geceye şiir

#edebiyat 

rahmetin koca okyanus, içinde ben boğulayım
kömürleşmiş şu kalbimi temizle de kurtulayım
zahiren bakıldığında ben hep ruhun safındayım
arka planda ise nefisleyim, şeytanlayım...

pişmanlık yaş olup katre katre süzülsün
bu gecenin haşmetinden lain şeytan büzülsün
her ibadet kırsın belini, hatasına üzülsün
kibri terk edip haykırsın, sen her şeyden üstünsün!

yer senin, gök senin; tenimdeki can senin
nefsimi tutup boğsun gözden akan yaş selim
riyakar bir merkebim, belimdedir eğerim
iplerim elindedir hep şeytan denen kahpenin!

bu gece miraç olsun biz habis ruhlulara
katman katman erişilsin o muazzam sırlara
marifet damla olsun kalbimiz de bir kova
onca yıllık günahımız bu gecede affola...
devamını gör...
ben ismet özel, şair, kırk yaşında.
her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.

haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi nepal'de kalmış
slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.

acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?
ola ki
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!
evet, evet ruhu olmak
bütün bunları sağlayamaz insana.
doğruysa bu yargı
bu sonuç
bu çıkarsama
neden peki her şeyi bulandırıyor
ertelenen bir konferans
geç kalkan bir otobüs?
milli şefin treni niçin beyaz?
ruslar neden yürüyorlar berlin'e?
ne saçma! ne budalaca!
dört incil'den yuhanna'yı
tercih edişim niye?
ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.
yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?

gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.
bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?

bakın ben, bir çok tuhaf
marifetimin yanısıra
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
üstüme yoktur ödeme hususunda
sözün gelişi
üyesi olduğunuz dernek toplantısında
bir söyleve ne dersiniz?
bir söylev: büyük insanlık ideali hakkında!
yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
kazanana vertigolar, nostaljiler
karasevdalar çıkar.
yapılsın adil pazarlık
yapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
ne yapsam
döl saçan her rüzgarın
vebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı.
devamını gör...
|
bilmem ki nasıl anlatsam;
nasıl, nasıl,size derdimi!
bir dert ki yürekler acısı,
bir dert ki düşman başına.
gönül yarası desem..
değil!
ekmek parası desem..
değil!
bir dert ki..
dayanılır şey değil.

*

devamını gör...
|
"illa bir örgütten olacaksam eğer, ben ömrü omuzlarındaki melekler tarafından kayıt altına alınan kul örgütündenimdir.
olsa olsa bu olur.
ölse ölse içimdeki kuşlar ölür.."

* *
devamını gör...
ben, böyle olmamalıydım
ismini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
içime bir ateş düşmeliydi
ayaklarımın feri kesilmeliydi.
kendimden geçmeliydim sonra...
adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
ama bunu kimse duymamalıydı,
seni, mahşere kadar saklamalıydım.
ben böyle olmamalıydım
nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
ben hep sana yormalıydım.
gece yıldızlarını serpince göğe
seni görmek için uyumalıydım.
şarkılar kime söylenirse söylensin
sana diye dinlemeliydim.
türküler dolmalıydı odama,
ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
selvi boylu yâr sen olmalıydın
kömür gözlüm ateşine düşeli
senin için söylenmiş söz olmalıydı.
bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
bir keman, incecik çığlık olmalıydı
ama bunu kimse bilmemeliydi,
seni mahşere kadar saklamalıydım.
böyle olmamalıydım,
kelimeler taif'i taşıyınca kulaklarıma
daha yüzüme çarpmadan taif rüzgarı,
taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
haremde bir ikindi vakti
kem gözler çevrilince sana
ve vefasız eller uzanınca yakana
içim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
sen ötelere hazırlanırken,
öteler senin için süslenirken,
son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
perdenin son kez kapanması gibi,
kapanmalıydı gözlerim.
sonra içime doğru gerilip,
seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
'allah(c.c.
' deyip,
düşmeliydim yere.
ama bunu kimse bilmemeliydi.
seni mahşere kadar saklamıydım.
ve mahşer günü...
uzaktan seni seyretsem.
sana yakın olmak için can atsam.
beni engelleseler,
'sen kim yakınlık kim? ' deseler.
ben ağlamaktan konuşamasam.
gözlerini çevirsen bana.
'benim cennetim bana bakan gözlerindir.'
ve tebessüm etsen.
ama bunu kimse görmese,
seni ebede kadar saklasam.)
devamını gör...

ıstırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır
filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır

ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.

ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor
bin yüzlü ebrehe’ler, kara filler geliyor
şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor
ibrahim bahçesinden taze güller geliyor

âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
toprağın sinesinde umut var, heyecan var
okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.

buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

gözlerin âyet âyet büyüyen bir bebektir
ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir
sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir
o bir insan-ı kâmil, mücella bir dilektir

o’ndan bize ebedi sürecek bir haz kaldı
ufka bir bak yiğidim; inkılaba az kaldı.

bulanık akan sular durulacak yeniden
gökyüzüne direkler vurulacak yeniden
saâdet menziline varılacak yeniden
çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden

cehaletin elinde lanetli bir saz kaldı
ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.

bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.

yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
külümüzden yükselen duman bizden yanadır
son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır

kapıları açacak çoşkun bin niyaz kaldı
ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı

mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim
fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim
ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim
hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim

zalimler için karar verildi; infaz kaldı
ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

nurullah genç
devamını gör...
mavi üstüne mavi; gece maviye küstü,
şafak yırtarken gece ansızın düştü...
devamını gör...
sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım her gelişin bir taze haberdi, unutmadım aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri istemişlerdi de ezan okumuştu bilal bir sabah, unutmadım o dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı, nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..
* *
devamını gör...
ey gece gece
sath-ı arzı örtmece
girdim keloğlan mağarasına
gür çıkar saçım benim.
devamını gör...
ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini;
o yerin gökten inen dini, hayatın dini?
bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek?
müslümanlık mı dedin? ... tövbeler olsun, ne demek!
mehmet akif
devamını gör...
"...
ölmek, uyumak sadece!
düşünün ki uyumakla yalnız
bitebilir bütün acıları yüreğin,
çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
çünkü, o ölüm uykularında
sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
sevgisinin kepaze edilmesine
kanunların bu kadar yavaş
yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
kötülere kul olmasına iyi insanın
bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
kim ister bütün bunlara katlanmak
..."

(bkz: hamlet)
devamını gör...
|
sevgi kalıcı, inanç kalıcı,
çürüyen sadece bedense,
terket kederi, çürüsün yüreğim.
devamını gör...
ey gece gece,
sath-ı arzı örtmece
hocam böyle sınav mı olur
Allah belanızı versin
devamını gör...
gelmem dediğime bakma
eğer geliyorsam,
eğer gideceksem..
bırakma.


*özdemir asaf
devamını gör...
gazellerimde seni bazen lebnâ diye anarım
bazen leylâ, bazen de sadi derim sana
bunu da kimse fark etmesin diye yaparım
yoksa benim için ha leylâ ha lebnâ
*
devamını gör...
"savaş küheylan gibi islam ülkelerinde
ölüm tay gibi meşrıktan mağribe koşan
ölüm yorulmak bilmiyor islam ülkelerinde"
devamını gör...
ey gece gece
sath-ı arzı örtmece
benim uykum geldi artık
hadi yatıyorum bye
devamını gör...
"yarının yollarında yılları da
ramazansız bırakma Allah'ım!"
devamını gör...
yalnizligin kadarsin
yalnizligin mis kokmali
yalnizlik dedigin büyük bir zindan
dünyanin en kalabalik zindani
dinden imandan çikarir
ama öyle bir adam eder ki insani
devamını gör...
bir yaprak düştü gözlerinden, sonbahar yağmurlarıyla beraber.
dağların zirvesi yakın, kuyuların kuytusunu arar olmuştu..
korkuların içinden sıyrılan dem..
ey feryad ı figan eden çalıkuşları..
zemzemlerle yıkanmış, dualarla sarılmış mabedin.
bir bebek saflığındaydı gözlerin..

ağlıyordu, annesinin sütüne muhtaç bir bebek gibi masumca,
bilinçsizce...

hasret kokuyordu yağan yağmurlarda, toprak kokusu yerine..

yerine yine toprak koyuyordu..
kavuştuğu toprağı kendi elleriyle sulamıştı oysa, sevmişti.. beslemişti
şimdi kucağına aldı bir anne şefkatiyle, son bir kokusunu içine çekerek..
yine de besliyordu..
dk ağustos 2016
devamını gör...
bir yaprak düştü gözlerinden, sonbahar yağmurlarıyla beraber.
dağların zirvesi yakın, kuyuların kuytusunu arar olmuştu..
korkuların içinden sıyrılan dem..
ey feryad ı figan eden çalıkuşları..
zemzemlerle yıkanmış, dualarla sarılmış mabedin.
bir bebek saflığındaydı gözlerin..

ağlıyordu, annesinin sütüne muhtaç bir bebek gibi masumca,
bilinçsizce...

hasret kokuyordu yağan yağmurlarda, toprak kokusu yerine..

yerine yine toprak koyuyordu..
kavuştuğu toprağı kendi elleriyle sulamıştı oysa, sevmişti.. beslemişti
şimdi kucağına aldı bir anne şefkatiyle, son bir kokusunu içine çekerek..
yine de besliyordu..
dk ağustos 2016
devamını gör...
görmüyor muyuz, bocalıyor insan
aranıyor hep, yer değiştiriyor,
yükünü atmak ister gibi
devamını gör...
talihim el etse de gidemem
kırar mesut ânımı bir vuruşta
kabahat olsa olsa doğduğum burçta.

yok içimde yılların şevki
çocuk sevincim yarım gençlik dediğin ne ki
ne kaldı bunca emekten avuçta?

yuvasını bozduğum kuşların
ahı desem çocuktum
hesabı olur mu, ölüm denilen uçta?

her sayfamız karalı her sayfayı çevir
ne dünyalık iş yaptık ne ahiretlik.

zararlı biz çıktık yine sonuçta
kabahat olsa olsa doğduğum burçta!
devamını gör...
|
mutsuzun biriyim işte, efendim, efendim zarif efendim
pabuçlarımda yenik savaşçı buğuları ve kalbim malihülya.
devamını gör...
hiç söylenmemiş sözler söylemeli..
el değmemiş,duru sözler sevdiğim için..
sevdiğim..!

şehir giysilerini kıskanır
ve bu yüzden bürünür geceye
güneş gözlerinden beslenir
ve saçlarını kollar görmek için…

sensizken, şehrin boş meydanlarında yürüdüm
kalın puntolarla
iri laflar ettim,
öfkemi saldım,
iri dişli postallar üzerine…

sevdiğim …
vera..!
hangi çocuğu okşadın..?

ellerinde gülden kokular,
dilinde aşk nağmeleri

söylesene vera,
hangi çocuğun adını andın..?

sahi vera,
en son ne zaman görmüştük sena’yı
hatırlasana deli kız sana emanet etmiştik o bombaları

sevdiğim..!
bak;
umut kan pıhtısı rengine döndü

sen vera,
filistin’den geçerken sakın eteklerini toplama
biraz kan bulaşmış şekilde çık karşıma

ve sakın unutma
o ilk çocuğumuzdur..
asırlardır dillerde olan leyla’dır..

meryem’in suskunluğunda can bulan gözleri vardı züleyha’nın
daha düşmeden, kirli kelimeler diyarına…

bilirmisin vera, bu kaçıncı çocuk
bu kaçıncı kertik yüreğe atılan..

artık eskisi gibi değil, daha da sancılı
artık daha da sancılı

asırlardan uzat ellerini vera,
ellerini bulur ellerim bir grozni kuşatmasında…

dağları görüyormusun vera..?

her bir dağa bir çocuğumuzun adını koymuşlar
murat’ım… metin’im… berat,ım…

hani omuz omuza vermiştik ya bir namaz kıyamında..
hani beraber açmıştık orucumuzu…
kimi marmara’da, kimi yıldız’da..

koş vera koş..
ülkemin sürgün yerlerine koş..

ağlama deli kız, ben ağlarım..
seni böyle görmemeli her okul kapısında türkümüzü söyleyen kızlarımız.

ve annelere de söyle,sakın ağlamasınlar..
ve onlara sakın ölüler demesinler..

söylesene vera,
çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir.?

öfkemiz taş doğursun vera
taş doğursun..
yüreklerimizi söksün yerinden..

bak her tarafta elleri sapanlı ebabiller..
ebrehe’nin tanklarına kan kusturur..

şimdi firavun’u boğan kızıldeniz’i ağlama duvarının önünde görüyorum.

ki;
asa değil musa’nın elindeki, çağın sökülmüş kalbidir..

bir şubat gecesi kaybettik esrarımızı vera
kendimizi odalarımızda bulduk
postallı korkularımızla..

söylesene sevdiğim…
hangi rengini çaldılar gökyüzünden..?

bak zulüm, çin seddini aştı.

aaaah sevdiğim..!
içimizdeki musalardan ne haber vardır..?
ibrahimlerden.. yusuflardan…

yoksa musa’yı kızıldenizde yalnız mı bıraktık..?
kendi ellerimizle mi verdik ibrahim’i nemrutlara..

şimdi hangi kuyudan gelmede yusuf’un sesi..

unutma vera’m..!
filistinde doğan her çocuk, ilkin annelerinin göğsüne;
sonra yerdeki taşlara uzanırlar..
neredesin..!
ey ismail’in boğazındaki merhamet..!
üzerimizdeki bu acıyı kaldır..!
ya ebabilleri gönder, ya bizi de oraya aldır..!
her taraftan bana yönelir seni arayan sesim..

vera benim… vera benim…

* *
devamını gör...
biz ki islâm'ın kılıcı idik, "hezâr bütgedeyi mescid" eylemiş,
"nakûs yerlerinde ezanlar" okutmuştuk;
biz ki salibe karşı hilâl,
küfre karşı hak,
zulme karşı adalettik..
şirler pençe-i kahrımızda lerzân olurken,
felek bizi de bu gözleri ahûya zebûn etmez mi?
ne zilletlere katlanmadık bu dildade uğruna,
ne fedâkarlıkları göze almadık!
devamını gör...
inkâr etmiyorum ki
öpmesine öptüm evadoksiya'yı
hem de zeyrek yokuşunda öptüm
sinemaya da götürdüm
fakat ben o zaman
deli gibi seviyordum onu
sanırsam, o da beni seviyordu
sevmese ıslık çalar mıydı
saat ondan sonra
çabuk gel diye


muzaffer tayyip uslu
devamını gör...
tam otuz yıl saatim işlemiş be durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
devamını gör...
ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah (c.c.) diyen gel seni ayağından öpeyim.
devamını gör...
büyük randevu… bilsem nerede, saat kaçta?
tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
devamını gör...
sen söyle cahit abi, öyle değil mi?

zamanla nasıl değişiyor insan!
hangi resmime baksam ben değilim:
nerde o günler, o şevk, o heyecan?
bu güler yüzlü adam ben değilim
yalandır kaygısız olduğum yalan.
devamını gör...
|
--- alıntı ---
baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi
ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış
toplasak toplasak hepsini işte
onca sevda bir sevdayı yaratmış
döner durur başımızın üstünde
gözlerden ağızlardan saçlardan
ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle.


--- alıntı ---
devamını gör...
''telgrafın tellerini kurşunlamalı''
öyle değildi bu türkü bilirim
bir de içime
-her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
haberler bilirim mektuplar bilirim.
gamdan dağlar kurmalıyım
kayaları kelimeler olan
kırk ikindi saymalıyım
kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
baştan ayağa ıslanmalıyım
gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.
içimde kaynayan bir mahşer var
bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
ya da çamaşır sererken bahçelerinde
birden alıverirler kara haberini
okul dönüşü bir trafik kazasında
can veren oğullarının.
bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
örneğin hint okyanusu gibi derin
isyanın kapkara sularına dalan.
nice akşamlar bilirim ki
karanlığını
bir millet hastanesinde
dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
başını kalorifer borularına gömmüş
beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
haber sormaya korkan
genç kızların yüreğinden almıştır.
bir de baharlar bilirim
apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
anadolu bozkırlarında
istanbul’dan çıkıp diyarbekir’e doğru
tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
cesur otobüs pencerelerinden
bilinçsiz bir baş kayması ile görülen
evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
yazlar bilirim memleketime özgü
yiğit köy delikanlılarının
incir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
diğeri kan ter içinde yayla yollarında
mavzerinin demirini alnına dayamış
yüreği susuzluktan bunalan
içinden mahpushane çeşmeleri akan
ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
apansız silahına davranan
nice delikanlıların figüranlık yaptığı
yazlar bilirim memleketime özgü
güzler bilirim ülkeme dair
karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
kalbim gibi
kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
titreyen kenar mahalle çocukları
bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.
kadınlar bilirim ülkeme ait
yürekleri akdeniz gibi geniş, soluğu afrika gibi sıcak
göğüsleri çukurova gibi münbit
dağ gibi otururlar evlerinde
limanlar gemileri nasıl beklerse
öyle beklerler erkeklerini
yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
isyan şiirleri bilirim sonra
kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
harfler harp düzeni almıştır mısralarında
kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
müslüman yürekler bilirim daha
kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
eller bilirim haşin hoyrat mert
alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
her kırışığı sorulacak bir hesabı
her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
bütün bunların üstüne
hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
adın kurtuluştur ama söylememeliyim
can kuşum, umudum, canım sevgilim.

*
devamını gör...
sanırım bende bir şeyler kırıldı

nedamet getirmiş yurtsuz bulutlarla ben
sokağı uykuya bölüyorum
sağlığım yerinde değil ve zarardayım
salınger’ın kahramanları gibi yaşamak geçiyor benden
geçiyor günlerim öyle kalpsiz ki
anlatamadan

şuh kahkaha kadınları dizleri günah kokan
başım bin yıllık uykusunu arıyor onlarda
örtündükçe daha mı çok üşüyoruz metin?
kanına girdiğim sözcükleri saymazsam
masum sayılırım hesap defterlerinde

ama yoruldu bekleyişim bu sonsuz güzellikten

sanırım orada da bir şeyler kırıldı

iki ayrı boşluğun arasında dokunduklarım
kendimi neye benzettiğimi bulabilir mi?
yaşamaya çıkmıştık bir yerlere
kapanan kapı seslerini arkada bırakarak
anlattıkça azalıyor muyuz metin?
düşüşün hızına uydurduklarımız
bizi özlüyor mu takvimlere bakarak?

hayat kısa aşk ondan da kısa
bunu anladım yaşayamadıklarımdan

devamını gör...
sevda, çıkmaz yolu izlemektir,
kavuşmaktan çok, özlemektir
kapanmasın diye hasret yarası,
pir sultan misali tuzlamaktır
gönüllü avutucuların şerrinden,
derdini herkesten gizlemektir.
yapyalnız akşamlar bastırıyorken
kıvrılan yolları gözlemektir.
derdini kendine saklamaktır ey saim!
sanma ki inlemek, sızlamaktır.
devamını gör...
yıldızları söndürmüş fırtına
batan bir gemidesin
senden ne kalacak yarına
kıyılardan imdat isteyen, sesin


cemil meriç
devamını gör...
ne vefası kaldı insanların ne duası..
unuttuk güzellikleri..
yargılamadan önce dinlemeyi,
konuşmadan önce düşünmeyi..
devamını gör...
benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir
toprak gibidir.


erdem bayazit
devamını gör...
bir çift makas gibi sözlerimi keserken yokluk
topuklarında ezilen kaldırımların geceye düşürdüğü şiir
vesaire vesaire vesaire vesaire
yalanlarını omzuma levha yaptıkça yaşamak
başıboş yürüyüşlerden dokunan kader kumaşı
vesaire vesaire vesaire vesaire
kendime inanırken yükte hafif pahada ağır
sarsılırken dilimi yakan pervasız tebessümler
vesaire vesaire vesaire vesaire
bir çift tabanca gibi boşluğu tararken gözlerim
aşk esnafına müşteri mi etmiştim kendimi?

ve beni bir düşü görmeye çağırdılar

“vayomer elohim yehi or vayehi or”

ve sen öpüp bir nar bıraktın avuçlarıma

ve sen ne güzel sustun ben ayakkabılarını bağladığını düşündüm

sen nasıl sustun öyle yan yana ama birbirine karışmayan denizler

ben eski türkçe sularla akarken

sen sanki farsça sustun ibranice ve sanskritçe

biz seni yenilirken sevdik diyen ayetlerle doluyken bağrım

ve yetmedi mücrim soluğum

denizlerini kımıldatmaya

ve bütün uykularından uyanmış çocuklar

nasıl bakarsa annelerine

ve nasıl yeşerirse intihara çiçekler
.
.
.
.
.
.
.
.

nasılsın tanrım?


devamını gör...
hadi git azıcık istanbul iste
kosunlar o denizi bir çanağa
bir çıkına elesinler o günlerimi
o yazdan üsküdar'dan ne kaldıysa elif'ten
doldur ceplerine
onlarda yoksa komşularında vardır
tanırlar sevinirler
beni bay metin gönderdi, de .
devamını gör...
- ölümden sonra -

öldük, ölümden bir şeyler umarak.
bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
nasıl hatırlamazsın o türküyü,
gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
alıştığımız bir şeydi yaşamak..

şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
yok bizi arayan, soran kimsemiz.
öylesine karanlık ki gecemiz,
ha olmuş ha olmamış penceremiz;
akarsuda aksimizden eser yok.

cahit sıtkı tarancı
devamını gör...
şiir, toprak kokusudur.
şiir, damla damla sudur.
ermişlerin duygusudur,
ermeyene anlatılmaz.

*
devamını gör...
ah…
budur benim payıma düşen
budur benim payıma düşen
benim payıma düşen
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir *
devamını gör...
uzaklar sana gelmez
sen uzaklara gidersin..
devamını gör...
-ninni-

melekler dolanır bu kuytu yerde
ey gün kadar güzel çocuğum, uyu
bir gün hasretiyle için titrer de
anarsın bu derin, tatlı uykuyu

uyu da gündüzler su gibi dinsin
menekşe gözüne kirpikler insin
yarın şafak vakti, içine sinsin
güneşle uyanan kuşların huyu

uyu yavrum akşam seni üzüyor
artık gözlerini uyku süzüyor
uykunun gölünde başın yüzüyor
dalgalandırmadan o durgun suyu

-necip fazıl, 1925-
devamını gör...
dünyanın en güzel şiiri elimde. üstelik yazılı haline erişmeden evvel youtube'da şairinin muhteşem yorumundan dinledim kendisini ama kimseye söylemem. herkese açık ama kimsenin bilmediği ne çok güzel şey var! siz şimdilik bunu okuyun.

"ömrümün son kalesi de düştü
kaç kez yaz geçti üzerinden
kaçları mahpus oldu
şimdi ben, günahına emanet edilmiş bir mermi çekirdeğiyim
nefti seyrekliğindedir gözlerim ve yüzümün bir yanı nemli sahtiyan
sen bakma bana, aldırma sevdiğim
boynumdaki hamayılla birlikte
ben on yıldır iyiyim, iyiyim."

murathan mungan
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar