mim kemal öke

herhangi bir söyleşi, seminerine denk gelirseniz kaçırmamanızı salık verdiğim, hem mizahi üslubu ile hem de insanın kalbine dokunan yaşadıkları ve yaşadıklarından edindiği duygu düşünceleri ve yorumlarıyla insanı saran bir yazar. türkiye'nin en genç yaşta profesör olan akademisyeni.

hem bugünü unutmamak hem de onu tanımlamak için bir buçuk iki saatlik söyleşisinden notları buraya düşeyim.

yaşı altmış imiş ama ellili yaşların başında duruyor. dinamik, harektli, neşeli, coşkulu ve ince hisli biri. spontan, komplekssiz ve yürekten biri olduğu izlenimi veriyor. sıcak üslubu ve ortamdakilerle çabucak kaynaşan havası akademik soğukluk bekleyen ve öncesinde pek tanımayan biri olarak beni şaşırttı.

alkolik babası ve kumarbaz annesinin arasında biraz zorlu geçmiş bir çocukluğu varmış. yetiştiriliş tarzı ile ilgili olarak sadece fakirlerin camiye gittiği algısı, nişantaşı'nın göbeğinde 9-10 odalı evde salonu doğru dürüst görmediği, odasında bakıcısının elinde büyüdüğü kısmına vurgusu vardı.

sanırım ortaokul döneminde demişti, ilk defa kendi başına merak etmiş ve camiye gitmiş, orada karşılaştığı kapıcıları burası biz fakirlerin yeri, sen dedenin mason yerlerine git tarzı şeyler söylemiş. bir çocuğun hevesi kırılmamalıydı böyle diyor.

ve ilk namaz deneyimi cambiridge üniversitesinde papaza ben müslümanım deme süreciyle başlamış. elhamdülillah kısmı hariçti diyor. o zaman ben müslümanım bilinci oluşmuş. yabancı memlekette kendi değerlerini hatırlamış. ondan önce bar, kız vs. klasik ingiliz ya da ondan ayırt edemeyeceğiniz bizim seküler gençler gibi bir yaşantı hakimmiş.

papaz yanına çağırmış ve madem müslümansın biz sana bir oda ayarlayalım orada ibadetini yap dediğinde, namazla falan pek işi olmayan hatta kılmayı bile bilmeyen öke sağol ben odamda yaparım ibadetimi dediyse de papaz, sen cambridge üniversitesini kazanacak kadar zekiysen buradan ve çevre okullardan başkalarına da toplu ibadet ederken yardımcı olursun diyerek ısrar edince pek bir sözü kalmamış.

ailesinden mızraklı ilmihal'i istemiş mektupla, göndermemişler. sonra diyor okuldan birine islamla ilgili kaynak sorduğumda dalga mı geçiyorsun diyerek üniversitenin bilmem kaçıncı katındaki kütüphaneye yönlendirmiş. öke diyor ki; belki de bizim bütün ilahiyat fakültelerimizin kütüphanelerindeki toplam kitapların iki misli islami ya da islamla ilgili eser arşivi varmış orada. ingiliz ajanlarının en ince ayrıntısına kadar içinde olacağı toplumu bu kitaplardan öğrenmesi hiç sürpriz değilmiştir diyor.

ilk namazımı imamlık yaparak kıldım diyor.

sonra down sendromlu ve engelli kızını okula kayıt ettirirken özel okulun kızının durumunu bilmedem önceki reklam ayağımıza geldi tutumu ve kızını görünce verdikleri tepki. o yüz ifadesini tekrar görmek için beş yüz kağıt verirdim diyor. kızıyla ilgili çok çelişkili hisleri ve bu hislerden devşirdiği iman ve azim,
kızının hayatına kattığı renk, içinde oluşturduğu hayat coşkusu ve merhameti dinlemeye değiyor.

saç ektirdiği için küçük görülmek istenmiş buralarda bile ama (bundan bahsetmedi hiç) eşine olan sevgi ve sadakati tüm söyleşisinde yeri geldikçe örneklendi. eşi istediyse ekmiştir yani. üstelik yakışmış. bu ilk dönemlerde saç ektirmeye alerjikti toplum zaten de şu an olsa o kadar mevzu olur muydu bilmem. ha, şunu da diyor; bir cumhurbaşkanımıza bir de eşime laf ettirmem.

dinler arası diyalog mevzusuyla ilgili fetö'nün çok güçlü olduğu dönemlerde ermeni metropolitle buluşup soykırım vs ile ilgili reddiye değil diyalog şeklinde toplantılara katılması için hocaefendi rica ediyor babında aldığı telefondaki sese red cevabı verince hocaefendinin ricasını kırmanın sonucu olur gibisinden aldığı yanıtı da naklediyor. sonucu olmuş mu tam bilmiyorum. o sırada fetö ermenistan'da okul açmayı da planlıyormuş. açıldı mı onu da bilmiyorum.

sonra ingiltere de(başka bir ülke de olabilir net değilim) bir dönem kızlı erkekli şen şakrak bir grup gencin yanından geçerken uğruna hayatını koyduğu ideallerini ( ermeni soykırım lobisine karşı görevlendirildiği dönemler olmuş yurt dışında o dönem ve can korkusu da yaşıyormuş) kısacık bir sorgulamış ve biraz yürüdüğünde bağrışmalara dönüp bakmış ki az önceki o neşeli genç kanlar içinde. bir saksı düşmüş kafasına. o an arkamdan bir ses "cevabını aldın mı" diye seslendi, irkildim, ama dönüp bakacak cesareti bulamadım, bir mont hışırtısını hatırlıyorum sadece diyor.

söyleşiye giderken daha çok zihnime hitap edecek bir şeyler umuyordum, fakat daha çok yüreğe dokunan, insana dokunan, insana güzel şeyleri hatırlatan güzel bir adam buldum.

son olarak, Allah bizi bağışlasın, iktisadı az kaynak ve çok ihtiyacı olan insana yönelik bir bilim olarak tanıttık, ben de tanıttım giriş derslerinde diyor. bireyciliği yeriyor ve yaşamanın derin anlamının insanın mutlu olacak şeyler aramasında değil diğer insanları mutlu edecek şeylerle ve içinde yaşadığı imani coşkuyla kaim olduğunu vurguluyor.

var olsun.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.