştım. psikolojik olarak o kadar kalabalık bir masada yemek yiyemem, yiyemedim de zaten. tadına hiç bakamadığım şeyler oldu, ama eminim ki hepsi çok güzeldirler. zahmet edip emek veren herkesin ellerine sağlık.
tabudaki zeka kırıntılarımı tia'nın getirdiği ceviz ve bademe borçlu olabileceğimi de şu an farkettim ayrıca. artı teşekkürü borç bilirim. *

yağmurun gölgesi, mekke fincanı, zeyneb, mervoski falan önceden tanıdığım muhteremler. onlara uzun uzun yazmayı geçiyorum. bu hakkımı daha önce kullanmıştım. yaprak sarması ve kakaolu kurabiye enfesti, not düşelim. gerçi yaprak sarmasıyla patatesli böreğimi sollamış oldu zeyneb ama, türlerin farklılığına binaen göz yumuyorum. *

zoraki yazar şıklığı ve zarifliğiyle zirvede bir tık yukardan katıldı. fotoğraflardaki kadar heybetli olmayışı iyi mi kötü mü karar veremedik ama iki halini de sevdim!

iflah olmaz karamsar, kocaman gözleri ve cıvıl cıvıl tavrıyla tam bir bendi. şallarımızın ve kıyafetlerimizin de az çok benziyor oluşundan olsa gerek aynaya bakıyormuşum gibi hissettim. öyle tatlı, öyle güzel, öyle neşeli, naif, masum, sempatik, sevgi çiçeği bir kişilik. boşa aynaya bakıyor gibi hissetmedim yani...

misakiciğimle vedalaşamamış olsak da, o da çok cici, mini mini ve sevecen bir şeydi. bütün cadılığıma rağmen de yadırgamadı beni, canım benim.

dr.nikon ve gülbeşeker'e bizzat ilk ağızdan yorumlarımı yaptım. buraya yazmayacağım. tanıştığıma memnunum efendim.

tia'ya gelince. zirve boyunca en çok teşviki mesai yaptığımız kişi oldu sanırım. tanışmayı uzun zamandır beklediğimizden olsa gerek gayet sıcak karşıladık birbirimizi. memnun olmamak elde değil. özellikle ona nickaltı cancişliği yapacağdım ama vazgeçtim. burdan idare edecek artık. * daha sohbet edecek çok konumuz vardı ama bir dahaki zirve için ertesi yarın diyerek yarım bıraktık. yine görüşürüz inşallah.

lugavi sözlüğe geliş vesilem zaten, yeri ayrı.

nesir macunu da "konuşucaz kuzucum, detaylıca dinlicem seni" ablalığıyla yine gönlümde tahtına sağlam oturdu.

muhittin abi yüreklinin şu sözleri ise hala kulağımda yankılanıyor. "içimde bir kamyon şoförü var." daha fazla yorum yapıp büyüyü bozmak istemiyorum. *

aklıma gelen gelmeyen, ortamda bulunan kim varsa herkese teşekkür ediyorum. böreği tadanlara ve beğenenlere de afiyet şifa olsun demek istiyorum. daha nice zirvelerde nice börekler çörekler yapar yeriz inşallah. arayı açmayalım böyle etkinlikler için. mekan sıkıntısı için de arayışta olalım. gözümüz kulağımız hep zirve için mekan arıyormuşcasına açık olsun.
sondan bir önce olarak, +0,54ümle katılamadım ama 1 olarak ayrıldım zirveden. bir sonraki zirveye +1,54 olarak gelip eşitliği sağlamaya çalışacağım.
son olarak da, dünya sözlüğün hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. rabbim utandırmasın.
devamını gör...

dana diyerek sövdüğünü sanan kıza küfür ettirmek

her kız arkadaş grubunda en az bir tane mevcut olan ve o yaşına kadar hayatındaki en ağır küfürleri "salak, aptal, manyak ve gerizekalı" dörtlüsünden biri olan kızcağızlara "öyle küfür mü olur lan, söveceksen hakkını ver!" diyerek tertemiz dimağları kirletme eylemi. küçüklüğümüzde annemizin evden çıkarken konuşmamamızı tembihlediği yabancılardan daha tehlikelidir bu arkadaşlar. uzak durmak gerekir. şahsen benim bir iki tanıdığım var böyle, evlerden ırak. en büyük hobileri hanım hanımcık kızların ağızlarını bozmak. ayıpçılar..
devamını gör...

o son tanımı yazmayacaktım

aktif yazar olduğuna pişman olan yazar söylemi. o çocuksu "bunu kim yazmış acaba?" merakını kaybetmenin hüznünü derinden yaşayan yazarın.. benim benim, reuwen'ın...
devamını gör...

dünyaitiraf.com

gün batımında denize karşı -mesela fındıklı'da- oturup çay içecek kadar hatrımız kalmadı sözlük. çayı geçtim, su içecek hatrımız bile yok. zaten hatrımız olsa da numarası yok, arayamıyorum.
oysa ben görüşmediğimiz üç sene içinde başımdan geçen zor günleri bir bir anlatacaktım ona denizi seyrederek. saatlerce konuşup en sonunda "ee, sende ne var ne yok?" diyecektim hiçbir şey olmamış gibi. sonra dağılacaktık. ölene kadar nice üç seneler geçecekti, ama biz bir daha görüşmeyecektik.
hayal kurarken kendimi kaybediyorum biliyor musun sözlük? bugün yine hayale dalıp saatlerin nasıl geçtiğini fark etmedim. yemek yapmadığım için fırça yedim bizimkiler eve geldiğinde. "hayal kuruyordum, dalmışım. unuttum yemek yapmayı." diyemedim. gamsız olduğumu düşünüyorlar, ama gerçekten bilerek yapmadım. sadece çocuklarda olmuyormuş meğer hayale dalıp dünyadan soyutlanma meselesi. bugün bir kez daha fark ettim. ama farkındalık hiçbir şeye yaramıyor ne yazık ki.
devamını gör...

starbucks tan her gün bedava kahve içen genç

ucundan bucağından kanında türklük olduğunu düşündüren amerikalı genç. çünkü öyle bir yöntem bulmuş ki akıllara zarar. sen git 365 tane müşteri kartı al, hepsine doğum gününü farklı kaydettir. her gün doğum gününmüşcesine bedava kahveyi kap.
adam ya ciddi işsiz ya da starbucks'a bir kini var. yoksa üşenir insan o kadar uğraşmaya. ama fikir orjinal, takdir edilebilitesi var.
devamını gör...
21. (Tematik)

mekke fincani

"hayallerimiz var. bir duvarını fıstık yeşili diğer duvarını mora boyadığımız çatı katı bir odada en az iki sene... fazla eşyaya ihtiyacımız yok. ahşap elma sandıklarından koltuklar yapabiliriz yahut kocaman renkli puf minderlerle bile yetinebiliriz. içi huzur dolu rengarenk bir ev, fazla büyük olmasına gerek yok. tablolar yapıp duvarlarına asacağımız, afrika biblolarıyla donatacağımız, batik desenli perdelerle içimize kapanacağımız... görenin şıp diye burada reuwen ve mekke fincanı yaşıyor olmalı diyeceği huzur dolu bir ev. sonra zirveler yapıcaz en çatı katlısından. pandalı cupcakeler yapıcam ben. jelibonlu dondurmalar, domino taşı kurabiyeler...
bisikletlerimiz olacak, akşam vakitleri aklımıza estiğinde hadi deyip çıkabileceğiz o evden. anahtarlarımız olacak, yalnızca bize ait anahtarlar... mek beni zorla okula gönderecek, ders çalışmam için o kütüphane senin bu kütüphane benim gezicez. kahve makinemiz olacak sonra. filtre kahve sevicem ben, mek de çay sevmeyi deneyecek. okul çıkışlarında iş yerine baskın yapıcam ben onun, akşam eve geldiğimizde kahvaltıdan kalan bulaşıkları birbirimize kitlemeye çalışıcaz. ekmek almaya üşenip krep yaptığımız günler olacak. film izlerken benim uyuyakaldığım, onun üstüme el örgüsü patchwork battaniyeler örttüğü günler... para biriktirip norveç'e gitmeye çalışacak hep bir yanımız. ilk sene değil belki ama ikinci sene doğum gününde çello alıcam ben ona. pastasını çello şeklinde yapıcam belki. oturup hepsini ben yicem sonra, uğraşmışım o kadar.
zor günler de olacak. birbirimizin omzuna yaslanıp ağlıcaz zaman zaman. kalk lan portakallı kek yapalım sabah gölgeliyle lâhû gelecek dicem sonra ben gecenin bir vakti. kalkıp hazırlık yapıcaz, hıçkırıklarımız yarım kalacak. kızlar gelecek sonra.. sabahlara kadar oturup eğlenicez. şaka şaka. ben uyuyakalıcam onlar eğlenecek. sabah kalktığımda tartoletleri kim bitirdi diye huysuzluk yapıcam. bana yenilerini alacaklar. lâhûtîye patates kızarttırıcaz, bizim üzerimize koku sinmesin dicez. yağmur misafire iş mi yaptırılır diye çemkirecek. sofrayı ona hazırlatıcaz. ben ekmek almaya gitmicem tabi ki. mek de işe yarasın, o niye boş oturuyor diyebilirim belki. o ufak ama renkli evin içinde bazen dünya yansa umurumuzda olmayabilecek işte böyle.
sonra ben bir gün rubin'i bulduğumda kolundan tutup mek'le tanıştırıcam. bak dicem, bu kız benim kardeşim. kimse yokken o vardı. aynı odada yaşadık, şallarını kullandım. sözümü kesip şal ne diye soracak rubin, oturup şalın ne olduğunu açıklamaya çalışıcam, yarım yamalak ingilizcemle. sonra o da sevecek mek'i. hep birlikte norveç'e gidicez. rubin'in orda yaşayan teyzesine misafir olucaz...
kısacası güzel olacak her şey. hatta muazzam olacak. mutlu olucaz. belki ev tutup birlikte yaşayamıcaz ama kurduğumuz hayaller de kimseyi bağlamayacak. biliyorum daha farklı şeyler yazarım diye tahmin ediyordu. ama bu vaktin kuş sesleri arasında fıstık yeşili bir odada üstelik, başka şeyler düşünemedim. iyi ki varsın. rehber konserine gidemeyecek olsak da!" dediğim yazar kardeşim.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

bu ara en sevdiğim eylem yastığa sarılarak uyumak. koala gibi yaşıyorum zaten uzun zamandır. odada ağaç olmayınca da sarılma isteğimi böyle gideriyorum sanırım. ama çok güzel bişey ya uyurken yastığa sarılmak. ay bilmiyorum pek bi seviyorum ben.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

"ulan herkes mi aşık be!" diye isyan ettim az önce içimden. sahur sofrasında üstelik. tek başıma. yapayalnız. biçare. (dramatizasyon)
sonra saate baktım, üç dakika kalmış ezana. neyin tribindesin kızım dedim. bu süre zarfında iki bardak fazla su içebilirdin! benim de böyle dertlerim var işte. suyumu içtim, soframı topladım, namazı kılmayı bekliyorum. sonra da uyucam kısmetse. sözlük ayarımı bozdu kaç gündür uyumuyorum doğru düzgün. bunun için uyarılmamıştım üstelik. neyse, bugünkü itiraf kotamı da doldurmuş oldum. cümleten hayırlı geceler.

edit: dramatizasyon diye bir kelime var mı bilmiyorum. varsa konuyla alakalı mıdır acaba onu da bilmiyorum. yoksa da affedin.
devamını gör...
26. (Tematik)

cogito sözlük toplu nick altı şöleni

gereksiz bulduğum.

ne yani, insanlar girip burayı mı kontrol edecek "ay biri bana bişey yazmış mı acaba?" diyerek. giden var gidemeyen var, denilmiş. elbette gidemeyenler olabilir, fakat bu niçin bir sorun gibi lanse edilmiş anlayamadım. neticede burada bahsedilen bir yiyecek fotoğrafı değil ki, "yiyen var, yiyemeyen var." algısıyla hareket edelim. nickaltında paylaşılan fikirler, insanları neden rahatsız etsin? zirvelerden sonra nicklerin sola taşınmasından ve hatta alt alta onlarca nick olmasından ben rahatsızlık duymuyorum şahsen. okumak istemeyen görmezden gelebilir. formata uygun olduğu müddetçe de isteyen istediği kişinin nickaltında istediğini paylaşabilir düşüncesindeyim. geçenlerde de böyle bir konu olmuştu ve ben dahil bazı arkadaşların nickleri tematiğe taşınmıştı. misal, nesir ablamın benim hakkımdaki düşünceleri benim için inci gibi değerliyken, bir başkası için aynı değerde olmaması gayet tabiî. ancak, zirve sonrası ben görüştüğüm yazarların hakkındaki izlenimlerimi paylaştığımda, formata uygun olduğu halde, kimse nick kalabalığı oldu bahanesiyle o yazarların nicklerini tematiğe taşıtamaz, taşıtmamalı. okumayın arkadaşlar. istemeyenler okumasın. ben nasıl ki merak etmediğim siyasi başlıkları görmezden geliyorsam, istemeyenler bunları da görmezden gelsin. üç beş yaşında çocuk değiliz, otokontrolü vardır sanırım hepimizin. neticeye bakacak olursak, katılmadığım ve katılmayacağım uygulama.
an itibariyle yüzyüzeyken konuşuruz'dan "bir sinema filmine bilet almışım." parçasını mırıldanıyorum.
"haklıyım balık gibi,
tutulmuş daha yeni,
denizinden uzaklaşmış,
kovadayım kovadayım."

bir ihtimal daha var ki, bütün bunların ironi olduğu düşüncesiyle en sevimlisinden küçük tatlı bir kız edasıyla gülücüklerimi gönderiyorum. sevelim, sevilelim gençler! bu dünya üç günden ibaret.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

yemeğe gelmedi sözlük. geç gelecekmiş. akşam film seyredelim dedi, olur dedim. abur cubur bir şeyler alacak gelirken. aslında ben alacaktım ama çıkamadım evden. günlerdir dışarı çıkmıyorum. ayakkabı numaram değişmiş bile olabilir. ben böyle değildim. kat'iyen böyle değildim. gökyüzünü odamın penceresinden seyretmek hiç hoş değil. aylarca evden çıkmayan bir adam tanımıştım. son konuşmamızda seni tanıdığım güne lanet olsun, demişti bana. o geliyor aklıma. bütün gece oturup güneş doğduğunda kitap okumaya başlardı. hem zor adamdı hem pek basit. ben öyle de değilim. benim ne olduğum belli değil. bir gün buraya 'çok mutluyum' yazıcam sözlük. o gün bugün değil ama bir gün elbet yazıcam. demedi deme. çünkü böyle devam etmez, tabiata aykırı. açlıktan ölür insan, acıdan değil. kahrolsun melankoli! gözümden sular akıyor. ağlamak mı bunun adı?
devamını gör...

dünyaitiraf.com

kukla sertifikamı alalı tam dört gün oldu. artık resmen eğitimli bir kuklacıyım. lakin hala muhteşem bir gepetto olamadım. üstelik vizelerim başladı ve ders çalışmak zorundayım. para biriktirip prag'a kaçma vakti geldi de geçiyor...
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

otuz sekiz yaşıma geldiğimde buraya bunları yazdığım için pişman olabilirim. belki de otuz sekiz yaşıma hiç gelmeyebilirim. neden otuz sekiz diye sorduklarında cevabını bilmeyebilirim ve hatta kimse bunu sormayabilir de. beynimi, gece yatmadan kafamdan çıkarıp yatağımın başındaki gece lambasının yanında duran su dolu kavanoza koyabilmeyi isterdim bir zaman önce sık sık. çok başım ağrırdı çünkü düşünmekten. şimdi yine oturup neden otuz sekiz diye sorgulasam kendimi, başa çıkamam o ağrıyla. bir zamandır ortalarda yok zaten, aman duymasın. çünkü destursuz geliyor, ayıp ediyor. benim de kafamı duvardan duvara vurasım geliyor, elimden başka bir şey gelmiyor. sahi ağrı demişken, no land'den ağrılar'ı dinleyiverin. kamil'in sesi iyidir.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

"bana hakaret etme, çünkü ben sana emanetim." diyemedim. "yapayalnız öleceksin, yanında hiç kimse olmayacak." diyebildim içimden. Allah görüyor ya kendine yazık ediyor. bugün de kalbimi kırdı.
devamını gör...
39. (Tematik)

aktif yazar statüsü

hocam. sözlüğe katılalı üç gün oldu. şimdilik istikrarlı bir şekilde devam ediyorum. az evvel aktif yazar statüsü şartları hafiflemiş dediler. ben normalde bikaç ay pasif devam ederim diyordum ama şimdi ay sonuna aktif olabilirim düşüncesindeyim. böyle biraz hırs geldi sanki. dolayısıyla niyetimi bozmuş oldum. günah mıdır bu hocam?
devamını gör...

su balonu fırlatma butonu

sözlüğün eksiklerindendir. bazen sevginin, bazen ise nefretin sembolüdür su balonu. çok beğendiğin bir tanımın yazarına su balonu fırlattığında o yazarı serinletmiş ve dolayısıyla mutlu etmiş olursun. ya da tanımını beğenmediğin bir yazara fırlatırsın su balonunu, sırılsıklam olması kendine gel mesajı içerir. her türlü güzeldir su balonu. çocukluğumuzu hatırlatır. içimizdeki çocuk sırf trollük olsun diye bile sağa sola fırlatabilir o balonları. çok eğlenceli değil mi ya? daha fazla ciddi olamicam. renkli renkli böyle, sağa sola atsak, herkes sırılsıklam olsa. sanal su balonu savaşı. mis gibi. kızdın mı, fırlat balonu. çok sevesin geldi, fırlat balonu. hatta enseye tokat butonu da olsun. çak tokadı, fırlat balonu. aman yarabbi düşününce bile eğlendim ya!

ciddi bişeyler yazacaktım yine olmadı. herkese benden su balonu! *
devamını gör...

buyrunbenmilena

"kafka'yla sizin mesele noldu ya? kitabı bitiremedim de ben.*" demek istediğim yeni yazarcık.

hoşgelmiş, umarık eli boş gelmemiştir.*
devamını gör...

otuzuna merdiven dayamış yazarın hala sözlükte trollük yapması

aylar sonra otuz yaşına girecek olmasına rağmen hala sözlükte trollük yapıp eksilenmekten haz duyan yazarlar vardır ki bunlar kendilerinden küçük bütün insanları ergen ilan edip genellemeler yapmaya bayılırlar. muhalefet etmedikleri bir tek konu yoktur. bu yazarlara göre kızlar trip atmak için yaratılmıştır ve her daim ergendirler. bu yazarların en büyük intikamları isim vermeden ama içerikte bariz bir şekilde göndermeler mevcut olan başlıklar açmaktır. bazen açtığı başlığı gözünüze sokmak için sizi piştler ve hunharca "öyle olmaz böyle olur" mesajı verirler.
evet sözlüğün bu arkadaşlara da ihtiyacı vardır. benim asıl merak ettiğim, bu arkadaşlar böyle trollük yapmayı nerden öğrendi?
devamını gör...

nesir macunu

sözlüğe geliş vesilem, lugaviye "yok mu ya sözlükte anlaşabileceğim kimse?" diye sorduğumda "nesir macunu var, çok iyi yazar. tam senlik." demişti. bugün leyla gibi zirveye gittiğimde tomorrowun +1'inin nesir macunu olduğunu bilmiyordum tabi ki. görünce öğrenmiş oldum. * sohbetine doyum olmuyormuş bu iki yazarın meğer. kütüphane olarak benim odamı kullanabilir diye düşünüyorum. yalnız metroda yolculuk yapmaktan bir miktar daha pahalıya patlayabilir bize gelmesi. onu da çay ikramıyla hallederiz diye düşünüyorum *
tam olarak tecrübelerinden yararlanılacak abla temsili. otur günlerce sohbet et, sıkılmazsın. zaten şiir seven yazar kötü olur mu hiç? * ne iyi ettik tanışmakla!
devamını gör...

dünyaitiraf.com

makarna ve ton balıklı salata... hevesle... abim yemeğe gelmeyebilir. annem beğenmeyebilir. hevesim kırılabilir. kimse anlamayabilir. kimse anlamaz da muhtemelen. ağrım var be sözlük. içim ağrıyor. buna da şükür.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

katlanabilen, çantalı bir kamp sandalyesi alacağım en yakın zamanda sevgili sözlük. fındıklı sahilde görmüştüm, bostancı sahilindeki gibi denize karşı oturup kitap okuyan insancıklar vardı. sırt çantalı ve eşofmanlı.. muhtemelen ellerindeki termoslarda çay taşıyan cool insancıklar. ben çok hata yaptım sözlük ya. ben çok fazla hata yaptım, inanamazsın. yedi senem çöp oldu hiç yoktan yere. elime geçen fırsatları katlettim, hep elimde olmayanlara ümit bağladım. iyi olan ne varsa hiçe saydım, hep geçmişe takılı kaldım, hep mutsuz olmak için ayak diredim. mutsuz olmayınca yazacak bir şey bulamam sandım, yazmazsam boşa yaşarım sandım. sen mesela, hiç sana mutlu olmayı vaadeden birine "ben mutlu olamam!" dedin mi sözlük? ben dedim. saçmalama dediler bana dinlemedim. şimdi dinlemediğim adamların beş para etmez, aklı kendine yetmeyen insanlar olduğunu biliyorum ama. pişman değilim. belki de yalan söylüyorumdur. çünkü ben pişman olurum genelde. elimde değil. heh işte bütün bu anlattıklarımı o kamp sandalyesine oturup fındıklı sahilinden denize dökeceğim. yanımda nadir abi oturmayacak belki ama insanların hayaliyle de sohbet edebiliyorum ben. alacağım karşıma, "bak abi" diyeceğim. "bak ben o senin anlattığın adamdan farksız değilim. ben de onun gibi hiçin tekiyim. bir hedefim vardı seninle aynı masada çay içecektik, ben onu bile beceremedim." sonra termosu alacağım elime, "çay ister misin abi? " diyeceğim. "doldurayım mı?". çevremdeki insanlar yüzüme bakacaklar, beni deli sanacaklar. ben nadir abiye dönüp diyeceğim ki, "abi ben deli değilim. benim aklım bana fazla geliyor sadece. taşıyamıyorum." başını sallayacak bana, onaylayarak söylediklerimi. "bak kardeşim" diyecek. "bak ben seni anlıyorum. anlıyorum ben seni." diyecek defaatle. "eyvallah abi." diyeceğim. çayımı içip kitabımı okuyacağım. sonra kalkıp toplayacağım eşyalarımı, "şahitsin deniz, anladı beni!" diye bağırıp ayrılacağım oradan. o eşofmanlı cool insancıklar gibi.
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

"kalktım ankara'ya geldim evden kaçıp, haberin yok. yolculuk boyu ağladım, gözlerim şişti...
sonra pişman oldum sana geldiğime, ama bazen yabancılara gitmek gerekir. çünkü yabancı şehirlerden çok hikayeler çıkar. seni de işte böyle harcarlar. hikâye olur gidersin haberin olmaz."
devamını gör...