din bilim çatışması

çatışmanın menşei nerede başlar nerede son bulur henüz belli değil iken belli başlı argümanlarla çatışmaya dair örnekler vardır. işin aslı din ve bilim çatışma halinde mi yoksa uzlaşabilir mi sorunu da vardır. olaya sağ duyulu yaklaşanlar din ve bilimin birbirini tamamlar nitelikte olduğunu savunur ancak skolastik düşünceye tepki olarak doğan filozoflar için din başlı başına sorundur.

din ve bilimin ilk çatışma noktası en azından bariz şekilde 17. yüzyılın sonlarına doğru aydınlanma felsefesinin kurucusu olan descartes'e kadar götürülür. karanlık olarak kabul edilen çağda kilise eksenli anlayış yerini insan temelli yaklaşıma bırakmıştır. herşeyin ölçüsü insan olduğu için görecelilik de bunu destekleyerek metafizik alanı neredeyse tamamen yok saymışlardır. bilhassa 1920-1930'lu yıllarda ünlü sosyologlar (durkheim, marks, weber, comte) pozitivist düşünceyi öne sürerek olguların dışında metafizik alemi hayalden ibaret görmüştür. böylelikle din ve bilim halen devam eden çatışmanın köklü yapısını oluşturmuştur denebilir. işin aslı ise din bilimi destekler niteliktedir. henüz kur'an'da bilimsel anlayışlara tezat görüş yoktur. bazı müfessirlerin zorlama çabaları ile kur'an'dan tren icadına kadar buluşlar çıkarması olumsuz tepkilere de neden olmuştur. söz konusu çatışma temelde islam düşüncesinden ziyade hristiyan kilise anlayışına tepkiden ibaretti ancak zamanla islam da bundan nasibini almıştır. fakat günümüzde ise bu durum az da olsa farklı bir minvalde değişim göstermiştir. dünyada şu an din ve bilim hala uzlaşamamış olsa bile dinin yeri ve önemi yadsınamayacak derecede ortaya çıkmıştır. seküler düşünce kaybolmuş ve dini hayat biçimine önem verilmiştir. bu da gösteriyor ki "bir dönem hak bir dönem batıl hükmeder" ayetinin geçerliliği ortadadır.
devamını gör...
din ile bilim çatışmaz. sadece bazıları tarafından çatıştırılır. bunun altında biincil olarak maalesef din adına söz söyleme yetkisini kendinde görenler vardır. bilimsel faaliyetleri günahmış gibi lanse ettirme gayretine girerler. çatışma böyle başlamış ve daha sonra bilim insanları da çatışmayı tercih etmişlerdir. islamın bir döneminde bilim gayet ileri bir seviyeye çıkmıştı, o zamanda muhakkak buna karşı insanlar vardı. ama bilimsel çalışmayı yapanlar, dini yok etme gayretinde değil yaşamı kolaylaştırma gayretindeydiler. ve bunu yapanlar müslümandı. birçok bilim dalının temeline imzasını attılar.

dini çerçevede bilimi reddetmek yerine, bilimi kanıksayıp destek vermek daha önemlidir kanaatimce. çok basit olarak, inanmayan bir adam hipotez veya teori bazında bir şeyi öne sürdüğünde, sen ona kur'an'da şöyle yazıyor dersen bu cevap o kişiyi tatmin etmeyecektir. ama sen bunu verilerle ispat yoluna giderek varlığı somut olarak gösterirsen, bu durumda ikna edici olacaktır. bu durum dininde o kişininde faydasına olacaktır.

ibrahim hakkı erzurumi'nin bir düşüncesi vardı bu konu ile ilgili aklıma geldiği kadarını yazayım:
" islam ile bilim çelişmez. bilim, verdiği sonuçlar itibariyle kesindir. sen bilimsel kesinliği olan bir verinin dinde yeri yok dersen, bunu duyan kişi doğal olarak kesinliği olan bilimsel veriye inanır ve dini terkeder. bu sebeple sende dine zarar vermiş olursun." - bu minvalde sözlerdi. -
devamını gör...
öncelikle bilimin doğru bir şekilde tanımlanması ve bilim deyince ne anlaşıldığı ve bilimin ilimden farkının ne olduğunun ifade edilmesi gerekir. bilimin din ile çatışmasından kasıt, dinin bilimi, bilimin ürettiklerini, savunduğu doğruları reddetmesiyle ilgili değildir. din bilim ile, günümüzdeki bilimi oluşturan ideolojik temeli ve bu bilimin ürettiklerinin insanlığı getirmiş olduğu durumu, ürettiklerinin oluşturduğu sonuçlardan dolayı çatışır. günümüz bilimi "nefsani bilgi" üretmektedir ve bu bilginin ürettiği teknolojinin oluşturduğu tüketim odaklı yaşama, bireyselleşme, dünyevileşme ortadadır. dinin, islamın ortaya koyduğu "ilim", teknoloji anlayışı ise modern bilimden farklıdır. islamda bilginin kaynağı ve temeli vahiydir, sünnettir ve bu bilginin amacı kalkınma, refah değildir. günümüz bilimi insanı yaratıcıdan, yaratılış amacından uzak bir "özne" olarak değerlendirir. ancak dinde ise bilginin temelinde yaratılıştaki ilahi müdaheleyi tanımak vardır ve bu nedenle "allah'tan hakkıyla korkan alimlerdir".
devamını gör...
bilimin temeli din olduğundan din ile bilim çatışması diye bir şey mümkün değildir. bu olgu Allah'ın varlığını inkar edenlerin delil olarak kullanmaya çalıştığı bir kavramdır. bilimin dinden bağımsız veya dinin çürütücüsü olduğunu savunanlar kesin delil olarak iddia ettikleri bilimsel kavramları kullanırlar. ancak bilimde değişen kavramlar bilimin kesinliğine gölge düşürmektedir. örnek olarak 1930 yılında keşfedilen plutonun 2006 yılına kadar gezegen sayılması ancak 2006 yılından sonra aaa pardon gezegen değil o aslında kuyruklu yıldız denilerek ortaya bir kavram karmaşası çıkarılması buna en güzel örnektir.
değişmeyen şey bir olan yaratıcının pluton ismini verdiğimiz maddesel varlığı yarattığıdır. biz sınırlı bilgimizle dini bir kenara bırakırsak maymundan mı geldik, o gezegen mi başka bir şey mi gibi tartışmaları yapar adına da bilimsel tartışma deriz.
gözümüzün önünde deliller varken..
devamını gör...
ortada bir çatışma yoktur, olamaz da.

ortada; 1400 yıldır "besmelenin fatiha suresinin bir ayeti olup olmadığı" konusunda bile ittifak edememişlerin boş hezeyanları vardır. kendi kendilerinin gürültü çıkarıyorlar, bağırıp çağırıyorlar. o kadar.

ulan arkadaşım. daha siz, inandığınız dinin kitabını orijinalinden anlayarak okumaktan bile acizsiniz. tercüme ve tefsir edenlere de güveniniz sıfır olduğundan ayrılmışsınız bin parçaya. hoş, anlayarak okuyan toplumlar bile ayrılmış yüz parçaya! en temel konularınız da bile farklı farklı hükümler varken ve her biriniz bir diğerinizi tekfir ediyorken, hangi çatışmadan bahsediyorsun sen? senin bilimle çatışacak gücün, kuvvetin, etkinliği mi var? elle tutulur, dünyaca tanınmış ve bilim camiası tarafından itibar gören ilim adamlarının isimlerini bir kağıda yaz bakalım önce.

çok komiksiniz çok. inandığı yaratıcı akıl fikir versin böyle düşünenlere.
devamını gör...
ortaçağ avrupa’sında bilim ve hristiyanlıktan bağımsız olarak değerlendirirsek, dinle bilim arasında çatışmadan ziyade çatışıyorlarmış izlenimi veren bir fark var: dinin belirli sabiteleri var, bilimse zamana ve şartlara göre değişir, gelişir. çünkü bilim birikimseldir.
bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, rahman suresinde birbirine karışmadan duran iki denizden bahsediyor. nesefi bu ayeti, bilimsel hiçbir araştırmaya gitmeden, henüz böyle bir deniz de keşfedilmemişken “kudret sahibi Allah’ın bir mucizesi” olarak değerlendiriyor.
yüzyıllar sonra bu birbirine karışmayan biri tuzlu biri tatlı iki suyun bulunduğu deniz keşfedildi.*
belki de bu deniz keşfedilene kadar müfessirin bu söylediği bir safsata, bağnazlık olarak değerlendiriliyordu.
bu sebeple bilimi dine referans etmenin yanlış olduğu söylenir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar