metin kaçan

1961 yılında incesu kayseri'de dünyaya gelmiş, 1988 yılında, çeşitli mizah dergilerine kısa öyküler yazarak yazın dünyasına girmiştir. ağır roman ilk romanı olup, 1995 yılında çıkmıştır.

geçtiğimiz cumartesi günü intihar etmiştir. boğaz köprüsünden atlamıştır. intiharının söylenti olduğu konuşulurken, ağabeyi hasan kaçan attığı bir tivit ile vakayı doğrulamıştır.
devamını gör...
kimse yazmadan çocukluk anılarımı bir karıştırarak hatırlayayım.
a takımı programının böyle çok popüler olduğu dönemlerde, bu şahıs sepeaker alp buğdaycıile birlikte (bkz: güneş)adında bir kadını hem dövmüşler
işkence yapmışlar bir de tecavüz etmişlerdi. sonra içeri atıldı. içeride şişlediler bunu...*

tamam hasan kaçan'a hürmetimiz sonsuz... hatta ustura dergisinin son sayısını elime aldığımda ve o anı hatırladığımda gözlerim buğulanır
ama bir eşek herif varsa hasan ustanın çizdiği olsa olsa bu kişi metin kaçan olabilir.

şimdi ironinin dibine vurmadan özetlersek bir insan neden intihar eder tam bilemiyorum... hastalık ve ustalık durumlarını müstesna tutarak * bir vicdan azabı var mıydı acaba diyerekten soramadan edemiyorum...
devamını gör...
tecavüz olayı ile ilgili aydınlanmayan olaylar vardı, dileriz iftira ya da çarpıtılmış gerçektir.
kasımpaşalıydı, sokağı iyi tanır, iyi yazardı.
ölümüne, kaldıramadıklarına, gerçekleştiremediklerine üzüldüm.
umarım tövbesi kabul gitmiştir.
devamını gör...
|
yine ölünce kitapları okunmaya başlanan yazarlarımızdan biri.
devamını gör...
geçmişinde yaşadığı travma ve olayların etkisi nedir bilinmez ama metin kaçan 6 ocak 2013'te bindiği taksiyi durdurduktan sonra boğaziçi köprüsü'nden atlayarak intihar etti.
devamını gör...
müntehir yazar. benim aklımda alp buğdaycı ile beraber güneş k. adlı kadına şiddet uygulamak suretiyle tecavüzden içeri girmesiyle kalacak. ne yazık ki bu olay, o dönemde metin kaçan ve alp buğdaycı ikilisi tiksinç etiketlerle anılmasına sebebiyet vermişti. metin kaçan ve alp buğdaycı bu olay nedeniyle hapse tıkıldığında, şiş yemek suretiyle hapishane hayatının da nemenem bişey olduğunu acı bir şekilde idrak etmişlerdi. 4 yıl süren mahkumiyetin ardından alp buğdaycı yurtdışına kaçtı, metin kaçan yurtta kaldı. özeti bu muydu peki? değil elbette.

yıllar sonra ülkeye geri dönmüş olan alp buğdaycı, metin kaçan ın ölüm haberini aldıktan sonra habertürk e olayla ilgili şunları söyledi;

“tarifsiz keder, şaşkınlık ve acı içindeyim. işlemediği bir suçla yargılanmak, yaftalanmak ve 4 sene hapiste yatmak, kimin başına gelse mutlaka isyan eder, ruhi dengesi sarsılır. ama metin’in intiharının bu travmatik olayla ilgili olduğunu zannetmiyorum. bunca eza, cefadan sonra kitapları yeniden basılan, neşeli, hayat dolu biriydi. başka bir etki tetiklemiş olmalı. onun ölümü, edebiyatın bir kaybıdır”
devamını gör...
hasan kaçan'ın kardeşi. istanbul'un karanlık sokakları bilen, anlatan ve istanbul'da ölen bir romancı. mizah dergilerinin altın çağında kalem oynatmış yazar. meto.

(bkz: ağır roman)
(bkz: fındık sekiz)
devamını gör...
|
tomris uyar'ın kaleminden, metin kaçan'la tanışması ve güneş k. tecavüz olayı üzerine (yazım hatası varsa bana aittir):

"yazılması zor, ama zorunlu yazılar vardır ya, işte bu da onlardan biri. nerden başlamalı? galiba en iyisi, baştan:

1988 yılıydı. genç bir adam telefon etti. gerçi yazılarımdan, yayımlanmamış ürünler üstüne konuşmayı sevmediğimi biliyormuş, ama beğenime ve tok sözlülüğüme güvendiğinden, ilk roman denemesinin on beş-yirmi sayfasını getirebilir miymiş? yine kötü bir ürün okuyup karamsarlığa kapılmaktan ürktüğümü, duralamamdan anlamış
olacak ki, 'hemen, şimdi' diye ekledi. türkçesinin pürüzsüzlüğü kadar sesindeki ciddi telaş da etkiledi beni. nicedir verdiğim kararı çiğneyip ' peki,' dedim.

çağdaş, özenli giyimine karşın alt tabakadan geldiğini gizlemeyen bir gençti.

çalıştığı araba tamirhanesinden oldukça eğlenceli bir serüven sonucu kazandığı bahşişle bana seveceğimi umduğu iki kitap almıştı, biri borges'in kum kitabı'ydı.

çekingenliğine, bir an önce gidip zamanımı almamak saygısına karşın kitabı hakkında ne söyleyeceğimi merak ettiği besbelliydi. ben de yine eski kararımı çiğneyip o sayfalara onun yanında göz gezdirdim. düpedüz, bir yazarla karşı karşıyaydım! o kesindi de argo biraz ağır basmıyor
muydu? daha doğrusu, bu kitaba gerçekten oturan bu özel dille, bu jargonla fazla ilerleyemezdi bence. bir kerelik bir özgünlük, habire yinelenemezdi. eleştirimi olgunlukla karşıladı; kendisinin de bu tür kuşkuları olduğunu söyledi.

ağır roman'ın yazarı metin kaçan'la böyle tanıştım.

şu anda bu tanışmayı gözümde canlandırırken, onda serseriliğe bulaşmış kısa bir geçmişin izlerini saptadığımı
anımsıyorum. ama bu özellik, kabadayılıkla, efelikle, ma­çolukla, bıçkınlıkla değil, afacanlıkla, fırlamalıkla ortaya çıkıyordu.

romanın ikinci basımının yapıldığı günlerde metin kaçan, ilk karşılaşmamızda verdiği sözü tutarak beni bir
yerde telifiyle ağırlamayı önerdi. seçtiğimiz mekan çok gürültülü ve kalabalıktı, doğru dürüst konuşamayacağımızı
anlayınca benim evime geldik. geç saatlere kadar edebiyat üstüne konuştuk. yeni parlayan yazarlarda sıkça rastladığımız densizlikten iz yoktu onda. tam tersine kaygılıydı: romanın kişileriyle özdeşleştirilmesine, bir zamanlar
çevresinde gözlemlediği olayların kendi başından geçtiğini sanma genel eğilimine karşı neler yapabileceğini düşünüyordu. nişantaşı çevresinde yetişmiş bir delikanlının romanını yazmayı kuruyordu, böylelikle geçmişinin ve dilinin kıstırıcı malzemesinden kurtulmayı. ama bu arada romanın senaryolaştırılması, bir müzikale dönüştürülmesi durumunda şarkı sözlerini kendisinin yazması doğrultusunda yığınla öneri geliyordu piyasadan. şaşkın, bezgindi.

gazetelerde 'tecavüz olayı'nı okuduğumda çok sarsıldım. elbette genç kadının uğradığı saldırı başı çekiyordu gözümde, ama ona bu saldırıyı yaptığı ileri sürülenlerden birinin çok yakından olmasa bile yeterince tanıdığımı sandığım parlak bir genç yazar olması da sarsıcıydı. asıl, basının karşı tarafa söz hakkı tanımayan tutumu sarsıcıydı. aldığı bunca taze yaraya, 'nefret ettigi medyaca kullanılma'nın yaralarını da katan genç kadının nerdeyse tefrikalaşan ifadesi, şaşırtıcıydı. demek bu olayda kurban ya da
cellat olarak yeralan bütün kişiler ağır roman'ın jargonunu andıran bir dille konuşuyorlardı. cezalar bile romandaki cezalara göre biçiliyordu.

sanatçıların/ edebiyatçıların ille de "suçsuz yurttaşlar" olmadıkları konusunda nice örnek gösterebiliriz, adlarını saymak bile gereksiz. ben öncelikle, tanıdığımı sandığım metin kaçan'a söz hakkı verilmesini bekliyorum. sözkonusu tecavüzde payı olup olmadığını anlamam için bir an önce sağ olarak yargı önüne çıkmasını diliyorum. son zamanlarda görülen örneklerdeki gibi yargısız bir infaza
kurban gitmesini aklıma getirmek bile istemiyorum. ne de olsa cezaevlerindeki mahkumların 'namus' anlayışından haberdarım. suçlu, ancak kendisinden daha ağır bir suçu işlemiş olanı öldürerek vicdanını akladığını sanıyor. bu namus anlayışı, bazan aynı suçu işleyenlerde de olabiliyor üstelik.

metin kaçan'ın bana göstermediği ikinci bir kişiliği, belki de gizli bir kişiliği olabilir. yeni bir roman yazamayınca eski romanının başkişisini oynamak güdüsüne kapılmış da olabilir. bana örgüsüyle, dokusuyla çok düşündürücü gelen bu olayda payı varsa onun ağzından öğrenmem şart. yoksa tanıdıklarım üstüne vardığım kararlarda yanıldığım, 'tanışma anları'nı ancak kendimde bağlarsam bu
yanılgıdan kaytarabileceğim gibi sığ bir avuntuya kapılmam işten değil."

-tanışma günleri/ anları 1989-1995, can yayınları-
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.