bosna hersek

yapısıyla ve kültürüyle türkiye'ye aşırı derecede benzediğini düşündüğüm doğu avrupa ülkesi..işsizlik %40lar civarındadır..halk geçimini genel olarak turizmden ve avrupa birliğinden/birleşmiş milletlerden aldığı maddi yardımlardan sağlar..savaşın üzerinden 16 sene geçmiş olmasına rağmen, hırvatlar/sırplar/birleşmiş milletlerin kendilerine çektirdiği acıların unutulmasını istemedikleri için özellikle boşnakların ağırlıklı olduğu bölgelerde simge niteliğindeki bazı binalar halen onarılmamış ya da yıkılmamış, savaşta duvarlarında açılan yaralar aynı şekilde bırakılmıştır..bunlardan en can alıcısı saraybosna'daki holiday inn otelidir..otel savaştan sonra onarılıp tekrar hizmete açıldıysa da otelin en üst bir kaç katı onarılmadan bırakılmıştır..saraybosna'daki old town olarak tabir edilen başçarşı bölgesinde geleneksel/osmanlı/avrupa mimarisi göze çarparken şehrin yeni kısımları olan ilidza bölgelerinde soğuk sovyet mimarisi ben burdayım der..camileri aşırı derecede sadedir* bildiğin dört duvarlar beyaz boyalıdır bizdeki gibi herhangi bir çini/süsleme/mermer benzeri öge yoktur,cuma hutbeleri aşırı derecede uzun sürer,hele bir de benim gibi boşnakça olduğu için hutbede söylenenleri anlamıyorsanız yarım saat-kırk dakika civarındaki bu süre çok sıkıcı geçebilir..özellikle saraybosnada şehrin her tarafında bulunan mezarlıklardaki mezar taşlarının büyük çoğunluğunda "i ne recite za one koji su na Allahovom putu poginuli " mrtvi su!" ne, oni su zvi ali vi to ne osjecate" yazar ki ben bunu ilk zamanlarda bizdeki ruhuna fatiha tarzı birşey sanıyordum, daha sonra orada tanıştığım arkadaşlardan öğrendim ki bu cümle al-i imran suresinin 169-170inci ayetleriymiş..

allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. bilakis onlar diridirler

şehrin her tarafında mezarlıklar olduğunu ve bu mezarlıklardaki hemen her mezar taşında bunun yazdığını göz önüne alarak ne kadar çok şehit verdiklerini idrak edebilirsiniz..

ulaşım az sayıda otobüsle,tramvayla ve ticari taksilerle sağlanır ki taksiler aşırı derecede ucuzdur..tramvayla 3 km**'e gidebileceğiniz yere taksiyle 6-7 km'e gidebilirsiniz..tramvay ve otobüslere her kapıdan binilir duraklarda turnike filan da yoktur yani dilediğiniz gibi biletsiz binebilirsiniz ama zaman zaman görevliler tramvaya binip bilet kontrolü yaparlar , bilet basmadığınız anlaşıldığında bilet parasının 30 katı gibi bir ceza kesilir,

mahallelerde cenaze panoları vardır, o mahalleden vefat eden bir kişi olduğunda isminin resminin ve cenaze programının yazdığı ilanlar asılır,insanların birbirinden haberdar olması sağlanır..

mostar'da hırvatlarla sırpların baskılarından dolayı sadece bir tane cami ibadete açıktır,camilerde ezan okunmaz..amela*** isminde mostar'lı boşnak müslüman bir hanımdan öğrendiğimiz kadarıyla neretva nehri'nin hırvatların yoğun olduğu kısımındaki camilere günümüzde dahi hırvatlarca ufak tefek de olsa münferit saldırılar düzenleniyormuş,onlar inatla camileri tahrip ediyorlar biz de inatla tamir ediyoruz diyordu..mostar dondurması müthiştir, 2 liraya bi külaha yarım kilo dondurma dolduruyorlar yemesine doyum olmuyor..dağ çileği aromalı olanı tavsiye edilir..neretva nehri'nin suyu aşırı derecede soğuk,5 dakika ayağımı soktuktan sonra suyun soğuğundan saatlerce ayaklarımın sızladığını hatırlıyorum..bir de boşnak kızlarının erkeklerinden aşklarının ispatı için o suya 24 metre yükseklikteki köprüden atlama şartı koşmaları var ki evlenme tekliflerini kabul etsinler, eziyeti siz düşünün..gerçi o kızlar için de atlanır doğruya doğru*..

köprü kenarındaki bir restoranda yemek yerken köprünün tepesinde büyük bi kalabalığın toplanmasına ve bir delikanlının kendisini o çivi gibi suya salışına şahit olmuş idik, sanırım bir evlenme teklifi hadisesi vardı..gerçi sonradan öğrendiğim kadarıyla onun da sektörü oluşmuş turistler için para karşılığı gösteri atlayışları yapılıyormuş,eğer doğru ise ne yazıkki o aşkın da samimiyeti kalmamış..

osmanlı zamanında biz türkler tarafından Allah'ın 99 ismine atfen 99 basamaklı olarak inşa edilen köprünün yıkılmasından sonra yine biz türkler tarafından 93 basamak olarak inşa edilmiştir..orjinaline uygun olarak inşa edilmesi talimatı verilmiş olmasına rağmen türk müteahhitler savaşın başladığı ve köprünün yıkıldığı 93 senesine atfen 93 basamak yapmayı teklif etmişler boşnaklarca hemen kabul edilmiş..eski köprünün taşlarından 2 tanesine don't forget '93 yazılarak köprünün iki girişine yerleştirilmiş..

boşnak halkı çok sıcak kanlıdır, özellikle kızları,turist olduğunuzu anladıkları takdirde olur olmadık yerlerde gelip boşnakça birşeyler söyleyebilir,bi fotoğrafımı çeksene diyebilir hatta siz fotoğraf çektirirken gelip kolunuza girip sizle fotoğraf çekilebilirler..

her tarafta eczaneler ve fırınlar vardır,bosnadan hatırladığım tek dükkan eczane ve fırınlardır,eczanelerinin bizimkilerden farkı hem eczane hem aktar olmalarıdır,misal sarajevo'da gezerken arkadaşımın mide ağrısından ötürü eczaneye gittiğimizde hap filan beklerken ot önerilmişti..marketlerinde hep tavuk etinden yapılan ürünler satılır, salam sosis jambon ne ararsan tavuktandır..peynirleri çok çirkindir genellikle acı en azından benim yediklerim öyleydi,ekmekleri inanılmazdır,fırınlarından yayılan kokular tek başına insanı çıldırtmaya yetebilir..fırına girip çeşit çeşit ekmek alıp kuru ekmek yemek en büyük zevklerinizden biri haline gelebilir..şişe su aşırı pahalıdır,yarım litrelik coca cola'nın 0,75 km olduğu yerde yarım litrelik su 1 km'dir ama zaten adım başı çeşmeler hayratlar olduğundan pek ihtiyaç duymazsınız..halkın en çok tükettiği içecek soda'dır her yerde kisela voda yazıları,şişeleri,dolapları görebilirsiniz sudan çok kisela voda tüketiyorlar sanırım,gerçi haksız da sayılmazlar şişe suları çok kötü bi tada sahipken bu kisela voda'lar çok lezzetlidir..

kantonlardan oluşur ve yönetim yanlış hatırlamıyorsam 6 ayda bir el değiştirir,devleti bi 6 ay boşnaklar bi 6 ay hırvatlar bi 6 ay sırplar yönetir..

türkiyeden giden orta halli bir kişinin inanılmaz güzel bir tatil yapabileceği kadar ucuz bir ülkedir..örnek vermek gerekirse, saraybosna'da geceliği 15 euro'ya başçarşı'nın göbeğinde çok güzel bir hostelde kalmıştık..mostar'da ise daha güzel bir pansiyonda geceliği 10 euro'ya konaklamıştık..5 km'e yani yaklaşık 2.5 euro'ya tıkabasa çevapi* yiyebilirsiniz hem de neretva nehrinin kıyısında mostar manzaralı şekilde..

boşnak mutfağına gelince hepimizin malumu boşnak börekleri meşhur..yanlış hatırlamıyor isem 2 euroya tıkabasa börek yiyip yanında cappy meyvesuyu içebiliyorduk..ki zaten 7 günün kahvaltısı da böyle geçti hem aşırı derecede güzel hem de ucuz olunca vazgeçilmeziniz oluyor..bosanski kafa diye geçen kahveleri de bi hayli meşhur, bizim türk kahvesinden pek farkı yok ama yine de çok güzel özellikle sunum konusunda çok iyiler kendinizi çok önemli hissedebilirsiniz o manzara karşısında..

ve gideceklere çok önemli bir tavsiye..mutlak surette herhangi bir markete girip kinder delice alın..gerçi avrupa'da diğer ülkelerde de varmış ama türkiye'de ne yazıkki satılmıyor bu kekimsi çikolatamsı şey..zaten gelse browni intense çılgınlığını yerle bir edebileceğinden zerre şüphem yok..kardeşim her gelişinde halen üçer beşer tane getirir bana hediye olarak*, bu yazıyı okuyup bosnaya giden olursa da rica ediyorum beni unutmayın az da olsa kinder delice'nizi esirgemeyin şu kardeşinizden*..

saraybosna'dan mostar'a gidecekseniz ve tek kişi değilseniz otobüs kullanmayın zira bir kişilik bilet 15 km, ama 25 km'e araba kiralayabiliyorsunuz ve yol üstünde durmak isteyeceğiniz inanılmaz güzel yerler var, mostar'da da gezeceğinizi göz önüne alınca 2 kişiden fazla iseniz araba kiralayarak gezmek çok mantıklı bir hal alıyor hem ucuz hem rahat oluyor..

mostar'a gidince merkeze 12 km mesafedeki blagaj'a giderek nakşibendi tarikatine ait olan yakın zamana kadar dergah olarak kullanılan ama yakın zamanda müze haline getirilen blagaj tekkesini mutlaka görmelisiniz..mostardan yarım saatte bir otobüs gidiyor 2.5 km kişi başı ücretler ama dönüşte otobüs ciddi anlamda sorun çünkü otobüsün gelirken kullandığı yolla dönüşte kullandığı yol farklı, 5 kişi 2bucuk saat otobüs bekleyip 2bucuk saatin sonunda taksiye binip 10 km'e mostara dönmüştük.. evet otobüse verdiğimiz para taksiye verdiğimizden daha fazlaydı bölgeyi bilmemenin korkusuyla dünyanın yolunu geldik taksi çok tutar bide taksici bizi kazıklar diyerek 2bucuk saat boyunca esnafın taksi çağıralım şeklindeki çağrılarına karşı çıkıp mal gibi otobüs beklemiştik biz ettik siz etmeyin..

saraybosna'da başçarşı'nın hemen üst kısımlarında bir şehitlik var, merhum bilge kral aliya izzetbegoviç'in kabri de bu şehitlikte bulunuyor, gidip görme şansınız olursa sadece kabri dahi kendisinin neden bilge kral olduğunu size anlatmaya yetecektir..bu şehitliğin üst kısımlarında bir tepe var yürüyerek sokaklarda dolaşarak 10-15 dakika gibi bir sürede tırmanabilirsiniz evlerin arasından, ne yapın edin tırmanın çünkü o tepe saray ova'yı ayaklarınızın altına serecek..bütün şehrin manzarasını görebilme imkanı veriyor size harika keyifli saatlerce oturabilirsiniz..

ilidza'da* vrelo bosne* isimli bir milli park var ki insana cennetten bir köşeye düştüm hissi veriyor inanılmaz güzel bir doğası var,ilidza'da tramvaydan indikten sonra yarım saatlik bir yürüyüşle vrelo bosne'ye giden yola ulaşabilirsiniz,taksiye de binebilirsiniz ama binmeyin yürüyün çünkü çok güzel bi bölge..vrelo bosne'ye giden yolun girişine geldiğinizde sağı solu ağaçlarla ve yer yer villalarla kaplı ucunı göremediğiniz dümdüz bir yolla karşılaşacaksınız,hemen yanınızda faytonlar göreceksiniz..20km'e sizi götürebileceklerini söylüyorlar vrelo bosne'ye, 4kilometrelik bir yoldan bahsediyoruz zira,biz yürümeyi tercih etmiştik tabi 4 km olduğunu bilmiyorduk yolun 15 dakika diye söylenmişti bize,biz de gideriz yorulursak dönüşte faytona bineriz demiştik..ama o iş öyle olmuyormuş,fayton sadece yolun başında var vrelo bosne'den dönerken fayton kullanmak istiyorsanız ya baştan faytoncuyla anlaşıp hacı 2saat sonra 3 saat sonra gel beni al diyeceksiniz ya da vrelo bosne'nin orada birilerinin faytona binerek gelmesini bekleyeceksiniz ki ölümlerden ölüm beğenmek gibi birşey bu..hasılı o gün ilidza tramvay durağından vrelo bosne'nin girişine ve oradan vrelo bosne'ye gidip aynı yolu dönüşte de yürüyerek sırtımda devasa çantayla 15 km civarı yürümüştüm..ama herşeye değer güzellikte bir yola sahip vrelo bosne,kendisi zaten güzel,yine olsun yine yürürüm..

hasılı doğası güzeldir,tarihi güzeldir,acısı tazedir gidilmeli gezilmeli halkıyla görüşülmeli hatta mümkünse amaçsızca sadece oradan biri olmak için orada yaşanmalıdır en azından birkaç ay..
devamını gör...
savaş sonrası* kurulan 3 lü yapıdan oluşan bir yönetim biçimi vardır. boşnaklar-hırvatlar* ve sırpların* temsil edildiği bu üçlü yapı dayton anlaşmasına dayanmaktadır.

ülke "bosna hersek federasyonu", "sırp cumhuriyeti" ve "brcko tarafsız bölgesi" olmak üzere üç kısımdan oluşur.

bosna hersek federasyonu ülkenin %51 ini, sırp cumhuriyeti ise %49 unu teşkil eder. brcko tarafsız bölgesi ise çok küçük bir alanı kapsamaktadır.


ülkedeki bu üçlü yapı sebebiyle hala tartışmalar sürmektedir. nufüs olarak %49 rakama ulaşmamasına rağmen toprak olarak bu orana sahip olan sırp cumhuriyeti, bosna-hersek federasyonu tarafından hoş görülmemektedir. ayrıca dayton anlaşmasında, sırp bölgesinin "republika srpska" şeklinde isimlendirilmesi de sorunlara sebep olmuştur.

bunun yanı sıra bosna-hersek federasyonu ise boşnaklar ve hırvatlar arasında bir dağılım göstermektedir. bu bölge kend içinde 10 kanton*dan oluşmaktadır.

tarihi ve toplumsal sürece bakıldığında boşnak halkı hep katolik hırvatlar ile ortodoks sırplar arasında kalan, müslüman olma sıfatının boşnak sıfatından daha ağır bastığı bir millettir. komunist yugoslavya döneminde yapılan bir referandumda "kendinizi hangi millet olarak tanımlıyorsunuz" sorununda, sırp, hırvat, müslüman seçeneklerinin olması durumu daha da açık izah etmektedir.

bosna hersek devlet olarak hırvatistan ve sırbistanın arasındadır. aynı zamanda bosna hersek kendi toprakları içinde de "bosnalı hırvatlar" ve "bosnalı sırplar" olarak üçlü bir demografik yapı oluşturmaktadır. zaten bu durum, yugoslavyanın dağılması döneminde savaşın çıkmasındaki en büyük etkenlerden birisidir. hırvatistanın desteklediği bosnalı hırvatlar ve sırbistanın desteklediği bosnalı sırplar. bu durum ülkedeki dengelerin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir.

devamını gör...
saraybosna yakınlarında fojnika kasabasında bir kilisenin duvarında ülkeyi feth eden fatih sultan mehmet'in fermanı uzun yıllar asılı kalmıştır." yeri göğü yaratan Allah'ın ve kuşandığım kılıcın hakkı için" sözleriyle başlayan ferman, bosnalı hristiyanları dinlerinde ve inançlarında serbest bıraktığını ilan ediyordu.*
devamını gör...
az önce bir kanalda denk gelip izlediğim babamın memleketi.. camide namaz kılınıyordu o sırada.. ve sadece cuma günleri değil her gün her vakit öyle dolu oluyormuş camileri.. çok hoşuma gitti.. o an bizim ülkemiz için de dua ettim böyle olması için.. bir de hatim yapılıyormuş her gün.. hemen camiden çıkmak yerine camide oturup kur'an okuyorlarmış.. ne güzel.. rabbim bizlere de nasip etsin..
devamını gör...
konya'da kampüse yakın tramvay duraklarından biri.
üniversiteye yakın olduğu için öğrencilerin ev tutmak için en fazla rağbet ettiği yerlerdendir.
devamını gör...
güzel, vakur ülke... nehrinin mavisi ne kadar da efsunlu...
lamusi'ye editleme teşekkürü: şehir yazmışım. o nehirler kadar efsunludur işte... he bir de size dino merlin eşlik ediyorsa...ülkeyi şehir yaparsınız.
devamını gör...
yıllar önce... bosna savaşının son günleri bir yılbaşı arifesinde saray bosna’nın susuz, yakıtsız, elektriksiz evlerinden birine sığınmış titremekteyim.
tepede sırp keskin nişancıları.
etrafta ölüm nefesi.
niyetim, haber yapmak.
savaş haberi değil, futbol haberi!..
ertesi sabah hedefime ulaşıyorum. birleşmiş milletler gücü’nün karargahı haline getirilmiş bosna stadı’nın yanındaki antrenman sahasındayım.
kale direkleri, hatta saha çizgileri duruyor ama yeşil sahanın tamamı mezarlık olmuş.
çünkü saray bosna’da savaş kayıplarını gömecek yer kalmamış, sıra futbol sahalarına gelmiş.
gençlerin top koşturduğu zeminde, bir taşın başındaki kadın elinde kırmızı karanfille kaybına ağıt yakıyor.
işte “savaş” böyle bir şey oluyor.
tezat ötesi.
trajedi sözü bile az.
daha sonra tekrar gittim bosna’ya ama o günlerin geride kaldığına dünkü haberle inandım:
“saray bosna dünya şampiyonası finallerinde”...
ilk hatırladığım, kabristan haline gelmiş futbol sahası...
artık sadece feci bir anı.
ne mutlu...
onlar kadar sevinç içindeyim.
tebrik ederim saray bosna milli takımı’nı ve halkını.
devamını gör...
(bkz: sarajevo)

türkiye den tek yöne uçak bileti alıp gitmeniz sıkıntı doğurur. özellikle thy tek yön sarejova kesim izni vermez. gidiş dönüş olmalı.
devamını gör...
türk olduğumuzu farkedince "ingilizler geldi çocuklarımıza dillerini öğrettiler, almanlar geldi çocuklarımıza dillerini öğrettiler. siz niye bizi bırakıp gittiniz" diye bizi resmen azarlayan yaşlı teyzelerin bulunduğu ülkedir.
devamını gör...
şu anda bizim gezi olaylarına benzeyen olaylar yaşayan ülkedir. ama eğer yanlış görmediysem sözlükte kendisine yer bulamamış olaylardır.
olayın ciddiyetini anlatmak için şu bilgileri vereyim, belediye ve cumhurbaşkanlığı binalarına molotof kokteylli saldırılar düzenlenmiş. bunun dışında da daha bir çok olay var.

bilgilerin çoğunu şu anda bosna hersekte yaşayan bir yazarımızdan aldım, ama sözlüğe girip bunları anlatacak vakti yok muhtemelen. whatsapptan alabildiğim kadarıyla şimdilik haberler bu kadar.
devamını gör...
--- emine şeçeroviç ) ---

bugün tuzla'da eylemciler devlet binasını yaktı... sonrasında saraybosna, zenitsa, mostar'da da aynı şeyler yaşandı.
yakanların neredeyse hepsi yüzünde maske, elinde sopa, başında kapşonlarla eyleme gelmişlerdi.
#turkeybrothersbosnia hiç kimse bu şekilde hepimizin vatana zarar vererek hak arayamaz. binayı, arşivi, bayrağı yakmak da ne?

hatta yanan arşivler üç savaş boyunca korundu... bugün yakıldı.


--- emine şeçeroviç ) ---
devamını gör...
belini bir türlü doğrultamamış ana yurdum. savaş, katliam, toplu mezar, sel...felaket üstüne felaket. ama her şey Allah'tan tabii, amenna.
bir günlük yas ilan edilmiş, rabbim yardımcıları olsun soydaşlarımın.
bir gün gidip görmek de nasip olur inşallah.
devamını gör...
zihnimizde hep savaşla, orada yaşayan müslümanlara yapılan katliamlarla, işkencelerle, zulümlerle kalmıştı. daha onun acılarının izi kaybolmamışken bir de üzerine sel felaketi ile sınanan ülkedir.
devamını gör...
çok büyük badireler atlatmış onurlu insanların ülkesi.. şimdikini de atlatacaklar inşallah! Allah yardımcıları olsun.
devamını gör...
bosna-hersek. 1991’de bağımsızlığını ilân eden ve eski yugoslavya’yı oluşturan federe cumhuriyetlerden biri.

yüzölçümü 51.129 km² olan bosnahersek, doğu ve güneydoğuda sırbistan ve karadağ, kuzey ve batıda ise hırvatistan cumhuriyetleriyle çevrilidir. adriyatik denizinde 20 km. uzunluğunda kıyısı vardır. topraklarının çoğu dağlık olup verimli ovalar daha ziyade kuzeyde bulunur. su kaynakları bakımından oldukça zengindir, sava ve neretva büyük akarsularını teşkil eder. iliriya (illyria) menşeli bosna ismi, aynı adı taşıyan ırmaktan kaynaklanmış ve ülkenin daha geniş olan kuzey kısmının adını oluşturmuştur. neretva nehri havzasıyla güney bölgeleri içine alan hersek (herzeg=dük) adı ise, xv. yüzyıl ortalarında bosna kralına isyan edip kendisini “st. sava’nın herseki” yani dükü ilân eden stjepan vukcaić kosacaa’nın unvanından gelir (herzegovina=hersek’in toprağı). osmanlı hâkimiyeti sırasında her ikisi de birer sancak olmuş ve sınırları bugünkünden daha geniş bir sahayı kaplamıştır. 1580’de bosna’nın beylerbeyilik (eyalet) statüsü kazanmasından sonra hersek, hersek sancağı veya hersek-ili adı altında bu beylerbeyiliğe bağlanmıştır. bugünkü bosna-hersek cumhuriyeti toprakları ise avusturya-macaristan imparatorluğu’nun idaresi altında bulunduğu sırada (1878-1918) bosna-hersek vilâyetini oluşturan ve 1918’den sonra sırp-hırvat ve sloven krallığı’nın bir parçası sayılan alanı içine almaktadır. 1929’da yugoslav krallığı, “banovina” denilen dokuz büyük idarî bölüm halinde teşkil edilince bosna-hersek’in sınırlarında bazı değişiklikler olmuştur. nihayet bugünkü yugoslavya’da eski tarihî sınırlarına uygun ayrı bir bosna-hersek cumhuriyeti ortaya çıkmıştır. merkezi saraybosna (sarajevo) olan bu cumhuriyet 109 cemaate ayrılmıştır. 1990’da yapılan demokratik seçimlerden sonra memleketin genel durumunda ve idarî sisteminde bazı yeni oluşumlar meydana gelmiştir. kasım 1990’da yapılan serbest seçimlerde demokrasi yanlısı siyasî partilerin kazanması hırvatistan, slovenya ve makedonya’da olduğu gibi bağımsızlık yanlısı eğilimlerinin artmasına yol açtı. müslüman demokratik hareket partisi lideri, ıslam ızmetu ıstoka zapoda ıreca alternativa (türkçe trc. doğu ve batı arasındaki islâm, istanbul 1987) adlı kitabın yazarı ve tanınmış fikir adamı ali izzetbegoviç bosna-hersek cumhuriyeti devlet başkanlığına seçildi (aralık 1990).

yugoslavya’dan ayrılmak isteyenlerle federal orduyu bir baskı unsuru olarak kullanıp yugoslavya’ya hâkim olmak isteyen komünistlerin idaresindeki sırbistan arasında 1991 yılında bir siyasî kriz patlak verdi. ekim 1991’de bosna-hersek’in egemenliğini ilân etmesi ve bu cumhuriyetin sınırları içerisinde yaşayan sırplar’ın buna karşı çıkarak yugoslavya’ya bağlılığı sürdürmek istemeleri üzerine müslüman-sırp çatışması başladı. mart 1992 başında bağımsızlığı güçlendirmek için yapılan referanduma katılanların % 99.43’ü bağımsızlık lehine oy kullanırken sırplar oylamaya katılmadı ve federal ordunun desteğinde müslümanların yerleşim bölgelerine saldırıları yoğunlaştırarak katliama yöneldiler. türkiye’nin ve diğer bazı ülkelerin de tanıdığı bosna-hersek cumhuriyeti, nisan 1992’de federal ordunun ve sırplar’ın saldırılarıyla başlayan bir iç savaşın içerisinde bulunuyordu.

1991 mart ayında yapılan nüfus sayımına göre bosna-hersek’in nüfusu 4.5 milyona yaklaşmıştır. halkın büyük kısmı sırp-hırvat (boşnak) dilini konuşmakta olup kendilerini milliyet olarak sırp, hırvat, müslüman, yugoslav şeklinde göstermişlerdir. sayım sonuçlarına göre bosna-hersek’te, 1.905.000 müslüman (% 43,7), 1.364.363 sırp ( % 31,3), 752.068 hırvat (% 17,3), 293.477 yugoslav (% 5,5) ve 93.685 de diğer unsurlar (% 2,2) bulunmaktadır. bu rakamlara ayrıca 10.098 kişilik kupres cemaati de ilâve edilmelidir. bunlar da yine hırvat (3947), müslüman (745), sırp (5169), yugoslav (213) ve diğer (24) şeklinde milliyet belirtmişlerdir.

nüfusun nisbî çoğunluğunu oluşturan müslümanlar, milliyetlerini sırp, hırvat veya yugoslav olarak değil sadece müslüman (muslimani) olarak göstermişlerdir. bu sayımlarda halkın hangi dine mensup olduğu da kaydedilmiş ve ilk tesbitlere göre, tıpkı 1981 sayımındaki gibi, halkın % 40’ının islâm dinine bağlı bulunduğu ortaya çıkmıştır. bunların % 90’ı da boşnakça konuşmaktadır. yugoslavya’da gerek bosna-hersek gerekse sırbistan ve karadağ’da (montenegro) sırpça-hırvatça/boşnakça konuşan halkın bir bölümünün hem din hem millet adı olmak üzere müslüman sıfatını benimsemeleri 400 yıl süren osmanlı idaresinin bir sonucudur. ancak osmanlı hâkimiyeti dönemi sadece dinî yönden değil ülkenin bütününde halkın gündelik hayat tarzına kadar inen derin bir kültürel etkiye yol açmıştır.

türkler’le aynı dinden oldukları için bosna-hersek’in yerli müslüman halkı kendilerine türk (turci) dedikleri gibi bazan türkler’den ayırt edilmek amacıyla boşnak (bosnalı, bosnyak) ismini de kullanmışlardır. özellikle bu sonuncusu xıx. yüzyılın ilk yarısından itibaren giderek yaygınlık kazanmıştır. avusturya-macaristan idaresi zamanında milliyetçilik cereyanları sebebiyle ortodokslar kendilerini sırp, katolikler ise hırvat olarak gösterip ıı. dünya savaşı’na kadar olan devrede müslümanlarla etnik birlik iddiasında bulundularsa da bazı şehirli aydın kesimi dışında taraftar bulamadılar. müslüman halk, avusturya-macaristan idaresinin gayretlerine rağmen boşnak adını fazla benimsemeyip müslüman tabirini kullandı. daha sonra yugoslav idaresinin “entegral yugoslav milleti” oluşturma çalışmaları da bir sonuç vermedi. müslüman halkın büyük kısmı ıı. dünya savaşı’ndaki istiklâl mücadelelerinekatıldıklarından resmî kaynaklarda müslüman milleti olarak kabul gördüler. fakat savaş sonrası resmî idare bu tabiri kabul etmediyse de 1967’de bu isim resmen tasdik edildi.

osmanlı idaresi dönemi. bölgeye ilk yerleşenlerin hint-avrupa menşeli iliriyalılar olduğu kabul edilir. burası roma hâkimiyeti döneminde panonya (pannonia) eyaletinin illyricum bölümüne bağlandı. slav kabilelerinin ilk yerleştikleri bölge bosna ırmağı havzası ve kaynağıydı. daha sonra bizans ve yerli hânedanların hâkimiyeti altında kalan bölgeye ilk türk akınları 788’de (1386) başladı. bu sırada ayrı bir krallık olan bosna tahtında kral ı. tvrtko bulunuyordu (1353-1391). 1388’deki akında türk kuvvetleri yenilgiye uğradı, bundan bir yıl sonra bosna askerleri sırp knezi lazar idaresinde kosova savaşı’na katıldılar. savaş osmanlılar’ın galibiyeti ve sırp knezliğinin osmanlı hâkimiyetini kabul etmesiyle sonuçlanınca sırbistan’da bir kısmı osmanlılar’a bağlı müstakil feodal beyler ortaya çıktı; kral tvrtko’nun halefine de kendisine ait toprakları idare yetkisi tanındı. 1392’de üsküp’ün fethi, sırbistan ve bosna’nın durumunda önemli değişikliklere yol açacak ilk önemli adım oldu. böylece bu bölgede bir “uç” mıntıkası oluşturuldu. burası ilk sancak beyi olan paşa yiğit’in hareket üssü haline geldi. 1415’ten itibaren bosna’ya yönelik hücumlar sıklaştı ve osmanlı nüfuzu, bosna’daki yerli hânedanlar arasındaki çekişmelerde etkili bir rol oynamaya başladı. osmanlı hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalan kral ıı. tvrtko’nun (1420-1443) tahta çıkışından hemen sonra bosna kralları birçok şehri ele geçiren ve askerî garnizonlar yerleştiren osmanlılar tarafından haraca bağlandı (1428-1429). xv. yüzyılın ikinci yarısında osmanlılar, bugünkü saraybosna bölgesini de içine alan hodidjed kasabası ve civarında güçlü bir uç sahası, askerî bölge meydana getirdiler. burası, voyvoda unvanını taşıyan ishak bey oğlu üsküp beyi îsâ bey tarafından idare ediliyordu. civarda osmanlı vassali bosna beyleri bulunduğundan bu bölge çift taraflı olarak kontrol altına alınmış durumdaydı. bu idarî mıntıkayı gösteren 1455 tarihli tahrir defteri’nde “saray ovası” bir bölge adı olarak zikredilmişse de bu adda bir yerleşme yeri mevcut değildir. bununla birlikte saraybosna’nın menşei bosna krallığı’nın çöküşünden daha eski bir döneme uzanır. bu sıralarda bosna tahtı, batı’nın desteğine güvenen fakat osmanlılar’a haraç ödemeyi de sürdüren stjepan tomaś (1443-1461) tarafından işgal edilmişti. papa ise osmanlılar’a karşı desteğini talep eden kralın hem katolik olmasını hem de “sapmış” (heretik) olarak nitelendirdiği derin kök salma eğilimi gösteren ve yerleşik bir kilise haline gelen yeni mezhebin mensuplarının ortadan kaldırılmasını istedi. kral da bu grupların takip ve katlini emretti. böylece ortaya çıkan sosyal karışıklıklar osmanlı nüfuzunun yayılması için önemli bir fırsat teşkil etti. kralın oğlu stjepan tomasaević ile sırp prensesi arasındaki evlilikle sırp despotluğu ve bosna krallığı’nı birleştirme teşebbüsü ise despotluk merkezi semendire’nin (smederevo) 1459’da osmanlılar tarafından fethiyle neticelendi. son bosna kralı tomasaević (1461-1463), batı desteğine güvenerek osmanlılar’a haraç ödemeyi reddedince, bu durum tâbi bir hükümdar olmaktan çıktığı anlamına geldiğinden, fâtih sultan mehmed idaresindeki osmanlı ordusu süratle bosna’nın fethini tamamladı. osmanlı ordusunun çekilmesinden sonra macar kralı matthias corvinus bosna’ya yürüyüp yayça’yı aldı ve biri burada, diğeri srebrenik’te iki eyalet (banat) kurarak osmanlılar’a karşı tampon bir bölge oluşturdu. buradan bosna bölgesine birçok akın yapıp eski hânedan mensuplarından birine 1476’ya kadar sürecek sözde bir krallık kurdurdu ise de bu faaliyetler pek verimli olmadı.

bosna osmanlı idaresine geçince bir sancak haline getirilmişti. ilk sancak beyi de minnetoğlu mehmed bey idi. hersek sancağı 1470’te teşkil edilmiş, buranın diğer bir kısım toprakları ise 1482 başlarında fethedilerek sancağa katılmıştı. ayrıca bu bölgede merkezi zvornik olan bir başka sancak daha kuruldu. srebrenik banatlığı 1512’de, yayça ve banaluka ise mohaç zaferi sonrasında (1527 veya 1528) ele geçirilebildi. bosna’dan itibaren türk fetihleri lika’ya doğru yayıldı, klis kalesi ile birlikte dalmaçya bölgesinin büyük bir parçası alındı. ayrıca bosna sancak beyi idaresindeki kuvvetler slovenya’ya da girdiler.

bosna’nın sancak merkezi, 1520’de buraya gelip 1541’de vefat eden sancak beyi gazi hüsrev bey tarafından inşa edilen külliye ve kurulan vakıflar vasıtasıyla bir türk-islâm şehri olarak gelişen saraybosna idi. ancak daha sonra merkez xvı. yüzyıl ortalarında, önemli ve büyük bir şehir haline gelen saraybosna’dan ilk bosna beylerbeyi ferhad paşa’nın yaptırdığı eserlerle bir islâm şehri hüviyeti kazanan banaluka’ya taşındı. bosna eyaleti 1580’e doğru yedi sancaktan oluşuyordu (bkz: bosna eyaleti).

osmanlı fethi bosna-hersek’in sosyal yapısında önemli gelişmelere sebep oldu. sıkı bir merkezî idare altında timar* sisteminin tatbiki, sosyal yönden olduğu kadar iktisadî yönden de büyük değişikliklere yol açtı. timar sisteminin uygulanmasıyla yerli beylerin güçleri kırıldı, köylü üzerindeki baskılar azaldı; hayvancılık ve özellikle koyun besiciliği gelişti; ekonomik faaliyetin en önemli kolu olan madencilik yeni idareciler tarafından devralındı. ayrıca nüfusun tamamını etkileyen büyük bir dinî ve etnik hareketlilik meydana geldi. hersek bölgesinde koyun yetiştiricileri boş ziraat alanlarına yerleştirildi; böylece binlerce koyun besicisi çiftçiliğe yöneldi ve harap yerlerin ihyası, ziraatın gelişmesi için yeterli insan gücü kaynağı sağlanmış oldu. bu yerleşenlerin çoğu ortodoks sırp olduğundan yerleşme sahaları giderek sırplar’ın önceden bulunmadığı bölgelere doğru genişledi.

bosna ve hersek’te islâmiyet’in yayılması, bugün bile hâlâ tartışılan bir problem olarak durmaktadır. ı. dünya savaşı’ndan önce genel olarak kabul gören ve bugün de pek çok ilim adamı tarafından paylaşılan görüş, heretik kilise taraftarlarının yani bogomiller’in katolik kilisesinin baskısı sonucu ve ahlâkî esaslardaki görüş benzerliği dolayısıyla kolay bir şekilde bir bütün olarak islâmiyet’i kabul ettikleri idi. bunlara göre islâmiyet’i seçen yerli bosna beyleri kendi toprakları üzerindeki imtiyazlarını korumuşlarve bu durumlarını xıx. yüzyıla kadar sürdürmüşlerdi, timar sistemi ise sadece bir üst yapı olarak kalmıştı. bu iddianın en hararetli savunucusu c. truhelka idi. ona ve onun takipçilerine göre bosna baştan beri osmanlı devleti içinde ayrı bir statüye sahip olmuştu. iki dünya savaşı arasında bazı yugoslav tarihçiler bu görüşlerin temelsiz olduğunu ispata çalıştılarsa da tatminkâr bir çözüm getiremediler. onlara göre islâmlaşma tedricen gerçekleşmiş, bosna yerli asilzadeleri timar sisteminin özellikleri sebebiyle fetih sonrası eski topraklarının tamamını koruyamamışlardı; toprak imtiyaz sistemi xvııı. yüzyılda kurulmuş ve bir sonraki yüzyılda da devam etmiş, tedricî olarak eski ziraat sistemi çerçevesinde gelişmişti. modern tarihçiler ise ilk elden osmanlı kaynakları ve tahrir defterleri üzerinde yaptıkları çalışmalarla konuyu daha da derinleştirdilerse de elde edilen sonuçlar henüz genelleştirilebilecek bir olgunluğa erişmemiştir.

1463’ten önce osmanlılar bosna’nın bir kısmını ellerine geçirdikleri sırada îsâ bey tarafından idare edilen sınır bölgesi (uç) dışında sipahi timarı mevcut değildi. sınır bölgesinin iç kesimlerinde çoğu müslüman, birkaçı da hıristiyan pek çok sipahi bulunuyordu. bosna’nın fethinin tamamlanması ile esas olarak söz konusu bölgeden, makedonya’dan ve daha sonra da sırbistan’dan getirilen sipahilere buradan timarlar tahsis edilmişti. bunların çoğu da slav menşeliydi. fetih sırasında ve sonrasında, eski bosna asilzadelerinin önde gelenlerinin tasfiyesinden sonra başlangıçta, mevcut büyük asilzade ailelerinin bazı üyelerine ve küçük derebeylerinin çoğuna eski mülkleri bırakılmıştı. ayrıca koyun besicilerinin reislerine de timarlar tahsis edilmişti. böylece o sıralarda hersek’te birçok hıristiyan timar sahibi ortaya çıkmıştı. bu tip topraklar daha sonra tam olarak osmanlı idaresinin tasarrufuna geçecekti. pavlović dük ailesinin toprakları 1455 tarihli tahrir defteri’ne göre haraç ödeyecek mukataa*lı bir arazi haline getirilmişti (ba, mad, nr. 544). herseg stjepan’ın siyaseti de problemlerin hallinde tamamıyla osmanlılar’a güvenmek olmuştu. en küçük oğlu osmanlılar tarafına geçerek islâmiyet’i kabul etmiş ve ıı. bayezid ile yavuz sultan selim dönemlerinde beş defa vezîriâzam olmuş hersekzâde ahmed paşa idi. ayrıca islâmiyet’i kabul edip osmanlılar’ın hizmetine giren birçok eski asilzade ailesinin çocukları içinde de vezir ve vezîriâzam olanlar mevcuttur. bunlardan biri de sokullu mehmed paşa idi (1564-1579); onun hıristiyan kalan akrabaları 1557’de peç (ipek) patrikliğinin ihyasından sonra sırbistan patriği olmuşlardı.

timarlar dışarıdan gelen sipahilere verilmesine rağmen çoğu eski bosna beylerinin veya osmanlı idaresi tarafından yeni teşkil edilen bazı grupların ellerinde bulunuyordu. bosna sancağının en eski tahrir defterinde müslüman olan bu gibi sipahilerin hıristiyan akrabalarının isimleri de kayıtlıdır (ba, td, nr. 18, 24). bu dönemlerde bosna’da padişahın ve sancak beylerinin has*ları yakınında sipahilerin kendilerine ait mülk çiftlikleri de (hassa çiftlik) vardı. timar kaydedilse bile bu tip çiftlikler sürekli olarak korunabiliyordu. özellikle islâmiyet’i seçmiş olan timar sahiplerinin çoğunun eski aile topraklarının bir bölümünü miras yoluyla intikal edebilir küçük mülkler yahut çiftlikler olarak korudukları söylenebilir. xvı. yüzyıl başlarında, kanûnî sultan süleyman döneminde bu çeşit çiftliklerin iptaline kadar sayıları az da olsa artmıştı. bu çiftlikler, ileride yeni ziraî ilişkilerin ortaya çıkışında yeni bir temel modeli oluşturmuştu.

hıristiyan sipahilerin sonraları islâmiyet’i seçecek olan müslüman torunları, müslüman olup servet sahibi olan veya statülerini koruyan ailelerin üyeleri daha sonra sipahi, zaîm, kale dizdarı, yüksek devlet görevlileri oldular. bir sınır bölgesi olması dolayısıyla bosna’ya verilen önem yerli müslümanların güç ve nüfuz kazanmalarını kolaylaştırdı. osmanlılar’ın macar topraklarını fethi sonucu buradaki pek çok sipahi yeni topraklara nakledildi. ancak macar topraklarının ele geçirilmesiyle sırbistan’da islâmlaşma durduğundan benzer sonuçlar burada görülmemişti. bosna-hersek’te islâmlaşma sadece şehir halkı arasında değil köylüler arasında da taraftar bulmasıyla yeni ve kuvvetli bir tabanın oluşmasına zemin hazırlamıştı.

çoğu maden ocakları yanında kurulmuş eski bosna şehir ve kasabalarında türk fethinden sonra büyük bir gelişme meydana geldi. klasik türk el sanatları ziraata nisbetle çok daha fazla ilerleme gösterdi. osmanlı esnaf teşkilâtı, lonca sistemi, kendine has özellikleriyle birlikte ilk iki yüzyıl boyunca büyük ölçüde gelişti. dericilik, kuyumculuk, askerî teçhizat üretimi ve şehir halkının ihtiyacına yönelik sahalarla ilgili esnaf kolları büyük önem kazandı. yalnız madencilik alanında bazı bürokratik ve idarî uygulamalar yüzünden üretim ve kıymetli madenlerde verim düşüklüğü oldu. bundan dolayı bosna ve hersek’teki şehirlerin gelişmesinde askerî maksatlar hariç madencilikten ziyade küçük sanayi ve iş kolları ile ticaret rol oynamıştı. türkler tarafından kurulan şehirlerin hepsi, haberleşmeyi ve nakliyatı kolaylaştıracak stratejik bakımdan uygun yerlerde bulunuyordu. bu tip şehirlerin gelişmesi eski madenci şehirlere nisbetle daha hızlı gerçekleşti. eski bir pazar yerinde kurulup bir askerî birlik yerleştirilen ve idare merkezi olarak büyüyüp birer sanayi ve ticaret merkezi halinde gelişme gösteren saraybosna ve banaluka bu duruma iyi birer örnek teşkil eder. idarî ve askerî grupların dışında anadolu’dan ve diğer yerlerden gelen göçmenler vasıtasıyla bu şehirlerde türk ve islâm menşeli geleneklerle hayat tarzı hâkim oldu, nüfusta hızlı artışlar görüldü. bosna-hersek’te şehirlerin kuruluşunda veya fizikî olarak genişlemesinde bazı idarecilerin şahsî teşebbüsleri de önemli rol oynamıştı. bunlar cami, medrese,han, hamam, mektep, kütüphane, dükkânlar yaptırarak zengin vakıflar tahsis ettiler. dervişler de tekkelerde şehir halkının mânevî dünyasına hitap ederek dinî kültürün gelişmesine yardımcı oldular. böylece bosna şehirleri türk gücünün kuvvetli bir kalesi, islâm kültürünün de direği oldu. ayrıca çevreden çok sayıda köylü şehirlere gelip yerleşti. bunların çoğu islâmiyet’i kabul etmiş gruplardı. şehre gelen gayri müslimler de bir süre sonra islâmiyet’i seçtiler. şehirlerde hıristiyan ve yahudi sayısı müslümanlara göre çok az bir nisbetteydi. dolayısıyla islâmlaşmada şehirler yakın çevreyi etkileyen önemli bir rol oynamış olmalıdır.

bosna ve hersek sancakları tahrir defterleri, toplu halde islâmlaşmanın şehirlerde ve onu çevreleyen köylerde vuku bulduğunu desteklemektedir. söz konusu defterlere göre başlangıçta bosna sancağında islâmiyet’i kabul eden köylüler sadece saraybosna ve çevresinde bulunanlardı. 1489’da sancakta yaklaşık 25.000 hâne, 1300 bîve (hıristiyan dul kadın) ve 4000’den fazla bekâr hıristiyan nüfus (yaklaşık 130.000 kişi) bulunuyordu. buna karşılık müslümanlar 4500 hâne ve 2300 kadar da bekâr nüfusa (yaklaşık 25.000 kişi) sahiptiler (ba, td, nr. 24). hersek’in 1477 tarihli eski bir defterinde ise islâmlaşmanın âni olmadığı açıkça görüldüğü gibi heretik bosna kilisesi mensuplarının toplu halde fetihlere katıldığını gösterir kayıtlara da rastlanmaz (ba, td, nr. 5). nitekim stjepan tomaś ve stjepan tomasaević dönemlerinde bunların yirmi yıl baskı ve zulüm altında tutulmaları bosna kilisesinin dağılmasına yol açmış, ayrıca herseg stjepan vukcaić’in ortodoksluğa geçmesi, hersek bölgesindeki bosna kilisesi mensuplarının durumunu zorlaştırmış ve bunlar hersek’in gözden ırak, terkedilmiş bölgelerine çekilmişlerdi. o dönemde bu grupların islâmiyet’e geçtiklerine dair herhangi bir kayıt yoktur. bununla birlikte daha önceki dönemde katolik kilisesinin takibatı ve kilise vergilerini toplama imtiyazına sahip ortodoks kilisesinin baskıları, iki taraflı tehlikeye mâruz kalan bu grupların islâmiyet’i kabulünde uygun şartları hazırlamış olmalıdır. şehirlerin de islâm merkezleri haline gelip kır bölgelerini etkilemeleriyle xv. yüzyıl gibi erken bir dönemde belirli bölgelerdeki köylüler arasında müslümanlığın yayılışı gerçekleşmiştir. böylece müslümanlığın daha da genişleyip yayılması için bir temel atılmış oluyordu. islâmiyet’i kabul eden köylülere diğerlerinden ayırt edilmeleri için “potur” adı verildi. bunların dinî inançları islâm, hıristiyanlık ve heretik hıristiyanlığa ait bazı unsurların bir karışımı idi.

kanûnî sultan süleyman döneminde, o vakte kadar tamamen islâmlaşmış olan yerli beylerin gittikçe artan nüfuz ve güçlerini kontrol altında tutabilmek için bazı tedbirler alındı. bosna sipahileri yeni fetih bölgelerine kaydırıldı, onlardan boşalan yerlere (timarlara) diğer bölgelerden gelen sipahiler getirildi ve çiftlikler normal reâyâ çiftliği haline konuldu. fakat özellikle sınır boylarının savunma ihtiyacı, xvı. yüzyılın ikinci yarısında askerî çiftliklerin sayılarının artmasına yol açtı. önceleri sınır boyu olan ırmaklarda askerî hizmetlerde bulunan “kapudan”lar, şimdi kalelerin kontrolünü üstlenen ve savunma görevi yapan bir pozisyon kazandılar. bosna’nın beylerbeyilik olarak teşkili de yerli asilzadelerin güç kazanmalarına katkıda bulundu.

xvı. yüzyılın ikinci yarısında bazı bosna şehirlerinde hızlı bir kalkınma dönemi başladı. bunu, yerli tüccarın ve dubrovnik tüccarının faaliyetleri sayesinde italyan şehirleriyle yapılmakta olan ticaretin hacmindeki artış takip etti. şehirlerin müslüman sakinleri hıristiyan gruplardan ayrı mahallelerde oturuyorlardı. yeni gelen göçmenlerin içeriye akını sebebiyle bazı sanayi kolları kapandı, müslüman nüfus sava’nın ötesindeki yerlere ve şehirlere göç etmeye başladı. yüzyılın ikinci yarısında genel olarak osmanlı idaresinde görülen bunalım iktisadî durumda da kendini gösterdi ve bölgedeki türk askerî gücü zayıfladı. bosna beylerbeyi hasan paşa’nın faaliyetleri bihaç’ın fethiyle neticelendiyse de bir yıl sonra hasan paşa idaresindeki kuvvetler sınır boyunda ağır bir yenilgiye uğradılar. bu da osmanlı-habsburg savaşının sebebini teşkil etti.

xvıı. yüzyılda bozulan malî durum, idarî yapıdaki zaaf bosna’yı da derinden etkiledi. mukataa sisteminin yaygınlaştırılması, yeni vergilerin konulması ve arttırılması, habsburglarla uzun savaş dönemi (1593-1606), bir sınır eyaleti olan bosna’da sosyal dengeyi altüst etti. anadolu’dan bosna’ya vali olarak gönderilen eski âsiler ve paşalar dengenin daha da bozulmasına yol açtılar. bu olumsuzluklardan faydalanarak yerli asilzade grubu zenginliğini ve gücünü arttırdı. köylülere ait toprakların sipahi, âyan vb. askerî zümrelerin ellerine geçişi hızlandı. çiftliklerde ve timar köylerdeki çiftçi ve köylünün vergi yükümlülükleri ağırlaştı. öte yandan merkezî hükümetin ihtiyaç duyduğu dâimî maaşlı asker istihdamı, teçhizi vb. masraflarının karşılanmasında çekilen güçlük, bosna sınır boylarında kapudanlık sisteminin yaygın ve kontrolsüz bir hal almasına yol açmıştı. ayrıca ı. ahmed’in fermanı ile ocaklık timar uygulaması da yaygınlaşmıştı. söz konusu değişiklikler müslüman ve hıristiyan köylüler arasındaki münasebetleri olumsuz yönde etkiledi. ağır şartlar altında hıristiyan köylüler sık sık yerlerini terkedip kaçtılar, dağlarda haydutluk da önemli ölçüde arttı.

bununla birlikte gelişen ticaret ve pazarların bir sonucu olarak xvı. yüzyılın sonları ile xvıı. yüzyılın ilk yarısında şehirlerin kalkınması devam etmişti. dubrovnik limanı yanında split’te de bir liman açılması (1592) bosna ticareti için önemli bir gelişme olmuştu. bu dönemde loncalar yavaş yavaş şehirdeki yeniçerilerin kontrolüne girdi, şehrin ileri gelenlerinin (âyan ve eşraf) nüfuz ve sayıları daha da arttı, bazı bosna şehirleri oldukça büyüdü. saraybosna fizikî bakımdan büyük bir gelişme gösterdi, şehirlerde zengin müslüman grup yanında zengin hıristiyan tüccar aileler ve tefeciler de mevcuttu. ancak bu dönemlerde şehir halkı arasında refah seviyesindeki dengesizlik daha da derinleşmişti. hatta xvıı. yüzyılda çoğu müslüman fakir halk, saraybosna’da ciddi bir ayaklanma bile çıkarmıştı.

xvıı. yüzyılın ilk yarısında avrupa’daki otuzyıl savaşları, osmanlılar’a karşı bir askerî müdahaleye engel olurken yüzyılın ikinci yarısında uzun süren iki savaş bosna’da birçok sıkıntıya yol açmıştı. venedik’e karşı girişilen mücadele (1644-1669)ve habsburglar’la daha kısa süren savaş bosna topraklarında sürdürüldü. sınır boylarındaki hıristiyan nüfus kaçtı, bazıları gönüllü olarak venedik’e askerî hizmette bulundu. hersek’te de kargaşa ve ayaklanmalar görüldü. 1688’de avusturyalılar sava’nın güneyindeki bazı bölgeleri geçici olarak işgal ettiler. dokuz yıl sonra prens eugene zenta savaşı’ndan sonra 1697’de saraybosna’ya kadar ilerledi ve burayı yakıp yıktı. hıristiyan nüfus, özellikle romen katolikleri istilâcı ordularla birlikte gittiler, uzun savaşlar ardında salgın hastalıklar bıraktı.

1699’da karlofça antlaşması’nın şartlarına uygun olarak bosna eyaleti ufak değişikliklerle mevcut sınırlarını korudu. sınır boylarında birçok tahkimat yapıldı ve yeni kapudanlıklar kuruldu. eyalet bu sırada beş sancaktan oluşmaktaydı. ayrıca bosna’nın merkezi travnik’e taşınmıştı. macaristan, slovenya, hırvatistan ve dalmaçya’da boşaltılan bölgelerin müslüman mültecileri, bosna’nın terkedilmiş bölgelerine ve az nüfuslu yerlerine yerleştirildiler. bir kısmı da şehirlere göç etti. bosna’nın sınırda saldırıya açık bir bölge haline gelmesi, müslüman halkın büyük sıkıntıya düşmesine ve mücadeleye katılmasına yol açmıştı. 1718 pasarofça antlaşması ile sava’nın güneyindeki şerit şeklinde arazi avusturya’ya verildi. yine batı sınırındaki bazı sahalar da avusturya ve venedik’e kaptırıldı. salgın hastalıklar ve kötü geçen bir hasat mevsimi sonunda bosna sipahilerinin uğradığı felâket ve ağır insan kayıplarına rağmen hekimoğlu ali paşa idaresindeki bir ordu 1737’de banaluka’da avusturya’ya karşı kesin bir zafer kazandı. 1739 belgrad antlaşması ile avusturya, furjon kalesi hariç pasarofça antlaşması sonucu aldığı bütün yerleri geri verdi.

bu karışık dönem sosyal tabakalaşmada da bazı değişiklere yol açmıştı. kaybedilen kalelerden gelen yeniçeriler şehirlere yerleşerek nüfuz kazandılar. saraybosna imtiyazlı bir şehir haline geldi. şehir âyanı, askerî zümreler ve kapudanlar bu durumun daha da güçlenmesini sağladılar ve bunlar siyasî otoritenin başlıca temsilcileri oldular. hatta bosna valisi ali paşa zamanında şehir âyanı, kapudanlar ve eyaletin değişik bölgelerinden ileri gelen kişilerin oluşturduğu bir âyan meclisi dahi teşekkül etmişti. bu meclis valiyi denetleyecek ve bazı gelirlerini belirleyecek bir yetkiye sahipti. öte yandan kapudanlar devlet gelirlerini kiralamak ve çiftlikleri devralmak suretiyle mülk edinmeye başlayıp yüksek mevkiler elde etmişlerdi. ayrıca vergilerin vadesi gelmeden peşin olarak talep edilme uygulaması, xvııı. yüzyılın ortalarından itibaren on yıllık bir dönem boyunca fakir halkın ve müslüman köylülerin bir dizi isyanına sebep olmuştu.

osmanlı-avusturya savaşı (1788-1791) bosna sınır bölgesinde pek büyük bir değişikliğe yol açmamakla birlikte ııı. selim zamanında yeniçerilerin nüfuzlarını sınırlamaya yönelik tedbirler, bosna’daki yerli müslüman âyanın imtiyazlı durumuna ters düşmüş ve birçok karışıklığa zemin hazırlamıştı. sırbistan’da çıkan ayaklanmaların ardından bosna’da sırp köylüleri isyanı patlak verdi, ancak bunlar kolayca bastırıldı. ayrıca bosna müslümanları 1813’te sırbistan’daki ayaklanmanın bastırılmasında önemli rol oynadılar.

napolyon’un avrupa’da kıta ablukası siyaseti bosna’nın transit ticaretinde gelişmeye yol açtı ve bosna’dan geçen yollar oldukça yoğun olarak kullanıldı. şehirlerdeki müslüman tüccar yanında sırp ve yahudi tüccar da pamuk nakliyatı ile gittikçe zengileştiler. ancak bosna’nın en önemli şehri olan saraybosna’da halkla idareciler arasında silâhlı direnişe varan ciddi anlaşmazlıklar bu dönemde arttı. 1820’de celâleddin paşa düzeni zorla sağlayabildi. yeniçeri ocağı’nın tasfiyesi, abdurrahman paşa tarafından bastırılan isyanların en önemli sebebiydi. ancak bosna’da reformlara karşı genel hoşnutsuzluk devam ediyordu. 1831’de bazı yenilikleri uygulamaya koymak ve orduyu yeniden düzenlemek teşebbüsleri, hüseyin kapudan gradascević’in liderliğinde, bosnalı müslüman âyanın başı çektiği bir ayaklanmaya dönüştü. âsiler bosna-hersek için tam bir otonomi, kendi vezirlerini seçme hakkı istediler, buna karşılık merkezî hükümete yıllık haraç vermeyi de teklif ettiler.

başlangıçta âsiler başarı kazandılarsa da aralarındaki rekabet ve anlaşmazlık sonucu kolayca dağıtıldılar (1832). isyan bastırıldıktan sonra kapudanlık müessesesi kaldırıldı (1835), yerine müsellimlikler kuruldu. pek çok eski kapudan, âyan ve sipahi müsellim olarak tayin edildi. yine de sürtüşme ve karışıklıklar devam etti. direniş nihayet, lika’da doğan ve eski bir avusturya subayı olan ömer paşa latas tarafından kırıldı. ömer paşa bosna valisi sıfatıyla (1850-1851) bosna âyanının siyasî nüfuzlarını kırıp reformları uygulamayı başardı. ayrıca 1833’te ali paşa rızvanbegović tarafından idare edilmek için kurulan hersek paşalığını da onu ortadan kaldırdıktan sonra lağvetti. bosna altı, hersek üç kaymakamlığa bölündü, saraybosna da resmî merkez oldu. topal osman paşa’nın valiliği sırasında (1861-1869) idarî yapıda önemli değişiklikler yapıldı. bosna yedi sancağa ayrıldı, vilâyet meclisi kuruldu, ulaşım şartları iyileştirildi. ilk demiryolu ise 1872’de banaluka ile novi arasında hizmete girdi, birçok okul açıldı, vilâyete mahsus matbaa kuruldu. ticaret ve pazarlama giderek gelişti, ancak küçük zenaat kolları çökmeye başladı. pek çok sırp aile refaha kavuştu, nüfuzları da giderek arttı. ziraat sahasında çiftlik sahipleriyle kiracılar arasındaki problemler, 1859’da ziraat kanununun çıkmasından sonra bir kanunnâme ile çözüme kavuşturuldu. fakat pek tatmin edici olmayan şartlar, xıx. yüzyılın ikinci yarısında bir dizi köylü ayaklanmalarına hız verdi. 1875’te çıkan isyan siyasî bir özellik de kazanmış ve bu ayaklanma büyük güçlerin müdahalelerine yol açmıştı. berlin kongresi’nde bosna ve hersek avusturya-macaristan’ın himayesine verildi. bosna müslümanları avusturya-macaristan’ın işgaline karşı koydularsa da 29 temmuz’da başlayan işgal 20 ekim 1878’de tamamlandı. böylece bosna-hersek’te osmanlı hâkimiyeti dönemi kapanmış oluyordu. 7 ekim 1908’de buranın resmen avusturya-macaristan toprağı olduğu ilân edildi.

osmanlı idaresi sonrası dönem. 1878’de avusturya-macaristan idaresine verilen bosna-hersek’te osmanlı devleti’nin hakları 1908’deki kati ilhaka kadar resmen sürmüştü. avusturya-macaristan’ın ikili anayasası sebebiyle bosna-hersek’in durumu belirsiz bir haldeydi.ilhaktan önce ve sonra bosna-hersek avusturya-macaristan maliye bakanının uyguladığı ikili bir denetim altındaydı. avusturya-macaristan’ın hükümet sistemi bütün dönem boyunca son derece bürokratik bir şekilde ve polis gücü ile yürütülmüştü. buradan bir askerî vali sorumluydu. 1882’de sivil hizmetleri denetleyen sivil bir görevli tayin edildi. bölge idarî bakımdan altı “okrug”a (kısım) ayrıldı (banaluka, bihaç, mostar, sarajevo, travnik, tuzla). bunlar da sırayla “srez” (bölge) ve “ispostava”lara (en küçük idarî birim) bölündü. 1906’da adlî idare de ayrıldı, ilhakın ardından 1910’da “sabor” (meclis) teşkiliyle bir anayasa yapıldı. bu meclis yetmiş iki milletvekili ve tayinle getirilen yirmi üyeden oluşuyordu. bu üyelerin bir kısmı dinî temsilcilerdi (müslümanlarda reîsülulemâ, vakıf idaresi başkanı, üç müftü), bir kısmı da yüksek unvanlı devlet görevlilerinden meydana geliyordu. 1912’de bosna-hersek idaresine sivil hizmetlerle ilgili ek yetkiler tanındı. ı. dünya savaşı sırasında meclis geçici olarak ortadan kalktı.

avusturya-macaristan hükümetinin modern idare sistemi getirmesi, ticareti geliştirmesi, yollar inşa etmesi, okullar açması, ilmî kuruluşlar teşkil etmesine rağmen cemiyetin yapısı birçok bakımdan değişmeden kaldı. bunda avusturya-macaristan’ın müslüman ileri gelenleri kendi tarafına çekme ve kazanma çabaları önemli rol oynamış olmalıdır.

1882’den 1903’e kadar bosna-hersek’te avusturya-macaristan siyaseti yönünden en önemli rolü bu ikili monarşinin maliye bakanı ve tarihçi b. kallay oynadı. bosna-hersek’i ikili monarşi içinde ayrı bir bütün olarak muhafaza edebilmek ve sırp-hırvat milliyetçiliğinin yayılmasını denetim altında tutabilmek için kallay bir “bosna milleti” ve bir “bosna dili” oluşturmaya çalıştı. bu siyaset, sırp ve hırvatlar’da millî şuurun güçlü olması, müslümanların ise anavatan olarak türkiye ile kuvvetli bağları yüzünden yerli halk arasında taraftar toplayamadı. müslüman ailelerin bir kısmı türkiye’ye göç etmiş, müslüman liderler de daima osmanlı padişahının bosna-hersek üzerindeki haklarını desteklemişlerdi. sadece müslüman aydınlar ve toprak ağalarının küçük bir kısmı bosna milliyetçiliği davasını benimsedi.

müslümanlar avusturya-macaristan idaresinin aldığı bazı tedbirlere şüphe ile bakıyorlardı. müslüman dinî kurumları üzerinde kontrol sağlamak için hükümet 1882 yılında yüksek dinî başkan durumundaki reîsülulemâ makamını oluşturdu. ayrıca bu makamın başında bulunduğu dört üyeli bir ulemâ meclisi de teşkil edildi. bu kuruluş, vakıf idare heyetinin haklarını kontrol edecek kadar ileri gitti. bundan huzursuz olan müslümanlar imparatora vakıfların idaresiyle ilgili konularda otonomi verilmesini isteyen toplu bir dilekçe verdiler. 1899’da mostar müftüsü ali fehmi câbiç liderliğinde, bosna-hersek’teki bütün müslümanlar için dinî sahada ve eğitimde otonomi verilmesi yolunda kararlı bir mücadele başlatıldı. 1900’de islâm dinî cemaati için hazırlanan ve içinde padişahın bosna-hersek üzerindeki haklarına özel bir önem atfeden kanun tasarısı bakan kallay’a teslim edildi. fakat bunu avusturya-macaristan idaresi kabul etmiyordu. müftü câbiç padişaha danışmak için istanbul’a gittiğinde avusturya-macaristan hükümetince bosna’ya geri dönmesi yasaklandı (1902). 1906’dan sonra bu hareket daha teşkilâtlı bir şekil kazandı. ali bey ferdus’un başkanlığında bir müslüman halk teşkilâtı yürütme meclisi seçildi. teşkilât bir yandan varlıklı sınıfların menfaatlerini desteklerken öte yandan dinî otonomi verilmesi için hükümetle müzakerelere girişti. avusturya-macaristan idaresi padişahın otoritesini reddettiğinden müzakereler sonuçsuz kaldı. ilhakın ardından islâm dinî işlerinin bağımsız olarak idaresiyle ilgili kanunu imparatorun tasdikiyle tatmin edici bir sonuç sağlanmış oldu. bu kanunla okul ve kolejlere yardım eden yan kuruluşlar ve vakıflarla ilgili yüksek idarî yönetim, sekiz tabii üye (reîsülulemâ, altı müftü, vakıf idare heyeti başkanı) ile bölge idare heyetleri tarafından seçilen yirmi dört üyeden oluşan vakf-ı maârif meclisi’ne (sabor) verildi. bu meclisin alt kuruluşları, bölge meclislerinin kendi aralarından seçtiği bölge heyetleri yani cemaat meclisleriydi. en yüksek dinî kuruluş, reîsülulemâ başkanlığında dört üyeden oluşan ulemâ meclisiydi. reis ve ulemâ meclisi üyeleri, altı müftü ve yirmi dört seçilmiş üyeden oluşan ayrı bir seçici organ tarafından seçilirdi. reislik görevi için tesbit edilen üç adayın ismi imparatora verilir, o da birini reis olarak tayin ederdi. reis ancak istanbul’daki şeyhülislâmdan dinî görevi icra edebileceğine dair bir izin (menşur) aldıktan sonra görevine başlayabilirdi. ilgili istek, avusturya-macaristan elçiliği aracılığı ile istanbul’a iletilirdi. her bir bölgenin ulemâ meclisinin teklif ettiği adaylar arasından hükümet tarafından seçilen bir müftüsü vardı. yüksek din görevlilerinin ve memurlarının maaşları vilâyet bütçesinden karşılanırdı.

bosna-hersek’in yugoslavya’ya dahil edilmesiyle dinî cemaatler problemi yeniden ön plana çıktı. çünkü bosna-hersek dışında da müslüman cemaatler mevcuttu. bununla birlikte 1909’daki kanun 1930’a kadar uygulandı. sırbistan, makedonya, karadağ’ı kapsayan ayrı bir dinî teşkilât vardı. ziraat reformunun uygulanmaya konması müslüman mülk sahiplerini daha fazla sarstı. bosna ve hersek idaresindeki düzensizlik de vakıf mülklere ciddi zararlar verdi.

yugoslavya’da parlamenter rejimin feshinin ardından 1930’da krallık idaresi islâm dinî cemaati ve anayasa ile ilgili yeni bir kanun çıkardı. eski bağımsız islâm dinî cemaatleri reîsülulemâ ile ulemâ meclisinin reis ve iki başkanından oluşan yüksek bir idarî teşkilâtın tek başkanlığı altında birleştirildi. reîsülulemânın resmî ikametgâhı ve idare heyeti meclisi belgrad’a taşındı. bunlara ilâveten merkezleri üsküp ve saraybosna’da olan idare heyetleriyle beraber iki ulemâ meclisi ve iki de vakıf-maarif kurulları mevcuttu. kanunun esas özelliği makamların tayin yolu ile verilmesi, reîsülulemânın ulemâ meclisinin başında bulunmasıydı. idare ikili olduğu halde (üsküp ve saraybosna) reis birleştirilmiş islâm dinî cemaatinin başkanı durumundaydı. özel kanunlarla reis, ulemâ meclisi üyeleri ve müftülerin tayini için aday seçimi bir düzene bağlandı. seçici organın reislik için üç aday belirlemesi gerekiyordu; bundan sonra adalet bakanı, başbakanın tavsiyesi üzerine adayların biri kralın emriyle tayin edilirdi. aynı şekilde ulemâ meclisi üyeleri ve müftüler de adalet bakanının tavsiyesi üzerine kral tarafından seçilirdi.

1936’da yeni bir kanun ve anayasanın kabulü ile reisin fonksiyonuna ve diğer idarî organların ikiliğine müdahale etmeyen bir nizam getirildi. buna göre islâm dinî cemaatinin esas organları cemaat meclisi, bölge vakıf heyeti, ulemâ meclisi, saraybosna ve üsküp’te ulemâ meclisi ile vakf-ı maârif meclisleri, seçme veya aslî kurullu meclis ile reîsülulemâ idi. reisin resmî ikametgâhı saraybosna’ydı. müftülükler iptal edildi, seçici kurullar yeniden oluşturuldu. m. spaho liderliğindeki yugoslav islâm teşkilâtı dinî cemaat içindeki yerini korudu.sosyalist yugoslav idaresi, islâm dinî cemaatlerinin durumunu anayasada belirtilen şartlarla korumuş ve değişik dinî cemaatlerin hukukî durumu ile ilgili 1953’te çıkan bir kanunla da yeniden düzenlemiştir. böylece dinî teşkilâtlar devletten ayrılmış, dinî inanca sahip olmak şahsî bir mesele olarak telakki edilmiştir. dinî cemaatlerin din görevlileri ve kadroları yetiştirmek için okullar açmaları serbest bırakılmış, devletin dinî cemaatlere yardımda bulanabileceği kaydedilmiştir. yugoslavya’daki islâm dinî cemaatine ait ıı. dünya savaşı sonrasından itibaren üç anayasa hazırlanmış ve uygulanmıştır. bunlar 1947’de çıkan yugoslavya federal halk cumhuriyeti islâm dinî birliği anayasası, 1969’da çıkan yugoslavya sosyalist federal cumhuriyeti islâm birliği anayasası ve 1990’da çıkan yugoslav sosyalist federal cumhuriyeti (ysfc) islâm birliği anayasasıdır. yürürlükteki son anayasaya göre yugoslav islâm birliğinin en yüksek organı yüce şûra’dır. yüce şûra’nın kırk altı üyesi vardır. şûra bölgelerine göre bu üyelerin dağılımı saraybosna’dan on üç, priştine’den on iki, üsküp’ten dokuz, titograd’dan altı, zagreb’den altı üye şeklindedir. görev süreleri dört yıldır. reislik makamı bunun yürütme organı olup en yüksek dinî temsilcisi reîsülulemâdır. bütün bu dinî organların merkezi saraybosna’dadır. yugoslav islâm birliğinin beş şûrası vardır (bosna ve hersek, sırbistan, makedonya, karadağ, hırvatistan ve slovenya islâm birlikleri şûraları). bunların her biri kendi bölgelerindeki en büyük islâm birliği kolunu teşkil eder ve “meşihat” adı verilen yürütme organına sahiptir. bosna-hersek şûrası veya meşihatliğinin merkezi yine saraybosna’dır (bkz: “ysfc islâm birliği anayasası”, glasnik rijaseta ıslamske zajednice u sfrj, 2/90). saraybosna meşihat bölgesinde saraybosna ilâhiyat fakültesi (120 talebe), biri erkekler, diğeri kızlar için iki medrese (gazi hüsrev bey medresesi; 525 talebe), 929 dâimî imamıyla 1165 cemaat, 1152 cami, 572 mescid vardır. yaklaşık 150.000 çocuk 998 dâimî mektepte dinî tedrisat görmektedir.

1990’daki demokratik seçimlerde millî partilerin kazanması, dinî birliklerin durumlarını da esaslı olarak değiştirmeye başlamıştır. bu birlikler el konulmuş malların iadesi, okullarda dinî tedrisata dönülmesi, ilâhiyat fakültesi’nin üniversite şekline getirilmesi vb. taleplerde bulunmaktadırlar. müslümanların sosyal hayatı giderek daha da kuvvetlenmekte olup preporod (yeniden doğma, ıslah) adlı bir kültür cemiyeti teşkil edildiği gibi, merhamet isminde bir sosyal yardım cemiyeti de kurulmuştur. islâm birliğinin “riyaset” (glasnik rijaseta ıslamske zajednice u sfrj) ve “bh meşihat” (ıslamska misao, islâm fikri) adlı merkezi saraybosna’da iki yayın organı vardır.

bosna-hersek’te islâm kültürü. osmanlı fethinin bir sonucu olarak bosna-hersek nüfusunun islâmlaşmaya başlaması, halkın hayat tarzında ve kültüründe önemli etkiler yaptı. islâm kültürü özellikle şehirli karakteri ağır basan bir niteliğe sahipti. bu özellik bugün bile doğu kültürünün karakteristik unsurlarının sadece müslümanlar arasında değil hıristiyanlar arasında da yaşamasını sağladı. hayat tarzı, yeme içme alışkanlıkları, ev tezyinatı, kuyumculuk, halı dokumacılığı ve bazı küçük el sanatlarında bu etki hâlâ görülmektedir.

islâm kültürünün en belirgin izleri mimarlık ve şehir planlamasında kendini gösterdi. birçok bosna şehri, klasik osmanlı şehircilik anlayışı çerçevesinde çarşı ve mahallelere bölünmüş şekilde gelişmiştir. osmanlı idaresi altında şehircilikte üç devre göze çarpar. ilk devrede âbidevî mimarinin temsilcileri olan ibadet yerleri ve umuma mahsus binalar inşa edilmiş ve bunlar genellikle valiler ve yüksek unvanlı görevliler tarafından yaptırılmıştır. saraybosna’da gazi hüsrev bey camii (1530) ve ali paşa camii (1561), foça’da alaca cami (1550), banaluka’da ferhad paşa camii (1579), yine saraybosna’da gazi hüsrev bey hamamı, selçukiye veya kurşumliye de denilen gazi hüsrev bey medresesi (1537), brusa bedesteni (1551) bu muhteşem mimarinin örneklerini teşkil eder. ikinci dönemde zengin esnaf ve tüccar tarafından yaptırılan daha gösterişsiz binalar görülür. üçüncü dönem mimarisi ise çöküşün izlerini taşır. yine de bu dönemde teknik mükemmeliyete sahip bazı binalar yapılmıştır. bir bedestenin üzerinde inşa edilen travnik’teki süleymaniye camii bunun en güzel örneğidir. ayrıca çok sayıda eski cami de bu dönemde tamir görmüştür. osmanlı hâkimiyetinin sona ermesinden sonra islâmî mimari örneklerinde kati çöküş dönemine girilmiştir. avusturya-macaristan hükümeti, fas üslûbunu kopya etmek suretiyle osmanlı tipi mimari sanatını silmeye çalıştı. ancak bu tip binalar hem bosna’nın tabii manzarasına ve iklim şartlarına hem de daha önceki örneklere ters düşmüştür.

öte yandan türkçe, arapça ve farsça menşeli çok sayıda kelime ve deyim sırp-hırvat dilinin konuşulduğu yerlerdekinden çok daha büyük ölçüde bosna-hersek’te günlük konuşmalarda yer almıştır. 1878 ve bilhassa 1918’den beri sırp-hırvat dilinin gelişmesi sonucu yavaş yavaş türkçe menşeli kelime ve deyimler silinmeye başlamıştır. halk şarkıları ve halk şiirine düşkünlük müslüman kesim arasında oldukça fazlaydı. bosna-hersek müslümanlarının gazelleri kendilerinehas belirgin özellikler taşımaktadır. bunların en popüler olanları “sevdalinka” denilen sevda şiirleriydi. doğu dillerinde şiirler yazan bosna-hersek’in müslüman şairleri daha ziyade türkçe’yi kullanmışlardır. türkçe şiir yazanlar arasında çok tanınmış şairler de vardır. bunlar arasında, bosna beylerbeyiliği de yapmış olan bayezid ağaoğlu derviş paşa (ö. 1603), saraybosna’da doğan ve müderrislik, kadılık yapmış olan mehmed nergisî (ö. 1635) sayılabilir. farsça klasik eserlerin meşhur yorumcusu ahmed sûdî de (ö. 1596) bosnalı idi. ayrıca daha çok farsça şiir yazan mostarlı şeyh fevzî (ö. 1747), ahmed vahdetî (ö. 1598), hem türkçe hem de sırp-hırvat diliyle şiirler yazan saraybosnalı hasan kaimî (ö. 1691), tuzlalı hevâyî diye de anılan üsküf-i bosnevî (ö. 1650) bunlara ilâve edilebilir. bosna-hersek’te müslüman yazarların çoğu islâm hukuku, devlet idaresi, tarih konularında da eserler verdiler. bunlardan muhyiddin ibnü’l-arabî’nin fusûsü’l-hikem’inin şârihi abdullah bosnevî (ö. 1644), bosna akhisarı’nda doğan ve doğduğu yerde kadılık yapan, hukuk ve devlet düzeni hakkında eser yazan hasan kâfî özellikle belirtilmelidir. din ve hukuk sahalarında eserler veren kırk kadar müellif daha vardır. tarih sahasında da bosnalı müslüman ailelere mensup tarihçiler yetişmiştir. 1736-1739 bosna olaylarını kaleme alıp gazavatnâme-i hekimoğlu ali paşa adlı eseri meydana getiren novi kadısı ömer efendi bunlardan biridir. xvııı. yüzyılın sonu ve xıx. yüzyılın başı arasında zamanının çağdaş olayları hakkında yazılar yazan birkaç tarihçi daha vardır. osmanlı idaresinin son dönemleriyle avusturya işgalini takip eden olaylarla ilgilenen sâlih sıdkî hacıhüseyinoviç (ö. 1888), muhammed-enverî kadic (1855-1931), eski tarih yazıcılığından modern tarihçiliğe geçişi ifade eden bir eseri bulunan şeyh seyfeddin kemura (ö. 1917), ilk modern tarihçi ve aynı zamanda şair safvet bey başagic (ö. 1934) bu arada zikredilebilir. 1878, özellikle de 1918’den sonra bosna müslümanlarının edebî faaliyetleri, sırp-hırvat literatürüyle gittikçe daha fazla kaynaşma temayülü gösterdi. mostar müftüsü ve dinî otonomi taraftarı ali fehmi câbiç (ö. 1918) arap dili ve edebiyatı profesörü olarak şöhret kazanmıştı.

her osmanlı eyaletinde olduğu gibi bosna-hersek’te de islâmî eğitim ve kültürün fideliklerini mektepler ve dinî kurumlar oluşturmuştu. camilerin yanında bulunan mektep ve medreseler bosna müslümanlarının temel öğretim müesseseleriydi. saraybosna’da en eski medrese xvı. yüzyıl başlarında kurulmuştu. gazi hüsrev bey tarafından yaptırılan bu medrese kütüphanesiyle birlikte hâlâ ayaktadır. kütüphanede çok sayıda yazma eser ve belge koleksiyonu bulunmaktadır. ilk rüşdiye ve mekteb-i hukukun açılması ise topal osman paşa’nın valiliği dönemindedir. eğitim kanununun şartları gereği (1869) yeni düzenlemeler bosna’da da gerçekleştirilmişti. resmî kayıtlara göre osmanlı idaresinin sonlarına doğru burada 917 mektep, kırk üç medrese, yirmi sekiz rüşdiye vardı. ayrıca saraybosna’da bir askerî okul, öğretmen yetiştirme koleji ve bir de ticaret mektebi bulunuyordu. avusturyalılar ise dinî okullara müdahale etmeksizin kendi eğitim sistemlerini getirdiler. 1909’daki kanunî düzenlemelere göre müslüman çocukların mekteplere devam mecburiyeti konuldu. bu sırada kanunî şartlara uygun doksan iki okul (mekteb-i ibtidâ) ve 1000 civarında eski tip sıbyan mektebi yer alıyordu. rüşdiyeler müslüman çocukların ilkokulları arasında sayıldı. medreseler din görevlileri yetiştiren okullar olarak kabul edildi. 1887’de islâm hukuku öğretecek ve geleceğin şer‘î mahkeme hâkimlerini (kadı) yetiştirecek bir kolej de kurulmuştu. saraybosna’da devlet ortaokullarında müslüman öğrenciler, klasik yunanca veya arapça’yı öğrenme tercihine sahipti.

ı. dünya savaşı’ndan sonra kurulan yugoslavya hükümetleri döneminde sadece devlet ilkokulları resmen tanınmıştı. ilkokullara devam eden bütün çocuklara din eğitimi veriliyordu. mektepler kur’an okumayı öğreten hazırlık veya eğitim dışı kurumlar haline dönüştü. din eğitimi bütün ortaokullarda da verildi. 1918’de saraybosna’da bir devlet şeriat ortaokulu açıldı. hâkim yetiştirme koleji, yüksek şeriat okulu ve fakülte seviyesinde bir ilâhiyat kurumunun tesisine kadar (1937) varlığını sürdürdü. vakıf idare heyeti mektep, medrese ve kolejin masraflarını karşılıyordu. medreselerle ilgili ilk reformlar 1933’te başlatılmış ve 1939’da kesin bir program belirlenmişti. öte yandan müslüman talebelere burs vermeyi, gajret (gayret) ve uzdanica gibi kuruluşlar tedricen devralmaya başladılar. sosyalist yugoslavya’da dinî organlar ve dernekler devletten ayrılmış bir durumdadır. 1953’te çıkan dinî cemiyetler kanununa göre dinî eğitim sadece ibadet yerlerine yakın yerlerde verilebilecek, bununla birlikte bunlar din görevlileri ve kadrosu yetiştirmek için okullar açabileceklerdi. islâmî dinî cemiyetler tarafından müslümanların devam etmelerinin mecburi kabul edildiği mektepler, 1952’de tamamıyla kaldırılana kadar varlıklarını sürdürebildiler.

avusturya-macaristan ve savaş öncesi yugoslav idaresi dönemlerinde din ve şarkiyatla ilgili dallarda çalışmalar, söz konusu okul ve kolejlerin faaliyetleriyle yakından bağlantılıydı. aynı zamanda saraybosna’daki zemaljski muzej, şark yazmaları ve osmanlı arşiv belgelerini topladı. bu müzede çalışanlar arasında şarkiyat ve tarihî vesikalar üzerinde uzmanlaşmış elemanlar bulunmaktaydı. modern tarih çalışmaları için uygun zemin (c. truhelka, v. skarić, f. spaho, r. muderizaović ve diğerlerinin faaliyetleriyle) burada hazırlanmıştır. ıı. dünya savaşı’ndan sonra bosna-hersek’teki şarkiyat çalışmalarına ilgi giderek artmıştır. 1949’da kurulan saraybosna üniversitesi’nde türk, fars, arap dilleri ve edebiyatları ile ilgili bir kürsü bulunmaktadır. burada hem osmanlı tarihi hem de türkçe kursları verilmektedir. 1950’de kurulan saraybosna şarkiyat enstitüsü, sarajevo devlet müzesi’nden devralınan yazma ve türk tarihiyle ilgili malzemelerden değerli bir koleksiyona sahipti. burada yıllık bir mecmua neşri yanında türk belgelerinin ve yugoslav halklarının tarihiyle ilgili kaynaklar da yayımlanmaktadır.

bibliyografya:

ba, td, nr. 5, 18, 24; ba, mad, nr. 544; kanuni i kanun-name za bosanski, herceqovacaki, zvornicaki, klisaki, crnogorski i skadarski, herceqovacak (nşr. b. durdev v.dğr.), sarajevo 1957, s. 21-22, 26; evliya çelebi, seyahatnâme, vı, 423-549; s. basaagić, kratka uputa u prosalost bosne i hercegovine, sarajevo 1900; v. caubrilović, bosanski ustanak 1875-1878, belgrade 1930; a. nametak, narodne junacake muslimanske pjesme, sarajevo 1933; a. ı. balagija, uloga vakufa u verskom i svetovnom prosvećivanju nasaih muslimana, belgrade 1933; m. handzaić, knjezaevni rad bosanskohercegovaćkih muslimana, sarajevo 1934; a.mlf., ıslamizacija bosne i hercegovine i porijeklo bosanskohercegovacakih muslimana, sarajevo 1940; v. skarić v.dğr., bosna i hercegovina pod austrougarskom upravom, srpski narod u xıx veku, belgrade 1938; v. popović, agrarno pitanje u bosni i hercegovini i turski neredi za vreme reforme abdu’l-medzaida (1839-1861), belgrade 1943; dj. pejanović, srednje i strucane sakole u bosni i hercegovini, sarajevo 1953; a. schmaus, studije o krajinskoj epici,zagreb 1953; h. kresaevljaković, kapetanije u bosni i hercegovini, sarajevo 1954; a.mlf., çengiç beyleri: osmanlı devrinde bosna-hersek feodalizmi hakkında bir etüd (trc. ismail eren), istanbul 1960; a.mlf., esnafi i obrti u bosni i hercegovini, sarajevo 1961; a. skaljić, turcizmi u narodnom govoru i narodnoj knizaevnosti bosne i hercegovine, sarajevo 1957, ı-ıı; h. saabanović, bosanski pasaaluk, sarajevo 1959; a.mlf., krajisate ısa-bega ıshakovića, zbirni katastarski popis iz 1455. godine, sarajevo 1964; a.mlf., knjizaevnost muslimana bosne i hercegovine na orijentalnim jezicima, sarajevo 1973; ahmet cevat eren, mahmut ıı. zamanında bosna-hersek, istanbul 1965; smail baliç, die kultur der bosniaken (kultura bosnjaka), wien 1973; a.mlf., “der bosnisch-herzegowinische ıslam”, ısl., xlıv (1968), s. 115-137; muhamed hadzaijahić v.dğr., ıslam i muslimani u bosni i hercegovini, sarajevo 1977; r. donia, ıslam under the double eagle: the muslims of bosnia and hercegovina 1878-1914, new york 1981; socijalistcaka republika bosna i hercegovina (nşr. jugoslavenski leksikografski zvod), zagreb 1983 [enciklopedije jugoslavije’den ayrı basım olan bu kitapta: ahmed alicaić, “osmanlı devri tarihi”, s. 86-101; m. filipović – n. hdzaidedić, “demografik ve etnik tarihi”, s. 137-145; f. nametak – m. hukovic, “osmanlı devri edebiyatı”, s. 253-255]; a. s. alicaić, poimenicani popis sandzaaka vilajeta hercegovina, sarajevo 1985; a.mlf. – h. skapur, turski dokumenti o ustanku u potkozarju 1875-1878, sarajevo 1988; esaref kovacaević, muhimme defteri dokumenti o nasaim krajevima, sarajevo 1985; vakufnâme iz bosne i hercegovine (xv i xvı vijek), sarajevo 1985; muhamed mujić, sidzail mostarskog kadije 1632-1634, mostar 1986; fuad saltaga, muslimanska nacija u jugoslaviji, porijeklo, islam, kultura, povijest, politika, sarajevo 1991; c. truhelka, “bosna’da arazi meselesinin tarihi esasları” (trc. cemal köprülü), türk hukuk ve iktisat tarihi mecmuası, ı, istanbul 1931, s. 54-64; alija bejtić, “spomenici osmanlıjske arhitekture u bosni i hercegovini”, pof, ııı-ıv (1952-53), s. 229-297; m. mujezinović, “turski natpisi xvı vijeka iz nekolika mjesta bosne i hercegovine”, a.e., s. 455-484; nedim filipović, “odzaakluk timari u bosni hercegovini”, a.e., v (1955), s. 251-274 [bu makalenin ingilizce tercümesi: pof, xxxvı (1986), s. 149-180]; a.mlf., “bosna-hersekte timar sisteminin inkişafında bazı hususiyetler”, ifm, xv/1-4 (1955), s. 154-188; t. popovic, “spisak hercegovacakih namesnıéka u xvı veku”, pof, xvı-xvıı (1966-67), s. 93-99; a. suceska, “selijacake bune u bosni u xvıı i xvııı stojeu”, godisanjak drusatva ısatoricaara bih, sarajevo 1969, s. 163-207; a.mlf., “osmanlı imparatorluğunda bosna”, pof, xxx (1980), s. 431-447; a.mlf., “the position of the bosnian moslems in the ottoman state”, ınternational journal of turk studies, ı/2, wisconsin 1980, s. 124; a. handzaic, “o formiranju nekih gradskih naselja u bosni u xvı stoljeću. uloga drzaave i vakufa”, pof, xxxv (1985), s. 133-169; a.mlf., “o ıslamizaciji u sjeveroistocnoj bosniu u xv i xvı vijeku”, a.e., xxvı-xxvıı (1970), s. 5-48; besim darkot – j. krcsmarik, “bosna-hersek”, ia, ıı, 725-735; br. djurdjev, “bosna (bosnia and herzegovina)”, eı² (ing.), ı, 1261-1275.

branislav djurdjev *
devamını gör...
kimsesiz bir ortodoks’un cenazesini sahipsiz bırakmayacak kadar erdemli müslümanların yaşadığı ülke.
işte bunlar hep aliya izzetbegoviç etkisi.

#.VQCQIxlajqA" target="_blank">http://www.haberbosnak.com/...
devamını gör...
konyada bosna hersekli kardeşlerimizin hatırası adına oluşturulan mahalledir.

%80 lik nüfusu öğrencilerden oluşmakta, dünyanın en büyük mahallelerinden birisi olarak gösterilmektedir.
devamını gör...
babamın öve öve bitiremediği kardeş ülke.özellikl saray bosna yeşilliklerin arasında olan bir şehir olduğu söyleniyor.
devamını gör...
hoş bir islam memlekeketi.etrafta dolanırken çok fazla tesettürlü kadın olmamasına şaşırdım.kadınlar gerçekten açık ancak nedense müslüman memlekette olduğunu hissediyorsun.vakit namazlarda gittiğimiz camilerin hepsi doluydu mesela.her yerden su akıyor yeşil.küçük ve huzurlu ayrıca başçarşı'dan savaştan kalma bir çok alet edevatı satın alabilirsiniz.saatler,baretler,şarjörler,mermi kovanları vesair.
devamını gör...
yüreğimde biryerlerde, hep gitmek istediğim, anlamak istediğim memleket.

nasib olur inşallah.
devamını gör...
bir kastamonu değil... muhafazakar gençlerde geçmeyen modadır aynı zamanda. bosna da bosna...neyi eksik kastamonu'nun?
devamını gör...
yazılarını, hayat tarzını, duruşunu sevdiğim kim varsa ortak noktaları olan ülke.istisnasız hepsi havasını bir kere solumuş oluyor.bende bir hikmeti olan ülke.
devamını gör...
hani bir şarkı vardır ya: "orda bir köy var uzakta.. gitmesek de; görmesek de o köy bizim köyümüzdür.." diye. işte, bosna da gitmesek de; görmesek de bizim köyümüzdür. canımızdır, toprağımızdır..
ancak, gözden ırak olan gönülden de ırak olabilir. bosnaâ´yı görmek gerekir. bosnalıları unutmamak.. kendimizi, "bizi" unutturmamak..
devamını gör...
sevdiğim bir ülke, halk.
aliya gibi bir insanı içinden cıkarabilmis, avrupa'nın ortasında 20. yüzyılda katliama uğrayıp 200.000 şehit vermiş (srebrenitsa) sırplar ve hırvatlarla beraber yaşayan bi,r halk. gitmeyi istediğim ülkelerin başında geliyor, dua edin belki kabul olunur la.
devamını gör...
savaşlardan çok yaralar almış avrupanın bizans oyunları ile bölünmüş parçalanmış ama yıkılmamış güzel insanların ülkesi güzel ülkesi.

kimin ne söylediği yada salladığı önemli değil nasıl baktığınızla alakalı hayat ve bosnada hayat güzel, bir müslüman içinde çok güzel yaz yada kış her mensim.

bir ağustos günü yüzlerce insanla begovaya sığmayıp ferhadiyede kıyama durmak cuma vakti, haziranda avyaz dede şenliklerinde binlerce insanla el açıp dua etmek bosnanın düzlüklerinde namaz kılmak, kimi zaman gece yarısını geçen zikirleri seyretmek, onlarca tekkede her akşam ellerin açılıp mevladan niyaz edilmesi ve farklı dillerden aynı dualara ortak olmak...

farklı kültürden insanları anlamaya çalışmak yerine sorgulamaya çalışan aslında "farklı" kelimesinin kendisinden korkan insanların tahayyül edemeyeci acıları çekmiş insanlara çok defa tanık olmuş bir ülke.

geçen yüzyılda dedelerimizin haklı yada haksız öksüz bıraktığı bu toprakları şimdi yeniden ekmek yeniden inşa etmek bizim vazifemiz, her şekilde ve şartta yanında olmamız gereken güzel ülke bosna hersek...
devamını gör...
1995 dayton anlaşmasıyla bağımsızlığını kazanmış anavatanım. kuzeyinde sırplar, güney batısında hırvatlar, ülkenin ortasında ve doğusunda ise boşnaklar yaşamaktadır.

sakinliği ve güzelliği ile her daim mükemmeldir.

(bkz: sarajevo)
(bkz: alija izzetbegoviç)
devamını gör...
kışın 8 ay geçebildiği, haziran ayında dahi kar görme ihtimaliniz yüksek olan ülke. sabah akşam açık fırınları var, hamur işinde ustalar ama simit yok abi simit...
devamını gör...
--- alıntı ---

bosna savaşı, 28 şubat silindirinin ezip geçtiği zihinlerin hatırlayamayacağı denli büyük, devasa bir kitle mobilizasyonuna yol açmıştı. türkiye'nin her bucağında tel'in mitingleri, cuma protestoları, gıyabi cenaze namazları, anma geceleri, paneller, kermesler, yardım kampanyaları hatta; ancak mahzun bir tebessümle anabildiğim 'gönüllü listeleri' oluşturulması gibi çok kapsamlı bir kampanya almış başını yürümüştü. bugünden bakınca; ölü toprağı serpilmiş yeni hal üzerinden bakınca, o heyecanlı günlere ah etmemek elde değil. ümmet bilinci ve duyarlılığı ''bosna'' ile ete kemiğe bürünmüştü adeta. otobüs terminallerinde alışık olduğumuz asker uğurlamalarını andıran davullu zurnalı mücahid uğurlamalarını hatırlatırsam halkımızın işi ne kadar ileri götürdüğünü de sanırım anlatabilirim. *

--- alıntı ---
devamını gör...
kan ve acıların ülkesi.1.dünya savaşı'ndan tutun da 1993'lere kadar her türlü olayın en kanlı noktaları burada gerçekleşmiştir.olan masum halkına olmuştur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.