tezer özlü

nurdan gürbilek hanımefendi'nin kıymetli eserleriyle daha iyi tanıdıma imkanı bulduğumuz, ece ayhan'ın da pek bir övgüyle söz ettiği edebiyatçı.
devamını gör...
1950 kuşağı hikayecilerindendir. demir özlü, bilge karasu, ferit edgü gibi isimlerle birlikte kurdukları yeni hikaye dili bir devrim niteliğindedir; tıpkı ikinci yeni şairlerinin şiirde yaptıkları gibi. hem yöntem, hem de biçim, hem de poetik açıdan ikinci yeniyle paralel giderler bu anlamda 1960 kuşağı hikayecileri.
devamını gör...
--- alıntı ---
yaşam, mutlak tutkularla dolu. yaşamı sevmekle birlikte ölüme alışmak da büyüyor, gelişiyor. güzellikler kazanıyor. bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam, yaşamı da o denli rahat, o denli güzel uğurlamalı.

...........................

sonra arkadaşlarımızdan birkaçı arka arkaya ölüyor. henüz kırk yaşlarında insanlar. daha güzel yaşamlara duyulan özlem ve bekleyişi onlarla birlikte gömüyoruz. daha güzel yaşam diye bir şey yok. daha güzel yaşamlar ötelerde değil. daha güzel yaşam başka biçimde değil. güzel yaşam burada. taksim alanı'nda. turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde.

...........................

kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. neye?
--- alıntı ---

çocukluğun soğuk geceleri kitabının da yazarıdır. iyi kalemlerden.

devamını gör...
ömrün hiçliğe en yakın kıyısında ikamet etmiş olan yazardır. bırakılmışlığın tadını bilen.
devamını gör...
düzene karşı tokat gibi çarpar kelimeleri... duygusal şahlanıştan evet, isyan'a:

---alıntı---

sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok.
aranızda dolaşmak için giyiniyorum. hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.
aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için.
hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.

yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz.
ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz.

hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım.

---alıntı---
devamını gör...
müntehirlerden...
dişi oğuz atay'lığı tutunamamışlığından gelen yazar. esasında üslupları çok farklıdır. atay ironilerle harmanlar eserlerini. özlü hüzünbazdır.

ikisi de kıymetlidir elbet ama, atay biraz daha kıymetli...

"düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey! hiçbir korku... aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından... sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. kentlerden geç. sınırları aş. gülüşlerden geç. anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin."
devamını gör...
|
tezer özlü'nün beğenmediği insan tiplerinden bazıları:
lodosta başı ağrımayanlar
uçakta iştahla yemek yiyenler
karı veya kocasına hayranlık duyanlar
sabahları genel konular üzerine konuşabilenler
âşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar
kendilerine hâkim olmaları gerektiğini sananlar
görgüden söz edenler
insan dramının bilincinde olmayanlar(u: http://kimkimdir.gen.tr)
devamını gör...
yaşamasını en çok istediklerimden. bir kaç şey sorsaydım. bir lafını yüzüne bakarak duysaydım. ama bir vakitler yaşıyor olduğunu bilmek bile öylesine güzel ki..

"o olmasaydı ben olmazdım" ın kanıtlarındandır kendisi.
devamını gör...
doğum günüm yaklaşıyor ve tüm kitaplarının seri halde hediye edilmesini istediğim yazar. toplasan 50 tl değildir yeminle.
devamını gör...
|
"bir sey soyle. bitsin. her seyi bitirsin. isin cok basindayiz daha. bitsin. tumuyle."
demis insan.
devamını gör...
öyle yalın ve sahici anlatir ki yaşamın sıkıcı durağanlığını...perdeleri kapatıp evden hiç cikmamak gelir içinden.
..en azından bana oyle olmustu...

devamını gör...
|
kendisinden sonra okuyacağım tek kişi var; onu beklemekteyim.

ama onun gibi okumak istemiyorum.

devamını gör...
"insanın başkasına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. yazdıkları, okumak istedikleridir. sevmesi, sevilmeyi istedigi biçimdedir". demiştir.

devamını gör...
"burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenler ülkesi." demiş yazar, Allah dedirtenlerden hesabını sorsun, kendisine de rahmet eylesin...
devamını gör...
|
henüz 43 yaşında, 1986 yılında zürihte intihar ederek yaşamına son veren yazar olarak bilinir. ama bir söylentide gögüs kanserinden öldüğü gerçeği vardır. tezer'in yazılarını okuduğunuzda ona intiharı yakıştırırsınız. ama, ölüm hiç kimsede güzel değil, hele tezer'de hiç değil.. cesare pavese hayranıymış. ne güzel kadınmışsın sen tezer abla.

ayrıca buradan detaylı bakın: http://tr.wikipedia.org/wik...

bir yazısını alıntılayacağım..

kar..


--- alıntı ---
akşam çok uzun süreden sonra gelmişti. aynı akşamın gecesi çok derin, karanlık, olağanüstü karanlık oldu. bir ara ağaçlar altında yürüdüğümüzü hatırlıyorum.sonra suya atladılar yanımdakiler. belki ben bunun için döndüm eve. bilmiyorum. hatırlamıyorum. evde her gün üzerinde oturduğum bir koltuk var. camdan düzensiz bir duvar, bir ayva ağacı, toprak birikintileri ve kurumuş otlara bakıyorum. gece bile olsa görür gibiyimonları. çünkü bu evi ve bahçesini çok iyi tanıyorum.

içeri girdiğimde kapkaranlık her yan. gözlerim alışsın diye sokak kapısına dayanıp bekliyorum. alışmıyor gözlerim. hiç bir şeyi seçmek imkansız. her şey imkansız. ellerimle eşyaları bulmaya çalışıyorum.

yok hiç bir şey.
birden salonda bir mum parlıyor. ve hiç bir aydınlık vermiyor bu mum. salona doğru bir adım atıyorum. ve kafamı çevirdiğim her yanda ışık vermeyen, parlak mumların ufak alevlerini görüyorum. yer birden sallanmaya başlıyor. mumlar, ev, ben sallanarak dönüyoruz. bu sallantı arasında birden bir fare beliriyor. ben çok korkarım farelerden. çocukluğumdan beri. (birden bu geliyor aklıma.) fare kafasını kaldırmış hareketsiz sıçramakta. kafasının iki yanında siyah gözleri var. (birden bunun eskiden, çocukluğumda görmüş olduğum farelerden çok başka olduğu geçiyor aklımdan.) bu grilikte, kafasından büyük gözlü fare görmemiştim hiç.

ve ben bunu düşünürken gözümü oynattığım her yer farelerle doluyor. sayısız yanan mumlar ve her yanda sayısız siyah gözlü gri fareler. ve ben bunların arasında sallanarak dönmekteyim. çok korkuyorum. arkamda bir kapı olduğunu hatırlıyorum. hemen geri dönüyorum. açıp kapıyı sokağa çıkacağım. tam o anda kapının ortasında durmakta olan, görülmemiş irilikte, benim başım kadar büyüklükte kara gözlü bir fare, göğsüme sıçramaz mı? üstelik pençelerini geçiriyor göğsüme ve ben onu çözmeye çalıştıkça, o daha derin gömülüyor içime.

bağırıyordum. iki elim de göğsümdeydi. sanki bir şeyi söküp atmak istiyordum göğsümden. gün yeni yeni doğmaktaydı. yeniden uyumaktan korktum. taşradaki evimiz bir yokuşun üzerindeydi. alabildiğine büyük bir holün her dört köşesinde gene çok büyük odalar vardı. biz kış aylarında bu odalardan birine çekilirdik. ancak orası ısınırdı. ama uykum gelince, annem beni, kışın içinde yaşadığımız bu odanın tam karşısındaki odaya gönderirdi. sıcak ve havasız odadan çıkınca, soğuk, korkutucu, karanlık bir büyüklükte gelirdi hol bana.

karşı odaya girer girmez, yatağın altına bakar, sonra içine girer, yorganı başıma çekip gömülürdüm. işte o zaman korkmaya, terlemeye başlardım. düşündüğümü hatırlamıyorum. oysa o büyük eviniçinde herbirimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. yatağı benimkinin tam karşısındaydı. ben büyüyordum. o ölüyordu. o zamanlar, yatınca, onun ne zaman öleceğini düşünürdüm. doğrusu istiyordum ölmesini. ölmesi gerekiyordu. eriyordu çünkü bedeni. ufalmıştı. derileri kemiklerinden sarkıyordu. sabahları uyanır uyanmaz onun koynuna girerdim. sanırım bu, onun ölüm hastalığından daha evveldi. çoktan uyanmış ve yuvarlak gözlüklerini takmış bulurdum onu. gözlüklerinin altından iki yanağa yaşlar sızardı.

ağlıyor musun? derdim.
hayır, gözlerim sulanıyor, derdi. ama onlar gözyaşlarına çok alışmış da, ondan, derdim. bu büyük evde, sabah insanın ağlatabileceğini düşünmüştüm. ve gece yatmadan önceki korku. bir gün holün karanlık bir girintisinde olan mutfağa girdiğimde, (daha kapıdayken) ninemi karnını açmış, karnına bir bıçak dayamış, -beklerken- gördüm. ben de kapı eşiğinde bekledim bir süre. o ise hareketsiz durmaktaydı. eli bile titremiyordu. hiç bir şey yapmıyordu. ben de bir şey yapmıyordum. beni görmüyordu. ben onu görüyordum.

mutfağa ben niçin gelmiştim? unuttum. sonra yanına gittim. napıyorsun? dedim. kendimi öldürüyorum, dedi.

hiç bir şey anlamadım. bıçağı elinden alıp, almadığımı hatırlamıyorum. ama o öldürmedi kendini. bunu biliyorum. bir gün gene evden kaçmıştı. bu daha önce oturduğumuz kentten yazları çıktığımız yayladaydı. orada bir göl ve evimizin önünde bir elma bahçesi vardı. bütün gün ağaçlara çıkar, elma yerdik. akşamları da annem önüne bir sepet alır, elmaları teker teker yedirirdi. hepimiz elmadan usanmıştık. orada ninem evden kaçtı. onu aramaya çıktık. ben yalnız çıktım. ve onu uzakta, büyük at kestanesi ağacının yakınında bir çukurda buldum. başına eşarbını bağlamıştı. yuvarlak gözlükleri gözündeydi. bana bakıyor, beni görmüyor. benimle konuşmuyordu. incecik yüzü sararmıştı. korkarak yanına sokuldum. hayır korkmadım. onu bulduğuma sevindim. gerçekten bulamayacağım yerlere gitti sanmıştım. çukurda böyle duruşu şaşırttı beni. niçin çukura girdin? dedim.

kendimi kaybedeceğim, taa şu dağların ardına gideceğim, derken, bana gerideki bozdağları gösterdi. kendini dağlarda dolaşarak kaybetmenin ne olduğunu hiç anlamadım. eve birlikte dönüp dönmediğimizi hatırlamıyorum. ama onun ölümünü çok iyi biliyorum. yatırdığımız hastanede onu ameliyat etmek istediler. buna karşı diretti. (kimden duydum bunu? o zamanlar çok küçük olduğum için, almazlardı beni hastaneye.) o öldü. hiç bir şey anlamadım onun ölümünden. korkmadım da. yalnız bir evin yüksek katından caddeye bakarken, aşağıda giden cenaze arabasında onun götürüldüğünü biliyordum. bir kadın beni oyuncaklarla oynamaya zorluyordu. sanki şimdi bir başkasının ölümünden bir şey anlıyor muyum? kendi ölümümden?

bir yıl annemle yalnız kaldık taşrada. o zaman birlikte yatıyorduk. uzun süre karlarla kaplı kalıyordu kent. ve biz o koca evde, birlikte uyuduğumuz uykuda ne değin yalnızdık. ölümümü anlamadan büyüdüm. bir gün yüksek bir evin balkonunda tek kolumla asılı kaldım. vücudum caddeye sarkıyordu. kalabalık ve bomboştu cadde. aşağıda ninemin cenaze arabası gidiyordu. gözlerimi aşağıya yöneltmekten korkuyordum. tek elimle balkonun içine geçmek için gösterdiğim her çaba, caddenin derinliğine düşmem için bir tehlike oluyor. ne içeri girebiliyorum ne de caddeye düşüyorum. bu bir düş mü? boşluğa sallanırken bunun bir düş olduğunu düşünüyor muyum? bunun bir düş olup olmadığını düşündüğümü hatırlıyorum. oysa bu düşten uyanıp uyanmadığımı hatırlamıyorum. bilmiyorum.annemle birlikte yatıyoruz. sabaha karşı kapıyı çalarak uyandırıyorlar bizi. okulun hademesi gelmiş. ağlayarak kendisi ile gelmemizi istiyor bizden. henüz yüksek karlar arasından geçmemiş kimse.
onlar önden gidiyorlar.
ben arkadan.
kar onların dizlerine geliyor.
benim omzuma.
o kadın nereye götürüyor bizi?
eve döndüğümüzde annem gene üzgün. ve ben gene bir şey anlamıyorum. annem
benim camdan düştüğümü bağırıyor ve ben onun sesini duyarak düşünüyorum.
uyandığımda kendimi annemin koynunda mı bulacağım?
yoksa bambaşka bir boşlukta mı?

1966, kaynak: eski sevgi, eski bahçe yky
--- alıntı ---





devamını gör...

--- alıntı ---
düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku... aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten,ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. kentlerden geç. sınırları aş. gülüşlerden gec. anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.
--- alıntı ---
devamını gör...
"insanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. yazdıkları okumak istedikleridir. sevmesi sevilmeyi istediği biçimdedir."
devamını gör...
işte size özlü'nün beğendiği insanlar:

--- alıntı ---
lodosta başı ağrımayanlar,
insan dramının bilincinde olmayanlar,
her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile yargılayanlar,
uçakta iştahla yemek yiyenler,
karı veya kocasına hayranlık duyanlar,
kendilerine hakim olmaları gerektiğini sananlar,
görgüden söz edenler,
herhangi bir gemide, herhangi bir yabancının ayakkabılarını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar,
biriyle yatıp, ona iyilik ettiklerini sananlar,
sabahları genel konular üzerinde konuşabilenler,
özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konudan hiç söz etmeyenler,
yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, sanki bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlar,
aşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar.
--- alıntı ---
devamını gör...
en kırılgan bakışlı bayan yazarımız.en sevdiğim eseri olan "yaşamın ucuna yolculuk" yapıtında sevdiği üç yazar;kafka,svevo ve pavese'nin mezarlarını ziyaret edişini anlatmıştır.özellikle pavese'nin intihar ettiği otel odasında hissettikleri daha bir karanlık daha bir basınçlıdır..."aşk acısı çekmedim hiç;çünkü dünyanın verdiği acı hep daha fazlaydı."cümlesi sanki yaşamının özeti gibidir!
devamını gör...
yky yayınlarından kitapları bulunabiliyor. kalanlar isimli kitabının kapağında güldüğü bir fotoğrafı var. kitabın içindeki cümleler bölümünden bir kaç cümle:

--- alıntı ---
hiç kimseyle yaşlanmak istemiyorum. kendimle bile.

olaylar ve düşünceler, kafamın içinde sürekli acılar olarak birikti.

özlemin içindeyim şimdi. ama özlemeye gene de devam ediyorum.

bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor, bir şeyin değişmeyeceği de.
--- alıntı ---

devamını gör...
|
yaşım ilerledikçe, "kimseyle yaşlanmak istemiyorum, kendimle bile" deyişini hafızama daha daha kazıdığım yazar... mahsun prenses...
devamını gör...
"ama insanın gerçek yeteneğini,tüm yaşamını,kanını,aklını,varoluşunu, verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki... bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün.ama hayır,hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum.sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla,namus anlayışınızla,başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok.aranızda dolaşmak için giyiniyorum.hem de iyi giyiniyorum.iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.aranızda dolaşmak için çalışıyorum.istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için.içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için.hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum,birşey yapıldı sanıyorsunuz.yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.evlerinizle.okullarınızla.işyerlerinizle.özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz.ölmek istedim,dirilttiniz. yazı yazmak istedim,aç kalırsın dediniz.aç kalmayı denedim,serum verdiniz.delirdim,kafama elektrik verdiniz.hiç aile olmıyacak insanla biraraya geldim,gene aile olduk.ben bütün bunların dışındayım..."
devamını gör...
türk edebiyatı' nın prensesi.
devamını gör...
|
türk yazar. özellikle çocukluğun soğuk geceleri ve yaşamın ucuna yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. yazar demir özlü ile yazar ve çevirmen sezer duru'nun kardeşidir.
devamını gör...
|

--- alıntı ---
severek mektup yazılan bir insanın bile olması ne büyük bir olay, söylenen her sözcüğün anlaşılmaktan öte, yaşadığını, dahası sözcüklere bile gerek olmadan yaşandığını bilmek, güç gibi yalınç bir olgu değil varolmak gibi bir şey.
--- alıntı ---
devamını gör...
|
"ne olacaksam eksiksiz olmak isterim." diyerek kendini ziyadesiyle sorgulamış olan bayan yazar.
devamını gör...
burjuva duygularının temsilcisi bir yazar. bir müslüman olarak hiçbir şekilde ilgimi cezbetmeyen yazar.
devamını gör...
“şunu öğrenmelisin; sen hiç bir işe yaramaz değilsin. seni senden çalan toplumdur."

burayı da bilenler bilir.. taksim'in meşhur amcası danışman geçidindeki mustafa amca'nın mekanından bir görüntü, benden size, tezer özlü aşıklarına gelsin...

devamını gör...
henüz 43 yaşŸında, 1986 yılında zürihte intihar ederek yaşŸamına son veren yazar olarak bilinir. ama bir söylentide gögüs kanserinden öldüğŸü gerçeğŸi vardır. tezer'in yazılarını okuduğŸunuzda ona intiharı yakışŸtırırsınız. ama, ölüm hiç kimsede güzel değŸil, hele tezer'de hiç değŸil.. cesare pavese hayranıymışŸ. ne güzel kadınmışŸsın sen tezer abla.

ayrıca buradan detaylı bakın: http://tr.wikipedia.org/wik...

bir yazısını alıntılayacağŸım..

kar..


--- alıntı ---
akşŸam çok uzun süreden sonra gelmişŸti. aynı akşŸamın gecesi çok derin, karanlık, olağŸanüstü karanlık oldu. bir ara ağŸaçlar altında yürüdüğŸümüzü hatırlıyorum.sonra suya atladılar yanımdakiler. belki ben bunun için döndüm eve. bilmiyorum. hatırlamıyorum. evde her gün üzerinde oturduğŸum bir koltuk var. camdan düzensiz bir duvar, bir ayva ağŸacı, toprak birikintileri ve kurumuşŸ otlara bakıyorum. gece bile olsa görür gibiyimonları. ã‡ünkü bu evi ve bahçesini çok iyi tanıyorum.

içeri girdiğŸimde kapkaranlık her yan. gözlerim alışŸsın diye sokak kapısına dayanıp bekliyorum. alışŸmıyor gözlerim. hiç bir şŸeyi seçmek imkansız. her şŸey imkansız. ellerimle eşŸyaları bulmaya çalışŸıyorum.

yok hiç bir şŸey.
birden salonda bir mum parlıyor. ve hiç bir aydınlık vermiyor bu mum. salona doğŸru bir adım atıyorum. ve kafamı çevirdiğŸim her yanda ışŸık vermeyen, parlak mumların ufak alevlerini görüyorum. yer birden sallanmaya başŸlıyor. mumlar, ev, ben sallanarak dönüyoruz. bu sallantı arasında birden bir fare beliriyor. ben çok korkarım farelerden. ã‡ocukluğŸumdan beri. (birden bu geliyor aklıma.) fare kafasını kaldırmışŸ hareketsiz sıçramakta. kafasının iki yanında siyah gözleri var. (birden bunun eskiden, çocukluğŸumda görmüşŸ olduğŸum farelerden çok başŸka olduğŸu geçiyor aklımdan.) bu grilikte, kafasından büyük gözlü fare görmemişŸtim hiç.

ve ben bunu düşŸünürken gözümü oynattığŸım her yer farelerle doluyor. sayısız yanan mumlar ve her yanda sayısız siyah gözlü gri fareler. ve ben bunların arasında sallanarak dönmekteyim. ã‡ok korkuyorum. arkamda bir kapı olduğŸunu hatırlıyorum. hemen geri dönüyorum. açıp kapıyı sokağŸa çıkacağŸım. tam o anda kapının ortasında durmakta olan, görülmemişŸ irilikte, benim başŸım kadar büyüklükte kara gözlü bir fare, göğŸsüme sıçramaz mı? ãœstelik pençelerini geçiriyor göğŸsüme ve ben onu çözmeye çalışŸtıkça, o daha derin gömülüyor içime.

bağŸırıyordum. iki elim de göğŸsümdeydi. sanki bir şŸeyi söküp atmak istiyordum göğŸsümden. gün yeni yeni doğŸmaktaydı. yeniden uyumaktan korktum. taşŸradaki evimiz bir yokuşŸun üzerindeydi. alabildiğŸine büyük bir holün her dört köşŸesinde gene çok büyük odalar vardı. biz kışŸ aylarında bu odalardan birine çekilirdik. ancak orası ısınırdı. ama uykum gelince, annem beni, kışŸın içinde yaşŸadığŸımız bu odanın tam karşŸısındaki odaya gönderirdi. sıcak ve havasız odadan çıkınca, soğŸuk, korkutucu, karanlık bir büyüklükte gelirdi hol bana.

karşŸı odaya girer girmez, yatağŸın altına bakar, sonra içine girer, yorganı başŸıma çekip gömülürdüm. işŸte o zaman korkmaya, terlemeye başŸlardım. düşŸündüğŸümü hatırlamıyorum. oysa o büyük eviniçinde herbirimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğŸini biliyorum. ninem ölüm döşŸeğŸinde uzun süre yattı. yatağŸı benimkinin tam karşŸısındaydı. ben büyüyordum. o ölüyordu. o zamanlar, yatınca, onun ne zaman öleceğŸini düşŸünürdüm. doğŸrusu istiyordum ölmesini. ã–lmesi gerekiyordu. eriyordu çünkü bedeni. ufalmışŸtı. derileri kemiklerinden sarkıyordu. sabahları uyanır uyanmaz onun koynuna girerdim. sanırım bu, onun ölüm hastalığŸından daha evveldi. ã‡oktan uyanmışŸ ve yuvarlak gözlüklerini takmışŸ bulurdum onu. gözlüklerinin altından iki yanağŸa yaşŸlar sızardı.

ağŸlıyor musun? derdim.
hayır, gözlerim sulanıyor, derdi. ama onlar gözyaşŸlarına çok alışŸmışŸ da, ondan, derdim. bu büyük evde, sabah insanın ağŸlatabileceğŸini düşŸünmüşŸtüm. ve gece yatmadan önceki korku. bir gün holün karanlık bir girintisinde olan mutfağŸa girdiğŸimde, (daha kapıdayken) ninemi karnını açmışŸ, karnına bir bıçak dayamışŸ, -beklerken- gördüm. ben de kapı eşŸiğŸinde bekledim bir süre. o ise hareketsiz durmaktaydı. eli bile titremiyordu. hiç bir şŸey yapmıyordu. ben de bir şŸey yapmıyordum. beni görmüyordu. ben onu görüyordum.

mutfağŸa ben niçin gelmişŸtim? unuttum. sonra yanına gittim. napıyorsun? dedim. kendimi öldürüyorum, dedi.

hiç bir şŸey anlamadım. bıçağŸı elinden alıp, almadığŸımı hatırlamıyorum. ama o öldürmedi kendini. bunu biliyorum. bir gün gene evden kaçmışŸtı. bu daha önce oturduğŸumuz kentten yazları çıktığŸımız yayladaydı. orada bir göl ve evimizin önünde bir elma bahçesi vardı. bütün gün ağŸaçlara çıkar, elma yerdik. akşŸamları da annem önüne bir sepet alır, elmaları teker teker yedirirdi. hepimiz elmadan usanmışŸtık. orada ninem evden kaçtı. onu aramaya çıktık. ben yalnız çıktım. ve onu uzakta, büyük at kestanesi ağŸacının yakınında bir çukurda buldum. başŸına eşŸarbını bağŸlamışŸtı. yuvarlak gözlükleri gözündeydi. bana bakıyor, beni görmüyor. benimle konuşŸmuyordu. incecik yüzü sararmışŸtı. korkarak yanına sokuldum. hayır korkmadım. onu bulduğŸuma sevindim. gerçekten bulamayacağŸım yerlere gitti sanmışŸtım. ã‡ukurda böyle duruşŸu şŸaşŸırttı beni. niçin çukura girdin? dedim.

kendimi kaybedeceğŸim, taa şŸu dağŸların ardına gideceğŸim, derken, bana gerideki bozdağŸları gösterdi. kendini dağŸlarda dolaşŸarak kaybetmenin ne olduğŸunu hiç anlamadım. eve birlikte dönüp dönmediğŸimizi hatırlamıyorum. ama onun ölümünü çok iyi biliyorum. yatırdığŸımız hastanede onu ameliyat etmek istediler. buna karşŸı diretti. (kimden duydum bunu? o zamanlar çok küçük olduğŸum için, almazlardı beni hastaneye.) o öldü. hiç bir şŸey anlamadım onun ölümünden. korkmadım da. yalnız bir evin yüksek katından caddeye bakarken, aşŸağŸıda giden cenaze arabasında onun götürüldüğŸünü biliyordum. bir kadın beni oyuncaklarla oynamaya zorluyordu. sanki şŸimdi bir başŸkasının ölümünden bir şŸey anlıyor muyum? kendi ölümümden?

bir yıl annemle yalnız kaldık taşŸrada. o zaman birlikte yatıyorduk. uzun süre karlarla kaplı kalıyordu kent. ve biz o koca evde, birlikte uyuduğŸumuz uykuda ne değŸin yalnızdık. ã–lümümü anlamadan büyüdüm. bir gün yüksek bir evin balkonunda tek kolumla asılı kaldım. vücudum caddeye sarkıyordu. kalabalık ve bomboşŸtu cadde. aşŸağŸıda ninemin cenaze arabası gidiyordu. gözlerimi aşŸağŸıya yöneltmekten korkuyordum. tek elimle balkonun içine geçmek için gösterdiğŸim her çaba, caddenin derinliğŸine düşŸmem için bir tehlike oluyor. ne içeri girebiliyorum ne de caddeye düşŸüyorum. bu bir düşŸ mü? boşŸluğŸa sallanırken bunun bir düşŸ olduğŸunu düşŸünüyor muyum? bunun bir düşŸ olup olmadığŸını düşŸündüğŸümü hatırlıyorum. oysa bu düşŸten uyanıp uyanmadığŸımı hatırlamıyorum. bilmiyorum.annemle birlikte yatıyoruz. sabaha karşŸı kapıyı çalarak uyandırıyorlar bizi. okulun hademesi gelmişŸ. ağŸlayarak kendisi ile gelmemizi istiyor bizden. henüz yüksek karlar arasından geçmemişŸ kimse.
onlar önden gidiyorlar.
ben arkadan.
kar onların dizlerine geliyor.
benim omzuma.
o kadın nereye götürüyor bizi?
eve döndüğŸümüzde annem gene üzgün. ve ben gene bir şŸey anlamıyorum. annem
benim camdan düşŸtüğŸümü bağŸırıyor ve ben onun sesini duyarak düşŸünüyorum.
uyandığŸımda kendimi annemin koynunda mı bulacağŸım?
yoksa bambaşŸka bir boşŸlukta mı?

1966, kaynak: eski sevgi, eski bahçe yky
--- alıntı ---





devamını gör...
onun sade üslubundaki samimiyeti, tüm acıları kucaklarcasına kollarını açmasına rağmen, üstüne tozu toprağı bulaştırmayan tavrını seviyorum. çok bilmek, çok özümsemek her zaman mutluluk getirmiyor. tezer özlü'de rimbaud'nun dediği gibi ''ben bir başkası'' değildir. üçüncü tekil şahısla birinci tekil şahıs kimi zaman karışır ve birleşir. lsd kullanan biri gibi algısı çok farklı, parlak ve değişik yöndedir. melankolisi ise had safhada. bir diş apsesi gibi vınlayan umutsuzluğunu hareketli bir cinsel yaşamla tedavi etmeye çalışmış, düşkünler, düşükler ve umutsuzlara vurgun, hiçbir yere bağlanamayan ama dolaşmaktan da yorulmuş.
devamını gör...
|
"ölüm düşüncesi izliyor beni.
gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum.
bunun …
belli bir nedeni yok.
yaşansa da olur, yaşanmasa da.
bir kaygı yalnız.
beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı.
karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum.
herkes her geceki uykusunu uyuyor.
ev soğuk.
çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum.
günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum.
kusmamak için üstüne reçelli ekmek yiyiyorum.
genç bir kızım.
ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum.
sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var.
karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var.
karşı çıkmak istediğim kurallar var.
bir haykırış!
küçük dünyanız sizin olsun.
bir haykırış!
sessizce yatağa dönüyorum.
ölümü ve yokluğu üzerine uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor.
şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor.
korkacak birşey yok.
kırlarda koşuyorum.
sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum.
hep kırlar.
esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım.
birazdan ölüm beni alacak."
devamını gör...
nerede olmak istediğimi bilmiyorum.
belki de bu yüzden hiçbir yerdeyim.

tezer özlü
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.