stefan zweig

nazilerin ilerlemesinden dolayı umudunu yitiren ve eşiyle beraber intihar eden yazar.
devamını gör...
1942 yılının şubat ayında artık yaşadığı dünyaya tahammülü kalmadığı için karısı ve kendisi intihar etmiştir.
intihar etmeden 2 ay önce yazdığı son kitabı, satranç isimli romanıdır. romanda psikolojik baskıdan ötürü çıldırmaya doğru ilerleyen bir süreci anlatıyor olması da yazarın ruh halini ortaya koyması açısıdan dikkat çekicidir.

devamını gör...
suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta. yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. bir aşağı bir yukarı yürürdü insan, düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz. insan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. bekleyip durur insan. hiçbir şey olmaz. insan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. hiçbir şey olmaz. insan yalnız kalır. yalnız. yalnız.
satranç.
devamını gör...
stefan zweig, 1881 yılında viyana'da doğdu. babası varlıklı bir sanayiciydi. avusturya, fransa vealmanya'da öğrenim gördü. savaş karşıtı kişiliğiyle dikkat çekti. 1919-1934 yılları arasında salzburg'da yaşadı, nazilerin baskısı yüzünden salzburg'u terk etmek zorunda kaldı. 1938'de ingiltere'ye,1939'da new york'a gitti, birkaç ay sonra da brezilya'ya yerleşti. önceleri verlaine, baudelaire ve (gbkz: verhaeren çevirileriyle tanındı, ilk şiirlerini ise 1901 yılında yayımladı. çok sayıda deneme, öykü,uzun öykünün yanı sıra büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşamöyküleriyle de ünlüdür. psikolojiye ve freud'un öğretisine duyduğu yoğun ilgi, zweig'ın derin karakter incelemelerinde ifade bulur. özellikle tarihsel karakterler üzerinde yazdığı yorumlar ve yaşamöyküleri, psikolojik çözümlemeler bakımından son derece zengindir. zweig, avrupa'nın içine düştüğü siyasi duruma dayanamayarak 1942 yılında brezilya'da karısıyla birlikte intihar etti.)

*
devamını gör...
intihar mektubunda şöyle yazar ; '' ben , çok sabırsız olan ben , onların önünden gidiyorum.''
devamını gör...
insan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. bekleyip durur insan. hiçbir şey olmaz. insan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. hiçbir şey olmaz. insan yalnız kalır. yalnız. yalnız.
stefan zweig - satranç
devamını gör...
|
muhteşem öyküleri bir yana çok iyi bir biyografi yazarıdır. anlattığı kişi ile ilgili mutlaka başka şeyler okumaya sürükler.

"kendileri ile savaşanlar: kleist, nietzsche, hölderlin"
"üç büyük usta: balzac, dickens, dostoyevski"
"kendi hayatının şiirini yazanlar: casanova, stendhal"
devamını gör...
satranç isimli kitabını yazdıktan iki ay sonra karısıyla beraber intihar etmiş yazar. hitlerin birdaha gitmeyecek şekilde dünyanın başına geçtiğine inanınca bütün ümitlerinide yanına alarak, hayatına son vermiştir.

satranç isimli kitapta bazen bu umutsuzluğun seslerini duyarsınız.
devamını gör...
|
dünün dünyası isimli can yayınlarından çıkmış bir kitabı daha vardır. bu günün avrupasını ve kısmen globalizmi iyi analiz etmek isteyenler için dünün dünyasına hassaten avrupasına dair iyi ipuçları barındırır...
devamını gör...
yahudidir bu gün sevgili hocamahmet çiğdem kendinden bahsetmiştir 6 kardeşlermiş fakir oldukları için eski bir yahudi geleneği üzerine bir çocuklarını ilim adamı olarak yetiştirmek* için kendisini seçmişlerdir
devamını gör...
'mutlaka okunması gereken kitaplar' listenize girmesi gereken yazar.
bir satranç öyküsü.
dünün dünyası-avrupa anıları otobiyografisi kitaplarındandır.
devamını gör...
kaliteli bir düşünür olarak tanımlamakla iktifa edeceğim avrupacı yazardır kendisi.
devamını gör...
|
satranç üzerinden harikulade tahliller yapan adamdır. bu tip oyunlar da aslında bunun için vardır dedirtebilir. incecik bir kitaptır. üzerine revolver filmini izleyip bütüncül bir bakış açısı yakalanabilir. * *
devamını gör...
ikinci karısıyla birlikte, verdiği bir konferanstan sonra el elele tutuşarak intihar etmiştir.
ilk karısına intihar fikrini açtığında, ilk karısı bunun ne "mal" olduğunu anlayıp boşanmış. kısmet ikinci karısına kalmış.

konferanstan sonra kendilerini, kendilerinin boşluğuna bırakmışlar. ve içlerindeki boşlukta intihar etmişlerdir.

özellikle portre yazımlar konusunda üstad derecede olan yahudi yazardır.
devamını gör...
''acımak''isimli kitapla tanımıştım merhumu. beni en çok etkileyen sayılı yazarlardan birisi oldu. duruşu, tarzı ve hayata hakimiyeti ile mutlaka satırlarına dalıp gidilmesi gereken bir yazar.
devamını gör...
geçtiğimiz yüzyılın üslup üstadı olarak bilinir. sigmund freud'un etkisinde kalarak iç monologu bize en profesyonel şekliyle gösterir. bir hikaye veya roman yazarı stefan zweig okumamış olarak kendini yazar ilan edemez. bir diğer örnek yönü ise maskelenmiş (alt)benlik veya uniforma kişiliği diye adlandırılan hedeyi yalayıp yutmuş ve "işte bu iş böyle yapılır" * dercesine yüksek yeteneğini gözler önüne serer. 28 kasım 1881 de viyanada doğmuş, 1942 yılında brezilya'da sürgünken petropolis'te hayatını eşi ile birlikte sonlandırmıştır. kendisi aşırı dozda barbiturats veronal suizid * almış, eşi ölümünün gerçekleşmesini beledikten sonra yüksek dozda morfin alarak yanına uzanmıştır. ortaklaşa imzaladıkları veda mektubunu odalarında bırakmşlardı. bir diğer dikkat çekici husus intihar ettikleri gün borç'lu oldukları kişilere ve çeşitli konularda yazıştıkları kişilerin tümüne o gün ücreti ödenmiş olarak postaneye iletilmek üzere düzinelerce mektup bıraktıklarıdır.

böylesi yetenekli bir adamın, mal mülk derdi de olmayan bir adamın "hitler dünyanın gidişatını değiştirdi, dünyaya hükmeden avrupa bir kötülük yumağı oldu çıktı, daha iyi bir dünya düşlerken bundan gayri daha berbat bir dünyada geleceği göremiyorum" diye eşe dosta hayıflanması ve sonunda intihar etmesini kitaplarını okuduktan sonra öğrenmem neticesinde bir türlü kabul edememiştim.

aşırı zengin, tüccar bir viyana yahudisi ailenin oğlu olarak doğdu. hatta öyle ki gençlik yıllarında ağabeyi ile yine viyanada ayrı eve; daha doğrusu ayrı bir malikaneye çıktı. bu önemli bir ayrıntı. bilhassa o dönemler kültür, sanat ve iş dünyasının kalbi durumunda olan viyana'da avrupa çapında ses getiren ve başarılarıyla bilinen kimselerin hemen hepsi yahudi idi. fakat bunlar zweig ailesi / sülalesi kadar varlıklı değillerdi.

ailesi kesinlikle dindar değildi. 18., 19. ve 20. y.y.'ın başlarına kadar genel itibari ile avrupalı yahudilerin büyük çoğunluğu dindar olmamakla birlikte hali vakti yerinde olanlar ömürlerinin ilk yarısında mutlaka yahudilikle ilgilenip, hiç olmazsa az bucuk ibranice öğrenip kendilerini avuturlardı. stefan zweig'in ailesi ise din ile hiç ilgilenmedi. stefan zweig haklı olarak "tesadüfen yahudiyim." demişti.

hayatı incelendiğinde zweig'ın bir çıraklık dönemine rastlamayız. doğuştan yeteneği sayesinde literatur tarihçileri kendisini direkman olgunluk dönemiyle başlatırlar. bu dönem 1918'yılına kadar devam eder. rainer maria rilke ve hugo von hoffmanstahl'ın etkisinde kalarak yazdığı apaçıktır. bunun dışında çeşitli çeviriler yapmıştır. * savaş çıktığında "aman neme lazım, yahudiyim diye bu milliyetçiler beni öpmesin" diyerek gönüllü olarak orduya yazılır. elverişsiz ve çelimsiz bulunur ve savaş bakanlığı'nın arşivine memur olarak atanır. bir savaş karşıtıyla arkadaşlığı neticesinden önce zorunlu izine çıkartılır ardından da ordudan atılır. "daha başıma gelecekler var" deyip isviçre'ye salzburg'a kaçar. 1919 yılından 1933'e kadar salzburg yılları diye bildiğimiz dönemde daha çok gazetecilik yapar. milliyetçi sosyalist'lerin almanyada iktidara ulaşmalarından sonra bunun etkisi avusturyada hissedilmeye başladı. "gelecek pek kötü gelecek" diye düşünen zweig bunun üzerine önce ingiltere'ye iltica etti ardından güney amerikaya kaçtı sonra da brezilyaya yerleşmek durumunda kaldı. bu bir cümlede geçtiğim dönem içinde çok badireler atlattı. fakat renkli ayrıntılar içinde meşhur komünistler'le yazışmaları, arada kitaplarının yayınlanması, bazı yayınevlerinin kitaplarını yayınlamayı red etmesi ve abd'de bir romanın filmleştirilmesi ve gösterime alınması var.



devamını gör...
|
"vay canına" nidasıyla kafamıza vuran kitabı cinnet'tir.

türkçeye amok veya amok koşucusu olarak çevirilmiştir. çevirilirken de bir güzel uslübünun içine edilmiştir. bunun farkında olan yayınevlerimiz bir çok defa bu eseri çevirtmişler. başarılı olup olmadıklarını bilmiyorum.

yaşarken yayınlanan son kitabı ise die welt von gestern'dir. *
devamını gör...
|
harika kitapların yazarı, örnek alınacak biyografi yazarı yada alanında tek.

joseph fouche (en kusursuz aşağılık dönek) adlı bir diplomatın biyografi herkese okutulması gereken güzel kitaplardandır. özellikle tasvirleri müthiştir hele ki napolyon olan kısımları ayrı bir güzeldir.

marie antoniette kitabı ise tam bir kraliçe'nin yükseliği çöküşü yaşadığı hayatını güzel anlatıyor. özellikle anektotlara(ekmek bulamıyorsa pasta yesinler) kesinlikle deyinmiyor. alanında ender rastlanan kitaplardan. sadece sarayın içindeki bir kadının yaşamını anlatmıyor hareketlerine görede,piskolog edası ile iç dünyasını yorumluyor. bu konuda zaten freud'un öğretilerinden etkilenmiş.

satranç kitabı konusu bakımından hem farklı hemde güzel kitaplardandır. bilmeyen biri bile bu kitapla satranç öğrenmek isteyecektir.

insanlığın yıldızı parladığı anlar kitabı ise kendisinin önem verdiği 12 tane tarihi olayı anlatıyor hikaye olarak. hele istanbulun fethi ve fatih'in kişilikle ilgili cümleleri çokta güzeldir. tespitleride fena değildir.

kısaca okunması okutulması gereken bir kitap yazarıdır. keşke daha çok yazabilseydi.
devamını gör...
stefan zweig, 28 kasım 1881'de viyana'da doğdu. 18 yaşına geldiğinde, viyana üniversitesi felsefe ve edebiyat bilimleri fakültesi'ne girdi. yüksek öğrenimini burada yaptı. zweig ilk şiirlerini 1901'de "gümüş teller" adıyla yayınladı. bu epik eser, ona, tarihsel minyatürleri ve biyografi yazıları ile aynı derecede şöhret kazandırdı.

1902'de "yeni özgür basın gazetesi"nde, uzun yıllar devam edecek bir işe başladı. theodor herzl ile buradayken tanıştı ve dost oldu. aynı yıl, paul verlaine ve baudelarie'in şiirlerini almanca'ya tercüme etti. aynı yılın yaz mevsiminde yaptığı belçika seyahatinde emeli verhaeren ile tanıştı ve 1904'e gelindiğinde, verhaeren'in şiirlerini tercüme etti. yine aynı dönemde, "hipolyte taine'in felsefe" başlıklı doktora tezini vererek, yüksek öğrenimini tamamladı.

1907-1909 yılları arasında seylan, gwaliar, kalküta, benores, rangun ve kuzey hindistan'ı gezdi. bunu, 1911'deki newyork, kanada, panama, küba ve portoriko'yu kapsayan amerika seyahati izledi.1914 yılında belçika'ya emile verhaeren'in yanına gitti. 1. dünya savaşı, stefon zweig belçika'dayken patlak verince, viyana'ya döndü. savaş bakanlığı, zweig'i " savaş arşivine" memur olarak tayin etti. bu görevi sırasında " yabancı ülkelerdeki dostlara açık mektup'u yazdı ve yayımladı.

zweig, 1917-1918 yıllarında herman hesse, fritz von uruh, james joyce, ferrucio buroni ve anette kolb ile görüştü. 1920 yılına gelindiğinde, frederike von winternit ile viyana'da evlendi. 1927'de almanya'nın münih şehrinde "duygu karmaşası", " yıldızın parladığı anlar" ve " tarihsel baş minyatür" adlı kitapları yayımlandı. yine 1927'nin 20 şubat tarihinde "rilke'ye veda" başlıklı konuşmasını yaptı. bir yıl sonra ise , ünlü yazar kont leo tolstoy'un 100. doğum yıldönümü kutlamaları'na katılmak üzere sovyetler birliği'ne gitti. 1931'deki seyahati fransa'ya oldu. cap d'antibes'te joseph roth ile buluştu.

tarihler "1933"ü gösterirken, nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında zweig'ın eserleri de yer alıyordu.1934 yılında, nazilerle stefon zweig arasındaki çatışmalar doruk noktasına ulaşınca, zweig'dan "savunma" istendi ve hemen arkasından, zweig'ın kapuzineberg'deki evi basılarak, silah araması yapıldı. eğer evde silah bulunmuş olsaydı, zweig'ın hapsi boylayacağı kesindi. bu uğraşmalar üzerine zweig, ailesini bile yanına almadan yurdu terketti ve londra'ya yerleşti. bu esnada "rotterdamlı enasmus'un zaferi ve trajedisi" adlı eseri yayımlandı.

zweig 1937'de karısı frederike'den ayrılıp ve bir yıl sonra portekiz'e giderken yanında lotte altman adında bir kadın vardır. o sıralarda avusturalya, alman reich'ına katılır ve zweig da ıngiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat eder. 1939'da "kalbin sabırsızlığı" adlı romanı yayımlanır ve zweig da, portekiz seyahatine birlikte çıktığı lotte altman ile evlenir.

1940 yılının temmuz ayında, karısı lotte ile birlikte önce newyork'a ve sonra da konferanslar vermek üzere brezilya, arjantin ve uruguay'a giderler. aralıkta newyork'a geri dönerek "amerigo-tarihi bir hatanın öyküsü" adlı kitabı yazmaya başlar. 1941'de "brezilya-geleceğin ülkesi" isimli kitabı yayımlar. brezilya daha sonraları stefon zweig'ın hayatında çok önemli bir yer tutacaktır. bu kitabın yayımlanmasının ardından zweig ve eşi, brezilya'nın petropolis şehrine yerleşirler. orada "bir satranç öyküsü"nü kaleme alır. bu kitabın önemi şuradan kaynaklanmakta: "bir satranç öyküsü", satrancı gerek pratik gerek felsefi olarak çözümlemiş biri, yani zweig tarafından yazılmıştır satrancı derinlemesine çözümlemiş bu kitabı okurken, trevenian'ın "åžibumi" isimli romanında anlatılan "go" oyunu ve yazarın bu oyunu, hayata bir uygulaması hatıra geliyor.

zweig romanda, ilginç bir satranç maçını, okuyucunun anlayıp takip edebileceği şekilde anlatırken, şunun farkına varılıyor: "bir satranç öyküsü" kitabı da, tıpkı bir satranç karşılaşmasında olduğu gibi, hamlelerden ve açılımlılardan oluşuyor. bu kısa romanda, anlatım aşama aşama gelişirken, yine başka bir enterasan durum çıkıyor okuyucunun karşısına: "out of africa" romanıyla ünlenen danimarka'lı yazar karen blixen'in de keşfedip, "ölümsüz öykü" hikayesinde uyguladığı, "doğu anlatım biçimi" yani "öykü içinde öykü" şeklinde bir ifade tarzını kullanıyor s. zweig. genel olarak "doğu anlatım biçimi" diyebileceğimiz bu tarz anlatım, batı roman'ında kullanılan flaşbekten çok farklı..flaşbek, "öykü içinde öykü öykü içinde öykü" biçimindeki anlatımın bir versiyonu.

zweig'ın bu eserinde de "binbir gece masalları" nın anlatım biçimi, yazarın, arjantin'e giden gemide karşılaştığı ilginç bir karekter nedeniyle karşımıza çıkıyor. yazar, okuyucusuna bir gemi yolculuğu ve gemide yaşananları anlatırken, birdenbire enterasan bir doktor "tak" diye olaya karışıyor. doktor öyküsünün, ne gemi yolculuğuyla ne de diğer insanlarla hiçbir bağlantısı yok. bu 2. öykü, bizi bambaşka ve fantastik bir dünyaya götürüyor. "bir satranç öyküsü" aynen "ve åžehrazat, åžehriyar'a demiş ki..." diye başlayıp, binlerce sayfa tutan hikayelerin anlatıldığı çizgiyi takip ediyor. bu, aslında hoş birşey. çünkü, bize ait ve değişik bir anlatım şekli kullanılıyor. bu durum da, okuyucu "giriş, gelişme, sonuç" biçimindeki kuru ifade biçiminin tekdüzeliğinden kurtarıyor ve bambaşka dünyalara taşıyor.

stefon zweig, 1941'de montaigne üzerine çalışmaya başlar ve "dünün dünyası-avrupa anıları" adlı otobiyografisini kaleme alır. zweig 22 åžubat 1942'de karısı lotte ile birlikte intihar eder ve devlet töreniyle petropolis mezarlığına gömülür.
devamını gör...
"meçhul bir kadından mektup" gibi, kendini sebepsiz birden çok kez okutturan "hayattan" hikâyeler kaleme alan, insan ruhunun sırlarına vâkıf güzã®de şahsiyetlerden biri.
devamını gör...
|
"bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. " (satranç)
devamını gör...
|
biyografi türünün üstad-ı azamı, maşrık-ı azamı ve bilimum her bi şekil azamıdır.

balzac'ı bir anlatır, dostoyevski'yi bir tanımlar ki, hafazanallah. al jileti doğra kendini. öyle bir model.

devamını gör...
|
sevdiğimiz kafası çalışan ender batılılardan...
devamını gör...
|
1942'de karısıyla birlikte, avrupa'nın içine düşŸtüğŸü trajik duruma daha fazla dayanamayarak intihar etmişŸ avusturyalı yazar.

http://tr.wikipedia.org/wik... (detay)
devamını gör...
|
"ilerlemeci tarih anlayışı"nı iktisadî ve teknik terakki bağlamında sarf ettiği şu cümlelerle özetleyen büyük insan:

- "kesintisiz ve durdurulamaz bir ilerlemeye duyulan inanç, gerçekte o dönemde dinden daha güçlüydü; insanlar "ilerleme"ye kutsal kitap'tan daha çok inanıyorlardı. bilim ve tekniği gündelik hayattaki şaşırtıcı gelişmeleri de onların bu inançlarını haklı gösteriyordu."
devamını gör...
--- alıntı ---

sürgündeki yazar stefan zweig, nazizmin verdiği umutsuzlukla kendini öldürmüştü. ancak bunu yapmadan önce, zweig’ın, brezilya’nın kendi hayalindeki avrupa gibi olduğunu söylediğini yazıyor benjamin ramm.

75 yıl önce, şubat 1942’de, avrupa’nın en meşhur yazarı viyana’dan 10.000 km uzaklıktaki brezilya kasabası petrópolis’te bulunan bir bungalovda intihar etti. ölümünden önceki yıl, stefan zweig birbirinin zıttı iki eserini tamamladı. bunlar savaşla tüketilen bir medeniyete bir ağıt niteliğinde olan dünün dünyası: bir avrupalının anıları ve iyimser bir yeni dünya portresi çizen geleceğin ülkesi: brezilya eserleridir. bu iki kitabın ve onları yazan mültecinin hikâyesi, milliyetçilik tuzağını ve sürgün travmasını gözler önüne seren bir rehber niteliğinde.

zweig, 1881 yılında avusturyalıların, macarların, slavların, yahudilerin ve daha birçoğunun iç içe yaşadığı çok uluslu habsburg imparatorluğu’nun başkenti viyana’da varlıklı ve aydın olan yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. hükümdarları çok dil konuşabilen ı. franz joseph idi. franz joseph, 1867’de tahta ilk çıktığı zaman şu fermanı okuttu: “imparatorluğun bütün ırkları eşit haklara sahiptir ve her ırk, kendi milletini ve dilini korumakta tartışmasız bir şekilde hak sahibidir.”

franz-joseph, kibirli bir otokrattı ve saltanatı kesinlikle romantize edilemezdi. ancak şüphesiz ki avrupa kendi kendini milliyetçilikle bitirirken, zweig’a bir tür kültürel çeşitlilik ortamı sağlamıştı. biyografisini yazan george prochnik, zweig’ın avrupa’daki her büyük başkentte uluslararası bir üniversite kurmak için çağrıda bulunduğunu ve gençlerin başka dinler ve etnik kökenlerden insanlarla tanışmaları için bir değişim programı önerdiğini belirtiyor.

zweig, rio de janeiro’nun kuzeyinde yer alan, adını brezilya’nın son imparatoru ıı. pedro’dan alan petrópolis’e yerleşmişti.

zweig, dünün dünyası’nı kendi memleketinin nazileşeceğini düşündüğü için 1934’te avusturya’yı terk ettikten sonra yazmıştır. ilk taslağını 1941 yazında new york’ta tamamladı ve eşi lotte altmanntarafından yazılan son halini de ikili intihar etmeden önce yayıncıya gönderdiler. o zaman, habsburg imparatorluğu’nun yok edildiğini ve viyana’nın bir alman kasabası statüsüne düşürüldüğünü yazmıştı. zweig artık vatansız olmuştu ve bunu “artık hiçbir yere ait değilim, artık her yere yabancı, en fazla bir misafirim” diyerek dile getirdi.

zweig’ın anıları, sürgünün karmaşık doğasına bir ışık tutuyor. zweig’ın bir zamanlar takdir gördüğü şehirlerde kitapları yakıldı; güvenlik, refah ve konfor devri yerini devrime, ekonomik iktidarsızlığa ve milliyetçiliğe, “avrupa kültürünün çiçeğini solduran bir kıran“a bıraktı. tarih kendini yok ediyordu: “bugün, dün ve hatta dünden önceki gün arasındaki bütün köprüler yıkılmıştı.”

iz bırakmadan

zweig’ın en büyük korkularından biri dilinin kaybolmasıydı. nazi ideolojisinin almanca’yı dönüştürdüğü son halini gizli ve acı verici bir utanç olarak nitelendiriyordu. paris’te intihar eden şair paul celan gibi zweig da schiller, goethe ve rilke’nin dilinin naziler tarafından işgal edildiğini ve telafi edilemez bir şekilde bozulduğunu düşünüyordu. ingiltere’ye taşındıktan sonra kendini “kullanamadığı bir dilin içinde hapsolmuş” gibi hissetmeye başlamıştı.

zweig dünün dünyası kitabında 1914’den önce hindistan veya abd’yi vize veya pasaporta ihtiyacı duymadan sınırların olmadığı bir şekilde gezmenin kolaylığını tasvir ediyor. fakat bu tabii ki sürekli savaş ortamında yaşayan bir nesil için alışılmadık bir durumdu. artık o da bütün mülteciler gibi beceriksizce işlenen bürokrasi ile karşı karşıyaydı. zweig, göç idaresi memurlarının kimlik için daha ayrıntılı bilgi ve kanıt istemelerini edindiği yoğun “bürokrasi fobisi” olarak betimliyor. mesleği için bir tanım istediklerinde ise bir başka mülteci arkadaşına şaka yollu şunu diyor: “bir zamanların yazarı, şimdinin vize uzmanı.”

hitler avrupa’yı boylu boyunca ele geçirmeye çalışırken, zweig bath’daki (ingiltere) konutundan ossining, new york’a taşınmıştır. orada onun kadar bağlantıları ve maddi rahatlığı olmayan ve müthiş cömertliğine şaşıran yakın mülteci arkadaşları dışında neredeyse hiç kimse onu tanımıyordu. zweig, amerika’da hiç evinde gibi hissedemiyordu. amerikalılaştırmanın ı. dünya savaşı sonrası avrupa kültürünü yok eden ikinci etken olduğunu düşünüyordu. 1936’da bir konferans için geziye gittiği brezilya’ya geri dönmeyi umut ediyordu.

brezilya: geleceğin ülkesi kitabı, güzelliği ve cömertliği zweig’ı derinden etkileyen bir millete lirik bir övgü niteliğinde. yazar bu ülke karşısında şaşırmış ve ezilmişti; avrupalılara özgü küstahlığı ve cehaletinden ötürü kendine çok kızmıştı. zweig, bu kitapta brezilya’nın tarihi, ekonomisi, kültürü ve coğrafyasından bahsediyor. ama kitabın iç yüzünde zweig’ın avrupa hakkında edindiği bakış açısı yatıyor.

zweig’ın anlattığına göre, brezilya’da onun avrupa’da olmasını istediği her şey var: duygusal, entelektüel, sakin, materyalizm ve militarizme zıt bir ülke. hatta zweig, brezilyalılarda garip bir şekilde avrupalıların spora olan tutkusunun olmayışından bahsediyor. brezilya, avrupa’nın ırk fanatiklerinin, kahramanlara tapınmanın verdiği kendinden geçmişliğin, aptalca milliyetçiliğinin ve materyalistliğinin ve intihara sürükleyen öfkesinin olmadığı bir ülke onun gözünde.



brezilya bütün ahengi ve renkleriyle zweig’ın baskı altındaki habsburg viyanası imajından tamamıyla farklı bir yer; bu melez benliği güzelliği zweig’ın bakış açısını doğruluyor gibi. brezilya’da afrikalı, portekizli, alman, italyan, suriyeli ve japon göçmenlerin torunları özgürce birbirlerine karışmış durumda: “bütün bu farklı ırklar, olabilecek en uyumlu şekilde yaşıyorlar” diyor zweig. ona göre brezilya sözde medeni avrupa’ya medeniyeti öğretiyor: “bizim eski dünyamız her zamankinden daha çılgın bir şekilde köpekler ve yarış atları gibi safkan üremeye odaklananlar tarafından yönetilse de, brezilya ulusu yüzyıllardır özgür ve baskısız bir melezleşme prensibi üzerine kurulu… her renkte çocuk var – çikolata, süt, kahve tenli – okuldan kol kola geliyorlar… ayrım, engel, küstah sınıflandırmalar yok… burada kim safkan olmakla övünebilir ki?”

cennet

zweig’ın bu sevgisi, halk arasında da popülerleşti ve binlerce brezilyalı ders konuları bütün büyük gazetelerde yayınlanmasına rağmen zweig’ın derslerine şahsen katılmaya başladılar. ne var ki kitap eleştirmenler tarafından topa tutuldu: prochnik’in söylediğine göre, brezilya’nın öncü bir gazetesi, üç gün art arda zweig’ı yeren eleştiriler yayınladı ve onu ülkenin sanayici ve modern yeniliklerini görmezden gelmekle suçladı.

zweig’ın brezilya’ya övgüler yağdırması onu burada da popüler kıldı ve birçok yere onun adı verildi. fotoğraf: eduardo p

zweig’ın brezilyalı diktatör getúlio vargas’ı övmesi ise en çelişkili durumlardan biriydi. vargas, 1937’de otoriter portekiz ve italya rejimlerinden etkilenerek yeni hükümeti ilan etti. brezilya meclisini devre dışı bıraktı ve solcu entelektüelleri hapis cezasına çarptırdı. bunların bazıları zweig’a vargas’ı övmesi için para ödendiğini, en azından vize teklif edildiğini düşünüyorlardı. vargas hükümeti, ırksal sebeplerden ötürü yahudi göçünü durdurdu ama ününden dolayı zweig için bir istisna uyguladılar.

bu sıkıntılı dönem, zweig’ın politik iyi niyetliliğini ortaya çıkardı. doğuştan pasifist ve uzlaşmacı biri olarak, zweig hayati bir anda amansız bir düşman kazanmaktan korkmuştu. (vargas ocak 1942’de almanların karşısında, müttefiklerin yanında taraf olmuştu.) inzivaya çekilmek umuduyla, stefan ve lotte rio’nun 64 km dışında, önceden alman yerleşkesi olan petrópolis’e yerleştiler.

alplerin yemyeşil manzarasını “cennet” diye tanımlıyordu zweig: “almancadan tropik bir dile çevrilmiş gibi.” eski kitaplarını ve arkadaşlıklarını unutup içsel özgürlüğe ulaşmaya çalışıyordu. fakat tam da rio karnavalı‘nda, nazilerin ortadoğu ve asya’daki ilerleyişinden haberdar oldu ve üzerine bir kasvet çöktü. hiçbir zaman özgür olamayacağını ve bu korkudan kurtulamayacağını hissetti. “nazilerin gerçekten buraya kadar gelmeyeceğini mi düşünüyorsunuz? onları hiçbir şey durduramaz” diye yazmıştı.

zweig, sınırların ötesinde bir dünyayainandı ama sonunda sınırlarla tanımlanır oldu: “içsel krizlerime kendimi pasaportsuz tanımlayamıyor oluşum da dahil”. bu düşünce zweig’a musallat olmuştu (“yalnızca hayaletiz, ya da birer anı” diyor bunun için). intihar mektubunda uzun yıllar süren bu evsiz avarelikten yorgun düştüğünü yazmış. stefan ve lotte bu duruma birlikte teslim oldular: “bugünümüz de geleceğimiz de yok… bu kararı aldık, birbirimize aşkla bağlıyız ve birbirimizi asla terk etmeyeceğiz.”

petrópolis’te avusturya soykırım anma servisi’nde görevli olan tristan strobl’un söylediğine göre “aktif” bir müze olan zweig’ın bungalovunu ziyaret ettim. tristan bana 1933 ve 1945 yılları arasında brezilya’ya gelen mültecilerin katkılarını gösteren interaktif bir sergi gösterdi. “o dönem avrupa’daki entelektüel yaşamın sonuydu. ama brezilya’nın ve diğer ülkelerin sürgündekileri kabul etmesi oldukça olumlu bir şeydi” diyor tristan. eski dünyanın en karanlık çağı, yenisine aydınlık getirmişti.

 


--- alıntı ---

*
devamını gör...
satranç isimli kitabı ile tanıdığım yazar.
devamını gör...
|
edebiyat okuru için bir ömre yetecek kadar yazardır kendisi. ama edebiyat okuru yetinmez. *
devamını gör...
bazi aile büyüklerinin ise ay bu esiyle intihar etmis neyini okucam savunmasiyla okumaktan vazgectikleri yazardir. *

--- alıntı ---

istedigimiz ve bizi mutlu eden bi hayati mi yasiyoruz yoksa istenilen ve cevremizdekileri mutlu eden bi hayati mi? insanlarin takdirini kazanmak matah bi sey mi? hata sandiklarimiz gercek birer hata mi?

--- alıntı --- *
devamını gör...
hep abartıldığını düşünüyorum. şu popüler olanın cazibesi bende ters etki yapıyor galiba.
devamını gör...
|
üçüncü tekil şahıs gözüyle anlatım geneli itibariyle bende hep dar bir çerçeveyi hatırlatır...

zweig bunu çok yapıyor...
devamını gör...
|
gerçek bir kalem ustasıdır. biyografi kitapları romanlarından daha lezzetli gelmiştir bana.
devamını gör...
macellan kitabında, baharatın ticareti sırasında el değişiminin anlatıldığı kısımda "venedik filosu. bu küçük cumhuriyet rakip kent bizans'ın kalleşçe yerle bir edilmesinden sonra baharat ticareti tekelini ele geçirmiştir" yazmıştır.

afrika kıtasındaki ülkelerin bir bir portekizlilerce ele geçiriliş yöntemini bir kahramanlık olarak anlatmıştır.
bu yöntem ilk filonun ticaret amaçlı olduğu, ikinci gidişte koruma amaçlı kaleler inşa edildiği, üçüncü gidişte yeterince savaşçı kalelere yığılmışken yerli hükümdara darbe yapıldığı yöntemdir.

lakin macellan iyi bir biyografi kitabıdır.
devamını gör...
|
şu sıralar dikkatle takip ettiğim yazar. ilk okuduğum kitabı satranç oldu. kurgusu ve anlatımıyla gerçekten övgüyü hak ediyor. lakin adamın içine yerleşmiş ırkçı bir yapı mevcut. satranç kitabında bunu pek hissettirmiyor lakin amok koşucusu birçok ırkçı ögeyi içinde bulunduruyor.

ama kesinlikle okunması gerekiyor. çünkü insan ruhunun içine düştüğü bunalımları çok doğru kelimelerle rahat bir biçimde ifade edebiliyor.
devamını gör...
|
son zamanlarda ülkemizde fazla ilgi görmeye başlamış yazar. ben sebebini bulamıyorum ama iyi de oluyor tabii ki. yalnız satranç'ı okudum, çok başarılı bulmuştum. diğer kitaplarını da sürekli milletin elinde ve çok satanlar listelerinde görüyorum.

kendisinin karısı ile birlikte ülkesindeki iğrenç olaylardan bıkıp sürekli bir yerden bir yere gitmek zorunda kalması ve ardından ikisinin de intihar etmesi bana acı verir her aklıma geldiğinde.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.