babanın sevgisinin anlaşıldığı anlar

pekçok kişi için maalesef, aile avukatlarının vasiyeti okuması akabindedir!!

bazen de ölüm döşeğidir.. geç kalınmış bile olsa..

*

kurtlar vadisi'nin ilk bölümlerinde bir psikopat uyuşturucu imalatçısı vardı, abuzer kömürcü adında.. bir de oğlu vardı hep dövdüğü erdal kömürcü.. uyguladığı yoğun baskı ve ettiği hakaretlere dayanamayan erdal, babasını kendi silahıyla yani önce etkisiz hale getirip yatağa bağlayıp yoğun miktarda damardan uyuşturucu vererek öldürmek üzeredir..

uyuşturucuyu enjekte eder, sonra da babasına 'neden beni sevmedin hiç baba?' diye bağırır..

babası:

'it olduğun için!' der..

erdal:

'baba, bana bir defa bile seni seviyorum oğlum demedin, bu kadar zor muydu??' diye sorar..

babası:

'erdaaalll, ben seni hep sevdim ulan itoğlu..!'

der ve son nefesini verir.. erdal pişman olur ve psikopata bağlar..

devamını gör...
amerika'ya gidebilir miyim sorusuna ' dayanamazsın. sen dayansan ben dayanamam' dediği an.yaşlandıkça daha bir duygusallaşıyorlar tabi.
devamını gör...
siz bir hastanede sedyede uzanmışken, hafif ıslak gözlerle çaresizce size bakıyor olması. işte o an babanın sıcacık sevgisi içinize akar.
devamını gör...
ya da amcamdan biliyorum kızı evlenirken ki bakışı. üzmeyin babanızı.
devamını gör...
benim babamdan bahsediyor olursak "her an"dır.
gerçekten. abartısız.
devamını gör...
*düğün günü evden çıkmak üzere olan gelin olmuş kızını uğurlarken

*oğlu askere giderken. ki bu güneydoğu ve doğu bölgesi olduğu zaman daha bi başka olur

devamını gör...
çok nadiren, nadirden de az zamanlarda hissetmişimdir, ya da öyle sanmışımdır bilemiyorum. ama 'kızzım' dediği zaman yani o iki tane z harfi vurgulandığı zaman, belki ..............
devamını gör...
ay sonu sıkışınca aradığınızda kaç para göndereyim diye sorması.

tamam çok daha uhrevi , manevi şeyler olabilir. ama gurbette okuyan bi öğrenci için bu da bi sevgi gösterisidir.
devamını gör...
sabah ezanı'na eşlik eden anne çığlığı ile uyanıldığında ne olduğuna anlam verilemez. birşeyler oluyordur evde. ev yavaş yavaş akrabalar ile dolmaya başlar.
çıkarsın odandan teyzeni görürsün, sorarsın; "teyze ne oldu?" cevap yoktur. halaya sorarsın "hala ne oldu? neden evimiz bu kadar kalabalık? neden hepiniz geldiniz. annem neden çığlık attı? neden ağlıyor ? cevap yoktur..

tak demiştir canına.. odanın ortasına geçip var gücünle bağırırsın; biri bana cevap versin! bu evde neler oluyor?

anne daha bir hıçkırır. herkes gözlerini kaçırır. cevabı verecek kadar cesur bir insan evladı yoktur evde. şöyle bir göz gezdirdikten sonra farkedersin. biri eksiktir onca insanın içinde... en önemli kişi eksiktir.

-babam nerde ?
-...
-babamm nerdeee ?
-...


yoktur.
gitmiştir.
ve bir daha gelmeyecektir...

o istanbula bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığında benim oğlumun paçaları islanmayacak! diye omuzlarında okula götüren adam gitmiştir. bir gece önceden bir torba kiraz alıp yarın beraber yemeye söz vererek o gece yemene izin vermeyen adam gitmiştir. ne olacak şimdi o kirazlar ? kim yiyecek onları ? işte o andan itibaren biri vardır bir daha hiç kiraz yemeyecek. biri vardır her kiraz gördüğünde babasını özleyecek.

ve biri vardır, istanbula her yağmur yağdığında paçaları islanacak. işte o ıslak paçalı çocuk, 50 yaşına da gelse seni özlemekten vazgeçmeyecek...
haberin olsun...

(bkz: sizin hiç babanız öldü mü)
devamını gör...
bir şey istendiğinde babadan hayır demek isterken bile üzülür mü çocuğum acaba diye düşünüp ne olumlu ne de olumsuz cevap veremeyip çelişkide kaldığı an.
devamını gör...
erkekler için yeni doğan çocuğunu kucağına alma anı.
devamını gör...
direksiyon sınavına girmeden önce beni ilk defa kendi arabasıyla çalıştırıyordu. evden çıkmadan önce annem 'dikkatli olun' falan demişti babam da 'ne olcak en fazla arabayı çarpar' demişti. tabi inanmadım o an dediğine. ama çalışmaya çıktık ve iki kerecik arabayı hafifçe çarptım. ağzını açıp kızmadı söylenmedi bile. vay be babam beni gerçekten seviyormuş dedim. sevgisinden şüphem yok ama arabasını çarpıyorum ve tek kelime etmiyor. bir tanesin be baba.. ben de seni..
devamını gör...
bir ara okullarda/liselerde devamsızlık 9 güne düşmüştü, yaptığım 4 günlük devamsızlık üstüne eve kağıt gelir ve babamın olaya tepkisi; "zorlanıyosan okuma kızım, benim servetim ikimize de yeter" olmasın mı? orda anladım babam çok iyi bi insan. zaten ondan sonra da bende bi boşvermişlik, bi aman ya bu okul da kaç yılda biterse bitsincilik, babam mirasını bana bıraktı olumculuk falan... zannedersin babam da arap prensi. ama gurur okşadı, gönül aldı.
devamını gör...
8 yaşlarımda şehir dışında babaannemle birlikte halamların yanında kalmıştık bir ay. çocukluk hevesi gideyim diye tutturmuştum ama bir ayın yatacaz kalkacaz kadar bir süre olduğunu düşünmüştüm nerden bileyim bir ayın bir ay olduğunu.

afacan dönis bozması bir hala kızı vardı benim, ben de çocuk gibi davranmayan gururlu pısırığın tekiydim, haliyle o bir ay aynştayn bulmamış olsa ben bulurdum izafiyet teorisini. bir ay sonra annem babam, ablalarım çıktılar geldiler bizi almaya. kapıyı çaldıkları gün gururum olmasa babamın kucağına atlayıp burnumdan baloncuk çıkara çıkara ağlayabilirdim ama çok da etkilenmemiş gibi yapma gereği hissettim aptal aptal.

hep birlikte bir gece daha kalıp memlekete dönecektik. halam dama cibinlikleri açtı, herkesi kafasına göre sen şuraya geç sen buraya geç yerleştiriyor. benim cibinliğin kontenjanı 4 kişiydi ve çocuklar için ayrılmıştı. babalara özel fosur fosur kabarık döşekler serdi halam. babam da baba tabii o da oraya geçecek. o ara babamla halamın arasında bir cibinlik meselesi konuşuldu, halam abi orda ayakların dışarda kalır sinekler dalar falan diyor babam yok ya eniştem yatsın burda sıkışırız ben çocukların yanına geçeyim ora daha çok rüzgar alıyor hem gibisinden sallıyor ve baba cibinliğini elinin tersiyle itiyor. babam bildiğimiz sevgisini göstermeyen baba ekolünden bir adam olduğundan yine rahatını düşünüyor bak bak diye geçirmiştim içimden Allah bilir. işte neyse o gün baba kız kucaklaşa kucaklaşa uyuduk.

ertesi günü akşama doğru yola çıktık, eve vardık. anne beni özlediniz mi diye sordum çocuk cümlelerimle. annem yüzüne çok görmediğim bir gülümseme takındı, özlenmez olur mu özledik tabii dedi. hatta baban da dediydi dersini çok özledim gideyim de kucaklaya kucaklaya bir yatayım kızımla dedi. cibinlik, yumuşak döşek, sivri sinek, baba kucağı, bir akış bir akış gözümün önünde. anneme sade güldüm. ulen aslında havalara uçmuştum. çocuk bu görmediğini hissetmez. baba sevgisini belli etmiyorsa çocuk için sevgi yoktur. o an sevildiğime dair ne de büyük bir işaretti bu. vay benim babam kasketin olsa türkü çığırırdım billah adına.

babamdan açılınca konu hep bunu hatırlarım eskilerin sararmış siyah beyaz fotoğrafları gibi bir görüntüde...

eaa düşündüm de eğer 8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel.*
devamını gör...
26 yaşlarımda idim. insanın hayatını en büyük oranda değiştirecek olan evlilik hayatına giriş yapmak üzereydik. malumunuz evlilik alışverişi gerek. bilezik gerek. altın gerek vs. o sıralarda babam işsiz. çalışmıyor. ama düğün meselesi var. benim de kendi biriktirebildiğim 5-10 bin tl'm. altına mı yetsin. beyaz eşyaya mı? mobilyaya mı? salona mı? vs masraflara mı? işte böyle bir hengamede bilezikleri almamız gerekiyordu. istanbul pendikte çarşıdaki merkez camiini çoğu kimse bilir. o civarlardaydık. bir namaz öncesiydi. 4 tane bilezik aldık.bakmayın dört dediğime gramları az. maksat çok gözüksün. sonra namaza gittim. babam dışarıda bekliyordu.oturmuştu cami etrafındaki sandalyelerin birisine.namazı kıldım çıktım. babacığım gözlerime bakamıyordu. bu yaşımda idim ve babamı hiç o halde görmemiştim. utangaç bir bebek gibi, utangaç bir çocuk gibi gözlerime bakamadan iç geçirerek ağlıyordu. ne oldu babacığım dedim. sarıldım o kalabalıkta. aslında anlamıştım. "oğlum dedi, herkesin düğününü babası yapar, bir şeyler alabilir, bir şeyler koyar, ben sana hiç bir şey yapamadım, bir bilezik bile alamadım, hiç bir katkım olmadı" dedi. bunları derken utanıyor ve gözlerime bakamıyordu. ve hıçkırarak iç geçirerek kendini sıkarak bir mahcubiyetle ağlıyordu. şu an bunları yazarken bile gözlerim doldu ve o zamana gittim. he bu arada o altınlar da yar olmadı. düğünümüzden 4-5 ay sonra çaldırdık. neymiş efendim; çok da önemli değilmiş altın vs. altından daha kıymetli bir anne babaya ve elmas gibi bir eş'e sahip olmak dünyada hiç bir maddi şeye değiştirilmez ve hepsinden kıymetlidir.
devamını gör...
ayrı geçen ilk doğum günümde *duygulanıp konuşamayacağı için aramak yerine hiç de tarzı olmadığı beceremediği halde kısa mesaj yolladığı andır.dahası mesajı okurken ağlayacağımı bildiği için mesajın sonuna 'babişin' ifadesini ekleyerek güldürmeye çalıştığını anladığım andır.
devamını gör...
genelde uyuduğunuzu sandığında gelir yanınıza. uzaktan bi kontrol eder ve sessizce kapatır kapıyı.
devamını gör...
kardeşlerim doğduğunda benim ilk gözağrım sensin.senin yerin bambaşka diyerek bana hediye alıp eve geldiği http://zaman.17.doğumgünümde sarılınca daha dün 3 günlük bebektin ne çabuk büyüdün diye ağladığı zaman.cennete de sizinle gitmek istiyorum diye sabah namazına 7'mizi tek tek kaldırdığı zaman.eve geldiğinde kim o hala beni öpmeyen hain diye seslendiği zaman.üniversiteyi kazandığımda askerdeyken benim için tuttuğu günlüğü bana hediye ettiği zaman.aşık olursan ilk gel bana söyle ben senin en yakınınım dediği zaman.sınavlar bitip eve gidince hediye olarak bi koli kitap aldığı zaman.koleksiyonumuzun eksik kitabını bulmak için beraber saatlerce dolaştığımız http://zaman.ne yaparsan yap sen benim önce evladımsın,hatalarınla seviyorum seni dediği zaman.bugün arayıp kardeşlerin geldi sen de gelseydin keşke dediği zaman.benim üzüldüğümü anlayınca zaten evdeyiz,bişey yapmıyoruz,çayda sensiz güzel değil,sen gelince semaver yakarız dediği zaman.her zaman.(bkz:gurbet içimde bir ok )
devamını gör...
bir tatil dönüşü, biriktirilmiş anılar, üstelikte babadan zar zor izin alınıp gidilen ilk tatil…

tamda yoldayken, kuzenler tuhaflaşmıştır, lal olmuştur az önce bülbül gibi şakıyan dilleri. noldu, neyiniz var, bakın benden bir şey saklıyorsanız çok ama çok kızarım size ihtarlarına, yok canım abartma lütfen, yorulduk işte tatil yordu bizi diyip zoraki gülümsemelerle dolu bir yolculuk sonrası…

konya’ya mahalleye girdiğimiz an öğle vaktiydi, camiden yükselen sesi duyduk; kuzenlerimden biri olanca kıvraklığıyla radyo’ya uzandı, abayhan ezan okunuyor kapat radyoyu dedim, arkadan tiz sesiyle ezan değil sela o dedi, Allah Allah kim öldü ki dedim, yaşlı biridir heralde dedi titreyen sesiyle. inşallah dedim inşallah, her ne kadar herkes için her ölüm erken ölümse bile, gençler ölmesindi diye düşündük. daldık derinlere…

evin önündeki kalabalık ürkütüverdi beni, kuzenlerim yüzüme bakıyordu dolu yaş dolu gözlerle… konuşmadan bakıyordu sadece…

dedem mi öldü ya söyleyin bana dedim en yaşlı oydu çünkü ailede, kimseler cevap vermemişken henüz, dedemi gördüm kalabalığın içinde,
hayır hayır anneannem ölmüş olamaz dedim durup, öyle ya küçüklüğüm onun yanında geçmişti, nasılda kıymetliydi benim için, ve yerde elleri başının arasında gördüm onu...
korku büyüyordu içimde dönüp kim söyleyin bana kim dedim, öyle ya babasına ölüm yakıştıramıyordu insan nerden gelirdi ki aklıma.
tam kapımızın girişinde annemi gördüm, bitkin, boş boş bakan gözlerle, kollarından tutmuştu kuzenlerim.

annemin, beni görür görmez adımı haykırarak attığı çığlığı unutmamın imkanı yok... tam 9 yıl geçti hala, o kapı eşiğine gelince önce bir irkilirim...

babam mı, babam mı diye sordum, öldü demeye dilim varmadı ki? varamazdı, az evvel selayı duymuşken yaşlıdır inşallah diye dualar ederken, insan 47 yaşında dağ gibi bir adama ölümü yakıştırır mıydı hiç?

yoktu o artık, zaten olsaydı o kalabalığı içinden su yeşili gözleriyle beni bulur seçer ve gülümserdi bana, yoktu o artık bir bana bakmayacaktı o derde deva gözleriyle, artık en çok babama yakıştırdığımız kapat gözlerini kimse görmesin yalnız benim için bak yeşil yeşil şarkısı bile yetimdi en az benim kadar.
kelimeler kiyafetsizdi, o anı anlatmaya yetecek bir kelime bulmak imkansızdı... sessizce yanaklara süzülen yaşlardı o anı anlatabilen tek şey...

şimdi beni görenler, hep sana benzetiyor, senin kızın olduğumu hemencecik anlayıveriyorlar, sen yoksun hep eksik herşey ama ben varım baba, sen gibiyim bende, tıpkı sen gibi... ve ben hala senin en sevdiğin şarkıları duyunca ağlıyorum sessizce, hala senin en sevdiğin yemekleri yerken boğazımda büyüyor lokmalar,

hani hep derdin ya, başını zalimlere eğme prensesim, tacını alırlar, eğmiyorum başımı zalimlere, eğmeyeceğimde.

ve ve seni çok seviyorum baba, azalmadan hemde en büyük sevgiyle hemde... mekanın cennet olsun... seni seviyorum çok çok hemde...
devamını gör...
lisedeydim henüz 15-16 yaşlarında...bir sabah namaz için uyandım baktım burnum kanamış gece, bir halsizlik var üstümde. kalktım lavoboya gittim kapıyı kapatmadım. annem kapıda beni bekliyor ben de abdest alıyorum. hayal meyal hatırlıyorum, anneme başımın döndüğünü söylemişim. sonrasında birden yere yıkılmışım. o anda annem çığlık atmış babam da uyanmış. annemin dediğine göre bembeyazmışım ve gözlerimi bir noktaya dikmiş bilinçsizce bakmışım uzun bir süre. kendime gelmeye başladım yavaş yavaş. baktım annem kolonya sürüyor endişeli ve ağlamaklı benimle konuşuyor. sonra yattığım yerden kapıya doğru baktım. babamla göz göze geldik.bana bakışını hiç unutmuyorum... "ömrümden ömür götürdün" diyerek yan odaya gitti sesli sesli ağladı. babamı ilk defa ağlarken gördüm. işte o an çok sevildiğimi daha iyi anladım. o günden sonra ben tv izlerken, ders yaparken babamın bana bakışlarını yakaladım uzun süre... kimbilir beni izlerken aklından neler geçiyordu. canım babam rabbim seni başımızdan eksik etmesin...
devamını gör...
önce bulup sonra kaybettiğim sevgi türü. ya da tam manasıyla, zamanla yitirilen bir duygu. en azından ben böyle düşünüyorum. babanın evlatlarına duyduğu sevgi, bana her zaman anne kavramını sorgulatmıştır. eğer annenizi kaybettiyseniz bu durum daha da dramatik bir hale gelir. geriye bir tek baba kalır. o bir zamanlar küçük kızlarının, sevdiceği ve idolü olan adam, zaman geçtikçe değişir. sürekli arkanızı toplayacağını düşündüğünüz kişi, sizi yalnız bırakmış ve köşesine çekilmiştir. evlat kaldıramaz bu durumu. isyan eder. kimseye zorla verilmedi bu baba sıfatı! bunu ben istemedim demek istese de yapamaz. neyse daha fazla kemalettin tuğcu edebiyatı yapmak istemem. konu baba ve anne olunca içimdekileri dökecek sağlam kelimelerim yok. bu yüzden yazmayı da beceremiyorum. sözün kısası iyileri olabildiği gibi kötülerinin de olabileceğine inanıyorum artık. belkide her kız babaya aşık doğmuyor artık. ne bileyim.....
devamını gör...
hayattayken ne kadar çok anlaşılırsa anlaşılsın, maalesef ki öldüğünde bir kez daha anlaşılır ve o anlaşılma anlaşılmaların hem en acısı, hem de en güçlüsü olur.
sonra rüyasında defalarca aslında hiç ölmediğini mi görsün insan.
yoksa ölüp de tekrar dirildiğini mi.
devamını gör...
ben küçükken bu dünyadan göçtü gitti rahmetli babam. o yüzden pek bilmem böyle anları...

kalan anılar da otomatik olarak tatlı anılar olmuyor haliyle.
okul yıllarında ilk derste öğretmenlerin saçma sapan bir tanışma adetleri vardır bilirsiniz. "baban ne iş yapar" diye sorarlar. kardeşim sana ne !! benim babamın mesleğine göre mi ilgileneceksin benimle, yoksa işim düşerse diye mi aklında tutacaksın. neyse ben de her seferinde emekli diye cevap verir otururdum. burnum sızlardı kelimenin gerçek manasıyla.

aman diyeyim sözlükteki öğretmenler ve öğretmen adayları: herkesin içinde aile olaylarını sormayın öğrenciler ile tanışırken.
devamını gör...
bi türlü yakalayamadığım an. yakalarsam var ya .....
devamını gör...
ben hiç yakalayamadım o anı. ya babam çok duygusuz, sevgisiz yada ben yakalayamıyorum. ben yakalayamıyorumdur yav maç izlerken bizim takım gol attığında adamın gözlerinin içi gülüyor böyle bir adam sevgisiz olabilir mi hiç
devamını gör...
eve gittiğim ilk gün 15 saat uyuduktan sonra sabah kahvaltıda ailenin diğer üyelerinin ne çok uyudun diye tavırlı sözlerini duymaktan usanmışken, "ne çok yorulmuş da bu kadar uyumuş diye üzüleceğinize, dediğinize bakın. git yavrum uykunu alamadıysan az daha uyu." dediği andır. rüya mı anlayamamıştım ilk de ama baktım ki uyanmıyorum anladım, gerçekmiş.
devamını gör...
kafayı uzatıp odanın kapısından bakıp, her zaman olduğunuz yerde sizi görünce yüzündeki memnuniyet ifadesine tanık olduğunuz an.

canımın içi, iki gözüm, Allah senden önce beni alsın, sensizlikle imtihan etmesin.
devamını gör...
babayla gecırılen neredeyse her an. yemek mı yenıyor belli eder bır sekılde. bır yere mı gıdılıyor sarılır ve dıkkat e mi der; yine belli eder. kızdı mı? bizden cok uzulur ama amacı bizim uzulmememizdir, basımiza bır sey gelmesıni engellemektır. ve yine bellı etmıstır iste..
devamını gör...
bana "yeryüzünde şeytanın türkiye şubesisin" dediği an. ne kadar gözlerim dolmuştu anlatamam.
devamını gör...
tavadaki son sucuk dilimini kendi yemeyip bana "al" dediği an.
devamını gör...
marketten gelince taze meyvaları hevesli hevesli yıkayıp yemek istemezsem eğer hatırım için deyip eliyle yedirmeye çalıştı an.
devamını gör...
şu şiirden sonra biraz daha....

mutluluk sevgili kızım
gözlerimde goncadır
sen gülünce

mutluluk ay yıldızım mutluluk
dört yapraklı yoncadır
seni görünce

kirazım gökyüzüm mutluluk
bilsen yüreğimde nasıl atar
sen kapımı çalınca

mutluluk kınalı kuzum mutluluk
gelip ellerimden tutar
sen gelince...

beyrut-1998
devamını gör...
yılmaz erdoğan'ın kızı berfin için yazdığı şiiri akla getirmiştir;

berfin'im,
içimin güler yüzü,
yaşanılası iklimim hoşgeldin...
devamını gör...
otobüste uğurlarken her defasında ama her defasında otobüs kalkana kadar bekliyor ve öpücük yollayıp el sallıyorsa..işte öyle bir şey.
devamını gör...
genellikle kız çocukları tarafından hissedilir bu anlar.

erkek çocuk için, özellikle ergenlik sonrasında babanın sevgisi pek hissedilmez. sevmek her ne kadar kalpten gelse de, yani kalbi kararmamış tüm insanlarda cinsiyet ayırt etmeksizin var olsa da, erkeklik dürtüleri iki erkek arasında yaşanması gereken asıl duygunun saygı ve değer vermek çerçevesinde olduğunu öğütler.

o yüzden yaşını başını almış bir erkeğin babasından en büyük beklentisi aslında sevgi değil saygıdır bir bakıma. saygıdan kastım fikirlerine değer verilmesi, bir karar alırken yorumuna ihtiyaç duyulması, aileyi ilgilendiren bir konuda babasının kendisine danışılması vs. bir erkeğin gözünde babasının kıymetini daha iyi anlatacak şey sevgi sözcüklerinden ve sevgi belirtilerinden daha çok kendisine saygı duyulduğunun gösterilmesidir.

aslında erkek açısından bakıldığında saygının var olması, çok yoğun bir şekilde bulunan fakat perdelerin arkasında gizlenip görülemeyen sevginin de yansımasıdır aynı zamanda.

yüzlerce kilometre uzaktan, gayet resmi olarak yapılan bir telefon görüşmesinde birlikte yaşamadığınız ailenizin evine alınacak bir eşya için bile fikrinizin sorulması en basitinden babanızın size verdiği değeri gösterir.

özet olarak baba ve oğul arasındaki sevgi çok çok abartı haller dışında saf haliyle ortaya çıkmaz, sadece farklı maskelerle kendini gösterir, bu sevgi ortaya çıkarsa da film olur.
devamını gör...
liseyi yatılı okumaktasınızdır... babanızla telefonda konuşurken sesinizden hasta olduğunuzu hisseder ve 120 km yol gelerek size poşetler dolusu meyve getirir... yurtda anons olur ".... ......" danışmadan bekleniyorsunuz!!! ve babanız karşınızdadır işte bu andır diye düşünmekteyim.
devamını gör...
sizi otobüse bindirdiği zaman "kafanı hiçbir şeye takma" demesidir. bana hep sevgi dolu bir an gibi gelmiştir.
devamını gör...
"oğlum, şu kızı sana alayım mı ?" dediği andır. bana hiç demedi lan babam beni sevmiyor.
devamını gör...
herhangi bir sebeple karşınızda dik duruşunu bozmamasına rağmen ilk fırsatta bi tenhaya kaçıp hüngür hüngür ağladığı anlar.

ne alakası var bilmiyorum. bi baba çocuğuyla alakalı bi meselede ağlıyorsa ya çocuk kötü bişey yapmıştır ya da baba ona yapmak istediği bişeyi yapamamıştır.
devamını gör...
fotoğrafları var...ama sesi git gide uzaklaşmaya başladı... paniğe kapılıyorum elimde değil... videolarını izliyorum sırf sesi kulağımdan gitmesin diye. haa bi de kokusunu bir daha hiç duyamayacağım ya... en çok da o koyuyor... en sevdiği hırkasını aldım elime az evvel elime, kokladım, kokladım, kokladım... o kokmuyor artık... özledim..
devamını gör...
6-7 yıl önce apandistim ansızın patlayıp da ölümle burun buruna geldiğimde baygınlıktan hayal meyalde olsa onu ambulasta hıçkıra hıçkıra ağlarken görmek.

düşünsem daha çok var lakin en etkilendiğim bu anımdır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar