aziyade

üniversitenin bittiği yaz.
hayat boşluktan ibaret.askerlik durumu meçhul. en iyisi onlar gelip alana kadar bir işe girip çalışmak. teyzeoğlu tepehome da satış görevlisi. yeni açılacak maslak sanayi şubesine personel alınacakmış. evrakları hazırlayıp götürdüm. müdür mezun olduğum bölümü gördüğünde pazarlamayla ilgili birkaç soru sordu. verdiğim cevapları beğenince "yarın sabah 10.00 da gel,hayırlı olsun " dedi.
ertesi sabah 10.00 da işyerindeyim. çiçek ve vazo reyonuna bakan bir adamın yanında takılıyorum. gelen müşterilerle o ilgileniyor. ben de işi öğreniyorum. büyük bir yer. mankenler, dizi oyuncuları falan geliyor arada hareketlilik çok. çalışanların çoğu bayan. akşamları iş çıkışı mağazadaki iki çocukla birlikte bara gidip takılıyorlar. sevda isminde bir kız var kasa da duruyor. bindiğim servise bindi tanıştık. dakika bir elindeki cipsi ağzıma uzattı. tersledim. şakaya vurup özür diledi. kafamı diğer yana çevirip dışarıyı izledim.

üçüncü günün akşamı eve geldiğimde mahalleden arkadaşım arayıp evine çağırdı. gittiğimde başka bir arkadaş daha vardı. hal hatırdan sonra eski çalıştığı muhasebe bürosuna eleman aradıklarını söyledi. araya haftasonu girmek üzere. günlerden cuma. pazartesi giderim dedim. sohbet muhabbet akarken telefonum çaldı. özel numara. açtım ses vermiyor. son iki haftadır birkaç kere özel numaradan arayıp dinleyen bir sapığım olmuştu. "konuşsana kardeşim" diye başlayıp küfürle devam edecek bir konuşmaya giriyordum ki kapadı.
yarım saat sonra tekrar çaldı. bilmediğim bir numara arıyor. açtım bir kız sesi.
" alo kimsiniz ? "
" tanımadın mı ? "
" hayır kimsin kardeşim ? "
" tanımadıysan boşver "
" ya söylesene oynama benimle sevmem böyle şeyleri ebru musun ? canan ? derya ? "
" nee ? sus sus tamam " dıt dıt dıt ...

kim olduğunu çok da düşünmeden yattım. ertesi gün işe gitmedim. birkaç defa aradılar açmadım. akşam dün evinde kaldığım arkadaşım işten geldikten sonra mahalleye çıktık.
bana dün telefondaki kızın kim olduğunu sordu:
" bilmiyorum "
" ben biliyorum "
" nerden biliyon ? "
"bugün öğrendim aradım konuştum "..
" kim oğlum söylesene ". adını söyledi. yutkundum önce. "hadi lan " dedim. " valla, valla oymuş bugün tam iki saat uğraştım zorla aldım ağzından " "... "
"ne susuyorsun oğlum ?" dedi. kalktım oturduğum kaldırımdan oynamaya başladım. safça beni izliyordu arkadaşım.
" oğlum mal mısın napıyon ?"
" hacı ben ne zamandır bu anı bekledim ooh bee oh bee sonunda aradı "
" amma sevindin lan ? "
" herhalde aga ayrılırken öyle dua ettim ki bi gün bi çağrı bi mesajla bile dönsün bana diye"
" lan ne şerefsizsin kız seni seviyor oğlum"
" nerden biliyon ?"
" ben biliyorum "

oturup konuşmaya başladık. defalarca mesaj atmış adını öğrenmek için."yüz kontör borçlusun bana " dedi. güldüm sonra " .... ya gidecekmiş okumaya " dedi.
" ne ?" " evet .... ya gidiyormuş yarın görüşmek için ikna ettim bi saat kadar görüşeceğiz bi yerde " diye ekledi " ben de geleceğim " dedim. " sen gelirsen çok ayıp olur haber vermeyeceğime söz verdirtti " dedi.
" bak kırarım kafanı senin senin yerine ben gideceğim " dedim. "oğlum ben onu bi daha nasıl göreceğim ..... ya gidiyor diyorsun " " evet " deyip sustu.
sonra " tamam lan ama ben karışmam kötü bi şey olursa yalvar yakar ikna ettim diyeceksin çok ayıp olur kıza seni görmeyi hiç istemiyor " dedi. " tamam " dedim.
içimde mahallede deli gibi bağıra çağıra koşmak geçiyordu.

gece güç bela uyudum.
günlerden 30 ağustos. sabah kalktığımda buluşma saatine 3 saat vardı.dünyanın en uzun 3 saati.
hazırlanıp erkenden yola çıktım. onu beklemek bile güzeldir diye kafeye yarım saat önceden gittim. dışarıyı gören masalardan birine oturdum. neler konuşacağımı,nasıl konuşacağımı düşünmeye başladıkça kalbimin gürültüsü kulaklarıma geliyordu. " şu okul işi nerden çıktı ikna ederim belki de gitmez " gibi saçma bir düşünce oturmuştu dün akşamdan beri aklıma. ne yapıp edip ikna etmeliydim gitmemesi için. onca sene nasıl geçecekti ayrı şehirlerde. saatime baktım on beş dakika kalmıştı. kafeye göz attım. buraya daha önceden birkaç defa gelmiştim ama böyle bir buluşma için geleceğim neyse..
bunları düşünürken arkadaşım aradı. " hacı geliyor şu an merdivenleri çıkıyor " dedi. kendimi topladım. merdivenlerden elinde tepsiyle bulunduğumuz kata çıktı. uzun kahverengi bir etek giymişti, başını kahverengi bir şalla örtmüş ve beyaz bir ceket ve içine beyaz bir penye. melek gibiydi. arkadaşımı aradı gözleri sonra ben ayağa kalkınca bana baktı. gülümsedim. geri dönmek için döndü koşarak yanına gittim arkadaşımı sordu. " birazdan gelecek " dedim. " yok ben gidiyorum " dedi. kolunu tuttum. ona dokunmanın yarattığı şaşkınlığa rağmen kendimi toplayıp " gel beş dakika konuşalım şurda " dedim. " hayır ! " " yaa beş dakika sadece beş dakika ".
masaya yürüdük. ben de beyaz bir gömlek giymiştim. tıpkı konuştuğumuz zamanlardaki gibi aynı renk kıyafetler giymiştik.
karşılıklı oturduk. ben ona bakarken o etrafa bakıyordu. bir kez bile bana bakmadı. kafedeki televizyonda çıkan klipleri izledi bir süre ben onu izlerken. sonra hal hatır sorduk birbirimize. uzun suskunluklar vardı cümlelerimiz arasında durmadan arkadaşımı soruyordu " birazdan gelecek " diyordum. bakmıyordu hiç yüzüme. dışarı bakarak konuşuyordu. çekingen bir hali vardı. önündeki gazoz kutusunun açma halkasıyla oynamaya başladı. laf açmaya çalıştıkça kestirip atıyordu. sonra bir ara bana baktı. gözlerine baktım. gözlerime bakarak istemsiz mırıldandı: " off gözlerin çok güzel ! "

afalladım. önüne bakarak sustu. söylediğine pişman olmuş gibi bir hali vardı.
kalkıp kucaklamak istedim. ellerine gitti ellerim çekti ellerini. " yapamam dedi ... ya gidiyorum okumaya " " gitme " dedim "gitme birkaç ay ver bana sadece birkaç ay " " olmaz başkası var " dedi. " ya bırak yalan atmayı bir kez de beni düşün. haklı gerekçelerinle defalarca gittiğin yerde bıraktığın beni düşün yok başka birisi olamaz ". sustu. ellerini tutmak istedim tekrar çekti. birden sordum " benimle evlenir misin ? ". zamansızdı biliyorum. bir buçuk yıldır görmediğin sevgiliyle ilk buluşmanda kurulacak en son cümle bu biliyorum ama bu soruyu sorabileceğim tek insandı.
" evet " dedi.
" ama önce okul. ben okuldan gelene kadar görüşmeyeceğiz. " diye ekledi.
" şaka mı yapıyosun ? "
" yoo çok ciddiyim,"
" ben yapamam "
" bekleyemezsin yani "
" evet bekleyemem "...
" sen bilirsin, ben bekleyeceğim ? "
" sen bekle ben bekleyemem yaa nasıl beklerim onca zaman görüşmeden "
" ben başkasıyla evlenemem. gelene kadar bekle. ben bekleyeceğim. sabredeceğiz."

cevap veremedim. varlığı yokluğundan daha ağır gelmişti sanki. gitmek için kalktık. onunla birlikte yürümeyi öyle özlemişim ki onunla beraber yürürken birilerinin bize bakmasını.
minibüs durağına kadar götürdüm. susuyorduk yine. birbirimize saatlerce konuşacak kadar açtık oysa. minibüse bindi ve hareket eden minibüs gözden kayboldu.
eve nasıl geldiğimi yatağa kendimi nasıl attığımı hatırlamıyorum. annem girdi on dakika sonra. sabah ki hazırlığımdan bir şeyler sezdiğini biliyordum.
her şeyi anlattım. görüşmeden nasıl bekleyeceğimi. " beklemelisin oğlum " dedi. " ama merak etme yarın arar o seni " dedi.
ertesi gün muhasebe bürosuna gittim görüştüm. şartları konuştuk. askere gidene kadar çalışacağımı söyledim kabul etti yeni patronum. o gün yeni işlerimi öğrendim.
akşam eve dönerken telefonum çaldı. arayan o ydu. heyecanla açtım:

" nasılsın ? "
" iyiyim işten dönüyorum sen ? "
" iş mi ? "
" evet muhasebe işi oldu bugün yarın başlıyorum "
" hayırlı olsun ben de markete çıkmıştım bi arayayım dedim "
" sesimi duymak istedin yani "
" evet " ....

en güzel hikayem kaldığı yerden böyle başladı.
günlerden 30 ağustos tu ve zafer de bayram da benimdi.

* *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.