sylvia plath

karşılığı tek kelime; şair.

intihara meyyal kişiliğinin aktığı o mısralar, vücuda sızan alkol gibi dolaşır damarlarda. bir gaz fırınında son bulan yaşamı, manik-depresif buhranları, sırça fanus'ta saklı kalmış mutsuzluklarıyla müstesna bir ölmek ustası. ne bir eksik, ne fazlası. budur işte o; şair.

"ben ölü yumurta, uzanmışım
büsbütün
dokunamadığım bütün bir dünyanın üzerine..."
devamını gör...
"sometimes, i feel like i'm not solid. i'm hollow; there's nothing behind my eyes. i'm a negative of a person - as if i never thought anything, never wrote anything, never felt anything. all i want is blackness - blackness and silence."

bazen, kendimi katı değilmişim gibi hissediyorum. içim boş; hiçbir şey yok gözlerimin arkasında. birinin negatifiyim- hiçbir şey düşünmemiş, hiçbir şey yazmamış, hiçbir şey hissetmemişim sanki... bütün istediğim siyahlık-siyahlık ve sessizlik.
devamını gör...
ölümü ortalama kitap yemiş, müzik içmiş her üniversiteli genç kız için 'acayip' romantik olan şair-yazar.
devamını gör...
bir yangın başlattım ben; bıktığımdan artık
eski mektupların beyaz renkli yumrukları ve öldüren gevezeliğinden
çöp kutusuna epey yaklaştığımda.
benim bilmediğim neyi biliyorlardı ki sanki?
kaçak bir araba gibi pak su sevdasının sırıtarak uzaklaşmasıyla
tüm kum taneleri
tek tek gözler önüne serildi
ben hilekâr değilim.
aşktan, bıktım artık aşktan
içinde nefret taşıyan karton kutulardan, tutkalın renginden
ambalajlardan
aptal, kırmızı ceketli adamların gözlerine ve posta damgalarının
tarihlerine bakmaktan.

bu yangın can yakabilir ya da sönebilir bir anda; fakat acımasızdır daima
bir gözlük kabını
açabilir parmaklarım
-kırık ve bozuk, dokunma-
yazıyor olmasına rağmen üzerinde.
işte yazıma uygun bir son.
eğilen, korkuyla diz çöken dinç kancalar ve gülümsemeler, gülümsemeler
en azından güzel bir yer olacak artık, tavan arası.
yüzeyin altında oltaya takılmış,
tek bir gözüyle yakamozları seyreden
bir bu arzu, bir o arzu arasındaki kutup bölgesinde
dolaşıp duran ahmak bir balık olmayacağım en azından.

bu yüzden, uçuracağım yaşlı kuşları evimden
daha güzel onlar benim vücutsuz baykuşumdan.
yükselip uçarak kör gözleriyle
avutuyorlar beni.
havada çırpınırlarken siyah ve parıldayan
kömür melekleri gibi görünüyorlar
ve söyleyecekleri hiçbir şeyleri yok
biri dışında kimseye.
şahit oldum buna ben.
bir tırmığın arkasıyla
insan kokan o mektupları tanelerine ayırdım
yelpaze gibi serdim onları
çivit, tuhaf rüyalarda ve
bir cenin içinde varlığını sürdüren
sarı marullar ve alman lahanalarının ortasına
ve siyah kenarlarıyla bir isim

çürüyor ayakuçlarımda
salep çiçeği
köklerin ve usanmışlığın,
solgun gözlerin ve rugan seslerin yuvasında duruyor!
ilık yağmur yalnızca saçlarımı yağlandırıyor, söndürmüyor hiçbir şeyi.
ağaçlar gibi alev alıyor damarlarım.
köpekler dışkılamaya devam ediyorlar. böyle bir şey işte bu.
bilindik bir patlama ve yırtılmış bir poşetten sızıp hiç durmayan bir feryat
ölü bir gözüyle,
tıkanmış ifadeleriyle durmaksızın devam ediyor
anlatıyor bulut parçacıklarına, yapraklara, suya ölümsüzlüğün ne olduğunu
havayı boyayarak.
ölümsüzlük işte bu.

*
devamını gör...
hayatımın hikayedeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp
budaklandığını gördüm. her dalın ucundan sanki olgun mor bir incir
gibi mükemmel bir gelecek uzanıyordu ve beni çağırıyordu. bir incir
bir koca ve çocuklar, diğer bir incir başarılı bir profesör ve bir başka
incir muhteşem editör, ee gee, ve bir başkası avrupa ve afrika ve
güney amerika, ve bir diğeri constantin ve sokrates ve atilla ve
garip isimler ve enteresan işleri olan başka bir sürü sevgili ve bir
başka incir olimpiyat bayanlar takımı şampiyonu ve bu incirlerin
ötesinde tam olarak çözemediğim bir sürü başka incir daha.
kendimi ağacın altında oturup, sırf hangi inciri seçmeye karar
veremediğim için açlıktan ölürken gördüm. incirlerin her birini
istiyordum ama birini seçmek geri kalanının tamamını kaybetmek
anlamına geliyordu, ve ben orada karar veremeden oturdukça, incirler
birer birer buruşmaya ve kararmaya başladı ve tek tek her biri
ayaklarımın dibine düştü.*.

bu metin üzerine ben de derim ki; ya az şey iste yada ne istediğini iyi bil.*
*
devamını gör...
şiirlerinde kendi kendini yiyen düşüncenin dişleri görünür;

böceklerin annesi, aç elini yeter ki:
mumların ağzı arasından uçacağım yanmayan bir kelebek misali.
geri ver bana biçimimi. hazırım günleri tefsir etmeye
bir taşın gölgesinde tozla çiftleştiğim yerde.
bileklerim parıldar. parlaklık tırmanır kalçalarıma.
yitip gitmişim, yitip gitmişim, bütün bu ışıkların harmanilerinde.
devamını gör...
|
babasından çok acaip nefret eden ve bunu da şiirlerindeki tüm erkek karakterlerle dile getiren bi ablamızdı. intihar etmeden önce çocuklarını odalarına kilitleyip,başuçlarına süt ve kurabiye koyup, kapı aralığını da havlu gibi bişeyle kapatmıştı ve sırf bu sebeple çok süper bi anne oluvermişti. bravoydu ona.
devamını gör...
|
oğlu nicholas hughes da intihar ederek ölmüştür. depresyon kalıtımsal olabilir mi?
devamını gör...
--- alıntı ---

1932 yılında alman bir baba ve amerikalı bir anneden, massachusetts'te doğdu. profesör olan babası 1940 yılında öldü. plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı. şiirleri ve hikayeleri yayımlandıkları amerikan dergilerinde büyük ilgi gördü.

plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği smith college'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi. daha sonra hastalığında büyük iyileşme görüldüğü bir akıl hastanesine yatırıldı ve 1955'te smith college'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

kazandığı fulbright bursuyla cambridge üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan varsity'de yayımladı. plath burada 1956 yılında evleneceği ingiliz şair ted hughes'la tanıştı. evliliklerinin ardından amerika'ya dönen çift boston'da yaşamaya başladı. plath, hamile kaldıktan sonra ise ingiltere'ye geri döndüler.

plath ve hughes, londra'da kısa bir süre yaşadıktan sonra north tawton'a yerleştiler. çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa bir süre sonra sylvia plath londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

kiraladığı evin eskiden ingiliz şair w.b. yeats'e ait olduğunu öğrenen plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962/63 kışı plath için çok zor geçti. 11 şubat 1963'te hasta ve parasız olan plath, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarına süt ve kurabiye hazırladıktan sonra kafasını fırının içine sokarak gaz zehirlenmesinden öldü.

--- alıntı ---
devamını gör...
"dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı. gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı. evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında da gölge vardı. ve dünyanın gece tarafında kilometrelerce gölge vardı yine."

sırça fanus
devamını gör...
abla bir gece çocuklarının odasına süt ve bisküvi bırakıp, kapılarının altından hava girmesin diye ıslak havlularla kapatır, mutfakta otururgazı açar ve intihar eder. fazlası ile dramatik bir ölüm. bütün hayatını özetler gibi...



şairin hayatını anlatan 2003 yapımı sylvia adında biyografik bir film/belgesel mevcuttur. merak edenler için 2 saatte, hızlandırılmış sylvia plath kursu başlamıştır.

devamını gör...
"yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
kalbimi dinlemenin,
hakikaten çalışıyor.

bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
bir sözün, veya bir dokunuşun.
ya da biraz kanımı akıtmanın.."
devamını gör...
"dikey dururum

fakat yatay durmayı yeğlerdim.
mineralleri ve anne sevgisini soğurarak
her mart pırıl pırıl yaprak açacak
bir ağaç değilim ben; toprakta değil köklerim.
payıma düşen ah’ları cezbeden
ve yakında yapraksız kalacağını bilmeyen
ihtişamla resmedilmiş bahçe tarhının güzelliği de değilim.
ölümsüzdür bir ağaç, kıyaslandığında benimle
ve bir çiçek başı daha bir irkiltir, uzun olmasa bile,
birinin uzun ömrünü, diğerinin cüretini isterim.
bu gece, yıldızların miniminnacık ışıkları altında,
ağaçlarla çiçekler serin kokularını yaymakta.
farkına varmaz hiçbiri, yürürüm aralarında.
uyurken en mükemmel şekilde onlara
benzemek zorundayım diye düşünürüm ara sıra
düşünceler bulanmakta.
uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
sonra gökle ben konuşuruz açıkca,
ve faydalı olacağım ben en son kez yattığımda:
o vakit dokunur bana ağaçlar ilk kez, ve çiçekler zaman ayırır bana.
"
devamını gör...
dünyanın en orijinal şekilde intihar eden insanlarından birisidir ; kafayı fırının içine sokup gaz dan zehirlenmek.sen daha vermidon içerek intihar etmeye çalış ergen.
devamını gör...
'daha ne kadar zaman rüzgârı dışarıda bırakan bir duvar olabilirim ki?
daha ne kadar zaman
soğuk ayın mavi yıldırımlarını engelleyerek
yumuşatabilirim güneşi elimin gölgesiyle?
yalnızlığın sesleri, üzüncün sesleri
vuruyor sırtıma amansızca.
onları nasıl yumuşatabilir ki bu küçük ninni?

daha ne kadar zaman yeşil meskenimin etrafında bir duvar olabilirim?
daha ne kadar zaman ellerim
o’nun yarasına sargı olabilir, ve sözcüklerim
neşelendirebilir gökteki kuşları, avutarak, avutarak?
korkunç bir şeydir bu,
böylesine açık olmak: sanki kalbim
bir yüz takınmış ve yürümüş dünyaya doğru..'

üç kadın / sylvia plath
devamını gör...
''asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım;olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım.kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim.bunları neden istiyorum?hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini,tonlarını ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek http://istiyorum.Ve korkunç derecede sınırlıyım.''

*
devamını gör...


1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
devamını gör...
kendisi mutfakta intihar ederken diğer odada olan 1 yaşındaki oğlu da geçtiğimiz ay intihar ederek hayatına son vermiştir.
devamını gör...
boyunayım

ama enine olmayı tercih ederdim.
ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
taşları ve o ana sevgisini emen
bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazik ki
sanki özenle boyanmıs ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkişmanın anlamını bilir,
bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
ben de onlar gibiyim aslında
düşüncelerim bulanır sonra.
uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
o gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

sylvia plath
devamını gör...
demek ki hiç bilemeyeceğim ,
nereye koyduğunu ayağını,
kökünü saldığını,
seninle hiç konuşamadım...
devamını gör...
|
kendini "tanri olmak isteyen kiz" diye tanimlayip, iki cocuk annesi olduktan sonra isin rengini degistirip; i want i want siiriyle dogmamis bebegini "efendi" konumuna getirerek bebeginin hakimiyetini kabullenen, celiskili bir hayat hikayesine sahip, "mükemmel"i yaratmak isterken bunun olamayacagini anladiginda yasamini sonlandiran, bir yaniyla hep gizemli kalan kadin sairlerden
devamını gör...
|
hayatı ve eşi şair ted hudges ile yaşadıkları yönetmen christine jeffs tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır.
devamını gör...
|
çocukları uyurken kendini mutfağa kilitleyip, kafasını fırına sokarak intihar eden sylvia, intihar etmeden hemen önce, çocuklarının baş ucuna birer tabak kurabiye ve süt bırakıp kendini öldürdü.

her şeyden, herkesten bunalan bir kadın… 2 çocuk sahibi...ihanete uğramış bir kadın...çocuklarından vazgeçemeyen bir anne...her şeye rağmen yine de *
devamını gör...
|
modern zaman cinnetlerinden birini yaşayan ve intihar ederek sonsuz cehennem ödülünü alan şaire.
şiirleri muhteşemdir.**
devamını gör...
ölmek,
herşey gibi, bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme. demiştir ölmeden 2 yil önceki bir şiirinde...
devamını gör...
|
intihar etmeden önce eline sıkıştırdığı ''beni kurtar'' notuyla yaşamı üzerine zar atmış şair....
devamını gör...
|
intihar ettiği evinde daha önceden kalan şairin de intihar etmiş olmasından dolayı intihar ettiği söylenmektedir. intiharın o evin laneti olduğunu daha önce söylemiş manik depresif bir dahi.
devamını gör...
3 gün önce doğum günündü. åžimdi daha anlaşılıyor ki "şiirden anlayan kadınlar mutlu olamaz." diyen adam haklı.
devamını gör...
|
beni derinden etkileyen şairlerdendir.
aşk ve şiir arasındaki açmazın başlı başına resmidir. kocasına güzel kekler yapan kadın belki de şiir yazmaktan daha güzel işler yapıyordu.
ted huges'e kırgın ve kızgın olmamak mümkün değil.mutluyken şiir yazılamayacağını bilmediği için en başta.

plath, intihara giderken bile çocuklarının kahvaltısını hazırlamıştır.
devamını gör...
intiharlar kraliçesi.. e, ne oldu sylviacım? hayatın ilgisini kazanabildin mi kuzum? içimize çekip bir daha veremediğimiz bir nefes olarak kaldın. mutlu musun şimdi?
devamını gör...
arkasından dünyada kimleri götürdü bilinmez biz sadece nilgün marmara'yı biliyoruz.
devamını gör...
|
11 åžubat 1963 günü, sylvia plath 30 yaşındayken gaz pişirme ile kendini öldürdü
devamını gör...
(bkz: yusuf eradam) ın da denemesine de konu olmuş şair.


--- alıntı ---
susma cesaretinin tezahürünün doruk tecellisi intihardır. tek gösterimliktir çünkü. replikasyonu olanaksızdır. ama unutmamak gerekir ki plath, son ana değin kurtarılacağını ümit etmişti, o kış olmasaydı, onu baygın bulması ümit edilen çocukların bakıcısı gecikmeseydi...
plath, hayatı sevmeseydi ya da sadece onu aldatan kocasından intikam almak için intihar etmek isteseydi çocuklarının bulunduğu odaya da gaz girmesin diye delikleri niye bantlasın? çocuklarını da beraberinde götürse, benim dengim dediği ted hughes’u daha mutsuz ve pişman etmez miydi?
--- alıntı ---
devamını gör...
|
filmi için (bkz: sylvia)
devamını gör...
|
babasına karşı çok acımasız mısralar yazmıştır. babası ve nazileri özdeşleştirdiği söylenir.
devamını gör...
|
"sylvia plath. intiharı üniversiteli kız zihniyetindekiler tarafından romantik olarak algılanan kadın şair." *
devamını gör...
yakınlarının kendisine bizim küçük sylvia dedikleri müntehir...ah o gaz ocağı yok mu?
devamını gör...
sanatını şeriati nin algısıyla icra etseydi,
varolandan kaçış olarak algılayabilseydi hayatı,
bulaşmışken özel gibi;
saçakaltı olarak sığınaydı şiire
hayat katlanılabilirdi belkide.

"birinden hiçbirşey beklemezse, asla düş kırıklığına uğramaz insan" demesine rağmen bunu başaramadı.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.