ahmet telli

toplumcu gerçekçi şiirin ikinci kuşağında yer alan şair.ismet özel den etkilenmiş fakat atilla ilhan a daha uygun olduğu söylenebilir.

''bekleyişler ki demlenişidir sabrın...''
devamını gör...
şair. güzel insan. kral adam. canım. ciğerim.

--- alıntı ---

dünyanin disina atilmis bir adimdin sen
ömrümüzse karsiliksiz sorulardi hepsi bu
su samanyolu hani avuçlarindan dökülen
kum taneleri var ya onlardan birindeyim
yeni bir yolculuga çikiyorum kar yagiyor
bir ask tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

çocuksun sen sesindeki tipiye tutuldugum

dönüsen ve suya dönüsen sorular soruyorsun
sesin bir çaglayan olup dolduruyor uçurumlarimi
kötü bir anlaticiyim oysa ben ve ne zaman
birisi adres sorsa önce silaha davraniyorum
kekemeyim en az kasabali asklar kadar mahçup
ve üzgün kentler ariyorum ayriliklar için

bir yanlisligim bu dünyada en az senin kadar
ve sen kendi küllerini savuruyorsun daga tasa
bir daha dogmamak için dogmak diyorsun
ölümlülerin isi bir de mutlu olanlarin
onlarin hep bir öyküsü olur ve yasarlar
birakip gidemezler alistiklari ne varsa

çocuksun sen her ayrilikta imlasi bozulan

susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
ne olabilir, sorumun karsiligini bilmiyor kimse
kötü bir anlaticiyim oysa ben ve ne zaman
bir kaza olsa adi ask oluyor artik
asksa dünyanin çoktan unuttugu bir tansik
seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

kirpiklerime düsüyorsun bir çiy damlasi olarak
yumuyorum gözlerimi gözkapaklarimin içindesin
sonsuz bir uykuya daliyorum sonra ve sen
hiç büyümüyorsun artik iyi ki büyümüyorsun
adinla basliyorum her siire ve her misrada
esirgeyensin bagislayansin, biad ediyorum.

çocuksun sen ve bu dünya sana göre degil


çocuksun sen ii

çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
dursam ölürüm paramparça olur dünya

çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(soluğunun elma kokması bundandı belki)
bir elma kokusuna tutundum düşerken
sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

çocuksun sen, çocuğumsun.

--- alıntı ---
devamını gör...
şiirleri içerisinde mükemmelliğe ulaşanları çok çok azdır. keşke az yazıp daha güçlü bir şair portresi koysaydı ortaya.

bu zaaf -vasatlık-, sosyalist şairlerin genelinde hakim. onlar, toplumcu şiirin iki ucundan tutan iki büyük şairi taklit ettiler hep. bir kısmı nazım hikmet, bir kısmı ahmed arif damarını takip etti. o ustaları aşamadıkları gibi, verdikleri eserler de taklitten öteye geçemedi.
devamını gör...
bu seneki altın portakal şiir festivalinin önur konuklarından birisiydi(gülten akın'ı unuttuk). geçen sene ki altın portakal şiir ödülünün de sahibidir.

devamını gör...
dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
devamını gör...
"...kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
ilk sigarasını paylaşan iki okul kaçağı, iki haylaz
hiç kimseler anlamıyor muydu o günlerde
ilk sevgilileriyle deniz aşırı yolculuk düşleri kuran bizi
ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa..."
devamını gör...
dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

güzel şiirlerin sahibidir.
devamını gör...
"su çürüdü" ile gönlümde yer edinmiş, ankara mekanlarında sık sık karşılaşılabilecek.. sohbeti de şiirleri de güzel insan..
devamını gör...
bugünün pisleşen, grileşen, renksizleşen kentlerine inat; kenti güzelleştirenin "insan" olduğunu onun şiirlerinden öğrendik biz:

"gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı."
devamını gör...
bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
uzun bir hastalık gibi
aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
bitti.
bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
ihmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
belki bir yağmur yağar akşama doğru
yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
aşk da bitti diyordu ya bir şair
aşk bitti işte tam da öyle.
devamını gör...
dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir..
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor.


*
devamını gör...
duygunun ve devrimin arasında müstesna bir denge kurmuş cesur şair. åžiir kitapları everest yayınları'ndan çıkıyor.

"hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa"
devamını gör...
sesinden kendi şiirleri dinlemek ayrı tat verir.

gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

gidersen kim sular fesleğenleri
kuşlar nereye sığınır akşam olunca

sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
birde seni ekliyorum susuşlarıma

selamsız saygısız yürüyelim sokakları
belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
yüreğimize alırız onları, ısıtırız
gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

gidersen kar yağar avuçlarıma
bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
isyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
bir tufan olurum sustuğun her yerde
devamını gör...
kendi şiirlerini güzel okuyabilen insanlardandır.
çocuksun sen'i okurken "bir saatin sarkacı nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle" dediğinde saatin sarkacı gider ve gelir.
devamını gör...
önce karanfil sokakta korsan kitapçıdan "su çürüdü" kitabını alarak şiirleriyle tanıştığım, sonra aynı sokağın yüksel caddesiyle kesiştiği köşede bulunan mülkiyeliler birliğinde çay içerken yan masada oturduğunu fark ettiğim, tanışmak ve hayranlığımı bildirmek için (kendimi tutamayarak) yanına gittiğimde son derece mütevazi, sıcak ve insancıl olduğunu gördüğüm, bu vesileyle hayranlığımın bir kat daha arttığı güzel mi güzel bir şairdir kendileri. daha sonra bir kaç kez daha karşılaştık mülkiyelilerde. sonra uzun süre görmedim. bir malatya-istanbul uçuşunda karşılaştık daha sonraları, aynı tevazu,aynı asalet. ardından izmir tüyap kitap fuarı.

güzel insandır üstat. darbe öncesinde ve ertesinde çektiği işkenceleri hala üzerinde taşır gibidir. biraz ürkek, biraz çekingen, ama insan, ama şair...
devamını gör...
taylar ve yolcular

çünkü biliyorum : sabrın mesafesine sızıyor susku ;

beklenen fırtına , beklenen bora ve ne gelmezse akla
deniyor bir taşın sabrını , çocuğun uslu sevincini de.
sinsi tarih , aklıevvel felsefe , şımarık geometri
canına okuyor şiirin , yalnızca aşk onarıyor onu
onarıyor ve coğrafyanın her yanı yara bere içinde
yazının ruhu mu olurmuş diyor mahkeme katibi
bu yüzden eskiyor hayat , merhamet yetim kalıyor
bir tek susku kalıyor , dillerde ölüyor birer birer
ölen her dil yalnızlığı oluyor bu dünyanın..

çünkü biliyorum : sabrın mesafesi azalıyor gitgide

kuğunun aryası kuğulara , filler fillere veda ediyor
kendi çığlığının peşine düşüyor bir aborjin
ned kelly kendine bir zırh döküyor ağır demirden
ah ned kelly : cahil ve cesur olum benim
köroğlu’ydu bizim oralarda senin adın yahut celali
çaldığın atın kefaretini ödedin ölümünle , oysa yaşlı
bir çerkes’ten duymuştum : ‘atın fiyatı yoktur’
atlılar geçiyor rüyalarımdan , atlılar geçip gidiyor
hayat canhıraş bir telaş yumağına dönerken
anlatılacak ne çok hikaye kalıyor geride

kelimelerse tutukluk yapan bir silah kadar mahcup..

taylardı mesafeleri hiçe sayan ve yolcusunu
hayal ettiği yerde bırakıp yola revan olan
reddin hayata bağışladığı müthiş gerçek
yıldız şavklarında oynaşan ırmağın delişmenliği
ve kalp atışlarını sarıp sarmalayan alev
bütün bunlar sabırsız bir tayın anlattığıdır
sabırsız bir tayın coğrafya bilgisidir de denebilir
taylar : ölümsüz ama ölümlü , hüzünlü ama cesur
taylar : göğün bulutu , yeryüzünün yalnızlığı
firar duygusunun kışkırttığı büyük öfke

kalbim şimdi bir tayın kalbidir...
devamını gör...
kendisini yazdığı şiirlerle bildiğimiz kadar onları güzel yorumlamasıyla da biliriz.
hiç kimsenin değinmediği bir şiirini de ben referans vereyim. okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

(bkz: soluk soluğa)
devamını gör...
1946’da çankırı’nın eskipazar ilçesinde doğdu. hasanoğlan ve pazarören öğretmen okullarında eğitim gördü. bir dönem köy öğretmenliği yaptı. ardından gazi eğitim enstitüsü’nü bitirdi. anadolu’da çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 12 eylül’den sonra uzunca bir süre tutuklu kaldı. 1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün şairlerden. ismet özel'den sözcük seçimi ve ses tonu bakımından etkilendi. romantik ve başkaldırıcı şiiriyle bir yandan da attilâ ilhan'a yakın durduğu söylenebilir.

devamını gör...
çorludaki şiir dinletisinde, ismet özelin şiir okuma klavuzu'ndan hareketle sordoğum bir şiirle ilgili soruma verdiği cevapta, özel'le ilgili olarak "ismini anmayacağım o şairin kitabını bende okudum" demiş olan, ses tonu harikulade ve çok iyi şiir okuyan bir şair olan kişi.
niye o cevabı verdi anlayamadım ama ben sol şiir cenahının sivas olayları sonrası ismet özelle bağlarını koparışını anımsadım.
devamını gör...


--- alıntı ---

her nasılsa yalnızsın
bir giz gibi deliyor yüreğini

can sıkıntılarının burgusu
ve hep bir şeyler eksik gibi
bir şeyler
bekler gibisin.

--- alıntı ---

devamını gör...
şiirleri içerisinde mükemmelliğe ulaşanları çok çok azdır. keşke az yazıp daha güçlü bir şair portresi koysaydı ortaya.

bu zaaf -vasatlık-, sosyalist şairlerin genelinde hakim. onlar, toplumcu şiirin iki ucundan tutan iki büyük şairi taklit ettiler hep. bir kısmı nazım hikmet, bir kısmı ahmed arif damarını takip etti. o ustaları aşamadıkları gibi, verdikleri eserler de taklitten öteye geçemedi.
devamını gör...
http://1.Acının tutanakçısıyım
anlatıp dururum aşkları
ayrılıkları ve o destan
yalnızlığını ömrümüzün

göçebe, gezgin ve aylak
biri miydim aklıma gelmedi
bir çingeneyle bir bilici
hep aynı şeydi bildiğim

ve serseriliğimdi aşklar
bir masalcıydım belki de
yaşadım o büyük serüvenleri
yolculuklar tarihimdi benim

acılar yaşanıyordu yurdumda
peşpeşe yakılıyordu kentler
bense hep oralardaydım
daha yangın başlamadan önce

ahmet telli
devamını gör...
altın portakal åžiir ödülü’nü 2011 yılında ‘nidâ’ adlı kitabıyla kazanan, ‘toplumcu gerçekçi’ şiirin önemli isimlerinden şair.
devamını gör...
kelimeleri en vurgun yanlarıyla harmanlayan nadir şairlerden, ağabeyim.

--- alıntı ---

gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki
sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

gidersen kim sular fesleğenleri
kuşlar nereye sığınır akşam olunca

sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
bir de seni ekliyorum susuşlarıma

selamsız, saygısız yürüyelim sokakları
belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
yüreğimize alırız onları, ısıtırız
gardiyan olmayız kendi ömrümüze her akşam

gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün
bir ceylan sessizliği olur burda aşklar

fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
menekşeler, nergisler yerine kuş ölüleri
bir su sesi, bir fesleğen kokusu
şimdi uzak yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
iì‡syan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da ölür
bir tufan olurum sustuğun her yerde.

--- alıntı ---

devamını gör...
adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil...


diyerek, bir çocuk, bir adam, bir erkek sevmenin güzelliğini, gerçekliğini, masumiyetini göstermiş büyük insandır.
devamını gör...
çok sağlam şiirlerin sahibidir. bahsi geçen şiirlerinden biri de ayrılık ayracı'dır.

--- alıntı ---

bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
ya da erteletiyorum biletimi son anda

uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

--- alıntı ---

devamını gör...
nida adlı eseriyle 5. altın portakal åžiir ödülüne, layık görüldü.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.