dünyevi mecmua 7. sayı

umut zaafiyetini okuyunca ruhsal bunalımlarınıza açılan bir pencere hissi oluşuyor. evet evet tam da böyle hissetmiştim. diyorsunuz. yazının dilinde öyle muazzam bir betimleme kullanılmış ki sahne bir anda karşınızda beliriveriyor.

bir şeyi anlatmak yaşamasından zor diyor hikayede. mottomuz bi dünya derdimiz var olunca, bir avuç yazarın derdine de kelam oluveriyor bu hikaye.
dinleyen salim miydi, yoksa biz mi salimleştik, belki de biz baştan hikayenin sonunda gidendik...

evrensel batı medeniyeti ile titreyip kendinize geliyorsunuz. inceden inceye çuvaldız önce kendimize sonra başkasına batırılmış. makale havasında okurken hah tam 12’den vurmuş dediğim birçok ezberbozan cümle oldu. altını çize çize okumalık bir dertleniş olmuş.

yeremya hezeyan’ın aniden gidişinin tahmin edilebilir sonuçları bir nefeste okunamayan başlığın, bir solukta okunan duygu durum hikayesi. onca derdimizin içinden sımsıcacık bir sesleniş var bu hikayede; sana bana ve yaremya’ya dair beyne çakmalık bir cümle: babaların yapamadıklarını oğullar yapar.

leylasını/mecununu arayanlara bir alternatif : hangimiz sevmedik. mecnun kimdir? mecnun’laşmak nedir? leyla niye leyla’dır? ve sevmek nedir? ... bu yazıyı okuduktan sonra aradığımız sevgiyi en başından itibaren sorgulama eylemi oluşuyor. mecnun ile leyla hikayesine açılan farklı bir pencere olmuş bu yazı.

sonsuza kadar- aşk eli değmiş albüm mecmuadaki bunca deneme ve hikaye arasında farklı bir renk ve farklı bir soluk olmuş.

farkındalık oluşturma açısından şöyle açık denizde fırtına gibi bir yazı: türkiye’de kurumsal hizmet mantığı. doğru bildiklerimizin üstünü çizip geçmemizde bir pusula olacağa benziyor, ele alınması ve gümdem edilmesi elzem olan bu konunun yeterince idrak edilmesini can-ı gönülden dilerim.

şiiri ne denli sevdiğim bilinir sözlükte. haymatlos’u şöyle gür bir nida ile hafif sert ve yürekten bir fon müzik ile okumak istedim. hele bazı dizeler var ki ahh bir dili olsa da konuşsa... tam da böyle bi’ şiir olmuş. herkese güzel yazı olmuş; sana yüreğine sağlık şair dost...h a y m a t l o s l a n d ı k *)

manzarayı sırtlayanlar bakıp göremeyenlerin, en çok da bakmasını bilmeyenlerin dünyasında bi dünya derdi olanların derdine bir iç ses olmuş. yüreğimize naif bir dokunuş var yazıda: “yüreğe işlemek manzaranın gönle sirayet ediş şeklidir.” bir kadraj ile gönle sirayet etmenin derdinde olanlar için bir soluklanma niteliğini barındırmış, çok da iyi olmuş.

sıdk diye yazılır ebubekir (r.a) diye okunur. hz. ebubekir’i anlatmaya ne kelimeler yeter ne de gücümüz. doğrulukların bu denli çöküşte olduğu çağımızda hz. ebubekirce bir dert olsun yüreğimizde diyenlere sıddıkların sultanı bir hatırlatıcı oluyor. yazıyı okuyunca fark ettim ki bizler ebubekirlere hasret kaldık... doğru olmak, dürüst olmak ve bu çağ... elimizden kayıp gidenler...özlüyoruz seni ya ebubekir!

gark köşesini okur okumaz esaslı bir soru çıkıyor karşımıza. sahi sahip çıkamadıklarımız başkasının olur muydu? peki kaybettiğimiz değerler? dilimiz? kaybolan kültürümüz? batı ve doğu arasındaki git-gel’lerimizi anlatan bir yazı. yani bizden, en içimizden durumlara temas edilmiş. yazıyı okurken ya cidden tam da böyle diye diye bir hal oldum. verilen emeğin had safhada olduğu bir yazı. tarih/dil/kültür sevenlere hitap eden toplumsal kimlik arayışı niteliğinde...

vee mecmuanın tam da sonunda muazzam bir serbest şiir ile uğurlanıyorsunuz: dönüş. şiirin resmen kendi içinde bir konusu var. bi dünya derdimiz var dedik ya hani taa derginin kapağında, derdimizin derya olduğu mecmua bir şiirle de sonlandırılmış. dönüş şiiri bunca gürültüye bir şiir sessizliği olmuş, insanlar bunca derdin arasında boğulurken hızla akıp giden hayatta işaretleniyordu çoktan, seçmeli sorular...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.