ne desem ki şimdi

ne desem ki şimdi
(Moderatör)

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 4901.61
  • Kayıt: 2011-08-06 19:49:00
  • En son giriş: 2018-06-25 16:57:59
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 6
  • Aktif Tanım: 2121
  • Açılan Başlık: 58
  • Artı Oy: 7487
  • Eksi Oy: 1595
  • Alınan Artı Oy: 4886
  • Alınan Eksi Oy: 327
  • Alınan Favori: 134

ne desem ki şimdi - en beğenilen tanımları

dünya sözlük kelimelik ekibi

bir dünya sözlük yazarıyla yaran bir mesajlaşma yaşamama sebep olan ekip. listede oyun isteği gönderdiğim yazarlardan birine durumu bildiren bir mesaj göndermeyi unutmuşum. yazar da haklı olarak merak edip hangi yazar olduğumu sordu. yaran diyaloğumuz aşağıdaki gibi seyretti. merhabalaşma faslından sonra...

-dünya sözlükten istek yolladım size.

+biliyorum onu tahmin ettim, ama hangi yazarsınız acaba?

-ne desem ki şimdi.

+direkt nick'inizi söyleseniz mesela.

-nickim ne desem ki şimdi. hahaha o kadar mı bilinmeyen bir yazarım.

+hayır biliniyorsundur da, bu nick'le çıkaramadım... *

-doğrudur çok aktif değilim sözlükte...

+yoksa şu glfahfdkanafdodl nick'li yazar mısın?

- :) :) :) :) hayır, nick'im ne desem ki şimdi...

+ :d :d :d tamam şimdi anladım...


hayır yani boşuna mahlassızım demiyorum, hiç nick gibi duruyor mu gerçekten...
devamını gör...

gay olma nedenleri

kendi cinsine ilgi duyan insanların beyinsel işleyişlerinin farklı olması, eşcinselliğin kabul edilebilir olduğunu göstermez. aynı şekilde ağır suç işlemiş pek çok suçlunun da beyinsel yapılarının farklı olduğu ispatlandı tarihte. fakat bunu suçluları aklama mekanizması olarak kullanmıyoruz.

yukarıda da bahsedildiği gibi, evrimsel açıdan bakıldığında bile hayatta kalmaya ve nesli devam ettirmeye faydası olmayan tür davranışları en hafif tabiriyle "anlamsız"* olarak nitelenebilir. bu durumda benimsenen, iki kişinin rızasının olması ve üçüncü kişilere zarar gelmemesi gibi argümanları da pek destekli bulmuyorum şahsen. acı çekmekten zevk alan bir mazoşist ve sadist arasindaki ilişkiyi de makul bulalım o zaman. ya da doğada türler arası ilişki var diye zoofiliyi de savunalım.

tüm tanımları okurken şunu anladım şahsım adına. ahlaki olarak eşcinselliğin uygun olup olmadığını bilim yoluyla ispatlayamazsınız. bilimin bulgularını kullanarak savınıza destek bulursunuz sadece. ama zaten bir müslüman olarak ben eşcinselliğin haram ve kabul edilemez olduğunu biliyorum. kaynak olarak da Allah'tan gelen vahyi gösteriyorum. bilim bunu bir delil olarak kabul etmeyebilir, ama eşcinselliğin ahlaki olduğunu hiçbir zaman ispatlayamayacağı için sorun yok sanırım.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

bugün misafirlerimiz gelecekti. ben o içimi kemirip duran sıkıntım yüzünden erkenden çıktım evden. yolda yürürken ağladım... metroda iki saat bekledim, boş boş bir yerlere yetişmeye çalışan insanları izledim. onları izlerken ağladım. kimse fark etmedi. birileri fark eder diye çekinmiyordum ki. sonra camiye gittim, bir başımaydım. oturdum ve ağladım. karanlıktı cami... kapıya doğru yürürken bir şeye bastım, hayvan pisliği gibi. karanlıkta görmemişim... caminin ortasına bir hayvan pisliyor ve ben ona basıyorum. oturdum hüngür hüngür ağladım.
devamını gör...

bayramlarda kadının kocasının elini öpmesi

bizim evde, ardından kocanın eşinin elini öpmesiyle devam eder. çok seviyorum annemle babamı ben, sonra bir gülüşüyoruz, hoş saadet dolu dakikalar yaşıyoruz hep beraber. tabi esprili bir biçimde gelişiyor her şey ama annemi de bizim gibi sıraya girip babamın elini öperken hayal edemem kimse kusura bakmasın. en güzeli işte böyle, birbirlerinin elini öpsünler.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

çoktandır hayalini kurduğum bir fırsat çıktı karşıma yakın zaman önce. başta çok heyecanlandım, elim ayağıma dolandı, hemen harekete geçtim. sonra korktum, saçma sapan şeyler bahane ederek gitmedim olayın üzerine. o kadar da istemediğime kendimi inandırdım, konfor alanımdan dışarıya çıkmak zor geldi sanırım. ama bu sabah, daha dün hiç aklıma bile getirmemişken, inanılmaz bir pişmanlıkla uyandım. bunca zaman nasıl bastırmışım, niye bu sabah böyle derin bir umutsuzluk krizi şeklinde zuhur etti bu durum bende hiç bilmiyorum.

bazı insanlar nasıl bu kadar başarılı oluyor hayatta anlıyorum sanırım. "öyle mi olur, ya şöyle olursa" diye düşünüp vazgeçmiyorlar hayallerinden. risk almaktan çekinmiyorlar. olmazı zorluyorlar... ben gibi konfor müptelası korkaklar da yerlerinde sayıyor. bir çeşit lanet belki de bilemiyorum.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

sözlük var ya ben tam bir salata delisiyim. ailemle birlikte yemek yerken salata erken bittiğinde suçlayıcı bakışların hedefinde hep ben olurum o derece. ara sıra bu durum dillendirilince hem utanırım ama yine de bu sevdadan vazgeçemem. fakat bugün yaşadığım olay evdekilerin gözündeki konumumu resmen suratıma çarptı. eve geç geldiğim için herkes yemeğini yemişti fakat mutfakta koca bir kase dolusu salata vardı. "başka kim yemedi? bu salata kimin için?" soruma verilen cevap ellerimin titremesine, gözlerimin kararmasına ve neredeyse oracıkta düşüp bayılmama sebep oluyordu. "senin için, sana anca yeter diye düşündük" dedi kardeş görünümlü canavarlardan bir tanesi. "abartma istersen, çok fazla bu, yiyemem ben hepsini" dedim. gerçekten yiyemezdim, o kadar da değildi, çok abartıyorlardı. ama o salatanın başına oturunca... yani çok zorladım kendimi... ama... olmadı... dayanamadım... hakim olamadım kendime... resmen sıyırdım dibini. böyle işte. çok seviyorum ben salatayı.
devamını gör...

saniyelik salaklıklar

okulun kütüphanesinde kapalı olan bilgisayarı açmak için kasadaki açma kapatma düğmesine basmak, fakat kasanın aslında yan taraftaki bilgisayara ait olması. bilgisayar açılmadığı için düğmeye tekrar tekrar basmak ve yan taraftaki bilgisayarın sahibiyle göz göze gelmek.*
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

çok ama çok heyecanlıyım sözlük. azmettim, yılmadım ve tanımlarımı kimin artıladığını görmek için yazmak zorunda olduğum 150 tanım yolunda artık sona geldim. kim bulmuşsa tebrik ediyorum sözlüğü canlandırmak için güzel bir motivasyon sağlıyor bence yazarlara.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

yarın doktoraya başlıyorum. eğitim öğretim hayatımın 21. senesi*. dile kolay yahu 20 senedir bu sıralardayım ben. seviyorum öğrenci olmayı, kendini geliştirmeyi, yeni şeyler öğrenmeyi... ama hala daha bir işinin olmaması, para kazanamamak, burs peşinde koşmak... ne biliyim, zor geliyor be... şu zamana kadar inat ettim akademik kariyer iş hayatıyla birlikte verimli yürümez dedim ama fikirlerim değişti galiba. bir yerden başlamak gerek sanırım... annem babam da yazık hiçbir şey demiyorlar hep destekliyorlar ama içlerinden "bu kadar okudun biraz da karşılığını gör" diyorlardır eminim. dua ediyorum ben de. ne olacak bu işler hiç bilmiyorum.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

sözlük bugün de misafirlerimiz geldi. ama ben onlar gelmeden evden kaçacak gücü kendimde bulamadım. anneme onları karşılamaya çıkmayacağımı söyledim. onların sesleri odama gelirken ben oturdum ağladım. Allah'ın cezası misafirler başka zaman olsa uğramazlar ben bu haldeyken evden çıkmıyorlar. ve işin garibi ne biliyor musun sözlük, herkese normal gelmeye başladı bu halim. odama giren ağladığımı görüyor ve çıkıp gidiyor. bu kadar yani...
devamını gör...

yüksek lisans

insana aslında hiçbir şey bilmediğini gösterir. lisanstan mezun olmuşsunuzdur, bölümü dereceyle bitirmişsinizdir, "iyiyim ben ya" havalarında dolanırsınız, master'a başlayınca ise sudan çıkmış balığa dönersiniz. o öğrendiğiniz, hatmettiğiniz şeylerin aslında okyanusta damla olduğunu, her derste ağzınıza sadece bir damla bal çalındığını fark edersiniz. alanın ne kadar geniş olduğunu fark edip dehşete kapılırsınız. yüksek lisans kişiye hiçbir şey bilmediğini göstermesi açısından önemli dönüm noktalarındandır bence. ve öğrenmek isteyen, bundan zevk alan, çaba sarf eden, çalışan kimseler başarılı olur sonunda. ben yüksek lisans yaparken çalıştığım kadar hayatımın hiçbir döneminde çalışmadım, üniversite sınavı dahil. ama bittiğinde o kendini geliştimenin, ufkunu açmanın verdiği haz var ya... her şeye değer... ben bambaşka birine dönüştüğümü düşünüyorum master sonrası. tamam çok zor, uğraştırıcı, ve yalnızsınız... hocanız lisansta olduğu gibi her şeyi önümüze hazır sermiyor. siz araştırıyorsunuz, uğraşıyorsunuz, didiniyorsunuz. bi makale ödevi verdi mesela hoca, içinde bir teori geçiyor... ya da bir kavram geçiyor, dersin konusuyla çok da ilgili olmayan... işte o makaleyi hakkıyla anlamak için oturup o teoriyi araştırıyorsunuz. teoriyi anlamaya çalışırken karşınıza bilmediğiniz yeni bir şey mi çıktı, hopp onu araştırıyorsunuz. bu bir döngü şeklinde devam ediyor, "araştırma döngüsü"... ve bence bunu yapma arzusu, azmi ve sabrı olanlar gerçekten başarılı oluyor. akademi bu demek azizim, araştıracaksın, yeni şeyler öğrenmek isteyeceksin ve pes etmeyeceksin... bittiğinde yaşıtlarından daha yaşlı görüneceksin ama ***
devamını gör...

ne desem ki şimdi

aylarca birileri benim mahlas altıma birşeyler yazsın diye bekledim. yazmadınız. derdimi anlatacak küçük kinayeli tanımlar girdim yazarların içinden geçenler başlığına. görmediniz! ama artık yeter. siz yazmazsanız ben yazarım uleynnn. katlanırım kendi mahlas altına yazı yazan ezik yazar pozisyonuna düşmeye. benim de bir egom var! üstteki alakasız tanımlardan çekindiyseniz, ben size hiç bir şekilde çemkirmeyeceğimin garantisini verebilirim.

aylardır sözlükteyim, dış kapının mandalıyım sanki. he o senin kelekliğin de diyebilirsiniz ama demeyin benim canım yazarlarım.
devamını gör...

yazarların görücülük anıları

bir düğün için şehir dışına gidiyoruz ailece. erken gittiğimiz için düğüne kadar babamın eski bir arkadaşının evine misafir oluyoruz. çok sıcak, samimi insanlar... bize şehri gezdiriyorlar bol bol fotoğraf çekiliyoruz beraber... derken birkaç gün sonra anne kişisi size durumu açıyor. meğersem daha önceden size teklifi yapılan ve sizin düşünmediğinizi söylediğiniz insanlarmış bunlar... yani onların da sizin ailenizin de olaydan haberi var, bi siz saf saf dolanıyorsunuz ortada. resmen görücünün ayağına gitme gibi bir durum yaşanıyor. anne kişisine olay için kızılıp çemkirildiğinde alınan cevap ise hayretler uyandırıcı:
-eğer haberin olsaydı doğal davranamazdın, rahat olamazdın...
sanki oraya gitmek zorundaymışız gibi!! oraya giderek onlara ümit vermiş sonra da o ümidi boşa çıkarmış gibi hissetmiştim... bazen aileler çok garip davranabiliyor.
devamını gör...
26. (Tematik)

yetim tanımlar

ne zaman biriyle sözlü bir münakaşaya girsem, heyecanım ses tonumda o denli sırıtıyor ki. ağlayacağım falan geliyor, zor tutuyorum kendimi. böyle boğuk boğuk konuşuyorum. sonra yüzüm kızarıyor, bir münakaşayı da içimdeki masum, özgüveni gelişmemiş sebiyle veriyorum. öldürmek istiyorum o çocuğu! en acısı ne biliyor musun ama sözlük, en acısı? karşımdaki vicdana gelip "yazık lan, ağlayacak şimdi, alttan alayım azıcık" dediği için mi, yoksa gerçekten onu ikna edebildiğim için mi bir yerde bir duraklama evresine giriyor o münakaşalar hiç çözemiyorum. hem de hiç. evet şimdi arkamdan gülebilirsiniz.

yalnız bu kendimle ilgili en objektif tanımlarımdan biri oldu, şimdi yüzüme yüzüme ağlayabilirim.
devamını gör...

selfie çekerken kelebekler vadisi uçurumundan düşen yedi aylık hamile kadın

tatil için gittikleri fethiye'de fotoğraf çektirirken uçurumdan düşen 32 yaşındaki talihsiz hamile kadın. eşiyle birlikte çıktığı 300 metre yükseklikteki bir tepede, selfie çekmeye çalışırken dengesini kaybedip düşmüş. çok büyük bir acı... hiç ummadığı anda veda edebiliyor insan hayata işte... Allah taksiratını affetsin.

buradan
devamını gör...

bakanlık öğretmenlere dört yılda bir bilgisayar verecek

milli eğitim bakanı ismet yılmaz'ın son açıklaması. fatih projesi kapsamında öğretmenlere her dört senede bir, öğrencilere ise 5. ve 9. sınıflarda bilgisayar verilecekmiş.

paylaştığı ilginç bir veri ise türkiye'nin eğitime ayrılan kaynak bakımından almanya'nın bile ilerisinde olması. 2002'den önce ise avrupa'da eğitime en az yatırım yapan ülkeymişiz.

yahu birazcık ders alınsa keşke... on binlerce tablet dağıtıldı, baktılar bir işe yaramıyor bir de bilgisayarla deneyelim mi diyorlar anlamıyorum ki... niteliği arttırmadığın müddetçe istediğin kadar bilgisayar dağıt, laboratuvar aç hiçbir işe yaramaz...

eğitim fakültelerinin kontenjanını düşüreceksin, pedagojik formasyonu kaldıracaksın ve öğretmen eğitimini iyileştireceksin... bunu düşünmek çok mu zor? neden onca kaynağı beyhude yere çarçur ediyoruz? neden pisa sınavında, yapılan onca yatırıma rağmen, ülkenin hali içler acısı durumda? belki de bir sebebi, bakan olarak seçilen kişilerin asla eğitim kökenli olmamasıdır. işletmeci, mühendis, avukat kafasıyla üretilen politikalar ne kadar etkili olabilir ki?

buradan
devamını gör...

eğitimde fırsat eşitliği

öğrenci başarısını yordayan en önemli faktör ailelerin sosyal ve ekonomik durumu olduğu müddetçe çok da işe yaramayacak olandır. istediğiniz kadar okul kapasitesini ve öğretmen kalitesini arttırın, aile refahı başarıyı belirleyen asli unsur olmaya devam edecek.

peki yapılması gereken şey ne? toplumun her kesiminin sosyal ve ekonomik olarak belirli bir refah düzeyine ulaşması gerekiyor. e bunu eğitimle de yapamıyoruz. alın size nur topu gibi bir paradoks.
devamını gör...

misafirliğe çıplak ayakla gitmek

küçücük bir ilkokul öğrencisiyken çorap giymekten nefret ederdim. bir gün okula spor ayakkabılarımın içine çorap giymeden gittim. dışarıdan bakıldığında anlaşılması imkansızdı. öğretmenim sıraların arasında dolaşırken eğildi, eliyle ayakkabımın kenarını kontrol etti ve hayretten kocaman olmuş gözlerle "çorap yok mu ayağında? niye çorap giymiyorsun?" diye sordu. yaşadığım şok ve öğretmenimin bu ürkütücü dikkati yüzünden ayağıma lehimlenmiş çoraplarla yaşadım sonraki hayatımı. bu sebeple şahsım için söz konusu olamayacak eylemdir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının koleksiyonları

kinder sürprizden çıkan oyuncakların koleksiyonunu yapıyorum. 100'e yakın parça var. benim de servetimi akıttığım ve kurtulamadığım bir bağımlılığım var artık *.

edit: dayanamadım, akşam akşam çıkartıp resmini çektim... resmen terapi şunlarla uğraşmak...

devamını gör...

gereksiz psikolojik baskı veren durumlar

açık duran bir baza, balkonun duvarına yaslanan insanlar ve akbili olmadan otobüse binen yolcular...

sanki o baza tepeme düşecek, o insan yere çakılacak, ve otobüse binen kişiye kimse akbilini vermeyecek gibi hissediyorum. "akbili olan var mı?" sorusu iki saniyeden fazla yanıtsız kaldığında stres leveli tavan yapıyor, otobüsün arkalarından atıyorum kendimi önlere doğru... kimse vermezse sonsuza kadar nasıl beklesin o yolcu orada? peki ya insanların göz göre göre buna seyirci kalması? nasıl içleri rahat camdan dışarıyı seyretmeye devam ediyorlar anlamıyorum...

ortamlarda hep psikolojik baskı yaratan şeyler bulurum, huyum kurusun. rahat edemiyorum öbür türlü.

ah nasıl unuturum ki editi: gelen bir misafirle sohbet ederken, yaramaz yavrusunun macera peşinde etrafta fır dönmesi. teskin edecek şeyler bulup oyalamanıza rağmen, yavrunun doymak bilmeyen bir iştaha ile en olmadık yerlere saldırması. gözünüzün hep çocuğun üzerinde olmak zorunda olması.
devamını gör...

babaya karşı yapılan en büyük başkaldırı

bir keresinde birlikte kırtasiyeye bir şeyler almak için gitmiştik. ben de önceden konuştuklarımız dışında bir ürün dosyasının fiyatını sorma girişiminde bulundum. fakat sağolsun kendisi genel adeti olmak üzere "ne yapacaksın o dosyayı, ne gerek var?" diye kükredi. öyle cimri bir insan da değildir ha karakteristik olarak gıcıktır sadece. sonra benim gözler dolsun, sen bir şey demeden eve koş. neyse eve geldim ben nasıl ağlıyorum, kırtasiyedeki adam tüm bunlara güldü diye daha da şiddetleniyor hıçkırıklar. sonra babam eve geldi, çağırdı beni. bir de ağlıyorum ya ona da tahammül edemiyor. "kes, kes ağlama, noldu sanki?" diye susturmaya çalışıyor beni. ben nasıl dolduysam artık... "anlayamazsın sen ne olduğunu, çünkü senin duyguların yokk!!!" diye bir bağırdım. ağlaya zırlaya nasıl çıktım o odadan hala şaşarım. peder beye yapamazsın yani böyle şeyler yüzyılın despotudur kendisi. ben bağırıyorum ama bir yandan da korkuyorum gelip beni döver mi diye. odur budur kendisiyle dışarıya çıkıp bir yerlere gitmek istemem.
devamını gör...

15 haziran 2018 portekiz ispanya maçı

insanda, şimdiye kadar izlediğimiz o maçlar neydi öyle gızzz? tepkisi oluşturan, bana göre dünya kupasını gerçek anlamıyla başlatan maçtır. tahta kemirmişiz, sunta yemişiz resmen o savunma odaklı kuzey afrika ve arap ülkelerinin maçlarını izlerken.*
devamını gör...

muharrem ince

birkaç mitingini izleyeyim dedim, resmen çakma erdoğan gördüm karşımda. jest ve mimikleri, hitabeti, kullandığı kinayeler bile buram buram erdoğan kokuyor. Allah'ım o işaret parmağıyla yeri gösterişi bile tıpatıp aynı. valla ben korkmaya başladım, baktı olmuyor, bu yolla oy devşirmeye mi çalışıyor nedir? söylediklerinden bağımsız izleyince adeta bir erdoğan görüyorsunuz karşınızda çünkü. sırf buradan bile bu adamların özgünlüğü ve ülke için vaat edebilecekleri ile ilgili çıkarım yapılabilir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

pişmanlıklar içinde yüzüyorum. asla yapmamam gereken şeyleri yapıyorum, engel olamıyorum kendime. kınadığım şeyler bir bir başıma geliyor. nasıl başa çıkacağım, bilemiyorum.

yarına okumam gereken 5 makale var. aylak aylak dolaşıyorum ama ben, ergenler gibi. Allah'ım akıl fikir şu kuluna.
devamını gör...

19 mart 2018 olaylarından dolayı boğaziçi üniversitesi'nin attığı mail

az önce gönderilen ilginç mail. daha doğrusu mailler çünkü birinin ardından reddiye temalı ikinci bir mail gönderildi. kayıt işlerinden önce aşağıdaki mail düştü gelen kutularımıza:

"değerli boğaziçi üniversitesi mensupları ve sevgili öğrenciler,
son dönemlerde yaşanan olaylar neticesinde üniversitemiz tarihinde ilkleri yaşar olmuş ve yaşananlardan ötürü
yıllardır süre gelen boğaziçi kimliği ve kültürü ciddi ölçüde zarar görmüştür.19 mart 2018 pazartesi günü üniversite
iradesi dışında gerçekleşen tatsız olayları desteklemediğimiz gibi bu olaylar neticesinde üniversite idaresine
müdahale edilmesini de desteklemiyoruz.öyleki üniversitemiz temel ilkelerini ve duruşunu yitirmiş olup fikirlerin
korku ve endişe ile ifade edildiği bir yapıya evrilmiş ve üniversite organları bu süreçler içerisinde işlev kaybı yaşamıştır.
yaşanan bu kayıplar eşliğinde meydana gelen korku ve panik havasında fikir beyan etmek cesaret göstergesi haline gelmiş olup
bu cesareti gösterenlerin de kamuoyu önünde siyasi ve politik hedefler haline getirilmesi üniversitemizi oldukça kaygılandırmıştır.
bu baskıcı ortam devam ettiği sürece ders verilmesi, araştırma yapılması ve bilimsel ilerleme sağlanması mümkün değildir.
tüm akademisyenleri ve öğrencileri zedelenmiş olan boğaziçi kültürünü tekrar ayaklandırmak için birlik olmaya davet ediyoruz."


yaklaşık 10 dakika sonra ise yine kayıt işlerinden aşağıdaki mail gönderildi:

"az önce atılan mail rektörlük onayına sunulmadan atılan bir mail olup üniversitemizin düşüncelerini temsil etmemektir. rektörlük içerisinde meydana gelen bu karışıklığın sizlere yansımasından ötürü özür dileriz."

birilerinin başı fena yanacak sanırım. o değil adamlar hacker'lık yapmış resmen. hep bir üç kağıt hep bir dalavere. umarım "karışıklığı" bir an önce çözerler.

edit: son açıklamaya göre iki mesaj da üniversiteye ait değilmiş. bu sefer kesin bilgi yayalım.

"30 mart 2018 cuma günü boğaziçi üniversitesi öğrenci kayıt
işleri birimi’nin e-mail sisteminden bir sızma sonucu gönderilen
“üniversitemizde yaşanan son olaylar üzerine’’ ve “az
önce atılan maili lütfen dikkate almayınız!’’ başlıklı iki
ayrı mesaj, üniversitemizin herhangi bir birimi tarafından
hazırlanmamış ve gönderilmemiştir. sistemlerimize yapılan bu
saldırının sorumluları hakkında gerekli tespit ve soruşturma
işlemleri başlatılmıştır.

boğaziçi üniversitesi rektörlüğü"
devamını gör...

dünyaitiraf.com

şu yaşıma geldim, iflah olmaz duygusallığımdan kurtuldum sanıyordum. yanılmışım. nefret ediyorum kendimden. kadın istediğim evrağı vermeyeceğini söyleyince tutamadım ya kendimi. tutamadım ya tutamadım o lanet yaşlar nasıl akmaya başladı. normalde verilen bir evrak ama verenler hukuksuz veriyormuş... çıkardı şeceresini gösterdi o evrakları kimlere verdiğinin... üstelik bunların başıma geleceğini bilmeme rağmen, annemin ısrarı yüzünden gidip rezil olup döndüm.

ülkeyi buldozerle yıkıp baştan inşa edeceksin bunu anladım ama. reform meform işlemez. iliğine kadar belirsizlik, kafasına göre muamele işlemiş devletin her bir kurumuna. doğrusunu yaptığını iddia edenler yüzünden de benim gibi "başkasından duydum"cular böyle travmatik deneyimler yaşıyor. yine de tek suçladığım sistem. biz böyle hayaller kuruyoruz ya, "iyi ülke olacağız, çok gelişeceğiz" falan diye... ben size söyleyeyim o iş yaş...
devamını gör...

ali ihsan varol

o şirinlikler, naiflikler, oyunculara adeta evinde gibi hissettirmeler hep numaraymış demek ki dediğim sunucu. o sempatik görüntüsünün altında bir canavar yatıyormuş adeta. bayıla bayıla izleyen hanım kızlarımıza ders olacak nitelikte bir olay resmen. görüntü her zaman aldatıcıdır. hele ekran görüntüsü. *
devamını gör...