hayat hamlesi

bergson'un anahtar kavramıdır. nâm-ı diğer, "elan vital"... orijinalini tahrif pahasına, hayat hamlesini ben size anladığım şekliyle anlatayım. zaten bergson da anladığı şekliyle anlatmıştı.

hayat hamlesi, canlılık fenomeni olan "ruh"tur. yine felsefî idealizmin en büyük filozoflarından hegel'in "tümel ruh"una benzer. ikisi de tekâmülün kaynağı ve yönünü "ruh"ta bulur. şu temel farkla ki; bergson'un hayat hamlesi görüşüyle tekâmülü açıklamak için kullandığı ruh, hegel'de yeri olmayan bir nitelemeyle, dinamiktir, tezahürleri her dâim yenidir, "öngörülebilir değil"dir. hegel'in zaman anlayışı, kant'a kadar gelen matematik zaman anlayışını aşamamış aristo metafiziğine dayalıyken, bergson "oluş"un ve dinamizmin kaynağı olarak yepyeni bir zaman fikri getirir felsefeye. kendi anlayışımla ifade edersem, kısaca der ki, zaman, mekâna değil, ruha ait bir keyfiyettir; dolayısıyla tekrarlanamaz, duyulmaz, sürekli akış halindedir. mekânın (maddenin-kâinatın) dondurarak alçalttığı ruh kutbunun temsilcidir ve hem iç hayatta hem bütün kainatta geçerli "oluş"un yaratıcı sebebi olarak, hayat hamlesinin tabiatta insana varıncaya kadar geçirdiği şekil ve tür seyri boyunca hep bir arayış, bir "maddeyi aşma" vizyonu içindedir.

entropi yasasını biliriz; maddenin zevalidir bu. bergson, dönemindeki filozofların hiç yabancı olmadığı tekâmül (evrim) fikrinin menşeini, maddedeki bu zeval meylinin (sınırlılığın ve geçiciliğin) karşısına ruhî hareketi dikerek işaretler. ruhtur, der yani, kâinatı kıpırdatan, fıkırdatan; madde determinedir, kapalı devre sebep-sonuç ilişkileri içinde donmuş bir atâlet halindedir der. o zamana kadar maddedeki bu "zorunluluk"tan, "sebep-sonuç ilişkileri"nden bilimde ve felsefede çokça istifade edildiğinden; ve aklın temel çalışma biçimi mekâna ait bu vasıflar olduğundan, bergson için bunu iddia etmek belki bir takdir vesilesi olmuştur ama kabul vesilesi olmadı. teorisini batı'da o dönem son hızla gelişen fizik ve biyolojik teorilere adapte etmek, rölativiteyle incelse de kopmayan mevcut zaman ve mekân anlayışını yıkıp yerleştirmek pek mümkün değildi. yunan'dan başlayarak, bütün zaman felsefelerini derin bir filozof ve bilim insanı gözüyle eleştirdi. kant'ın epistemolojisine getirdiği eleştiri, dolaylı olarak alman idealizmine bir tenkitti ancak hegel'in felsefeye soktuğu tekâmül fikrinin fizik ve biyolojide vardığı son noktada, neredeyse tüm bir batı felsefesinin yıkılıp yeniden kurulmasından söz ediyordu. hatta saf sezgiye dayanan yeni bir felsefeyi öneriyor ve "aklın medeniyeti"nin çocuklarının bu yola girmekten ürkmemesini salık veriyordu. çünkü bergson, kendisi aklın tüm zaaflarını tesbit etmiş olarak, dönemin pozitif paradigması eseri sosyal teorilere kadar uyarlanan doğabilimsel doktrinlere, hiç aşina olmadıkları ve nereye çıkacağı onlar için belirsiz yeni bir temel sunmuştur.

determinizmin macerası batı'da diyalektik fikrinin bile çimentosu olarak iş görürken, bergson, tabiattaki unsurların tür tür insana doğru erişmek için çırpındığını ve maddenin direnciyle karşılaştığını savunur ki bu darwinizmin temeli olan "doğal seleksiyon" teorisine de getirilmiş bir eleştiridir. söz konusu teoride çevre şartlarına uyum zorunluluğundan ve malthus'un iktisadî nüfus teorisinden mülhem türler arası rekabet fikrinden yola çıkan darwin'in aksine bergson, çevreye uyumun türün gelişmesinin aslî bir sebebi değil, nihaî bir sonucu olduğunu söyler. bunun bir evrim-gelişme değil, donma-tıkanma olduğunu, tekâmül sonucu ortaya çıkmış organizmanın tabiri caizse "kabuk" bağladığı o devrede artık determinizmin geçerli olduğunu ifade eder. daha doğrusu, tekâmülün dış şartlardan kaynaklanmadığını ve içten gelen bir patlamanın eseri olduğunu, keza hafif değişmeler yoluyla değil, birdenbire gerçekleşmesi gerektiğini anlatır. bu "birdenbire" oluştan da hemen evrim karşıtı "yaratılışçı"(?) bir teoriye gidilemez; burada bahsedilen "bir anda" gerçekleşen tekâmül kesintisiz, her ân oluş halindeki yaratıcı bir hamledir. bergson, hayatı, durmadan yeni şekiller, yeni türler yaratan bir hamle olarak alır. yani hayat hamlesinin maddeyle çarpışmasından, her yeni türde çevreden beslenerek maddî çevresini ele geçiren ve aşan bir ruhî hamleden söz eder. ona göre, bir türden diğerine organik bir sıçrama söz konusu değildir; türler, hayat hamlesi daha gelişmiş bir tür için hazır bir zemin bulduğu anda fışkırıp çevrelerini aşabildikleri nisbette gelişir dururlar.

kaynak birdir; bitkiden hayvana, hayvandan insana değil ama bitkiden bitkiye, hayvandan hayvana, bir diğer uçta da nihayet insana varabilmiş hayat hamlesi. tabiî bergson için bu bir nihayet değildir; tekâmül kesintisiz oluştur ona göre. finalite ile determinizmi reddetmesine ve hayat hamlesini sonsuz bir hürriyet alanı kabul etmesine rağmen bergson, yine de yirmi milyon canlı türü içinde bu hamlenin en üstün eseri olan insandan hareketle, kendisinin "sanki üstün insan" demekten çekinmediği ve insanlar arasında ruhî aksiyonuyla maddeyi aşmış "mistikler"de gerçekleşir gibi olan bir gaî sebepten bahseder neredeyse. fakat nedir o? (bkz: hakikat-i ferdiyye)

*
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.