toplumsal çöküş dönemlerinde yönetimde artan israf ve lüks düşkünlüğü

toplumsal çöküşten kasıt, ilimde, irfanda, insanlıkta geriye gidiş, fazilet, haysiyet gibi insani değerler yerine, mal, mülk, şöhret, şan gibi masivaya yönelmektir. bu dönemlerin en bariz bir diğer özelliği ise toplumun aynası olan yönetimin, yönetici kesimin, kısacası ümeranın aşırı lüks düşkünü olmasıdır.

mezkur dönemde ümera, evvelki dönemin yöneticilerinin sadeliğine taban tabana zıt bir anlayışa sahiptir. misal fatih sultan mehmed gibi bir sultan (hatta halefleri birçok sultan dahil) topkapı gibi mütevazı bir sarayda oturur idi.

osmanlı toplumu ne zaman ki daha yukarıda sayılan çürüme ve bozulma ile malul oldu ve bunların bir sonucu olarak askeri, siyasi ve ilmi manada gerilemeye başladı; evvela aynı saraya lükse kaçan eklemeler yapıldı. mesela revan köşkü, bilmem ne köşkü...

mesela aynı dönemin sultanı sultan ibrahim devri için samur devri denir. Zira Sultan, lüks tüketim olan samur kürke düşkün idi. Malumunuzdur ki daha sonra lale devri gelir. her ne kadar bu tanımlar ve sıfatlar dönemin bütününü şamil olmasa da hakikate müteallik bir yön barındırmaktadır.

sonraları bu da yetmedi ve dolmabahçe, çırağan, beylerbeyi gibi israf ürünü, şaşaalı ve lüks saraylar yapıldı. üstelik düşman addedilen avrupa üslubu hakim olan saraylar idi bunlar. sorulduğunda bu durum itibar ve prestij göstergesidir denildi. fakat burada bahsedilen itibar, itibari bir şeydi. sathi ve tamamen makyaj idi. zaten bu itibarın pek etkili olmadığını, lise veya ortaokul düzeyinde tarih bilgisi olanlar bilirler.

ragıp paşa vardır meşhur. bahsedilen bu gerilemenin yaşandığı dönemin devlet ricalinden. o der ki osmanlı, dişleri ve pençeleri sökülmüş bir aslan gibidir. uzaktan bakınca aynı heybeti mevcuttur ve korkutur. fakat yanına yaklaşınca işin iç yüzü anlaşılır.

tabii bu şatafatın ve şaşaanın bir bedeli vardı. misal topkapı eklemeleri olan yapılar, mevcut hazineden yenmesine sebep olurken; sonra saydığım müstakil saraylar ile birlikte dönemin diğer şatafat ve lüks tüketimi (hanedan azasının günlük hayatta kullanılan lüks araç-gereçler, arabalar edinmesi) yüzünden dış borçlanmaya gidilmesine sebep olmuştur.

bahsedilen konuda, bu dönem yöneticilerinden tek istisna sultan hamid’tir. bu bile onu kurtarmaya yeter bence. diğerleri ise müsrif sultanlar olarak tarihe kaydolmuştur.

kısacası bir toplumda ve özellikle yönetici kesimde lükse düşkünlük had safhaya ulaşmışsa oturup yıkılışı bekleyin.

hâmiş: bu mantık ile bakarsak türkiye cumhuriyeti ıskat-ı cenin’dir. Zira cumhuriyetin başından beri lüküs hayat sahnelenmektedir.

imdi türkiye’yi ne bekliyor diye merak edenlere tavsiyem, oturup tarih öğrenin. unutmadan dondurmacı ile müfteri mıstık’tan değil. adam gibi tarihçiler var. onlardan öğrenin. aksi halde size sadece yalın kılıç küffar üzerine giden ecdadı anlatanların duygusal tuzaklarına düşersiniz. çünkü tarihin faydası ve amacı sizin koltuklarınızı kabartmak değildir. ibret alıp tezekkür etmenizi sağlamaktır. kuran-ı kerim’de belirtilen şekilde...

(bkz: nahl suresi 90)

vallahu alem bi’s-savab ve ileyhi’l-merci ve’l-me’ab.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.