bir delinin hatıra defteri

bugün ortadan kalktım, solumdan kalktığım her günde sorun oluyordu. sizler bodur tipi yolları bilirsiniz, nereye çıkacağını bilen ruhun harita etkisinden arındırılmış. okumakla adam olunmuyordu, ben de sahafçılığı seçtim, gençtim o zamanlar walkman pillere aidiyet yüklediğimiz zamanlar , longman`ın fil adam kitabının en eski yırtık halini almak bile zenginlik göstergesiydi. elimiz nikotin kokmuyordu ama 34.numaralı osmanlı lahikaları satan dükkan , dedemin halı odası gibi kokuyordu. is kokusuna alışmış 16 yaşında bir gencin gelecekte nelerden haz alacağını bilmek zordur , yan odadan sayıklanan bir bardak su kelamına bile samimiyet beslemeyen bir döneme evrilince aslında, en hakiki teslimiyetin ter ile toz arasında kaldığını kabul ediyorsun. ülkücü hareket engellemez , yaşasın dev sol yazıları daha yeni yeni duvarlardan kalka dursun , istanbul üniversitesi calculus kitaplarını satarken şiirlere rast gelirdik. belki limit bilmezdik , belki sinus`den anlamazdık lakin sevdim seni sayısalcı kız temiz duygularla sevdim yazardı. arkada tüten kahire sarnıcakları , demircilerin bezirganlarıyla dans ederken öğlen olurdu. kuru fasulye yanına , ayran gelen sofra zengin , kapıyı kilitlemeden namaza giden esnaf huşu demli olurdu. ve elbette her sohbette dem kokan çay olurdu. daha imalat sahasına kaçak çay devinimi girmemiş , her üç basma da bir kez çarpan çaycı megafonu yere doğru sarkardı. zaten onun temizini bulmakta ayrı bir meziyetti. ulaşmak zordu , her şey gibi o da zordu ama bu yüzden kadir kıymet , yazı , mektup , telgraf güzeldi. samimiyet deyince içten diyenler çıkar ama onlar sabah solundan kalkanlar, ortadan kalktım bu sabah mahmut paşa sokaklarında hacı malzemeleri satan dede sesleri !

turgut uyarlar yetişti bu ayık kahvehane de , necipler sustu , nesinler gitti amma gel gör ki masa başındayım akşama kadar diyen dayılar türedi camlı araçların içerisinde. orhan veli`ye yazı yazdıran nasırlı eller kumpanyasından , kalbin incik kemiğine edebiyat furyasına. fular sentezi ile baharatçılar çarşısında ezgisellik arayan misvak bakışlılara bile eyvallah çekti bu memleket insanı. almayacağını bildiği halde her şeyi yerinden eden esnafın sadeliği ve lirik sabrını test edenler , söz verdiği halde gelmeyecek ve buna şaşırmayacaksın. çünkü şaşırıyorsan aslında daha safsındır! bizim kelamdaki saf, vurgun yiyen dalgacı mantarı değil, ruhunun beyaz saifesine siyah nokta duymamış dimağ ! sözlerine başlarken acaba ne derler diye korkan ceylan , ne hayatlar var bir bilsek aslında. yokuşlarda pantolon kadifesi yırtık mardinli abilerin, öz güveninin arkasında ne vardır biliyor musun , nice başarısızlık, yıkılmış hayat, aşık olup ulaşamama, yaklaşıp dokunamama. kokuyu ciğerlerinin mapus duvarlarına çarptırıp , kalkan tozdan zehirlenmeye kanser diyoruz. sadece gıdadan ölür insan denir ya hüzünden ölenler dolu toprağın altı , karacaahmed bugün bir başka yaşlı..

sağından kalkan insanları da küstürdük en sonunda , nerede kuytu var orada bir parlak çift göz. rengin grisi satın alınmış ne kadar beş paraysa , sıfatın mecmuası yok ya yazdır anasını satayım şu hayata , nasıl olsa boğaz gemilerine saydırmak bedava.. martılara şiir yazan efsunlu hallerin yerini , inşaat kokan çimenlere devredenlerin bugünkü yaşam öyküsünde sahafçılık ölmüş , kuru pilav ayranın yerini et kola almış , cam bardak kestanesinin yerini plastik bardak bencilliği ele geçirmiş , esnaf kapısını kitlerken etrafı gözler olmuş , tekir kedi bile küsmüş artık mahallenin kasabına, ona da kalan geriye ciğerimsi yaşam defteri !

selametle..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.