tam da şuanda annem beni anneanneme şikayet ediyor telefonda. ''yemek yemiyor sonra hastayım diyor. zorla yemek yedirmeye çalışıyorum.''

hayır sanki duymuyorum. bilerek yapıyor bencee.

ayrıca nezle olmamın yemek yemememle ne alakası var ya.
devamını gör...
ayrıca bi lütfü beyimiz var Allah versin. iki lafından biri o. çok iyi doktormuşta,herkes onu övüyormuşta. çok umrumdaydı zaten. aah annem aahh

edit: yanlış anlaşılmış mesajım yaa. mide doktoru kendisi. tedavi maksatlı yani. tövbe estağfurullah

editeyn: mide doktoru yazmışım ya ağlicaamm. dahiliyeci işte *

hep annemin suçu. o öyle diyor. *
devamını gör...
parasını verip dershaneye yazılıyoruz. hoca gelmeyince de seviniyoruz. zengin miyiz, yoksa gerizekalı mı anlamadım.
devamını gör...
balık temizlemeye bayılıyorum.ıyyy nasıl yapıyosun diyenlerede uyuz oluyorum.sanki naptım ya.kızlar concon olmak zorunda mı..
devamını gör...
babama akşam işten geldiğinde hoşgeldin demek gibi bi huyum yok,kapıyı ben açmadığım sürece tabi. böyle zamanlarda babam rutin olarak yanıma gelir ve ''ay ay ay kızım işten gelmiş,hoşgeldin kuzuum'' der ve yanağımdan öper. hemen hemen her gün yaşıyoruz bunu. bi arada sabahları elinde bi bardak suyla uyandırmaya gelip ''şimdi suyun kaldırma kuvvetinden yararlanacağız'' diyordu.

bu adam şımartıyor hep benii. keşke bende ona karşı böyle davranabilsem.
devamını gör...
- eşim, ona çiçek almadığım için sürekli bana laf söylüyor. ama bence insanın sevdiceğine çiçek hediye etmesi kadar saçma birşey olamaz. "al, bunları senin için öldürdüm" mü diyeyim yani. veya "bunları gördüğümde çok güzel olduklarını düşündüm; hemen sen aklıma geldin ve hepsini kopartıp öldürdüm." evet, daha da abartalım: "henüz daha ölmediler. istersen suya koy ve yavaş yavaş ölmelerini izle"...
canlı çiçek hediye edilmesine karşıyım!! canlı çiçeklerin kitap aralarında hatıra olsun diye kurutulmalarına karşıyım!!
ha şimdi soracaksın "eşine saksıda çiçek hediye ettin mi hiç?" diye. aile içi işlerimize karışma...

- toplum içinde su içerken çömelen ve üç yudumda içen kişi benim gözümde tam olmuştur.

- erkeklerin saçları alakasız zamanlarda çok güzel şekil alıyor. ama iyi olması gerektiği zaman yırtınsak da şekil veremiyoruz.

- aptal biri ile aynı işte çalışmaktan daha kötüsü aptal birinin emrinde çalışmak.

- sözlükteki yazarların birbirini sevmemesi, düşman olması çok enteresan. günümüz toplumunun yansıması gibisinden saçma muhabbetlere girmeyeceğim ama gerçekten öyle. kendi fikrini beyan eden birini sevmiyoruz. yetmiyor subjektif fikrini eksi oy vererek kötülüyoruz. yetmiyor hıncımızı alamayıp seri eksiliyoruz. yetmedi mi özel mesajlarla, nick altlarında birbirimize giriyoruz. lan arkadaş daha adamı tanımıyosun bile!! ...troller ayrı ama bak. troll zaten bu yola girerken göze almış herşeyi.

- "eve gider gitmez yatacağım" cümlesini sarfettiğim hergün, gece 12 den sonra bitiyor. büyük konuşmamak lazım.

- şimdiden emeklilik hayalleri kurmaya başladım. daha önümde çok uzun zaman olmasına rağmen. bazen elime yüklü paralar geçse de çalışmak zorunda kalmasam diye hayaller kuruyorum.

- gemilerin tepesinde dönen radar gibin aletin aslında tv anteni olduğunu öğrendiğimde yıkılmıştım. bir buton varmış ona basınca dönüyormuş anten, kanalı bulunca bırakıyorsun butonu. düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. çocukkene o aygıtla ilgili ne hayaller kurmuştum halbusi, uzay gemisi alet edevatı gibiydi benim için. sonuç tırt...

- askerdeyken ilçe jandarma komutanı dikti karşısına. önce "öğretmen var mı aranızda" diye sordu; 6 kişilik kısa dönem asker ekibimizden ses çıkmayınca "yeteneği olan var mı" dedi. amacı komutan çocuklarının işine yarayacak asker bulmak. ben de atladım "kısa film çekiyorum" dedim. ortamda kısa bir south park sessizliği oldu. ve komutan sorusunu yineledi "başka?" hayır senin neyine lan atlıyosun lapin gibi. ama işin en acısı tezkereme 15 gün kala komutanın beni çağırıp subaylar gecesinde kameramanlık yaptırmasıydı. ben kaşındım..

- plan yaparken buçuk veya saat başı şeklinde kendimi ayarlıyorum. zaten kim misal 11:52'de veya 16:38'da bi işe başlar ki. başlarsa manyaktır

- "azalarak sevmek" diye birşey var türk insanında. zaten alıştırmışlar bizleri; ilişkilerde önce aşk, sonra sevgi, sonra saygı falan safsatalarına.

- sözlükte sevdiğim, anlaştığım, düzenli sanal ortamlarda görüştüğüm kişiler var. fekat bu insanların nick altlarına yazamıyorum bir türlü. mesajla söylüyorum ne diyeceksem. nick altı özürlüsüyüm anlıyacağın. ama nick altıma yazılması pek bi hoşuma gidiyor..

- yeni nesil belli şeylerin tadına varamadı resmen. ev telefonundan arkadaşını arayıp, pastane, kafe veya bulunduğun yerin merkezinde bulunan belirli yerlerde buluşmak için sözleşmeyi ve biri gecikirse saatlerce beklemek zorunda kalmayı mesela. kimsede cep telefonu yok ki anasını satiim. bir de dönem ödevi olayı var. google mış, ödev sitesiymiş ne gezer. gidecen devlet kütüphanesine arayacan ki bulasın. yazı da hangi akla hizmetse çizgisiz kağıda el yazısı olacak ödevde!! bir de hoca ödevin içeriğinden çok el yazısının güzelliğine not vermez mi.. akrabalardan kızları ayarlayıp parayla yazdırırdık, hey gidi.

- kahve köpüklü olsun diye püpetle fincanın içine üfüren çaycılar olduğunu öğrendiğim günden beri dışarıda türk kahvesi içmiyorum.

- herkes en az bir adet "çaktırmadan bak" dediğinde davar gibi arkasına dönüp bakan arkadaşa sahiptir...

- hepimiz kağıttan yaptığımız uçağın kanat uçlarını kıvırınca daha hızlı gideceğine inandık.

- ben iyi alıştım böyle uzun itiraflara...
devamını gör...
az önce telefonu suratıma düşürdüm ve dudağım patladı. ve kanıyor,üstelik acıyor. *
devamını gör...
30 dolar verip yarım saatte yazacağım kodu , sırf daha çok hoşuma gidiyor, zevk alıyorum diye terminal ortamında vim de yazıyorum. ofisteki herkesin bi ide si en kötü adam gibi bi gui li bitext editoru var.

adamlar kodun ilk harfini yazıyo gerisini editor koyuyo. biz hala ..
devamını gör...
benim bir sorunum var sözlük. para harcayamıyorum. bu konuda kısıtlanmıyorum da...yani deli gibi alışveriş yapsam eşimin hiçbirşey demeyeceğini biliyorum. aslında ihtiyacım olan şeyler oluyor ama ne bileyim kıyamıyorum. ne kadar beğenirsem beğeneyeyim dükkandan eli boş çıkıyorum. işin garibi birilerine hediye alıyorsam rahatım ama sorun kendime almakta. bütün sülale, dostlar benim bu durumumla alakalı dalga geçerler hep. bu sebeple bazen gaza gelip eşime "enayilik yapmıcam, görürsün sen bak nasıl harcıyacağım bundan sonra" derim ama eşim sırıtır sadece, öyle olmayacağını bilerek.

şimdiii bu durumumun sebebini söylemek istiyorum; çoğu kişi bilmez. 16-17 yaşlarında yani şu kıpır kıpır dönemlerde, hani en çok kıyafete para verilen, dostlarla gezilip, eğlenilen dönemler... dükkanımız iflas etti. babam da almanya da işci. dükkanın başında başkası duruyor ismi lazım değil. bitirdi mahfetti bizleri, borç batağına soktu. öyle ki, senelerce bir sürü borç çıktı, öde öde bitmedi hiç. o sıralar acayip sıktık hepimiz kendimizi, idare ettik, herşeyden, yiyeceklerden, zevklerden kıstık. çok ayrıntısına girmeyeceğim ama en basit şeyler bile lükstü bizim için. ben kendi adıma söylersem: doğru dürüst harçlığım olmazdı. mesela arkadaşlarım 5 lira alıyorsa ben 1 lira alırdım. dedem verirdi harçlığımızı. o 1 lira yetmezdi haliyle tekrar harçlık istediğimde yerin dibine sokardı. okula kaç kere ağlayarak gitmişimdir bu sebeple. babamın artık yanımıza gelmesi için dua ederdim. dostlarla takılırken ben hiç ısmarlayan olamadım en çok bunun ezikliğini yaşardım. çok şükür rabbim bana sahip çıkacak dostlar lutfetti bu kötü zamanımda. kıyafet desen ablamlar sağolsun onların küçülmüşleri ihya ediyordu. arada da bayramdan bayrama annem şartları zorlar uygun birşeyler alırdı bize. başkaları gibi marka takıntım olmadı, olamadı. ama hiçbir zaman isyan etmedim ne rabbime ne aileme. sabrettim ve çok şükür o kötü dönemleri atlattık.

şimdilerde durumumuz çok güzel maşallah. ama hiç unutmam; yeni evliyken eşimle alışverişe gittiğimizde aylık yaptığımız için alışveriş arabası dolardı ve ben çok utanırdım, sıkılırdım. sanki alamayanlar bize bakıyor diye düşünüyordum. her eve dönüşümüzde bu konuda eşimle tartışırdık. çünkü bir türlü içim rahat olmuyordu. o da bir gün eşimin bana patlamasıyla son buldu.*

velhasıl o cıvıl cıvıl zamanlarımda idare etmeyi öğrendim. bu sebeple üstüme yapıştı kaldı bu durum. herşeyin kıymetini daha iyi biliyorum. boş harcamalardan sakınıyorum. o günlerde yaşadıklarımı asla unutmam.. rabbim kimselere darlık vermesin...
devamını gör...
biz amcalarlan karşılıklı oturuyoruz,kapı komşusuyuz.annemle yengemde iyice içli dışlı oldu 20 yıldır.her gün hemen hemen her kahvaltıyı beraber yapıyolar.her akşam üstü çayında beraberler.muhabbetde belli babaannem genelde ya da halamlar.neyse bunlar gıybet etmeye başlayınca ya iki dakika gıybet etmeyin anne-yenge diyorum.aynı anda aynı cümlelerde bağırıyolar.''-sen sus sanki yüzlerine söyleyemeyiz ne var sanki''
Allah nazar değdirmesin muhabbetleri daim olsun ama coştular iyice.babamlar iş yerinde görüşürse görüşüyo o da ayrı bi garip.
devamını gör...
sandens kid'in itiraf deyü yazdıkları itiraf deyil. kojito sözlük yazarının karalama defteri başlığında daha çok giderleri var.
devamını gör...
babaannem dedeme: "neyse sen tespih çekiryorsun galiba" deyip odadan çıktı. bir tripler bir tripler... dedemin işi zor. üzüldüm la adama şimdi bu mübarek gecede.
devamını gör...
annesine isyanlarda olan ergenler için bir tedavi planım var.
şimdi bu sıpalara mide bulantısı yapacak bir takım kimyasallar içiriyorsun. ve herhangi bir ilaç almalarını yasaklaıyorsun. onlar o mide bulantısı ile okullarına gidiyorlar filan.
hamilelikte bazalde hep olan o mide bulantısını yaşatıyorsun. sonra da bir ilaç ile kesiyorsun.
mide bulantısı kesilen ergenler, eğer ki annelerinin çektiklerini anlamazlar veya hala isyanlarda olurlarsa, o zaman başka uygulamalar ile anlatacaz.

mide bulantısı kadar menem bir şeye çare bulan bilim insanlarının mezarları cennet bahçesi olsun.
kimse bulanmasın.
şu mübarek gecede, duam sadece bu değil ama. bu da var.

itiraf da, bu başlığa itiraf değil anı yazanları sevmiyorum. like this.
devamını gör...
ispanyolca dizi önerebilecek ve daha da ötesi indirmek için link verecek biri olsa ne güzel olurdu be sözlük.
devamını gör...
sözlüükkk, geçen gün arkadaşımın yeğeni doğdu. bir türlü isim bulamıyorlardı benden de öneri istedi bende söyledim. veeee az önce öğrendim ki benim söylediğim ismi vermişler, cihangir. nasıl mutlu oldum, anlatamam! *
devamını gör...
barbie bebek koleksiyonum var sözlük.küçük kardeşime elletmiyordum bile, yokluğumu fırsat bilmiş kalleş hepsini almış oynuyo.o kadar memnun ki halinden geri almaya kıyamadım ama saçları mahfolmuş yaaaa *

neyse artıkın kardeşceğizime feda olsun diyeceğim,yapcak bişey yok.
devamını gör...
büte kaldığım iki ders var ama tek ders varmış gibi davranıyorum. hiç dersine devam etmediğim, konu ne ne anlatıyor ne oluyor demeye haddim olmayan bir dersten kaldım. hiç üzülmüyorum zaten seneye alacağım bir dersti. kendim azdım kendim buldum. yenilenebilir enerji kaynakları dersini alsaydım meğer çok kolaymış. neyse seneye inşallah. ya ben bu adamın kalacağım dediğim dersinden geçtim bu dersinde soru çözümleri elime geçti sınava onla girdim geçerim dedim kaldım. şimdi atayisler bunu açıklasın. hasaaaaaaaaaaaaaaan.....
devamını gör...
uzun zamandır facebookta onu beğenir misin bunu beğenir misin mesajı almıyordum. taaaa ki bugüne kadar. arkadaşım sevgilisine yaptığı videoyu beğenmemi istedi. bi de çok önemli dedi. bide iyi arkadaşım. bi de ben hayır deme özürlüyüm... vel hasılı kelam acı çekiyorummmm.. bana da yazık ki.
devamını gör...
itiraf falan değil bu cogito serzeniş serzeniş.

ahali şimdi bu kırmızı bkz lere fena taktım ben, kimse de demiyor ki
"verdim bakınızı şunun bir de altını doldurayım." yok.
bir de üzerine ukde bırakıyorlar.
ben de bilmem neden boş vaktim de yok aslında ama dedim hayrıma şu boş bkz ları doldurayım.
bir doldur iki doldur yok bitmiyor,
tembelmisiniz arkadaş!

ben de attım havluyu kalsın boş bakınızlarınız kırmızı kırmızı.
devamını gör...
yanlış yönde yürüdüğümü fark ettiğimde yavaşça telefonumu çıkarır planımın değiştiğini belirten bir mesaj okurmuş gibi yapar geri dönerim. aynı sizin yaptığınız gibi.
devamını gör...
ağlasam rahatlarım aslında. ama ağlayacak sebep bulamıyorum. gülsem de rahatlarım aslında ama gülecek de sebep bulamıyorum. muğlakta kaldım resmen. yarına kadar bu psikolojiden kurtulamazsam pazar günkü sınavıma hazır olamayacağım. bu arada evet namussuz said pazar günü sınav yapıp hafta içi üç gün tatil vermiş. Allahım bu asistanlar neden geri zekalı ve embesil oluyorlar. cidden onun pigme suratını ezip at dişlerini eline veresim var. şiddet doluyum ona, hiç ders işlemeyen ısı transferi hocasına ve sınav sorularını hazırlattığı sonuçlarını okuttuğu eski asistanına.
devamını gör...
gene rezil oldum sözlük.

komşu kızı geldi bugün. kapıyı açtım elinde kadayıfıyla kahve içelim mi dedi. sen gel bu sefer dedim evde kimse yok. kız afalladı tabi. ben geldim zaten dedi.bendeki kafaya bakar mısın kız elinde tabağıyla gelmiş bizde oturalım diyorum. neyse oturdu konuşuyoduk ben kahve yapayım dedim kalktım.ara ki kahve bulacaksın. yook kalmamış. su koydum bende.geldim yanına dedim türk kahvesi kalmamış nescafe içelim dedim mahçup mahçup.kızın da türk kahvesi içesi vardı demek ki dur bizden alayım geleyim dedi.ikinci bi rezillik.allah'tan kahvem çok güzel oldu da ordan aldık notu.gene fal baktı bana.hayır günah olduğunu biliyorum ama rencide olur diye diyemiyorum.bardağı besmeleyle çevirmem tam bir fiyaskoydu.çarpılmadığım için şanslıyım.

öyle işte sözlük. seviyorum bu kızı.haftasonu çağırdı yine.gidicem mecbur.
devamını gör...
bu itirafı yapıp yapmamak arasında çok kararsız kaldım. ama yapacağım. sanki beni nerde göreceksinizzz . *

bigün ablamla bi mesele hakkında tartışıyoruz. konuyu hatırlıyamıyorum ama dini bi mesele idi. sonra ablam çok kesin yargılı bi cümle kullandı. bende alaycı alaycı ''kim demiş kızım kim demiiişşş'' dedim. o da tam olarak şöyle ''şehadet getir salak ayet bu'' o an ki yüz ifademi görmeniz lazım tabi. bi tövbe estağfurullah ve akabinde kelime-i şahadetler. çok kötüydü yaa.

neyse işte böylede patavatsızım sanırım. Allah'ım sen affet.
devamını gör...
telefonumda yapamadığım bir ayarı 8 yaşındaki yeğenim yaptı. bi de getirdi "al şule hala, yaptım bi daha bu kadar kurcalama" diyerek geri verdi. bu utancı nasıl kaldıracağımı bilemiyorum kogito. şu anda bu satırları, kapısını kilitlediğim odamda ağlayarak yazıyorum. sanırım 1 hafta dışarı çıkamayacağım.
devamını gör...
entry girerken bir şeyie dikkat çekmek isteyip de gizli bakınız verdiğimde eğer öyle bir başlık yoksa ve gizli bakınız kırmızı görünüyorsa çok mutlu oluyorum. ve o gizli bakınızın başlığını açmaya hiç uğraşmıyorum. çümkü benim istediğim o gizli bakınızın kırmızı olması.
*
devamını gör...
o kadar entry kastıktan sonra entrynin sonuna yıldız verip gayri ihtiyari olarak yıldızın sonunda noktalama işareti kullandıktan sonra, moderatörün birinin gelip de yıldızın içinde noktalama işareti kullanmak formata aykırıdır açıklamasını yapıp tanımımı silmesine ayar oluyorum. hayır sileceğine gel bi uyar demi yani ne bu emeğe saygısızlık. şu sorunun cevabını da merak ediyorum ayrıca: peki birader/bacım, yıldızın içinde gülücük yaparken noktalama işaretleri kullanılmıyor mu; o zaman neden o tanım silinmiyor? *
devamını gör...
buradan türk hava yolları call center çalışanlarına sesleniyorum. itirafım size. bugün sizlerin kulaklarını oldukça çınlatan benim. topunuzun bilgisini ve yapacağı işi seveyim!
devamını gör...
buradan türk hava yolları call center çalışanlarına sesleniyorum. itirafım size. bugün sizlerin kulaklarını oldukça çınlatan benim. topunuzun bilgisini ve yapacağı işi seveyim!
devamını gör...
çocukken kitaplarla aram pek yoktu. çok zor bir şey gibi gelirdi bana kitap okumak. üniversite okumak için bursa'ya geldim. okumadım gerçi ama 6 sene kaldım bursa'da. bunun ilk iki senesi yine 'kitapsız' zamanlardı benim için. sonra olaylar olaylar. insan insanlar çarpıştı. altta kalanın canı cehennemeydi. canımız çok cehennemlik oldu. büyümeliydik. bir gün dönüp geçmişime baktım ve aslında çok 'cahil' olduğumu anladım. çevrede nasıl gösterildiğim önemli değildi, kendimce baktığımda cahildim. çözüm basitti. kitap okumalıydım. bu kez yapabilirdim. başladım okumaya. genelde siyasi şeyler ilgimi çekiyordu, yeni çıkanları hiç ihmal etmezdim. tarih kitaplarıyla da aram fena sayılmazdı. öğrenci olmama rağmen maddi imkanlarım fena değildi. istediğim kitabı alabiliyordum. ailem de zaten durumdan memnundu ve maddi destekten geri durmuyorlardı. epey zaman okudum, tarzımı hiç değiştirmeden. parasız zamanlarım başlamıştı. yine de kitaba verecek para buluyordum. bayramda hâlâ harçlık alabiliyordum. bursa'da setbaşında kütüphane vardır, bursa'nın göbeğinde. bir yıllık üye olunca, 15 gün içinde geri iade etme şartıyla, aynı anda üç kitap alabilirsin. oraya da üye oldum. edebi anlamda epey kitap olsa da, benim ilgi alanıma giren konularda kısıtlı bir kütüphaneydi orası. raflarda olan kitapları hepten ezberlemiştim, işe yarar bulduklarımı da okumuştum. bir gün gezerken gözüme bir kitap ilişti. minima moralia. adorno yazarıydı. frankurt okulu falan diyordu. aldım. arkadaşımın lojmanı vardı ve kendisi pek uğramazdı. normalde 3 kişiydik ve diğer arkadaş da uğramıyordu artık. tek kalıyordum, gecekondumsu, 70'ler türkiye'sinden bir ev. iki katlı ama alt kat girişi ön taraftan, bizim giriş arkadan. akşamları genellikle kitap okuyarak geçiyordu vaktim. minima moralia'yı da bu evde okumaya başladım. kitap korkunçtu ve her kitabı elime aldığımda altını çizecek bir yer olur diye kulağımın üstünde bulundurduğum kalem sıkça aşağı iniyordu. çizilmesi gereken çok yer vardı. sarsıcıydı, bir o kadar da ağır. hemen hemen anlıyor sayılırdım. bu kitabı aldığım üç kitap arasında en sona mı bıraktım hatırlamıyorum ama kitabın iade tarihi yaklaşmıştı. çizdiğim yerleri kaydetmeliydim bilgisayara. bir kısmını kaydettim de. fakat önemli bir kısım çizdiğimle kaldı sadece. kitap da gitti kütüphaneye. ben de gittim bursa'dan. bir daha uğramayacaktım. kitap bazı şeyleri değiştirmişti hayatımda. artık güncel siyasi kitaplar ve tarih kitapları arka planda kalmalıydı. yerini düşünce, fikir kitapları almalıydı. batılı düşünür, filozof, kuramcı vs listesi çıkardım kendime. geneli 20. yy'da yaşamış olanlardan. baudrillard, foucault, bauman, zizek, canetti, sontag bu şekilde girdi hayatıma, daha da girmeyi bekleyenlerle birlikte. aslında daha çok başındayım yolun, biraz ağır da geliyordu bana bu kitaplar. ama en azından bundan sonra ne tarz ya da kimleri okuyacağımı biliyordum. sıcak bursa yazı, lojman, tekim, minima moralia, çay, kitap, kitap, kitap... böyle başladı her şey. insan insanlar çarpışmaya devam ediyor, altta kalanın canı cehenneme olmaya da. yine de kitaplar iyidir!
devamını gör...
mail kutucuğunda kuzey kutbunu koruduğum için greenpeace bana teşekkür etmiş. halbuse kuzey kutbunu korumak istemiş felan değilim, kuzey kutbu umrumda değil. sanırım biri benim yerime kutbu korumaya kalkmış ve adımı da yazmış.

yani kuzey kutbunu koruma listesinde adım var, benim de yeni haberim oldu. güneylilerin bir oyunu mu bu, yoksa kaderimin bana bir oyunu mu bu?
devamını gör...
kardesim her sene istinasiz takdir belgesi getiriyor.. onun adina cok seviniyorum tabi ki.. ama onun yasindaki karnem aklima geldikce uzuluyorum da.. benim karnemde ikiler ücler ucusurken kardesiminkinin hep bes ve dort olmasi utandiriyor resmen.. evet bu bir karne gunu bunalimi.. yazik la bana..
devamını gör...
ortaokulda ve lisede istisnasız her sene takdir veya tesekkür belgesi aldım. ama bu durum öyle normal bir hale gelmişti ki kimse umursamazdı. kuzenim derslerinde iyi degildi ve bir kere teşekkür aldı diye kutlamalardır, hediyelerdir gırla gitti. itiraf ediyorum uyuz olmuştum o zaman!
devamını gör...
anneme göre televizyondaki her genç erkek oyuncu benimki. valla ben hiç bişey demiyorum kendi kendine hepsini benimki ilan etti. dün pamir pekin bugün çağatay ulusoy. yarınki kim olacak merak içerisindeyim.
devamını gör...
geçen gün hayatımda ilk kez otobüste kapıdan inemeyen vatandaş için kaptana "inecek var" diye bağıranlar kervanına katıldım. hatta katıldım demeyeyim, kervan bendim.
niçin yaptığımı ise hiç bilmiyorum. normalde sessiz kalırdım öyle durumlarda.
o an bir hayli dalmıştım ve çok sinirlendiğim bir durumu tasavvur ediyordum. otobüs durunca yaşlı ve bastonlu bir teyze inemedi, otobüs de devam etti.
1-2 kişi söylenecek gibiyken tamamen doğaçlama bir şekilde orta kapı civarlarından "inecek var!" diye bağırdım. sonrasında 1-2 kişinin dönüp bana baktığını hisseder gibi oldum.
ve bağrışımın biraz sert olduğunu fark ettim. kafamdan geçenlerin acısını farkında olmadan oradan çıkarmışım demek ki. *
devamını gör...
arkadaşımın bi kaplumbağası var ona sinir oluyorum sözlük.ya kaplumbağa dediğin bön bön bakar dokununca da kabuğuna kaçar.bu öyle değil vahşi resmen saldırıyo insana.tabi intikamım kötü olduğu taşın üstüde ters bir şekilde beyblade gibi dakikalarca dönünce aklı başına geldi.ayrıca saçma ötesi bi adı var... hayvan severler hiç laf söylemesin bende hayvan severim ama bu resmen canavardı.
devamını gör...
çok borcum var. cidden çok borcum var ve tam tabirle doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor. :/
devamını gör...
halamın oğlunun ağzını burnunu kırmak istiyorum da halam alınır diye bir şey yapmıyorum.
devamını gör...
cem yılmaz'ın gösterisini çok da terbiyesiz bulmadım. tamam ahlaka mugayir noktalar vardı ama, abartılan kadar değil. bence o kadar, abartılan kadar harika mükemmel de değil. cem yılmaz tadında. o kadar. komik güldük evet.
artık ne beklediysem.
celal ile ceren'nin artı 14 , cem yılmazın artı 7 olduğuna dikkat çekiyorum. kimse o film çok terbiyesiz vs demedi. garip.

devamını gör...
alıp başımı çok uzaklara gitmek için evden çıktım, yağmur yağıyordu geri döndüm. şimdilik bu kadar macera yeter.
devamını gör...
yarın sınavım var. sözlükten çıkayım bi ders yapayım demiştim hala derse başlamadım. :)
devamını gör...
tek başıma kar altında romantik bir yürüyüş yapmak istedim, birader bir el at da şu arabayı vurduralım diyen 5 kişi ile karşılaştım. bir kaç gün evden çıkmasan iyi olacak!!
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar