carl schmitt

#felsefe 

kıta avrupası felsefesinin laclau & mouffe, badiou, zizek ve agamben gibi çağŸdaşŸ temsilcilerinin yeniden dirilltiğŸi alman hukuk felsefecisi. gerçi kendisine zamanında en çok teveccüh edenlerden biri walter bejamindi hatta "critique of violence"ı muhtemelen schmitt okumadan yazamazdı ama bu genelde schmitt'in nazizme verdiğŸi destekten hasıl olan kötü şŸöhreti sebebiyle es geçilir.

bilinen en meşŸhur sözü "egemen, istisnaya karar verendir" tanımıdır. yani bir ülkedeki egemenlik, o ülkede hukukun dışŸına çıkılmasına karar veren güce aittir. örnek olarak (bkz: türk ordusu) mevcut hukukun dışŸına çıkılması durumuna schmitt "istisna hali" der. bu istisna hali içinde egemenin kararları dahilinde yapılan her şŸey mübahtır. egemen yasanın hem içinde hem de dışŸında yer alması hasebiyle 'egemen' olandır. dolayısıyla bu her tür toplama kampı siyasetine geçit veren bir yorumdur. peki schmitt bunları söylediğŸi için lanetlenmeli midir? sanmıyorum zira o sadece "kral çıplak" demişŸtir. günümüzdeki toplama kampı siyasetlerine bir göz atarsak [(bkz: guantanamo), (bkz: gazze katliamı)] bunu kolaylıkla görebiliriz. günümüz liberal-demokrasilerinin görünmez kıldığŸı biyosiyasal zihniyetlerini okumak için schmitt bu anlamda bire birdir. "siyasal olanın sınırlarını belirleyip sadece bu sınırlar dahilinde siyaset yapabiliriz" diye bizi kandıran sonra da hayatımızın her alanına müdahil olan liberal-demokrat ideolojilerin tersine schmitt "siyasal olanın sınırlarını belirleyemeyiz" diye liberal-demokrat yalanı ifşŸa eder ve "devlet sınır tanımadan her şŸeye müdahale edebilmelidir" tezini savunur. iki söylem de nihayetinde haksızdır, adaleti tesis etmekten uzaktır. hülasa, anti-demokrat/ anti-liberal/anti-parlementer bir adamdır. okumak için sevmeniz gerekmez.

en önemli eserlerinden biri -ki aslında kısa bir risaledir- siyasi ilahiyattır. buna göre seküler devlet kuramının tüm kavramları teolojiden türetilmişŸtir. diğŸer bir önemli tanımlaması şŸudur: "bir şŸeyin siyasal olmadığŸı hakkında verilen karar, kimin verdiğŸi ve hangi gerekçelere büründüğŸünden bağŸımsız olarak, daima siyasal bir karardır." schmitt, liberal demokrasileri ve onlara içkin hukuk sistemini siyasal olanı depolitize etme çabasında olmakla itham eder. bu manada dibine kadar siyasal olan hukuk'u siyasal olandan arındırılması mümkünmüşŸ gibi bize tartışŸtıran mezkur liberal hukuk hegemonyasını de-construct eder. ayrıntılı bilgi için (bkz: bir şŸeyi siyasete alet etmek)

yeni başŸlayanlar için güzel tercümeler mevcuttur. "siyasi ilahiyat" ve "siyasal kavramı" size yutturulmaya çalışŸılan söylemlere karşŸı ufkunuzu açar. schmitt'ten sonra agamben'in "istisna hali"ni okumak ise aşŸırı doz etkisi yapabilir, tedbirli olunuz.

(bkz: agamben) ve hatta (bkz: alain badiou)
devamını gör...
anayasal diktatörlük ile anayasal olmayan diktatörlüğü birbirinden ayırmak gerektiğini savunan alman siyaset bilimci, hukuk felsefecisi. kendisi nazi partisi üyesidir. nazilerin haklılığını ispatlamak için ciddi gayret göstermiştir.

ayrıca genç siviller yakın zamanda kendisi adına istanbul barosu'na çelenk göndermişlerdir. http://www.gencsiviller.net... adresinden haberi de okunabilir.
devamını gör...
der begriff des politischen * adlı eseri siyaset felsefesinin klasiklerinden kabul edilen alman düşünür. nazi partisi üyeliği şöhretine bir nebze leke sürmüş olsa da, eserleri okunup istifade edilmelidir.

hannah arendt ya da michael oakeshott gibi tam ve sistemli bir siyaset felsefesi ortaya koymamıştır. daha ziyade kısa kitaplar ve risalelerinde daha dar mevzuları ele almıştır.

her politik felsefenin altında, insan tabiatı üstüne, biraz kaşıyarak ortaya çıkarabileceğimiz varsayımlar olduğunu söylemiştir. her siyaset felsefesi insanı özünde iyi ya da özünde kötü olarak kabul eder. mesela hobbes için insan ırkı iflah olmaz derecede vahşidir. rousseau ya göre ise insanlar özünde iyidir, toplum onları bozmuştur.

schmitt in kendisi ise özünde ilginç bir şekilde olumsuz bir insan düşüncesi barındırır.
devamını gör...
nazi iktidarının hukukçusu ve alman siyaset bilimci. siyaseti, devletin varlığından üstün bir şey olarak nitelendirip devlet olmasa da siyasetin var olacağını söyler. bunu da devletlerin çökmeye yüz tuttukları devirlerden yola çıkarak yapar. herhangi bir devletin yok olmaya en yakın olduğu anda dahi siyaset son derece etkindir.

ahlakla ilgili konular iyi-kötü, hukuki konular yasal-yasal olmayan diye ayrılırken siyasette bu ayrım dost-düşman ayrımıdır. buna göre siyasetin amacı düşmanını belirleyip, ona karşı hazırlıklı olmaktır. bu düşman siyasilerin kişisel varlığını değil toplumu tehdit eder nitelikte olmalıdır. ayrıca düşmanın somut olması da gerekmez, potansiyel tehdit de olabilir. türk siyasetine baktığınızda carl schmitt'in söylediklerinin karşılığını rahatlıkla bulursunuz. irtica tehditi, komünizm tehlikesi, iran'ın rejim ihracı düşüncesi vs.

schmitt'in düşüncelerinin temelinde weimar cumhuriyeti dönemini buhran olarak görmesi yatar. ona göre weimar cumhuriyeti gibi "mükemmel anayasa"ya sahip olmak sorun çözen değil, aksine sorun yaratan bir durumdur. çoğulculuk toplumun direncini zayıflatır. gücün merkezileşmesi ve toplumun bütünleşmesi düşman karşısında daha güvende olmak demektir.

edit: aslında en iyi özetleyen iskender büyük'tür: "devlete düşman gerek.".
devamını gör...
alman hukukçu ve hukuk profesörü. ayrıca katolik filozof, siyaset kuramcısı.
devamını gör...
2.dünya savaşı sırasında nazileri eleştiren, siyaset kavramı, siyasi ilahiyat "egemenlik kuramı üzerine dört bölüm", parlamenter demokrasinin krizi kitaplarının yazarıdır.
devamını gör...
uluslararası hukuk, ulusalararası hukukta dost-düşman, casus belli, kamusal-genel, siyasal anlamda iyi/kötü, yine siyasal anlamda güzel/çirkin nedir, ne değildir'i öğreten büyük referans kitabı siyasal kavramı kitabının yazarı.
devamını gör...
efsaneleri küçümseyenelere gelsin:

''bir halkın veya başka bir sosyal grubun tarihsel bir misyonu olup olmadığı ve tarihi anının gelip gelmediği sorusu yalnızca efsane ölçüt alınarak yanıtlanabilir. büyük coşku, büyük ahlaki karar ve büyük efsane hakiki yaşamsal içgüdülerin derinliklerinden kaynaklanır; bir uslamlama veya pragmatizmden değil… coşkulu bir kitle, doğrudan bir sezgiyle, enerjisini harekete geçiren ve ona şehit olma gücü kadar kuvvet kullanma cesareti de veren mitolojik bir tablo yaratır. bir halk veya bir sınıf, ancak bu şekilde dünya tarihinin motoru haline gelebilir. böyle bir kitlenin olmadığı yerde hiçbir sosyal ve siyasal güç ayakta kalamaz ve tarihsel yaşam yeni bir sel olup kopup geldiğinde hiçbir mekanik aygıt buna karşı koyacak bir bent inşa edemez. öyleyse, mesele, efsane yaratma yeteneğinin ve dirimsel kuvvetin günümüzde gerçekten nerede mevcut olduğunu doğru olarak tespit etmektir.''

devamını gör...
siyaset hakkında vurucu bir cümlesi.
eskiden olduğu gibi bugün de siyaset kaderimizdir.

ne diyelim, ''kaderimiz, kederimizdir.''

devamını gör...
insan'a dair sağlam bir cümlesi var:

''insanlık bir savaş yürütemez, çünkü düşmanı yoktur; en azından bu gezegende.''

devamını gör...
yolumuzu aydınlatıyor:

''savaşı önce insan katli olarak lanetleyip sonrasında "bir daha asla savaş olmaması için" insanlardan savaşmalarını, savaşta insanları öldürmelerini ve kendilerini öldürtmelerini talep etmek, açık bir aldatmacadır. savaşın, savaşan insanların öldürülmesinin normatif değil, sâdece varoluşsal bir anlamı vardır. bu varoluşsallık kendisini, bazı idealler, programlar ya da normatif durumlarda değil, gerçek bir savaşta gerçek bir düşmana karşı savaşmanın gerçekliğinde gösterir. insanların birbirlerini öldürmelerini meşrulaştıracak herhangi bir rasyonel amaç, doğru bir norm, örnek bir program, cazip bir sosyal ideal, meşruluk ya da yasallık yoktur. eğer insanların fiziksel olarak yok edilmesi, kendi varoluş biçimine yönelik bir varoluşsal olumsuzlamaya karşı bir savunma niteliğinde değilse, öldürme eyleminin meşrulaştırılması söz konusu olamaz.''

*

devamını gör...
liberalizm'in ne idüğünü yazmış:

''liberalizmin özü pazarlıktır, beklenti halinde bir ‘yarım kalmışlık’tır. ümidi, kesin hesaplaşmanın, kanlı karar muharebesinin, bir parlamento tartışmasına dönüştürülebilmesi ve sonsuza dek sürecek bir tartışma ile sonsuza dek ertelenebilmesidir.

*

devamını gör...
siyasal alanda ''dost-düşman'' ayrımı hakkında nefis bir tespitte bulunmuş:

''siyasal eylem ve saikleri açıklamakta kullanılabilecek özgül siyasal ayrım, dost-düşman ayrımıdır. dost-düşman ayrımı salt kavramsal bir ölçüt sunar; nihai bir tanım olmadığı gibi, içeriğe ilişkin bir şey de söylemez. söz edilen ayrım başka ölçütlere dayandırılmadıkça, siyasal kavramı açısından diğer karşıtlıklardaki görece bağımsız ölçütlere karşılık gelir: ahlakta iyi ve kötü; estetikte güzel ve çirkin, vs. dost ve düşman ayrımı her koşulda, yeni ve bağımsız bir inceleme alanı anlamında olmasa dahi, diğer karşıtlıkların birine ya da birden fazlasına dayanmaması ya da onlardan kaynaklanmaması anlamında özerktir. nasıl iyi ve kötü ayrımı, güzel ve çirkin ya da yararlı ve zararlı karşıtlığıyla özdeş değilse ve doğrudan doğruya bu karşıtlıklardan çıkarsanamıyorsa, aynı biçimde dost ve düşman karşıtlığı da diğer karşıtlıklarla karıştırılmamalı ya da onlardan biriyle birleştirilmemelidir. dost ve düşman ayrımının işlevi, bir bağın ya da ayrılığın, bir birleşme ya da ayrışmanın en uç yoğunluk derecesini ifade etmektir. dost ve düşman ayrımı, diğer tüm ahlaki, estetik, ekonomik ya da diğer ayrımların kullanılmasına gerek kalmadan pratik ve teorik olarak varlığını sürdürebilir. siyasal düşmanın ahlaki açıdan kötü, estetik açıdan çirkin ya da ekonomik anlamda rakip olması gerekmez…

devamını gör...
''siyasi olana karşı mücadele'' hakkında güzel bir tespit yapmış:

''bugün hiçbir şey, siyasî olana karşı mücadele kadar modern değildir. amerikalı finans adamları, endüstriyel teknikerler, marksist sosyalistler ve anarko sendikalist devrimciler, siyasetin, ticari hayatın tarafsızlığı üzerindeki tarafgir hükümranlığının bertaraf edilmek zorunda olduğu talebinde birleşirler. artık siyasî sorunlar değil, yalnızca örgütsel-teknik ve ekonomik-sosyolojik ödevler var olmalıdır. bugün hüküm süren ekonomik-teknik zihniyet artık siyasî bir düşünceyi kavrayamamaktadır."

devamını gör...
ilahiyat-politika münasebetini gayet sağlam yakalamış:

''modern devlet kuramının bütün önemli kavramları, dünyevileştirilmiş ilahiyat kavramlarıdır. sadece tarihsel gelişimleri dolayısıyla değil, - çünkü bu kavramlar ilahiyattan devlet kuramına aktarılmışlardır, örneğin her şeye kadir tanrı, her şeye kadir kanun koyucuya dönüşmüştür- bu kavramların sosyolojik yönden incelenmesi için anlaşılması gereken sistematik yapıları dolayısıyla da dünyevileştirilmişlerdir. olağanüstü halin hukuk için taşıdığı anlam, mucizenin ilahiyat için taşıdığı anlama benzer. yalnızca bu benzerlik akılda tutularak devlet felsefesine ilişkin fikirlerin son yüzyıllarda kaydettiği gelişim anlaşılabilir.

devamını gör...
kendisi çoğulcu parlamenter demokrasiyi günahı kadar sevmeyen bir adam malum. kanunilik ve meşruiyet kitabında da weimar anayasası'nın birinci ve ikinci bölümlerinde birbirinden ayrı iki devlet türünün öngörüldüğünü vurguluyor özellikle. daha doğrusu anayasa yapıcının amacı iki ayrı devlet türünü sentezlemek değil fakat schmitt bölümler arasındaki çelişkilerin derinliğini betimlemek için böyle tarif ediyor.

buna göre birinci bölümde genel hükümler, sınırlandırmalar varken, ikinci bölümde spesifik olarak belli toplulukların haklarının güvence altına alınması mevcut.* özetin özeti olarak schmitt diyor ki bi karar verin. ya adam gibi duruş sergileyen, fikri olan bir devlet ortaya koyun ya da genel ilkeleri olan, durum ve topluluklara karşı tarafsız devlet yapısını bu ikinci kısımdaki özel korumalarla bulandırmayın.

elbette kendisinin fikri devletin tarafsız olmaması, tam olarak böyle ifade etmese de resmi bir ideolojiye sahip olması. çünkü devletin tarafsızlığı, her türlü ideolojiye sahip grubun özgür ve resmiyete uygun biçimde propaganda yapmasına, yükselmesine, hatta gerekli çoğunlukları elde ettiği takdirde yine mevzuata uygun olarak "devrim" gerçekleştirmesine bile yol açıyor.

üstelik çoğulculuk sayesinde meclise giren partiler, keyfi ittifaklarla yasalaştırmayı akıl terazisinden ayırıp tamamen menfaat ve varlığını sürdürme aygıtı haline getiriyor. örneğin sosyalist parti, muhafazakar partiyle burjuvayı ilgilendiren bir yasa tasarısında ittifak yapıyor, bunun karşılığında o parti de sendikalarla ilgili bir yasada sosyalist partiye destek veriyor. çünkü ancak böyle devletteki güçlerini koruyabiliyorlar.

tabii yasalaştırmanın böyle bir menfaat ilişkileri örüntüsüne dönüşmesi yasama devletinin en güvenilir organını gözden düşürüyor. bunun sonucunda da parlamentoya sayısal kısıtlamalar getiriliyor (örn. anayasa değişikliği için gereken 3'te 2 çoğunluk).* normalde demokrasinin tabiatı gereği salt çoğunlukla veya basit çoğunlukla yasayan meclis, "3'te 2" ile adeta aşağılanmış oluyor. güvensizlik resmi bir hal alıyor.

schmitt de diyor ki böyle olacağına nelere asla dokunulamayacağına adam gibi oturup karar verelim. yani tarafsız olmayan, "bunlar kesin aga, çoğunluk moğunluk fark etmez yüreği yeten silahlı devrime kalkışsın" diyen bir devlet yapalım. öyle her şeye müsaade etmeyelim. ingiltere'nin fransa'nın peşine takılıp gelene ağam gidene paşam demeyelim. bolşevizm yasak kardeşim deyip geçelim.

e bu tarihi sürecin sonunda da zaten nsdap iktidara geliyor, hem de "sistemle" geliyor. schmitt'in "bak bu sistem kendisini bile resmi bir şekilde feshedebilir yapmayın" dediği şey gerçekleşiyor. schmitt de hitler'İn yanına geçip o yıkılan cumhuriyetin mezarına işeyen adamlardan biri oluyor. çünkü adam totaliter rejim seviyor abi. işte böyle.**
devamını gör...
siyaseti 'dost vs düşman' diyalektiği ile açıklar. mustafa ırgat'ın 'at gözü' şiirindeki "politika et ve kemiğimdir" dizesini ben bu amcayı okuduktan sonra daha iyi anladım.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar