pakistan

pakistan kelimesinin kökeni persçe 'pak' kelimesinden gelir. 'pak' fakir anlamına gelir. -istan eki ise yine persçe 'stanam' kelimesinden gelir. bu yer, mekan ve birilerinin yaşadığı yer anlamına gelir. pakistan iranlılara göre fakirler diyarıdır.
devamını gör...
pakistan başbakanı ülkesinin en yakın ve en güvenilir müttefikinin çin olduğunu söyledi. bu açıklamanın alt mesajını okuyacak olursak, pakistan kendi topraklarında vurularak öldürülen -ki bu sadece bir dezenformasyondur- usame bin ladin konusunda kendini zayıf hissetmiş ve çin'e 4 günlük bir dizi ziyaret düzenlemiş. çin ile ikili ilişkilerini kuvvetlendiren pakistan, usama bin ladin olayından oldukça rahatsız ve abd'ye çin kozunu oynuyor.
devamını gör...
ibrahim karagül bugün abd ile ilişkileri hakkında yazmış.

--- alıntı ---

abd ile pakistan arasında neler oluyor? pakistan'dan gelen haberlere bakılırsa iki ülke savaşın eşiğinde. abd karşıtı gösteriler yapılıyor, güçlü pakistan ordusunun generalleri olağanüstü toplanıyor, siyasi partiler ülke tarihinde olmadığı kadar kapsamlı toplantılar organize ediyor, adeta bütün pakistan abd'ye direnmeye hazırlanıyor.

iki ülke, soğuk savaş'tan bu yana kesintisiz müttefikti. afganistan'da sovyetlere karşı verilen mücadelede, ardından taliban'ın iktidara taşınmasında, 11 eylül sonrası taliban'ın devrilip afganistan'ın işgalinde birlikte hareket etti. ancak afganistan işgalinden sonra kaderi değişmeye başladı ve afganistan'daki savaş pakistan'a yöneldi.

birkaç yıldır tam anlamıyla iç savaş yaşayan bir ülke haline geldi. zayıf siyasi iktidar, her an darbe olacakmış gibi olağanüstü durum, etnik ve mezhep çatışmalarının iyice tırmanması pakistan'ı, günde ortalama yüz kişinin hayatını kaybettiği bir ülke haline getirdi.

ancak asıl kriz, sıkıntı bunlar değildi. aynı dönemde abd'nin ve müttefiklerinin tam anlamıyla örtülü operasyon merkezi olan ülke, neredeyse egemenliğini kaybetti. pakistan içlerinde bir çok askeri üsse yerleşen abd, ülke içinde hem kara hem hava operasyonlarına başladı. pakistan'daki bir üsten kalkan abd uçağı ya da insansız hava aracı, yine pakistan topraklarındaki köyleri, okulları, kasabaları bombalıyor, bazen her saldırıda yüzlerce insan hayatını kaybediyordu.

dünyada böyle bir ülke yoktu. kendi topraklarında üslenen bir yabancı gücün kendi insanlarını öldürmesine seyirci kalan bir ülke zaten olamazdı. işte bu gelişmeye, buna seyirci kalanlara ve o yabancı güçlere karşı alttan alta şiddetli bir direnç güç kazanıyordu. afganistan'daki yabancı güçlerin en büyük lojistik kaynağı olan ve karaçi'den başlayan koridora yönelik saldırılar artıyor, her saldırıda onlarca askeri araç yakılıyordu. pakistan devletinin yapamadığını örgütler ya da sistem içindeki güçler yapıyordu. ülke hem iç savaş yaşıyor hem de abd ile savaşıyordu ancak görünüşte bu ülkeler müttefikti!

son dönemlerde abd misyonlarına saldırılar arttı. afganistan'da nato ve abd temsilciliklerine ağır saldırılar başladı. abd, bu saldırıları yapanlarla pakistan istihbaratı arasında irtibat olduğunu iddia etti. işte o zaman ipler koptu. bu ve benzeri krizler sonrasında pakistan ile abd arasında derin bir kriz oluştu. biraz geriye gidelim ve ilişkilerdeki karanlık noktaları aydınlatalım.

barack obama, daha beyaz saray'a gelmeden abd için en büyük tehdidin afganistan ve pakistan'dan geldiğini açıklamış, "pakistan'ı füzelerle vurmak"tan söz etmişti. bir önceki abd başkanı george bush, dönemin pakistan devlet başkanı pervez müşerref'i washington'a çağırıp; "bizden yana olmazsanız sizi taş devrine döndürürüz" şeklinde tehdit etmiş, müşerref diz çökmüştü.

sonra ne oldu?

2007 yılı kasım ayında the washinton post gazetesi ilginç bir haber yayınladı. "abd'nin pakistan için gizli bir planı var" başlıklı haberde, pakistan'ın nükleer silahları sorgulanıyor, "bu silahların güvende olmadığı, abd'nin bunları güven altına almayı planladığı" belirtiliyordu. onlara göre müşerref kontrolü kaybedecek ve bu silahlar abd/israil karşıtı güçlerin eline geçecekti. ya da abd karşıtı generaller darbe yapacak, pakistan büyük bir tehdit haline gelecekti. pakistan dışişleri bu iddiaları yalanladı ama çok geçmeden iki ülke arasında özel birliklerin pakistan'da konuşlandırılmasına ilişkin anlaşmalar imzalandı. hedef terörle savaştı. oysa gerçek nükleer silahlardı.

özel birlikler, insansız hava araçları, operasyon birimleri pakistan'daki askeri üslere yerleşti. işte her şey ondan sonra başladı. saldırılar, suikastler, sabotajlar, etnik ve mezhep eksenli çatışmaların tırmanması ve her gün ortalama yüz insanın hayatını kaybetmesi. bu anlaşmadan sonra başkent islamabad tam anlamıyla savaş yerine döndü, ülke iç savaşa sürüklendi.

abd'nin yakındoğu ordularından oluşan merkez kuvvetler komutanlığı'nın başındaki david h. petreaus'un danışmanı david kilcullen, 2009 yılında bakın ne söylemiş: "gerekli adımlar atılmadığı takdirde pakistan önümüzdeki altı ay içinde yıkılabilir. pakistan'ın kaosa sürüklenmesi uluslararası toplum için korkunç sonuçlara yol açabilir. pakistan'ın krize girmesi dünyadaki bütün diğer krizleri gölgede bırakacak bir etkisi olacaktır. pakistan 173 milyonluk bir nüfusa, 100 adet nükleer silaha, el-kaide'nin ana merkezine, amerikan ordusundan daha büyük bir orduya ve ülkenin üçte ikisini kontrol edemeyen bir hükümete sahip. pakistan ordusu, polisi ve istihbarat servisi sivil hükümetin kararlarını ciddiye almıyor. bu güçler "devlet içinde haydut devlet" gibi hareket ediyor. devletin önümüzdeki altı ay içinde yıkılabileceği bir noktaya doğru gidiyoruz, bu tehlike ekonomik krizle birlikte daha da artıyor. hükümetin yıkılması ve nükleer silahların radikal güçlerin eline geçmesi ihtimali, dünyadaki diğer bütün krizleri cüceleştirebilir."

sadece bu değil. pakistan'daki iç savaş ve bugün gelinen durumla ilgili o kadar ürpertici gerçek var ki, bir ülkenin hem de nükleer güç olan bir ülkenin nasıl zavallı hale getirdiğine ibretlik örnekler bunlar. inanın, pakistan'ın bu hale getirilmesinin tek sebebi nükleer silahları. "bu silahlar abd ya da israil için tehdit olursa ne yaparız" sorusuna verilen cevaplar bu ülkeyi böyle acıklı bir duruma getirdi.

2007 yılında nato karargahlarında yapılan gizli toplantıları ve "o korkunç senaryo: ya gerçek olursa" başlığı altında birkaç kez burada aktardığım kabus senaryosuna dair korkuyu bir kez daha hatırlamak lazım.

pakistan, abd ile ilişkilerini kontrol etmeyi başaramazsa mahvolacak. iç savaş ve vesayetten derhal kurtulmalı yoksa gerçekten yazık olacak.

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

afganistan'ın işgali sonrası abd ile işbirliği yapsa da pakistan, asıl tehdidin kendisine yönelik olduğunu kavramakta gecikmeyecekti. özellikle taliban barış görüşmeleri sürecinde devre dışı kalmasına paralel olarak askeri anlamda saldırıya dönüşen amerikan baskısının artması pakistan'ı son derece sıkışık duruma itti. bundan dolayı afganistan denklemini pakistan'ın müdahalesi olarak okuyanları haklı çıkaracak oldukça fazla argüman bulunabilir.

öte yandan pakistan'ın ezeli rakibi olan ve hatta varlığını tehdit eden hindistan karşısında elindeki en büyük koz nükleer silaha sahip olmasıydı. nükleer silah faktörü aslında sadece hindistan'a karşı değil "müttefik"i olan amerika karşısında da en önemli avantajı durumunda.

...afganistan stratejik bir hamle yaparak hindistan'la yeni anlaşmalar imzaladı.

karzai yönetimi, burhaneddin rabbani suikastından pakistan'ı doğrudan suçlamasının hemen ertesinde hindistan'a giderek stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. her ne kadar bu anlaşmanın hiçbir ülkeye karşı olmadığını açıklamak ihtiyacı hissetse de mesaj çok açıktı: afgan askerlerinin eğitimini de içeren bir dizi askeri ve stratejik anlaşmanın imzalanması, pakistan'ın hem keşmir hem afgan sorununda olmak üzere hindistan tarafından apaçık biçimde kuşatılması anlamına gelir. üstelik hindistan'ın amerika'ya zeytin dalı uzatmak anlamına gelen açıklaması pakistan açısından son derece kritik. hindistan'ın abd birliklerinin afganistan'dan çekilmesinin ülkede iç savaşa yol açmasından ve "aşırı dinci" eylemlerden endişe ettiğinin altını çizmesi bölgede durumun ne yöne evrildiğini göstermektedir.

tüm bu gelişmelerin faturası, pakistan'ın nükleer silahlarını teslim etmeye zorlanmasıdır. amerika açıkça pakistan'ı nükleer silah ya da ülke bütünlüğü tercihi ile karşı karşıya bırakmak istiyor.

--- alıntı ---

http://www.cogitosozluk.net...
devamını gör...
ne pakistanmış arkadaş! bütün ülkeler yardıma ihtiyacınız var mı derken uçak göndermişler bile çoktan.

(bkz: kardeş ülke)
devamını gör...
türkiye'nin dünyadaki sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen kardeşlerinden biri.
devamını gör...
160 milyonluk nüfusu ile, en kalabalık ikinci müslüman ülkedir. nüfusunun % 97'si müslümandır.
devamını gör...
değişik bir ülke. pak-istan olarak algılayıp, amanda ne pak, ne temiz bir ülke hayal etmeyiniz. oraya gidip en güzel otellerde bile kalsan, oranın kendine has safranımsı kokusu çok berbat yahu!! valizi açtığın anda o koku yayılıveriyor tüm odaya...
devamını gör...
dünyanın fakir ülkelerinden. halkı yoksul. işsizlik en üst seviyede. üçüncü dünya ülkesi denmesi sadece nezaketten ayrıca ( yoksula nezaket değil bu, utanç büyümesin diye). ve ne garip cive cive pakistan diyerek bize ziya ül hak denen cuntacıyı zorla sevdiren kenan evren denyosunu hatırlatması. ne garip.
devamını gör...
neler oluyor dünya'ya!! bi sakin olun ya!

--- alıntı ---
pakistan'daki intihar saldırısında 18 kişi hayatını kaybetti.

pakistan'ın kuzeybatısında bir cami yakınında meydana gelen patlamada, 18 kişi öldü. intihar saldırısında 45 kişi yaralandı.

hangu kasabasındaki saldırı, cuma namazı sonrasında meydana geldi.

bir intihar eylemcisinin, üzerindeki patlayıcıları infilak ettirdiği bildirildi.
--- alıntı ---
devamını gör...
askeri açıdan en güçlü islam ülkesi pakistandır ve pakistan olmaya devam edecektir. bu konudaki kararlılıklarını "kuru ot yiyeceğiz, aç kalacağız ama nükleer bomba yapacağız" sözleriyle ortaya koymuşlardır. pakistan ilk olarak 1976'da nükleer araştırma laboratuvarlarını kurdu. hummalı bir çalışma başlamıştı. 6 yıllık süre içerisinde uranyum geliştirme tekniği elde edildi. nükleer güce giden tüm engeller birer birer aşıldı. devlet, halk, asker, özel teşebbüs nükleer güce giden yolda el eledir. çekilen onca zahmet sonucu, pakistan dünyanın 7. nükleer gücü olmayı başarır. iradenin önünde hiçbir engelin duramayacağını kanıtlar.
devamını gör...
komşusu hindistan gibi baharat kokar ve rengarenktir. mezhep savaşlarının, modernite'nin ''aşırı dinci'' olarak dünya kamuoyuna lanse ettği; örgütlerin yapılandığı, yuvalandığı ülkedir. gelenek ve ananevi baskıların kol gezdiği, yolsuzluk ve sefalet'in cirit attığı, renklerin bir işaret ve simge olduğu bir ülkedir. ekonomisi tarıma dayalı olan pakistan'da milyonlarca kişi açlık sınırının altındadır. taassuptan inşa edilmiş labirentlerle çevrili bir ülke. milyonlarca insan, kerpiç ve çamurdan yapılmış evlerde ikamet eder.

ülke insanı, yoksulluk, sefalet, gelenek ve açlık ile boğuşmakta.
devamını gör...
23.03.1956 tarihinde ilk islam cumhuriyeti olan ülke.
devamını gör...
son yıllarda siyasi krizlerden, iç savaştan yakasını kurtaramamıştır. taliban'ın, ülkenin afganistan'la sınır olan bölgesinde at koşturması, etnik olarak parçalı yapı, abd askeri varlığının bölgede bulunuyor olması gibi etmenlerden ötürü, belini doğrultamamaktadır. siyasi yapı böylesine bunalım içindeyken, haliyle halk da gün yüzü görememektedir. ülkenin üzerini bir sefalet bulutu kapatmıştır.

hal böyle olmakla birlikte, "bir şekilde yönetimi elinde tutan güçler" füze denemeye, hindistan ile askeri alanda aşık atmaya çalışmaya devam etmektedir. hindistan inanç sistemi ile halkına sefaleti kabul ettirirken, ne ilginçtir ki, pakistan da inanç yoluyla* kendi halkını buna razı etmektedir. pakistan'ın, ortak kökenlere sahip olduğu hindistan ile "din" uğruna mücadelesinde, hindistan'ın inancı kullandığı şekilde kullanarak, halkı sindirmesi ironiktir. iyi de, her iki inanç da insanlarına aynı şeyi söylüyorken, pakistan neyin mücadelesini vermektedir.

--- alıntı ---

pakistan ordusu, 900 kilometre menzilli hatf-4 şahin-1 füzesini "başarılı bir şekilde test ettiğini" duyurdu.

pakistan ordusundan yapılan açıklamada, bugün test edilen haft-4 füzesinin nükleer, kimyasal, biyolojik silah taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtildi.

pakistan ile komşusu hindistan arasında füze rekabeti bulunuyor. pakistan'ın bu füze denemesi, hindistan'ın önceki gün gerçekleştirdiği orta menzilli füze denemesine karşılık olarak değerlendiriliyor.

--- alıntı ---
http://www.cogitosozluk.net...
devamını gör...
tanimlara bakinca pakistan'in nukleer gucunden, bilmemkac yuz metre menzilli fuzelerinden cokca etkilenmis yazar oldugunu goruyoruz. yillar once adi onemli degil ingilizce konusulan ecnebi bir ulkede kalirken arkadasimla birlikte yakinlardaki bir pakistanli berbere gitmistik. arkadas sirasini beklerken duvarda asili bir takvim gozumuze ilisti. sira sira tanklarin onunde saf durmus namaz kilan pakistan askerleri. kotu bir photoshop ama bunu duvara asanlarin bunu anladigini sanmiyorum. neyse bizim baktigimizi goren paki berber "dunyanin en guclu ordusu" gibi birkac soz soyledi. ben turkiye'den bu tur laflara alisik oldugum icin guldum sadece. arkadasim da lafini esirgemez biri, "onun icin mi hindistan'a her seferinde yeniliyorsunuz?" diye sordu. cevap gak guk seklinde bir gevelemeydi. pakistan ne sosyal ne de askeri hic bir disiplini olmayan bir ulkedir. ordusu buyuk bir k.i.t yani kamu iktisadi tesekkulunden farksiz bir kurumdur. iddia ediyorum 20 bin iyi egitilmis bordo bereli bu ulkeyi hallac pamugu gibi atar. milyonlarca insanin oraya buraya gayet rahat def i hacet yaptigi, aciktan akan kanalizyonlariyla koca sehirlerin lagim koktugu ulkedir. pakistan ve benzeri (hindistan, sri lanka,) gidip gelip de hasta olmayan bir bunye cok saglama bir bunyedir derim ben. hatirlarsaniz ecevit son hukumet yaptigi donemde hindistan'a resmi ziyaret de bulunmustu. en hijyenik, en steril ortamlarda, bes yildizli otellerde agirlanmalarina ragmen turkiye'ye donuste ecevit dahil, bakan ve disisleri ekibinin yarisi hastanelik olmustu. gideceklerin asilarini filan yaptirip gitmeleri israrla tavsiye edilir.
devamını gör...
temiz anlamına gelen "pak" kelimesinden türemiştir. temiz ülke anlamında. iki büyük lideri vardır: muhammed ikbal ve muhammed cinnah.. muhammed cinnah başta gandi ile birlikte hareket etmiş fakat sonradan müslüman bir ülke kurmak amacıyla hindistan'dan ayrılıp pakistan'ı kurmuştur. muhammed ikbal ise daha çok işin manevi boyutuyla ilgilenmiştir. ciddi bir filozof, saygı değer bir şair ve sahici bir entelektüeldir. kurtuluş savaşı sırasında türkiye için mitingler düzenleyip yardımlar toplamıştır. o da seyyid kutub gibi cambridge mezunudur.

bir de pakistan'ın ismi önce "ikbalistan" olarak kararlaştırılmıştır. sonradan ne oldu bilinmez * pakistan olarak kesinleştirilmiştir.
devamını gör...
ilkokuldayken, devlet başkanı türkiye'ye geldiğinde, okulun hepinizi özenle yol kenarına dizip, bayraklar sallatıp, sevgi gösterisi yaptırdığı ülke.
devamını gör...
kurban bayramı olduğunu biraz geç fark eden dalgın ülke.

neyse ki 3. gün çakmışlar mevzuyu.
devamını gör...
--- alıntı ---

pakistan'da taliban okul bastı: 100'den fazla ölü
pakistan'ın peşaver kentinde silahlı kişiler bir okuldaki yüzlerce öğrenci ve öğretmeni rehin aldı. şu ana kadar 100'den fazla öğrenci ve öğretmenin öldüğü saldırıyı taliban üstlendi.

pakistan'ın kuzeybatısındaki peşaver kentinde gerçekleşen olayda, silahlı kişiler bir askeri okulu bastı. anadolu ajansı'nın haberine göre, çoğu öğrenci 104 kişinin öldüğü, 80'den fazla kişinin de yaralandığı saldırının ardından pakistanlı komandolar olay yerine gitti.

üzerlerinde bomba bulunan altı taliban militanının, okula girerek etrafa rastgele ateş açtıkları bildirildi. polis okulu güvenlik kordonuna alırken, militanların her birinin intihar komandosu olduğunu söyledikleri öne sürüldü.

--- alıntı ---
http://www.hurriyet.com.tr/...
devamını gör...
pakistan. (پاكستان)

güney asya’da bir islâm ülkesi.

ı. fizikî ve beşerî coğrafya
ıı. tarih
ııı. kültür ve medeniyet

güneyinde uman denizi bulunan pakistan güneydoğuda hindistan, kuzeydoğuda çin, kuzeyde afganistan ve batıda iran ile komşudur. idarî bakımından belûcistan, kuzeybatı serhad, pencap ve sind eyaletleriyle kabile toprakları ve federal başkent bölgesi’ne ayrılır. resmî adı pakistan islâm cumhuriyeti, yüzölçümü -tartışmalı cammû ve keşmir bölgeleri dışında- 803.943 km², nüfusu 165.000.000 (2007 tah.), başşehri islâmâbâd (529.000), diğer önemli şehirleri eski başşehir olan karaçi (10.032.000), lahor (5.452.000), faysalâbâd (2.009.000), ravalpindi (1.410.000), mültan (1.197.000) ve haydarâbâd’dır (1.167.000).


ı. fizikî ve beşerî coğrafya

pakistan etrafı dağlarla çevrili çukur bir çanak içinde yer alır. bu çanağın kuzey kenarında uzanan hindukuş, karakorum ve himalayalar’da yer yer 7000 metreyi geçen birçok doruk vardır (godwin austen: 8611 m.). ülkenin batı bölümünde orta yükseklikte dağlar yayılış gösterir; burada pakistan ile afganistan arasında ulaşımı sağlayan ünlü hayber geçidi bulunur. güneybatıdaki belûcistan bölgesi çöl ve yarı çöl özelliğinde bir plato görünümündedir. başşehir islâmâbâd ile uman denizi arasındaki ovalar ülke topraklarının yaklaşık üçte ikisini kaplar. pakistan’ın en önemli tarım ve yerleşim bölgesi olan bu düzlük alanın kuzey kesiminde indus ve dört kolunun içinden geçtiği pencap ovası, onun aşağısında sulama çalışmalarından önce çöl yapısı gösteren sind ovası, daha güneyde çorak ve ıssız bir kıyıda geniş bir delta ovası yer alır. güneydoğuda hindistan sınırı boyunca tar çölü uzanır.

ülkenin doğusu coğrafya literatüründe “pencap tipi” adı verilen yazları yağışlı muson ikliminin, batısı kışları yağışlı karasal iklimin (veya bozulmuş akdeniz iklimi) etkisi altındadır. güney kesimindeki alçak düzlüklerde ise tropikal iklim görülür. pakistan genelde kurak bir ülkedir. yıldan yıla büyük değişiklikler gösteren yağış miktarı ovalarda 150 mm. dolayındayken dağlarda 1500 milimetreye kadar çıkar. bu iklim şartlarına bağlı olarak bitki örtüsü çok fakirdir. toprakların yalnızca % 4,6’sını kaplayan ormanlar kuzeydeki dağların yamaçlarında yer alır. indus nehrinin batısında ise bozkırlar uzanır. başlıca akarsu ülkenin can damarı olan indus’tur. ülkeyi boydan boya geçerek uman denizine dökülen bu nehrin üzerinde sulama ve enerji amaçlı birçok baraj kurulmuştur, ayrıca nehirden ulaşım amacıyla da faydalanılır.

2003’te dünyanın altıncı kalabalık ülkesi olan pakistan yüksek doğum oranı (% 2,08) sebebiyle son derece genç bir nüfus yapısına sahiptir ve bu şartlar altında insan sayısının yüksek oranlarda artarak 2025 yılında 300 milyona yaklaşacağı tahmin edilmektedir. nüfusu teşkil eden değişik etnik unsurlar içinde en kalabalık olanlar pencâbîler’dir (% 60); onlardan sonra sindliler (% 11), peştular (% 9), urduca konuşan halklar (% 6,3), jatlar (% 6) ve belûcîler (% 2,6) gelir. resmî dil urduca olmakla birlikte ingilizce de yaygın biçimde konuşulur ve ikinci resmî dil kabul edilir. nüfusun % 97’ye yakın bölümü müslümandır; hıristiyanlar ve hindular küçük azınlıkları oluşturur. kilometrekareye 191 kişinin düştüğü ülkede nüfus dağılımının sulamalı tarımla yakın ilişkisi vardır; en kalabalık kesimler sulak pencap bölgesiyle peşâver ve ravalpindi çevreleridir. kuzeydeki dağlık alanlarla belûcistan ve doğudaki çöllük alanlar ise ülkenin en seyrek nüfuslu bölgeleridir.

pakistan genelde bir tarım ülkesidir. tarım alanlarının büyük bir bölümünü oluşturan indus nehrinin suladığı ovalarda daha çok çeltik, pamuk ve buğday yetiştirilir; diğer önemli tarım ürünleri tütün, şeker kamışı, turunçgiller ve hurmadır. ekonomide tarımdan sonra hayvancılık önemli yer tutar. ancak kişi başına düşen hayvan sayısının yüksekliğine rağmen besicilik yöntemlerinin geriliği sebebiyle süt ve et üretimi düşüktür. hayvancılık aynı zamanda geleneksel halı, kilim dokumacılığına ve deri sanayiine temel teşkil eder. kıyı balıkçılığı oldukça gelişmiştir. yer altı kaynakları zengin sayılır. petrol ve kömür madenciliğinin önemsizliğine karşılık doğal gaz üretimi son yıllarda hızlı bir gelişme göstermiştir. büyük bölümü belûcistan-pencap sınır bölgesinden elde edilen doğal gaz boru hatlarıyla sanayi merkezlerine taşınır. ülke topraklarından ayrıca büyük çapta kireç taşı, kromit, alçı ve düşük nitelikli demir cevheri çıkarılır.

sanayi gelişme aşamasındadır ve önemli ölçüde tarım ürünlerinin işlenmesine dayanır. bunların başında, büyük şehirlerdeki modern fabrikaların yanı sıra küçük yerleşme merkezlerindeki tezgâhlarla da yürütülen dokumacılık ve şeker üretimi gelir (özellikle peşâver bölgesinde). son yıllarda ara ve yatırım mallarına da yönelen sanayi tesislerinin çoğu karaçi limanı ile sind ve pencap bölgelerindeki şehirlerde toplanmıştır. daha çok amerika birleşik devletleri, japonya, ingiltere, almanya, malezya ve körfez ülkeleriyle yapılan dış ticarette en fazla pamuk, pirinç, tekstil ürünleri, halı, kilim, deri ve balık satılır; petrol, gıda ürünleri, gübre ve kimyasal maddelerle demir çelik, otomobil ve çeşitli makineler satın alınır. ihracattaki artışa rağmen dış ticaret bilançosu açık vermektedir (ihracat ithalâtın % 80 kadarını karşılar). ancak yabancı ülkelerde çalışan işçilerin gönderdikleri dövizler bu açığın kapatılmasına katkıda bulunmaktadır.

en gelişmiş ulaşım sektörü karayollarıdır. karaçi’den çıkan ana karayolları ve demiryolları lahor ve ravalpindi üzerinden peşâver’e ulaşır. 1978’de pakistan’ın kuzeyini çin’e bağlayan “dostluk otoyolu” açılmıştır. ülke içi hava ulaşımı çok gelişmiş olup en işlek havaalanları karaçi, lahor, ravalpindi ve peşâver’dedir; karaçi aynı zamanda başlıca liman şehridir. ülke, ekim 2005’te kuzey bölgelerini büyük oranda tahrip eden bir deprem felâketi yaşamış, 100.000’den fazla insan ölürken 3 milyon civarında kişi evsiz kalmıştır.

bibliyografya:

ahmet ardel, klimatoloji, istanbul 1973, s. 355, 359; a.mlf., “pâkistan”, ia, ıx, 499-503; ibrahim atalay, kıtalar ve ülkeler coğrafyası, izmir 1999, s. 179-182; ramazan özey, dünya ve ülkeler coğrafyası, istanbul 2000, s. 28; the world almanac and book of facts 2004, new york 2004, s. 825; ibrahim güner - mustafa ertürk, kıtalar ve ülkeler coğrafyası, ankara 2005, s. 238-241; sarah ansari, “pākistān”, eı² (fr.), vııı, 246-250; “pakistan”, gelişim büyük coğrafya ansiklopedisi, istanbul 1981, vııı, 2137-2164; “pakistan”, bertelsmann: bugünkü dünyamız atlas ansiklopedi, gütersloh 1993, ııı, 78-81.

ibrahim güner


ıı. tarih

ülkenin 1947’den önceki tarihi genelde hindistan ile ortaktır (bkz: hindistan). bölgede bağımsız bir devletin kurulması xx. yüzyılın ilk yarısında yaşanan tarihî ve siyasî gelişmelerin sonucudur. hindistan’ın tamamen sömürge haline getirilmesiyle neticelenen 1857 büyük hint ayaklanması’ndan sonra ingilizler bu olaydan öncelikle müslümanları sorumlu tutmuşlardı. böylece bir zamanlar hâkim bulundukları topraklarda bütün siyasal, kültürel ve ekonomik haklarını kaybeden müslümanlar belli bir içe kapanış döneminin ardından kendi durumları ve ülke meseleleriyle daha aktif biçimde ilgilenmek üzere siyasî faaliyetlere yöneldiler. hindistan kongre partisi’ni (ındian national congresse) bir hindu partisi saydıkları için 1906’da hindistan müslümanları birliği’ni (all ındia muslim league) kurdular. ı. dünya savaşı ve sonrasında ingiltere’nin kendilerine verdiği, osmanlı devleti’nin ve hilâfetin geleceğiyle ilgili taahhütleri yerine getirmemesi sebebiyle ülkede ingiliz sömürgeciliğine karşı tavır alan hindular’la ortak hareket etmeye başladılar (bkz: hindistan hilâfet hareketi). ancak 1924’te hilâfetin ilgası üzerine bu birliktelik bozuldu. buna karşılık bağımsızlık arayışları yoğunlaştı. 1928’de hindistan kongre partisi’nin açıkladığı anayasa taslağı müslümanlarla hindular arasında bağımsızlıkla ilgili derin görüş ayrılıklarını gündeme getirdi; bu sebeple müslümanlar da kendi taslaklarını hazırladılar. müslümanların tezi hindistan kongre partisi’nin teklif ettiği eşit haklara sahip hindistan vatandaşlığı fikrinin hindu çoğunluğun bulunduğu bir sistemde işlemesinin mümkün olamayacağı, bunun yerine nüfus yoğunluğuna dayalı özerk bölgelerin kurulması gerektiği şeklindeydi. bu tartışmalar arasında 29 aralık 1930’da muhammed ikbal, hindistan’ın kuzeybatısında ve doğusunda iki bölgeden oluşacak ayrı bir müslüman devleti fikrini ortaya attı. mevlânâ muhammed ali, muhammed ali cinnah gibi toplum önderleri de bu fikrin savunucuları arasında yer aldı. baskı altında kalan ingiliz hükümeti hindistan’ın geleceği konusunda taraflar arasında görüşmeler başlattıysa da bundan bir sonuç alınamadı. 1935’te çıkarılan hindistan idare kanunu, ingilizler’in ülkeden ayrılmaya niyetli olmadıkları yönünde yorumlanınca hem hindular’dan hem müslümanlardan tepkiler geldi. 1937’de yapılan seçimlerde hindistan müslümanları birliği umduğunu bulamadı ve hükümeti kongre partisi kurdu. bu arada giderek yoğunlaşan bağımsızlık talepleri aynı zamanda hindu-müslüman toplumsal ilişkilerini de gerginleştirdi ve ülkenin pek çok yerinde çatışmalar baş gösterdi.

ıı. dünya savaşı’nda hindistan’ın sağlayacağı katkılar karşılığında bağımsızlık isteyen kongre partisi’nin bu talebinin reddi üzerine istifa etmesiyle müslümanlar için yeni bir dönem başladı. 1940’ta lahor’da yapılan hindistan müslümanları birliği toplantısında ilk defa müstakil bir islâm ülkesi olarak pakistan adı ortaya atıldı ve müslümanların çoğunlukta bulunduğu bölgelerin bağımsız bir devlet çatısı altında birleştirilmesi fikri tartışıldı. çavdherî rahmet ali gibi cambridge’de öğrenim gören bir grup öğrencinin formülleştirdiği “temiz ülke” anlamına gelen “pâkistan” ismi müstakbel ülkenin eyaletlerinin adları olacak pencap, afgan (kuzeybatı serhad eyaleti), keşmir ve sind kelimelerinin baş harfleriyle belûcistan’ın son ekinden meydana getirilmişti. kongre partisi bu durumun ülkenin parçalanması anlamına geleceği görüşüyle uzun süre direndi. ancak gerek yoğunlaşan toplumsal çatışmalar gerekse herhangi bir bölge halkının kendi isteği dışında bağımsız hindistan’da yaşamaya zorlanamayacağı anlayışıyla nihayet razı oldu. 1945’te yapılan seçimlerde hindistan müslümanları birliği’nin parlamentoda müslümanlara ayrılan 495 sandalyeden 467’sini kazanması bağımsız devlet fikrinin büyük bir çoğunlukla benimsenmiş olduğunu gösterdi. ıı. dünya savaşı sonrasında ingiltere’de iktidara gelen işçi partisi kamuoyunun baskısı yüzünden hindistan’dan çekilme sürecini başlattı. ingilizler’in üzerinde durduğu federal yapı çözümünün hindular’ca ancak geçici bir süre için kabul edilebilir görülmesi, müslümanların hindular’ın çoğunlukta bulunduğu bir ülkede gelecekleri hakkındaki endişelerini arttırdı ve kalıcı çözümün bağımsız devletler olduğu fikrinde ısrar edilmesine yol açtı. bu arada şiddetini arttıran toplumsal çatışmalar ve katliamlar tarafları bu çözümün bir an evvel hayata geçirilmesi hususunda ikna etti. genel vali lord mountbatten 3 haziran 1947’de ingiltere’nin çekilmesiyle hindistan’ın doğusunu ve batısını içine alan iki bölgeli bir devlet (doğu ve batı pakistan) halinde pakistan devleti’nin kurulmasını öngören planını açıkladı. buna göre sind, belûcistan ve kuzeybatı serhad eyaleti tamamen, bengal ve pencap nüfus yoğunluğu esasına göre pakistan’a katılıyordu. bu plan hindu ve müslümanlarca kabul edildi; 18 temmuz 1947’de ingiliz parlamentosu durumu onayladı ve plan 14 ağustos 1947’de fiilen uygulamaya konuldu.

bölünmenin ardından iki taraflı büyük bir göç hareketi başladı. bu arada yoğun toplumsal çatışmalar ve katliamlar meydana geldi. bu süreçte çoğunluğu müslüman olan 250.000’den fazla insan hayatını kaybetti. hindistan’da kalan müslümanların kitlesel akınıyla 10 milyon civarında göç alan pakistan’ın bir devlet olarak durumu hindistan’a göre daha ağırdı. hindistan’ın ülkenin idarî geleneğiyle kurumlarını, maddî zenginliklerini ve kaynaklarını devralmasına mukabil her şeyi yeni baştan oluşturmak durumunda kalan pakistan’ın aynı zamanda birbiriyle toprak bağı bulunmayan iki bölgeli bir yapıdan meydana gelmesi, milyonlarca göçmenin yol açtığı sıkıntılar, bölgesel, etnik ve kültürel farklılıkların ortaya çıkardığı zorluklar ve çatışmalar pakistan’ı ilk günden bekleyen tehlikelerdi. ayrılma planına göre ülkede bulunan sayıları 500 civarındaki nizamlık, nevvâblık, racalık, prenslik ve sultanlık gibi özerk yönetimler hindistan ve pakistan’dan diledikleriyle birleşmekte serbesttiler. bunların büyük çoğunluğu hindistan’da kalmayı tercih ederken cûnâgerh pakistan’ı seçmiş (fakat üç ay sonra hint askerleri tarafından işgal edildi), cammû-keşmir ise pakistan’la bir ön anlaşma yaparak kararını daha sonra vereceğini bildirmişti. ancak hindistan’ın 1948’de bu bölgeyi de işgali iki ülke arasında günümüze kadar süren keşmir anlaşmazlığını ve savaşları başlattı. birleşmiş milletler’in müdahalesi sonucunda sağlanan ilk ateşkesin ardından keşmir, pakistan ile hindistan arasında fiilen ikiye ayrıldı; fakat büyük kısmında hindistan’in işgali sürdü. pakistan tarafında kalan bölge ise âzad keşmir adıyla daha sonra idarî yapıya dahil edildi.

bağımsız pakistan’ın ilk genel valisi (devlet başkanı) sıfatıyla bütün gelişmelerde rol alan muhammed ali cinnah’ın önderliğinde kurulan pakistan’ın ilk başbakanlığına liyâkat ali han getirildi (1947-1951). yeni anayasa hazırlanıncaya kadar 1935 tarihli hindistan idare kanunu’nun bazı değişikliklerle uygulamada kalması kararlaştırıldı ve federal bir yönetim biçimi benimsendi. cinnah’ın 1948’de vefatının ardından ülkede siyasî istikrarsızlık ve karışıklıklar dönemi başladı. başbakan liyâkat ali han ekim 1951’de bir suikast sonucu öldürüldü. cinnah’tan sonra devlet başkanlığına seçilen gulâm muhammed han, bengalli hoca nâzımüddin’i başbakanlığa getirdiyse de keşmir krizinin ardından yaşanan ve hazırlanacak anayasanın dinî karakteri üzerinde yoğunlaşan tartışmalar, hoca nâzımüddin’in başbakanlıktan alınarak yerine muhammed ali bugra’nın görevlendirilmesine yol açtı. bir müddet sonra devlet başkanının yetkilerini azaltmayı planlayan kurucu meclis gulâm muhammed han tarafından dağıtılarak yeni bir kurucu meclis oluşturuldu. fakat gulâm muhammed 1955’te yerini tümgeneral iskender mirza’ya bırakmak zorunda kaldı. iskender mirza’nın başbakanlığa getirdiği çavdheri muhammed ali döneminde pakistan’ın bir islâm cumhuriyeti olmasını öngören anayasa yürürlüğe konuldu (şubat 1956). buna göre devlet başkanının yetkileri azaltılıyor, doğu ve batı pakistan’ın millî mecliste eşit sandalyeye sahip olacağı ve her ikisinin kendi hükümetlerinin bulunacağı bir yönetim modeli benimseniyordu. eylül 1956’da çavdheri muhammed ali başbakanlıktan çekildi ve yeni hükümeti kuran hüseyin şehid sühreverdî zamanında doğu pakistan meclisi özerklik kararı aldı. yaşanan belirsizliklerin ardından iskender mirza, ekim 1958’de anayasayı yürürlükten kaldırıp meclisi ve siyasî partileri kapatarak sıkıyönetim ilân etti. fakat başbakanlığa getirdiği general eyyûb han bir müddet sonra onu devirerek devlet başkanlığını da üstlendi. eyyûb han’ın on yıl kadar süren yönetimi sırasında temel özgürlükler ve siyasal faaliyetler kısıtlandı; pek çok makama askerî kişiler tayin edildi. oluşan tepkiler ve hindistan’a karşı girişilen başarısız bir savaşın ardından gelen baskılar sonucunda eyyûb han görevini mart 1969’da ağa muhammed yahyâ han’a bırakmak durumunda kaldı. aralık 1970’te yapılan seçimlerden güçlü çıkan avamî birlik partisi ve pakistan halk partisi’nin gerek doğu pakistan’ın özerkliği meselesini halletmekte, gerekse meclis’in öngörülen sürede yeni bir anayasa hazırlamadaki başarısızlıkları üzerine yahyâ han mart 1971’de meclisi süresiz kapattı. bu arada doğu pakistan’da başlayan genel greve batı pakistan askerleri tarafından sert bir şekilde müdahale edilince iç savaş çıktı. hindistan’ın da savaşa karışmasıyla doğu pakistan aralık 1971’de bengladeş adıyla bağımsızlığını ilân etti. bunun üzerine yahyâ han çekilmek zorunda kaldı (1972).

yahyâ han’ın yerine geçen pakistan halk partisi başkanı zülfikar ali butto ilk defa ülkede sol politikaları gündeme getirdi; nisan 1973’te kabul edilen yeni anayasa ile de başbakan olarak elinde geniş yetkiler topladı. mart 1977’deki seçimlerde butto başarılı olmasına rağmen, millî cephe adıyla birlikte hareket eden muhalefetin seçimlerde usulsüzlük yapıldığını öne sürmesinin ardından yaşanan karışıklıklar sırasında genelkurmay başkanı muhammed ziyâülhak idareye el koydu (temmuz 1977). butto’yu tutuklatan ziyâülhak cumhurbaşkanlığını ilân etti ve yönetimin islâmîleşmesi sürecini başlattı. butto bir muhalif milletvekilini öldürtmek suçundan nisan 1979’da idam edildi. ziyâülhak ülkede siyasal faaliyetleri yasakladı ve seçimleri süresiz erteledi. aynı dönemde sovyetler birliği’nin afganistan’ı işgaliyle pakistan afgan direnişinin merkezi oldu ve birkaç milyon afgan mülteciyi barındırdı; ayrıca bu süreçte hem amerika birleşik devletleri hem de islâm ülkelerinin geniş desteğini aldı. ziyâülhakk’ın aralık 1984’te halkoyuna sunduğu islâmlaşma programı büyük çoğunlukla kabul edildi. ertesi yıl sıkıyönetim kaldırıldı ve siyasî partiler faaliyetlerine başladı. ziyâülhak ağustos 1988’de şüpheli bir uçak kazasında öldü. devlet başkanlığı görevini üstlenen gulâm ishak han’ın kurdurduğu geçici hükümet tarafından aynı yılın kasım ayında yapılan seçimlerden zülfikar ali butto’nun kızı benâzir butto’nun başkanlığındaki pakistan halk partisi en büyük parti olarak çıktı ve butto bağımsız milletvekillerinin desteğiyle hükümeti kurdu; ancak eylül 1990’da yolsuzluklara karıştığı gerekçesiyle cumhurbaşkanı gulâm ishak han tarafindan görevden alındı. 24 ekim 1990’da gerçekleştirilen seçimlerden sonra kurulan nevâz şerif hükümeti 16 temmuz 1993’te cumhurbaşkanı gulâm ishak han ile birlikte istifa etti. 6 ekim 1993’te yapılan erken genel seçimlerde yine pakistan halk partisi birinci parti oldu ve benâzir butto bağımsızlarla iş birliği yaparak hükümeti devraldı. cumhurbaşkanlığına ise önce geçici olarak vesîm seccâd, 14 kasım 1993’te de fâruk ahmed legārî seçildi. fakat çok geçmeden benâzir butto yine yolsuzluklara karıştığı gerekçesiyle cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı. 3 şubat 1997 tarihinde yapılan erken seçimleri nevâz şerîf’in liderliğindeki pakistan müslüman birliği kazandı. ekim 1999’da general pervez müşerref bir darbe ile yönetime el koydu, 2001’de de devlet başkanı refik tarar’ın istifasının ardından kendini devlet başkanı ilân etti. daha sonra vatana ihanet ve yolsuzluklarla suçlanan nevâz şerîf, suudi arabistan’a sürgüne yollandı. ekim 2002’de gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda pakistan müslüman birliği’nden zaferullah han cemâlî başbakan oldu. ancak haziran 2004’te onun istifası üzerine yerini geçici olarak aynı partinin lideri çavdheri şücâat hüseyin devraldı; ardından 27 ağustos 2004’te millî meclis şevket aziz’i başbakanlığa getirdi.

bibliyografya:

khalid bin sayeed, pakistan: the formative phase, karachi 1960; chaudri khaliquzzaman, pathway to pakistan, london 1963; h. w. hodson, thae great divide, london 1969; foundations of pakistan: all-ındia muslim league documents (ed. syed sharifuddin pirzada), karachi 1969, ı-ıı; m. a. aziz, a history of pakistan, lahore 1979; shan muhammad, the ındian muslims: a documentary records, new delhi 1980; quaid-i-azam mohammad ali jinnah papers (ed. zawwar husain zaidi), ıslamabad 1993-2006, ı-xıı; hamid yusuf, pakistan: a study of political developments 1947-97, lahore 1999; m. rafique afzal, pakistan: history and politics, 1947-1971, oxford 2002; mahmood safdar, pakistan: political roots and development, 1947-1999, karachi 2002; ı. talbot, pakistan: a modern history, london 2005; pervez musharraf, ın the line of fire: a memoir, new york 2006; pakistan 2005 (ed. ch. h. kennedy - c. botteron), oxford 2006; sarah ansari, “pākistān”, eı² (ing.), vııı, 241-244; syed sajjad husain, “bengladeş”, dia, v, 445; rekin ertem, “cinnah”, a.e., vııı, 16-18; azmi özcan, “hindistan”, a.e., xvııı, 75-81; saiyid athar abbas rizvi, “keşmir”, a.e., xxv, 326.

azmi özcan *
devamını gör...
pakistan. ııı. kültür ve medeniyet

pakistan’da islâm ve islâmî kurumlar. pakistan’ın egemenliği altındaki topraklara ilk islâm akınları hulefâ-yi râşidîn devrinde başlamış, ancak emevîler’den velîd b. abdülmelik devrinde muhammed b. kāsım es-sekafî tarafından bölgenin bir kısmı fethedilebilmiştir (91/710). bölgenin islâmlaşmasında en büyük pay gazneliler’e ait olmakla birlikte diğer türk devletlerinin de büyük çaba gösterdiği bilinmektedir. hücvîrî, muînüddin çiştî, bahâeddin zekeriyyâ mültânî, nizâmeddin evliyâ gibi mutasavvıflar bu yörenin islâmlaşmasında önemli rol oynamıştır.

müslümanların hindular’la aynı toprakları paylaşmasının gelecek nesiller için ciddi bir tehlike oluşturduğunu söyleyen ve bunların birbirinden ayrılmasını isteyen muhammed ikbal, müslüman bir devlet kurulması düşüncesini 1930 yılında ilâhâbâd’da yapılan hindistan müslümanlar birliği toplantısında açıkça ifade etti; yönetim biçimi olarak liberal ve esnek bir islâm devleti önerisinde bulundu. pakistan’ın kurucusu ve ilk genel valisi olan muhammed ali cinnah da büyük ölçüde ikbal gibi düşünmekteydi. pakistan’da islâmlaşmanın ilk adımı olarak anayasa çalışmaları temmuz 1947’de seçilen kurucu meclisle başladı. meclisin hazırladığı 7 mart 1949 tarihli hedefler kararnâmesi’nde pakistan’ın bir islâm devleti olacağı, anayasanın da islâmî esaslara göre hazırlanacağı ifade ediliyor ve islâmî prensiplere sık sık atıfta bulunuluyordu. bir süre anayasa yerine geçen bu kararnâmede devletin hukuk sistemi ve yönetimiyle ilgili somut taahhütler yoktu. anayasa çalışmaları sırasında aralarında seyyid süleyman nedvî ve muhammed hamîdullah’ın da bulunduğu beş kişiden oluşan islâmî öğretiler kurulu oluşturuldu (1950). ancak bu kurulun hazırladığı raporlar yöneticiler ve kurucu meclis tarafından yeterince dikkate alınmadı. kurucu meclisin hazırlayıp 7 eylül 1950’de genel kurula sunduğu ilk anayasa taslağı tepkiler ve protestolar sonunda geri çekildi. bunun üzerine başbakan liyâkat ali han, farklı ekollere mensup otuz üç âlimi islâmî bir anayasa taslağı hazırlamakla görevlendirdi. bunlar 21-24 ocak 1951 günlerinde bir araya gelerek yirmi iki madde üzerinde görüş birliğine vardı. ancak ne bu taslak ne de 1952 ve 1954’te hazırlanan taslaklar kanunlaşabildi.

ocak 1955’te oluşturulan yeni kurucu meclis dördüncü anayasa taslağına yeni bir şekil verdi. taslak 23 mart 1956 tarihinde pakistan’ın ilk anayasası olarak kabul edildi. bu anayasada devletin adı pakistan islâm cumhuriyeti olarak belirtiliyor ve anayasanın giriş bölümünde pakistan müslümanlarının islâm’ın emir ve öğretilerini uygulamaları isteniyordu. 1956 anayasası 7 ekim 1958’de general eyyûb han tarafından yürürlükten kaldırıldı. yerine konulan askerî darbe yasasında devletin adı pakistan olarak değiştirildi. eyyûb han 23 ekim 1961’de vakıf yasasını yürürlükten kaldırarak vakıfların emlâkini devletleştirdi. buralardan elde edilen büyük gelirlerden bir kısmı dinî işler ve din görevlileri için ayrıldı. 8 haziran 1962’de yürürlüğe giren yeni anayasada pakistan “demokratik devlet” olarak tanımlanıyor, tavsiye niteliğinde karar alacak olan islâm düşüncesi konseyi kurulması öneriliyor, ayrıca islâmî ilimler alanında araştırmalar yapmak üzere bir müessese oluşturulması isteniyordu (afzal ıqbal, s. 79-80).

yahyâ han, 1962 anayasasını 24 mart 1969’da yürürlükten kaldırıp askerî yönetimi iş başına getirdi ve geçici bazı kanunlar çıkardı. 1971’de bengladeş’in pakistan’dan ayrılmasından sonra 1972’de geçici anayasa devreye sokuldu. 10 nisan 1973’te kabul edilen ve pakistan’ı islâm cumhuriyeti olarak tanımlayan yeni anayasa 14 ağustos 1973’te yürürlüğe girdi. anayasanın 2. maddesinde devletin resmî dininin islâm, resmî dilinin urduca olduğu belirtiliyordu. anayasada kanunların islâmî emir ve yasaklara uygun olması gerektiği vurgulanıyor, ayrıca zekât, vakıflar ve camiler için kurumlar ve organizasyonlar oluşturulması gereği ifade ediliyordu.

pakistan halk partisi başkanı zülfikar ali butto’nun ilk seçimlerden sonra üstlendiği başbakanlık yıllarında (1971-1977) bazı islâmî değerler öne çıkarılmaya çalışıldıysa da bunlar göstermelik olarak algılandı ve toplumu tatmin etmedi. butto döneminde bir yandan ülkede islâm sosyalizmi projesi uygulanmaya çalışılırken öte yandan genel olarak islâm’ın pakistan’daki merkezî konumuna vurgu yapılıyordu. butto, 31 mart 1972’de yayımladığı bildirgeyle vatandaşlarına pakistan’ın en büyük ve en güçlü islâm devleti olması için yoğun çaba göstermeleri yönünde çağrıda bulundu.

devlet sisteminin sosyalizme doğru kaydırılmasından rahatsız olan genelkurmay başkanı ziyâülhak askerî bir darbeyle iktidarı ele geçirmesinin (1977) ardından islâm’ın toplumda daha fazla etkin olması için çalışmalar başlattı. 1980’de yeni anayasayı yürürlüğe koydu. 27 mayıs 1980 tarihinde islâmâbâd’da federal şer‘î mahkeme kuruldu. ülkede urdu diline önem verildi. ilk, orta ve yüksek öğretime çeşitli seviyelerde dinî dersler konuldu, mevcut olanlar arttırıldı. ziyâülhak, başbakan muhammed han cüneco’yu demokratikleşme adına islâmî kanunları uygulamamak ve islâmlaşma’yı yavaşlatmakla suçlayarak mayıs 1988’de görevden aldı. 29 mayıs 1988’de meclisi feshetti ve 15 haziran 1988’de şeriat kanunu’nu uygulamaya koydu. bu kanunla islâm hukuku pakistan’ın üst hukuku ve hukuk kaynağı ilân edildi.

pakistan’ın kuruluşundan itibaren yürütülen islâmlaştırma faaliyetleri âlimlerin toplumun ihtiyaç duyduğu konuları merkeze almak ve islâm’ın temel kaynaklarından hareket etmek yerine dar bakış açılarını kabul ettirmeye çalışmaları sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. ingilizler’in hint alt kıtasında hâkim güç olmasından sonra ortaya çıkan fikir akımları ve dinî cemaatler pakistan devleti’nin kuruluşunun ardından varlığını sürdürdü. cemaat mensuplarından bir kısmı, özellikle devletin kuruluş sürecinde anayasanın islâm’a uygun olması için yoğun çalışmalar yaptı. bunlardan bazıları, kādiyânîlik düşüncesini benimseyen yöneticilerin etkin olduğu hükümetler tarafından kamu düzenini bozdukları gerekçesiyle yargılandı ve ölüm cezası dahil çeşitli ağır cezalara çarptırıldı. mevdûdî, muhammed ahmed kādirî ve emîn ahsen ıslâhî bunlar arasında zikredilebilir. pakistan’da toplum üzerinde etkin olan islâmî cemaatler arasında en eskisi ehl-i hadîs grubudur. bugün de varlığını sürdüren bu grubun toplum üzerindeki gücü fazla değildir. pakistan’da en etkin grup hanefî mezhebine sıkı sıkıya bağlı, tasavvufî neşveye sahip diyûbendî cemaatidir (bkz: dârülulûm; medrese [hint alt kıtası]). şeyhülhind mahmud hasan diyûbendî’nin öğrencilerinden şebbîr ahmed osmânî’nin pakistan’ın kurulmasından sonra tesis ettiği cem‘iyyet-i ulemâ-i islâm, 1919’da ingilizler’e karşı yürütülen siyasî faaliyetleri organize etmek için kurulan cem‘iyyet-i ulemâ-i hind’in pakistan kolu gibidir. mevlânâ fazlurrahman’ın liderliğindeki grup son zamanlarda etkin bir siyasî çizgi takip etmektedir.

kurucusu ahmed rızâ han birelvî sebebiyle birelvî cemaati diye anılan, fakat kendilerini cemâat-i ehl-i sünnet olarak adlandıran hareket, ilmî faaliyetler ve entelektüel yapı itibariyle diyûbendî cemaatinin seviyesine ulaşamamıştır. cemaat mensupları, 1948 yılında cem‘iyyet-i ulemâ-i pakistan adıyla oluşturdukları parti vasıtasıyla siyasî faaliyette bulunmakta ve seçimlere katılmaktadır (bkz: medrese [hint alt kıtası]; rızâ han birelvî). mevdûdî’nin önderliğinde pakistan’ın kuruluşundan önce örgütlenen cemâat-i islâmî ülkedeki en etkin dinî gruplardan biridir (bkz: cemâat-i islâmî). muhammed ilyas kandehlevî tarafından 1926 yılında delhi’de tesis edilen cemâat-i teblîğ mensupları her yıl çeşitli ülkelerde geniş katılımlı toplantılar yaparak faaliyetlerini sürdürmektedir (bkz: cemâat-i teblîğ). cemâat-i islâmî’den ayrıldıktan sonra 1958’de tanzîm-i islâmî adıyla bir grup oluşturan ıslâhî hareketin yönetimini 1966’da isrâr ahmed’e bıraktı. bu grup halen isrâr ahmed başkanlığında faaliyetlerini sürdürmektedir. dinî konularda kur’an’ı tek hareket noktası kabul eden ehl-i kur’ân’ın (kur’âniyyûn) çeşitli organizasyonları ve grupları vardır. inâyetullah han meşrikī’nin 1931 yılında kurduğu haksâr hareketinin de pakistan’ın dinî-siyasî tarihinde önemli bir yeri bulunmaktadır.

pakistan müslüman nüfusunun yaklaşık dörtte biri şiî’dir; ca‘ferîler en geniş şiî grubunu oluşturur. ülkede bulunan iran kültür merkezleri bu kesimle koordineli hizmet vermektedir. ca‘ferî cemaatinin tahrîk-i nifâz-ı fıkh-ı ca‘ferî adlı bir siyasî partisi ve bazı medreseleri vardır. daha çok karaçi bölgesinde etkin olan ismâilîler sayıları az olmakla birlikte malî güç ve teşkilâtlanma bakımından ülkede söz sahibidir. anayasanın islâm dışı azınlık ilân ettiği kādiyânîler ülkenin çeşitli şehirlerine yayılmıştır. çiştiyye ve kādiriyye pakistan’da en yaygın tarikatlardır.

eğitim ve öğretim. pakistan’da 2006 yılı itibariyle okuma yazma oranı % 55-60 kadardır. üniversite mezunlarının oranı ise % 3’tür. eğitimde kadınların oranları erkeklere göre daha düşüktür. üniversiteler arasında sadece uluslararası islâm üniversitesi’nde kızlar için ayrı kampüs bulunmaktadır. ülkede 100’den fazla devlet ve özel sektör üniversitesi, ayrıca ingiliz eğitim sistemine göre lise sonrası öğrenim veren birçok kolej vardır. pakistan’ın en eski yüksek öğretim kurumu 1864’te lahor’da açılan government college’dir. binlerce öğrencisi olan kolej 2002 yılında government college university adını almıştır. 1882’de kurulan pencap üniversitesi ülkenin en büyük eğitim kurumu olup 350.000’den fazla öğrenci barındırmaktadır. 1 ekim 1913’te peşâver’de açılan ıslamia college günümüzde peşâver üniversitesi’ne bağlı olarak hizmet vermektedir. pakistan devleti’nin kuruluşundan sonra sırasıyla sind (1947), peşâver (1950), karaçi (1950) üniversiteleri açılmış, bunları lahor’daki mühendislik ve teknoloji (1961), islâmâbâd’daki kāid-i a’zam (1965), allâme ikbal açık öğretim (1974), milletlerarası islâm (1980) üniversiteleri, âzad cammû-keşmir üniversitesi (1980), özel ağa han üniversitesi (karaçi, 1983), lahor yönetim bilimleri üniversitesi (1986), bilim ve teknoloji millî üniversitesi (ravalpindi, 1991), özel bahria (karaçi, islâmâbâd, 2001) ve milletlerarası refah (islâmâbâd, 2002) üniversiteleri takip etmiştir. yüksek öğrenimi düzenlemek için kurulan university grants commission, pervîz müşerref döneminde higher education commission (hec) adını almış ve geniş yetkilerle donatılmıştır. devletin kuruluşu sırasında urduca’nın millî dil olması ve eğitimin bu dille yapılması öngörülmüş, ancak bu tam olarak hayata geçirilememiştir. on beş kadar dil ve lehçenin konuşulduğu günümüz pakistan’ında halkın büyük bir çoğunluğu ana dilleri olmamasına rağmen urduca’yı konuşmaktadır. ingilizce ortak anlaşma dili olarak varlığını her zaman korumuştur. pakistan dil kurumu (muktedire kavmî zübân), urduca’nın etkin olması için kapsamlı çalışmalar yapmaktadır. ana dilleri pencâbî, sindî, peştu, belûcî ve keşmîrî olanlar urduca ve ingilizce öğrenmekte, giderek ana dillerinden kopmakta, sadece ingilizce öğrenim görenlerde ise bir kültürel yabancılaşma ortaya çıkmaktadır. urduca ve ingilizce’nin yanında diğer dillere yönelik herhangi bir engelleme söz konusu olmamakta, devlet televizyon ve radyolarında mahallî dillerde de yayım yapılmaktadır.

din eğitimi ve islâm araştırmaları. pakistan’da ilk ve orta öğretim ders müfredatı içerisinde din dersleri de yer almakta, üniversitelerde seçmeli veya zorunlu kategorilerde bazı dinî dersler bulunmaktadır. bütün eğitim kurumlarında arapça özendirilmekte ve ders olarak okutulmaktadır. dinî eğitim daha çok cemaatlerin kontrolündeki medreselerle üniversitelerin islâm araştırmaları fakültelerinde yapılmaktadır. ingilizler’in hint alt kıtasına hâkim olmasından sonra medreselerin sayısında ve müfredatında önemli değişmeler olmuştur. bugün medreselerde 600.000’den fazla öğrencinin öğrenim gördüğü tahmin edilmektedir. medrese mezunları devletin açtığı imtihanlarda başarılı oldukları takdirde lisans diploması almaktadır. ancak lahor yüksek mahkemesi’nin ve yargıtay’ın 2005 yılında medrese mezunlarının lise diplomasının denkliğini kabul etmemesi ciddi bir sıkıntı doğurmuştur. amerika’daki 11 eylül olayından ve londra’daki 7 temmuz 2005 patlamalarının ardından medreseler üzerinde baskı uygulanmaya başlamıştır. bu baskıları azaltmak için kurulan ittihâd-ı tanzîm-i medâris-i dîniyye medreselerin haklarını savunmaya çalışmaktadır. pakistan üniversitelerinin büyük bir kısmında islâm araştırmaları bölümleri bulunmaktadır. bunlar arasında pencap, karaçi, peşâver, bahâvelpûr islâm ve islâmâbâd’daki allâme ikbal açık öğretim üniversiteleri zikredilebilir. özellikle islâmâbâd’daki milletlerarası islâm üniversitesi, islâmî ilimlerin en köklü biçimde öğretildiği eğitim kurumudur. anayasa gereği kurulan ıslamic research ınstitute bu üniversiteye bağlıdır. yedi fakültesi bulunan üniversitenin öğrenim dili arapça ve ingilizce’dir. ülkede islâm araştırmaları yapan bağımsız kurumlar da vardır. karaçi’deki the ıslamic research academy, ıslamic culture and research centre, ıslamic documentation and ınformation centre; haydarâbâd-sind’deki şah veliyyullah akademisi; islâmâbâd’daki national hijra council; lahor’daki idâre sekāfet-i islâmiyye, ıslamic research academy, birleşik arap emirlikleri emîri şeyh zâyid b. sultan en-neheyân tarafından pencap, karaçi ve peşâver üniversitelerinde 1985 yılında kurdurulan sheikh zayed ıslamic ınstitute / centre bu kurumlardan bazılarıdır. 1962 anayasası ile oluşturulan ıslamic research ınstitute’nün, adı muhammad hamîdullah library olarak değiştirilen kütüphanesi bir araştırma kütüphanesi olup 1998’de hükümet tarafından national library of ıslamic research olarak ilân edilmiştir. lahor’da bulunan pencap üniversitesi kütüphanesi, pencap halk kütüphanesi, kāid-i a’zam kütüphanesi, islâmâbâd’daki pakistan millî kütüphanesi, karaçi’deki karachi central library ülkedeki diğer büyük kütüphanelerdir. islâmâbâd’daki pak-ıran centre of persian studies adlı merkezin de yazma ve matbu eserler bakımından zengin bir kütüphanesi mevcuttur.

edebiyat. hint alt kıtası, barındırdığı ırklar ve diller sebebiyle edebiyat alanında büyük bir zenginliğe sahiptir. bengal, asam, bihâr, tamil, gucerât, kerelâ, dekken, leknev, delhi, racistan, keşmir, sind, belûcistan, pencap bölgelerinin özgün edebiyatları vardır. hint alt kıtasında 1947’den önce müslümanlar gayri müslimlerle birlikte yaşıyor ve karşılıklı etkileşim içinde bulunuyordu. pakistan’ın kurulması ile başlayan göçlerde geniş müslüman kitleleri hint alt kıtasından göç ederek başta sind bölgesi olmak üzere pakistan’a yerleştiler. böylece zengin bölgesel kültür ve edebî ürünler de pakistan’a intikal etti. pakistan edebiyatında bu renkliliği bugün de görmek mümkündür. bilhassa muhammed ikbal ile zirveye ulaşan islâmî edebiyat sonraki dönemlerde na‘t geleneğiyle devam etmiştir. serbest konularda dinî literatür bir hayli zengindir. hikâye, roman, hâtıra, biyografi türünden edebiyat ürünlerine halkın rağbeti fazladır. edebî eserlerde toplum içindeki zengin-fakir ilişkileri, evlenme, siyasî kargaşanın toplumsal etkileri, göçün getirdiği problemler, ayrışma öncesi toplumsal hayatın hikâyesi gibi konular yer alır. bazı yazarlar, islâm adına kurulan bir devlet olmasına rağmen pakistan yönetiminde ve yeni toplumda ortaya çıkan çarpıklıklara vurgu yapar. özellikle butto zamanında sayıları bir hayli artan sosyalist düşünceli yazarların ortaya koydukları ürünlerde maddeci bir bakış açısı görülür. seccâd zahîr, ihtişâm hüseyin, mümtâz hüseyin bu edebiyatçılar arasında sayılabilir. düşünce bakımından orta yolu tutan edebiyatçılar arasında âl-i ahmed server başta gelir. kelîmüddin ahmed, selâhaddin ahmed, muhyiddin zor, vekār azîm de bu grup içinde mütalaa edilir. dinî ve millî içerikli batı tarzı roman türünün öncüsü aynı zamanda bir kur’an tercümesi de bulunan mevlevî nezîr ahmed’dir (ö. 1912). asıl adı dhanpat rai srivastava olan ve preym çend (prem chand) diye bilinen romancı hem hint hem urdu dillerinde roman ve hikâyeciliğin zirvesindedir. müslüman olmamasına rağmen romanlarında toplumun ıslahı konularını öne çıkarır. şefîkurrahmân, müstansır hüseyin tarar, saâdet hasan manto, gulâm abbas, ahmed nedîm kāsımî, ârif abdülmetîn, mes‘ûd eşher, intizâr hüseyin, münîr niyâzî, zafer ikbal, hatice mestûr, mecîd emced, pervîn şâkir, ahmed faraz, eşfak ahmed, mümtaz müftî, muhammed münşâ yâd, hâlide hüseyin, kudretullah şihâb, mazharü’l-islâm, yûnus câvid şiir, hikâye ve roman alanlarındaki eserleriyle urdu edebiyatı ve mahallî edebiyatlarda anılmaya değer isimlerdendir. keşmir asıllı bir aileden gelen saâdet hasan manto’nun bunlar arasında ayrı bir yeri vardır. daha çok toplumsal meselelere yer verdiği hikâyelerinden oluşan yirmi iki kitabı, yedi radyo tiyatrosu derlemesi, bir romanı, makalelerini içeren üç kitabı vardır. “kol do” (aç onu) ve “tendâ göşt” (soğuk et) adlı hikâyeleri çok meşhurdur. feyz ahmed feyz ilk dinî eğitiminden sonra daha çok batı tarzı okullarda yetişmiş ve hayatı boyunca edebiyatla meşgul olmuş bir şairdir. şiir bakımından gālib mirza esedullah ve muhammed ikbal ile birlikte anılır. çok sayıda ödül almış ve nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmiştir. müslümanlığı kabul ederek edebiyat ve toplumsal faaliyetlerle meşgul olan ingiliz eşinin onun üzerinde belirgin bir etkisi vardır. feyz’in özellikle naķş-ı feryâdî (1943), deste śabâ (1952) ve zindan nâme (1956) adlı şiir kitapları önemlidir. pakistan millî marşının bestecisi olan ebü’l-eser hâfız calenderî şiir ve edebiyat alanında da önemli bir şahsiyettir. toplumsal hayat ve halk kültürü. pakistan’da islâmiyet toplumun gündelik hayatına bütün kurumlarıyla nüfuz etmiştir. ülkede dinî vecîbeleri yerine getirme oranı oldukça yüksektir. yüzyıllar boyunca şiîler’le birlikte yaşayan hint alt kıtası müslümanları arasında zaman zaman mezhep çatışmaları yaşanmakta, hanefî ve sûfî olan diyûbendî ve birelvî grupları arasında, ayrıca ehl-i hadîs ve ehl-i kur’ân ekolü mensupları arasında kavgalar olmaktadır. pakistan’ın özellikle pencap ve sind bölgelerinde bazı hindu gelenekleri yaygındır ve evlilik törenlerinde hindu geleneğinin takip edildiği görülmektedir. geniş bir nüfusun yaşadığı kırsal bölgelerde okuma yazma oranı oldukça düşüktür. bunun en önemli sebebi, geniş toprak sahiplerinin toplumun eğitim seviyesinin yükseltilmesi için yeterli desteği vermemesidir. toplumda geleneksel dinî mûsiki olan “kavvâli”ye rağbet fazladır. hint müziği ve dansları yaygındır. özellikle sinema alanında hint etkisi daha açık olarak görünmektedir. pakistan toplumu şiir ve edebiyatla iç içe yaşar. salonlarda veya televizyon kanallarında haftada birkaç defa şiir yarışmaları yapılır ve halk bunları büyük bir coşkuyla izler. hemen her toplantıda kur’ân-ı kerîm’den sonra hz. peygamber’e na‘tlar okunur. pakistan halkının renkli kişiliği giyimlerine ve kullandıkları eşyalara da yansımaktadır. evlerin, iş yerlerinin, ulaşım araçlarının abartılı biçimde süslenmesi bu renkli kişilikten kaynaklanmaktadır.

bibliyografya:

abu’l-a’la maududi, the ıslamic law and constitution, lahore 1960; m. hüseyin tesbîhî, kütübħânehâ-i pâkistân: libraries of pakistan, islâmâbâd 1977; m. takī osmânî, nažrat `âbira ĥavle’t-ta`lîmi’l-islâmî fî bâkistân, karaçi 1399/1979; a.mlf., “the ıslamization of laws in pakistan: the case of hudud ordinances”, mw (special ıssue pakistan), xcvı/2 (2006), s. 287-304; şâhid hüseyin rezzâkī, pâkistânî müselmânôn ki rüsûm u revâc, lahor 1981; afzal ıqbal, ıslamization of pakistan, delhi 1984, s. 21, 59, 79-80, 84-95, 101-106; alamgir hashmi, pakistani literature: the contemporary english writers, ıslamabad 1987; seyyid ihtişâm hüseyin, urdû edeb kî tenķīdî târîħ, delhi 1988; m. osman - mes‘ûd eş‘ar, pâkistân kî siyâsî cemâ`ateyn, lahor 1988, s. 703-760, 761-771, 772-811; müslim seccâd - selîm mansûr hâlid, pâkistân meyn câmi`ât kâ kirdâr, islâmâbâd 1990; serferâz şâhid, urdû mizâĥiye şâ`irî, islâmâbâd 1991; mucîb ahmed, cem`iyyet-i `ulemâ-i pâkistân 1948-1979, islâmâbâd 1993; gul muhammad khan, hudood laws in pakistan, lahore, ts.; Allah bakhsh malik, the higher education in pakistan, lahore, ts. (maqbool academy), s. 158-159; rubya mehdi, the ıslamization of the law in pakistan, richmond 1994, s. 157-202; m. kâmil yaşaroğlu, pakistan’da islâm ceza hukukunun kanunlaştırılması (doktora tezi, 1996), mü sosyal bilimler enstitüsü, tür.yer.; mirza hâmid bek, pâkistân key şâhkâr urdû efsâney, islâmâbâd 2000; pakistan hindistan öyküleri (der. ve trc. celal soydan), istanbul 2001, s. 231-236; hâfız takıyyüddin, pâkistân kî siyâsî cemâ`ateyn aôr taĥrîkeyn, lahor 2001, s. 309-353; pakistan religious education ınstitutions: an overview, ıslamabad 2002, s. 19-21; k. m. azam, pakistan: economy, politics, philosophy and religion, karachi 2002, s. 314-321; pakistan between secularism and ıslam (ed. tariq jan), ıslamabad 2003, s. 79-91, 131-164; mazhar muîn, pâkistân meyn `arabî zübân, lahor 2003, s. 69-189; martin lau, the role of ıslam in the legal system of pakistan, leiden 2006, s. 121-130; ıshtiaq husain qureshi, “the foundations of pakistani culture”, mw, xlıv/1 (1954), s. 3-11; fazlur rehman, “the ıdeological experience of pakistan”, ıslam and the modern age, ıı/4, new delhi 1971, s. 1; ziaul haque, “muslim religious education in ındo-pakistan”, ıs, xıv/4 (1975), s. 292; “research organisations in pakistan”, pakistan journal of history and culture, ı/1, islâmâbâd 1980, s. 48-52; riaz hasan, “ıslamization: an analysis of religious, political and social change in pakistan”, mes, xxı/3 (1985), s. 263-268, 275-280; javid ıqbal, “ıslamization in pakistan”, journal of south asian and middle eastern studies, ııı/3, villanova 1985, s. 38-52; m. aslam syed, “modernism, traditionalism and ıslamisation in pakistan”, a.e., ııı/3 (1985), s. 62-84; s. jamal malik, “ıslamisation in pakistan 1977-1985: the ulama and their places of learning”, ıs, xxvııı/1 (1989), s. 11-15, 18; sayyid a. s. pirzada, “the role of deobandi ulama in pakistan’s politics: 1947-1956”, south asian studies, vıı/2, lahore 1990, s. 64-81; khalid nazir, “notes and comments zakat and ushr system in pakistan”, ıs, xxxv/3 (1996), s. 333-343; c. oesterheld, “urdu literature in pakistan: a site for alternative visions and dissent”, annual of urdu studies: salnâme-i dirâsât-i urdû, xx, chicago 2005, s. 79-98; salim mansur khalid - m. fayyaz khan, “pakistan: the state of education”, mw, xcvı/2 (2006), s. 312-313; khalid rahman - syed rashad bukhari, “pakistan: religious education and ınstitutions”, a.e., xcvı/2 (2006), s. 332, 334-335; sarah ansari, “pākistān”, eı² (ing.), vııı, 240-244; abdülhak, “urdû”, udmi, ıı, 539-567; “pâkistân”, a.e., v, 362-571; seyyid envârülhak, “peştû”, a.e., v, 632-637; m. âsıf han, “pencâbî”, a.e., v, 677-684; k. a. nizami, “hindistan”, dia, xvııı, 89-91; ali rıza kadîmî - cevâd kerîmî, “pâkistân”, dânişnâme-i cihân-ı islâm, tahran 1379/2000, v, 445-457.

abdülhamit birışık *
devamını gör...
müzakere politikasını askıya almasının bedelini okul katliamıyla ödemişti. yetmemiş, şimdi de ''terör suçları'' için idamı geri getirme gibi bir hamleye girişti ki ipin ucunda 500 kişi var. hiç mi akıllanmazsınız bre!
devamını gör...
pakistan hükümeti idam cezasının geçici olarak durdurulmasıyla ilgili moratoryumu kaldırdı ve idam cezaları tekrar uygulanmaya başlayacak. pakistan'da şu anda idam mahkumu 8 bin kişi var ve bunların hepsi idam edilecek.

o değil de 8 bin kişi nedir? bir ülkede idama mahkum edilmiş bu kadar insan nasıl olur?
devamını gör...
--- alıntı ---

pakistan'ın güneyindeki liman kenti karaçi'de, bir otobüse düzenlenen silahlı saldırıda ilk belirlemelere göre 41 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 20 kişi yaralandı.

--- alıntı ---
anadolu ajansı.

ah dünya ah...
devamını gör...
cive pakistan şarkısı ile bize sevdirilmeye çalışılan ülkeydi. ben hatırlamasam da anlatılanlardan öle olduğunu biliyom. hatta ziya ül hak denen diktatör bizim melek evren paşanın kankisiymişti. bilgi yannış olabilir, biliyom hemen mesaj atarsınız. ay yirin lan.
devamını gör...
7.7 büyüklüğünde depremme sarsılmış ülke.
doğal olarak ölülerden bahsediliyor.


Allah yardımcıları olsun.
devamını gör...
genelkurmay başkanı, " şayet iran'ın, suudi arabistan'a bir müdahalesi olursa; iran'ı haritadan sileriz." diye açıklama yapmış... yaşanan son suud-iran gerilimine bakınca insan bir tedirgin olmuyor değil...

t: atom bombasını kendi imkanlarıyla yapan ilk müslüman devlet.
devamını gör...
pencabi, jat, peştun, beluci ve sindli aşiretlerden oluşan 1940 lı yılların sonunda doğru kurulmuş bir ülke.
devamını gör...
uluslararası arenada türkiye'nin politikalarına destek veren nadir dostlarımızdan birisi.
devamını gör...
p harfi pancap'dan
a harfi afganya'dan
k harfi kaşmir'den
i harfi iran'dan
s harfi sindh'den
t harfi tukaristan'dan
a harfi afganistan'dan
n harfi de baluşistan'dan
devamını gör...
kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir ülke. bambaşka bir havası vardır. ya çok sevilir ya da nefret edilir. murry ve eyyubiya en turistik bölgelerinden iki tanesidir. eyyubiya da maymunlar etrafınızda dolaşırken piknik yapabilirsiniz. bir vadinin muazzam görüntüsünü izleyebilirsiniz. murry de her çeşit garip yiyecek baharat ot vs. bulabilirsiniz. ayrıca islamabad ın merkezinde gördüğüm anda şok olmama neden olan bir cadde adı vardır. "atatürk "caddesi.
devamını gör...
trt'li yıllarda 'dost ve kardeş ülke' sloganıyla belgeseli yapılmış ülke.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.