gelinlik

her genç kızın giymek için yanıp tutuşŸtuğŸu elbise.
devamını gör...
nerdeyse giyilmesi zorunlu olarak nitelendirilen sadece 1 kere giyilen milyarlık elbise
devamını gör...
saflığın ve temizliğin simgesi olduğu söylenir. fırıldağın bayramda satılıyor olması, neden pahalı olduğunu bi nebze açıklıyor gibi..
devamını gör...
kırmızı kurdele ile hediye paketine dönüşen kıyafet.
devamını gör...
sadece bir gün giyildiği için aradan zaman geçince tekrar giymek isteme durumu.
devamını gör...
basit bir iki hareketle pencere tüllerinden oluşturulan,önemli sanıldığı için düğünün vazgeçilmezlerinden olan ama aynı kişinin ikinci kez giymek istemeyeceği tek giysi...
devamını gör...
gereksiz kıyafet. o kadar para döküyorsun ömründe sadece bir kez giyiyorsun. ayrıca bu kızların gelinlik merakını da anlamıyorum bir türlü. giyince başın göğe mi eriyor?

giymeyeceğim efendim gelinlik falan giymeyeceğim. hediye pakedi gibi insanların arasına çıkmaya hiç niyetim yok. ayrıca, Allah'ın helal kılmış olduğu evlilik olayını gerçekleştirirken, kendimi süslü püslü şekilde elaleme sergileyerek günaha girecek de değilim. dolayısıyla gelinlik benim için iki kat daha gereksiz birşey. zaten giymesi bir dert, taşıması bir dert, çıkarması bir dert. bırak yaaa, "en mutlu günüm" diye nitelendirdiğin günü gelinliğinle uğraşarak mı geçireceksin.
devamını gör...
sayısız renk ve kumaşlarla tasarlayıp bayanların beğenisine sunduğum kıyafet. *
devamını gör...
her genç kızın rüyası .(u: )

aynı adamla evlenip 2 kez giymişliğim var. maksat muhabbet olsun.
devamını gör...
amerikada uğruna program yapılmış giysi.

sözlük adamlar yapmış valla. kızların zır zır ağlamasını izletiyorlar millete. yakında türkiye'de de çıkarsa söylemedi deme.
devamını gör...
fiyatının 2000 tl civarı olduğunu yenilerde çaresizlik içinde öğrendiğim giysi. o parayla kent pazarında 50 kişiyi baştan aşağı donatırım.
devamını gör...
satın alma ile kiralama arasında sadece 200 tl fark olan gelin giysisi. neredeyse satın almak kiralamaktan daha ucuza gelecek.
devamını gör...
farklı vuslatlarda farklı anlamları olan kıyafet.

--- alıntı ---

1983 yılının mayıs ayıydı. konya askeri cezaevinden alınarak başka bir mahkemem için izmir buca cezaevine getirildim.yol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüş, dünyaya bir veda psikolojisi ile bakmıştım... içimde bir his "bu güneşi, bu ağaçları, bu dünyayı bir daha göremeyeceksin" diyordu...

bu duygularla bir şafak vakti, buca cezaevine teslim edildim. beni en çok sevindiren, aylar sonra buca cezaevinde bulunan arkadaşlara kavuşmam olmuştu. iì‡htilalden üç yıl sonra da, onlarla ilk defa görüşecek, ilk kez de kucaklaşma imkanı bulacaktım. ama beni asıl sevindirecek olan, bir kaç hafta önce idam cezasına çarptırılan halil esendağ'la selçuk duracık'ı görmem olacaktı. bundan dolayı müthiş heyecanlanıyordum.

idam alan ve aylarda beri ölüm hücresinde infazı bekleyen arkadaşların halet-i ruhuyilerini, ölüm cezasını nasıl karşıladıklarını merak ediyordum. mahkeme saati yaklaştıkça yavaş yavaş koğuşlardan çıkarılan tutuklular da kapıda görünmeye başladılar. gelenler içinden tanıdıklar çıkınca kucaklaşıyor, derin bir hasretle birbirimize sarılıyor duygulu anlar yaşıyorduk.

merak içindeydim, üç yıl görmediğim halil acaba ne durumdaydı? neredeyse kesinleşen cezasını nasıl karşılamıştı? kafam bu sorularla meşgulken, halil esendağ mütebessim bir yüzle çıka geldi. yüzü çektiği çilelerle temizlenmiş, parlatılmış gibiydi. asırlardır birbirimizi görmemiş insanlar gibi hasretle kucaklaştık. sanki kalplerimizden birbirimize tatlı, ılık bir şeyler akıyordu. kısa bir hal-hatır fırsatı bile bulamadan gardiyanlar çağırdı, ikişer ikişer kelepçelenerek ring araçlarına bindirildik. isteğim üzerine benim elim halil'in eli ile kelepçelenmiş; böylece mahkemeye gelinceye kadar yolda bir kaç kelime konuşma imkanımız olmuştu ...

o konuşurken bütün dikkatim satır aralarına gizlenmiş gerçek düşüncelerindeydi. acaba korkuyor muydu? acaba herhangi bir irade zaafı geçirmiş miydi? vakit ilerledikçe halil'in tek kelime ile; onu yendiğini ve ona çoktan hazır olduğunu görecektim. ölümden bahsederken gülüyor, " Allah (c.c)'tan ne gelirse baş üstüne" diyordu.

mahkemeye gelirken zaman zaman öteki arkadaşların sorularına cevap veriyor, böylece önceki mahkemeye giderken de olup bitenden haberdar oluyordu...

bir arkadaş "gönderdiğimiz geliì‡nliì‡kleriì‡ aldınız mı?" diye sorunca "aldık" demiş, "nasıl oldu" deyince de "biraz uzun oldu" deyivermişti.

sonraları mahkemem iì‡zmir'de kalmama karar verince, bende soruyu soran arkadaşlarla aynı koğuşa konulmuş, o zaman bu gelinlik meselesini sormuştum.

"nedir bu gelinlik? ben bir şey anlayamadım." deyince anlattılar.

geçen mahkeme halil bizden iki kefen istedi. devletin idam esnasında giydirdiği kefenin torba gibi bir şey olduğu, o kefenleri giymeleri halinde ellerinin, kollarının içerde kalacağını, rahat can çekişemeyeceklerini söyledi.

bizde koğuşa dönünce, elimizdeki avucumuzdaki parayı bir araya getirdik, iki kefen alacak parayı bulamadık. koğuşta 23 kişiyiz, üzerimizden iki kefen parası çıkmadı. sonunda bir arkadaşımızın ailesinin getirdiği iki beyaz nevresimi cezaevi terzisine diktirerek onlara gönderdik. gelinlik dediğimiz onlara gönderdiğimiz kefenlerdi...

çok sonradan anlamıştım "gelinliklerimiz uzun geldi" derlerken kefenleri giydiklerini.. kim bilir kaç gece azrail(a.s)'i beklerken öylece sabahlamışlardı...!

şu satırları yazdığım sırada düşünmeden edemiyorum, 23 ülkücü iki kefen alacak parayı bulamıyordu. ama halbuki tam o sırada türkiye'de, avrupa'da paralar toplanıyor ama nedense bir türlü cezaevine ulaşamıyordu...

bu hareketin kefen soyuculuktan zengin olan nice haini şimdi itibarlı adam rolünde geziyor; ama kim kimden hesap soracak?

mahkeme salonunda duruşma saatini beklerken artık ölümü yendiğine emin olduğum halil'e sormuştum." nasıl bir gecede asılmak istersin?" halil biraz düşünmüş daha sonra cevap vermişti...

" yağmurun hafif çiselediği bir gecede..."

duruşmadan sonra mahkeme benim iì‡zmir'de kalmama karar vermiş, arkadaşlarla birlikte buca cezaevine dönmüştüm. kapı altında halil aramızdan alınmış, başka bir aleme götürülür gibi götürülmüştü. bunun onu son görüşüm olduğunu biliyordum.

cezaevinde gazeteler her sabah bir sergi üzerinde koğuş kapılarına getirilir, tutuklular mazgal deliğinden uygun gördüklerini alırlardı. gazetelerimiz bir kaç defa gelmemiş, sonra da bunun manasını anlamıştık. iì‡dam cezalarının infaz edildiği günlerde veya mahkumlarla ilgili yeni düzenlemelerin gündeme geldiği günlerde gazeteler gelmez, böylece tutukluların olay çıkarması engellenmiş olurdu.

4 haziran'ı , 5 haziran'a bağlayan baharın bütün tazeliği ile kendini gösterdiği böyle günlerden biriydi. o yıllar bize bahar gelmez, şairin :"bahar gelmiş, çiçek açmış neyleyim" mısraları dilimizden eksik olmazdı. sabah günlük haberleri herkesten önce okumak için gazetelerin gelmesini bekliyorduk. bir saat, iki saat derken vakit öğleyi bulmuştu ama gazeteler gelmemişti. hepimizin içine kurt düşmüştü. acaba kim? bugün kimi asacaklar? çok beklemeden sorumuzun cevabını almıştık. bir fırsatını bulan cezaevi terzisi kapıya gelerek mazgalı açmış ve o korkunç haberi vermişti

"bahçede sehpa kuruluyor, bu gece halil'le selçuk'u asacaklar !..."

koca bir koğuş bir anda depreme uğramış gibi sarsılmıştı. önce ürkütücü bir sessizlik ve şok hali yaşamış, sonra çaresizlik içinde ne yapacağımızı şaşırmış vaziyette sağa sola koşturmuştuk. bu koşuşturma ölüm korkusunun veya panik halinin bir neticesi değil, çaresizliğin, onlara ulaşamamanın bu zor saatlerde onları teselli edememenin bir neticesiydi. acaba kararı radyodan duyunca ne demişlerdi? genç yüreklerine korkunun hançeri batmış mıydı? bütün bir koğuş tek bir kalp olmuş onları düşünüyor onlarla ölümü paylaşıyorduk.

haberi aldıktan bir kaç dakika sonra, mahkumları toplayarak kısa bir konuşma yaptım. kur-an bilenlere cüzleri dağıtarak gün boyu sabaha kadar kur-an okumalarını söyledim. yapacağımız tek şey vardı; dua ve kur-an'la onlara ulaşmak...

gece saat 24:00'e kadar iki hatim indirdik. akşam olunca saat 21:00'den itibaren her yarım saatte bir koğuş penceresine çıkarak, sela okumaya, peygamber efendimiz(s.a.v)'e salat-ü selam getirmeye başladım. koğuş penceresinden yükselen sesin, onların ölümle dolmuş hücrelerine kadar girdiğine inanıyor, salat-ü selamları o duygularla okuyordum...

cezaevinde idamların infazı 01:00'de olurdu. son defa sela okumak üzere pencereye çıktım. halil'in mahkeme salonunda iken söylediği sözler aklıma geldi...

"yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterdim."

elimi koğuş parmaklıklarından dışarı uzattım, avucumu göğe doğru açtığımda aman Allah'ım bir yağmur halil'in duasına icabet edercesine çiseliyordu. kendi kendime "ah halil'im! o gün rabbimizden güneşleri yağdırmasını isteseydin, rabbim o güneşleri bile yağdırırdı" diye mırıldandım.

bir koğuş göklerle birlikte halil ve selçuk'a ağlıyordu.

yorgun bir geceden sonra gardiyanların, "müdür çağırıyor" çağrısıyla uyandım. cezaevi müdürü üç kişiyi odasına çağırmıştı. halil'in asılmadan önce her birine ayrı ayrı yazarak bıraktığı hediye ve emanetleri bize takdim ediyordu. eşyalarını alarak koğuşa geldik. halil'in son anda yazdığı yazıları bizi rahatlatmış, ölüme metanetli gittikleri konusundaki kanaatlerimizi pekiştirmişlerdi.

nitekim koğuşa geldikten sonra bazı gardiyanlar idamı anlatarak: "bu gece buca'ya rahmet yağdı" demişlerdi. önce selçuk, sonra halil idam edilmişlerdi. iì‡kisi de sehpaya metanetle gelmiş, kelime-i şahadet getirdikten sonra altlarındaki sehpa çekilmişti. iì‡pte bir müddet sallandıktan sonra sanki ilahi bir el uzanarak ikisini de kıbleye çevirmişti. bir gardiyan: "halil'i indirdiğimizde başındaki takke yana düşmüş, hafif yatmıştı. biz böyle bir şey görmedik." diyordu.

sonra infazda bulunan buca muradiye iì‡mamı şöyle diyordu. "bana hiç evliya gördün mü diyenlere; evet... halil ile selçuk'u gördüm diyeceğim..."

halil'in bize emanet ettiği eşyalar koğuş başkanı olduğum için bana takdim edildi. hepsini tek tek inceledim. özel eşyalarını ayırdım. notlarını okudum, notlar daha çok kılınan kaza namazları ile tutulan oruçların listesiydi. ölümle ilgili ayet ve hadisler bir sürü ilmihal bilgisi ile ilgili notlar.

eşyalar arasında gazete kağıdına sarılmış küçük bir paket dikkatimi çekti. çorap ve iç çamaşırı olacağını sanmıştım. açtım ve baktım ki " etrafı oyalı yeşil bir baş örtüsü " o an nasıl duygulandığımı, nasıl bir gözyaşı anaforuna tutulduğumu anlatamam. bütün koğuş ağlıyordu.

rahmetli halil tutuklanmadan kısa bir zaman önce evlenmiş, murad alamadan hapishane köşelerine düşmüştü. iì‡htimal ki; iki buçuk yıl kaldığı ölüm hücresinde eşinin baş örtüsü onun dert ortağı olmuştu.

dağıtabilir eşyaları dağıttıktan sonra, kalanları postayla babasına gönderdik. halil'in babası çok dindar, çok mütevekkil bir adamdı. annesi de öyle. çok sonraları tahliyeden sonra evlerini ziyaret ettiğimde bu aileden böyle bir yiğidin nasıl çıktığını anlamıştım. eşyaları gönderdikten takriben iki hafta sonra halil'in babasından hepimizi ürperten bir mektup geldi. şöyle diyordu:

halil'in annesi; oğlum şehit oldu mu? olmadı mı? diye çok üzülüyordu. bir gece rüyasında kendini cennette görüyor. bütün sahabeler toplanmış hz. peygamber(s.a.v.)'i bekliyorlar. halil'in annesi hanım sahabilerden birine yaklaşıp soruyor: bugün burada ne var ki böyle toplanmış bekliyorsunuz!

hanım sahabi cevap veriyor: bilmiyor musun, bugün burada şehit halil esendağ'ın düğünü var. nikahını hz. peygamber(s.a.v.) kıyacak onun için bekliyoruz.

bu rüyayı kime anlattıysak gözyaşlarını tutamamış mescide kapanıp ağlamıştı.

--- alıntı ---

devamını gör...
(#2234407)
?imdi buna ek diyorum ki o tarlatanlar?n kabar?k kabar?k satenlerin bizimle ya da benimle ne alakas? var. hay?r yani ba?ka k?yafet yok mudur o gün gelini özel yapacak. ne bileyim zarif kadife veya ebruli bir osmanl? kad?n? k?yafeti olsa ne kadar ??k olur de mi?

neyse bakmay?n klavye delikanl?l??? yapt???ma hala yap?l?yor hala göz yumuyoru(m)z. sormadan sorgulamadan toplumun dayatmas? ma?azalar?n abartmas? hristiyan kabartmas? kabullendik i?te.
devamını gör...
bir gün küçük çocuğun teki babasına sormuş:
- baba, neden kadınlar evlenince beyaz giyerler?
babası cevap vermiş:
+ onların en mutlu günü olduğunu düşündükleri için yavrum.
çocuk biraz düşünmüş ve:
- hmm, erkeklerin neden siyah giydiğini şimdi anladım.*


tanım: iç kıyafet** hükmündeki kıyafettir. yani bir hanımın gelinliğiyle kendisine mahrem olmayan erkeklere görünmesi uygun değildir.
tanımla fıkra arasındaki ilişki: tanım sahibi tarafından da bulunamamıştır.*
devamını gör...
evliliği düşünmese bile her genç kızın muhakkak üzerinde ayrıntılı düşündüğüdür.

zannımca çekilen acı yaşanan hayat nispetinde -ki bence acılar genetik olarak aktarılıyor babaannenizin çektiği sıkıntı aslında sizinde yüreğinizde- gelinlik eteği kabarıyor.

o nedenden ki ülkemizde gelinlik denilince akla hemen kabarık etekler bol gösterişli danteller geliyor.

insan zorlasa da kendini daha hafifini beğenemiyor.

güzel ve kabarık -şu prenses sendromu yaratanlardan- modellerden bir örnek;

http://www.pronovias.com/we... pek tabi no: 15 *
devamını gör...
kızların düğünde en çok önem verdiği şeylerdendir. fark edilmediği üzere beyazından, kırık beyazına, kremine kadar dar bir yelpazede ne kadar çeşit yapılabilmişse yapılmıştır bunca yılda. genel itibariyle kızlarda gelinlik modeli daha evlenilecek adam belli olmadan bile belli olabilir. o derece. vakti geldiğinde katolog kısmı, deneme kısmı, provalar, düzeltmeler falan; düğünde gelinin en çok emek verdiği unsur olur. lakin o gelinliği giyinen kız kadar, ancak ve sadece kendi terzisi farkındadır elbisenin, sonuç olarak beyaz bir elbisedir yani. ne olacağıdı? ama çok üzülmesin düğüne iştirak eden genç kızlar da imkan elverdiği ölçüde o kıyafete dikkat eder. erkekler? şimdi şansı zorlamaya hiç gerek yok.

erkekler içinse gelinlik... uzatmaya gerek yok yani, direkt şudur arkadaş; http://www.cogitosozluk.net...
devamını gör...
bu yılın modası, üzeri straplez taşlarla süslenmiş abartılı gelinliklermiş. sırf bu yüzden evlenmeyen kızlar varmış diye duyduk.*
devamını gör...
kaçan kızların bile neticede gelinlik giydiğini düşünürsek gelinlik giydirmeme konusunda yemin etmenin büyük laf etmek olabileceğini düşündüğüm*, toplum için pek bir anlamlar taşıyan, bir nevi kutsalı olan kadın giysisi.
devamını gör...
hemen hemen bütün kızların * hayalidir. kendine özel olan o günde en güzel olmak isterler.helal dairede de hiçbir sakıncası yoktur. bu hakları elinden alınan bayanlar daha sonra eşleri için sakıncalı olabilirler oda eşlerinin sorunu artık...*
devamını gör...
en çirkin kıza bile yakışan bir gün için dünyanın parası verilen urba. neden beyaz oluyor masumiyet ve saflığı temsil ettiğindenmiş eski zaman insanları masum değil miydi yani. ona o kadar para vereceğime 3 adana burması yaptırırım ajsfaksh.
devamını gör...
en çirkin kıza bile yakıştığı iddiası yalandır. çirkinse güzel olmamıştır kabul edin. doğru bedene doğru gelinlik şart. gelinlik fondoten değildir çirkinliği kapatsın. diğer elbiselerden farkı da özel bir gün için giyilmesidir.
devamını gör...
bu sene bele bağlanan renkli kurdeleli gelinlikler modadır. tuba büyüküstün siyah, burcu kara pembe bir kuşak bağlamıştı gelinliğine.
beyaz rengi her zaman en güzelidir.
devamını gör...
sırf kadınlar tarafından aşırı değerler yüklenen giysidir. kadınlar buna binlerce anlam ve önem yüklerler. ey nisa taifesi size son derece samimi söylüyorum, gelinliğin ne tür bir şey olduğu eşiniz yani damatın umurunda bile değildir. hiçbir erkek gelinliğe extradan önem atfetmez. hatta evlilikte dikkat edin göreceksiniz. damat gelinliğin genel görüntüsü dışında pek fazla bir şey bilmez. mesela çiçek nereye konmuş, toka nasıl saç nasıl baş nasıl kurdele nerede vesaire. bir erkek için bunlar hep görünemeyecek düzeyde önemsiz şeylerdir, bu damat bile olsa. mesela ben evlenirken eşim, "düğünde gelinlik değil de pardesü giymek istiyorum" dese benim için hiç bir fark ifade etmeyecek. hatta ekonomik açıdan beni rahatlatacaksa beni benden alabilir bu teklif.
devamını gör...
gelin kıyafeti.
geneli beyaz, kırık beyaz ve bej renginde olur.
devamını gör...
an itibariyle terzi hanım istenilen modeli 6.500 dikebileceğini belirtip dumura uğratmıştır.
devamını gör...
fiyatlarını duyunca bu sene de bekar gezelim şarkısını akla getiren tek giyimlik giysi.
devamını gör...
dün nişanlımla beğenip almış olduğumuz ve 52 gün sonra giyineceğim giysi. alah hayırlısıyla giymeyi nasip etsin.
devamını gör...
çok yakın zamanda Allahın izniyle giyeceğim sihirli elbise,öyleki bu elbise en beğenilmez hanımı bile prensese çevirir.
devamını gör...
kadınların son derece ilginç bir şekilde anlam yükledikleri giysi. yok dünyanın en anlamlı giysisiymiş, yok düğün gününden önce giyilmemeliymiş, yok şöyle olssunmuş yok böyle olsunmuş. genç kızlar size sesleniyorum, o yüzlerce anlam yüklediğiniz giysiniz var ya, nişanlınız için hiçbir anlam ifade etmiyor, büyük ekonomik maliyetinden başka. ister kabullenin ister kabullenmeyin, bir erkek asla bu türden şeylere anlam yüklemez, sizi seviyorsa zaten seviyordur çuval da giyseniz milyarlık giysi de giyseniz sorun yoktur. nişanlılarınız sadece sizi üzmemek için gelinliğe sizin gibi anlamlar yüklüyor görünebilirler, ama aslında o anda kafasının içinde onun ne kadar da pahalı olduğu geçiyordur. sizin için acı ama bir gerçek.
devamını gör...
bayanların kendisine mistik ve kutsi bir misyon yüklediği kıyafet.

bundan 50 sene hadi diyelim ki 100 sene önce kimse giymezken bu kıyafeti şu anda giymeyenin hatta giymeyi düşünmeyenin bile bu derece yadırganması gerçekten çok ilginç.
kendisine yüklendiği misyonu taşıyabilecek bir kıyafet midir? hiç sanmam.

devamını gör...
bu gelinliği icad edenin taaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa ensesine basayım tokadı. eteği kabarık olsun diye tarlatan giymek, düzgün dursun diye üstten kalıp giymek. çok afedersiniz beli sıkıp sıkıp o kalıpla nası becerdiklerini anlamadığım minnacık memeleri füzeye dönüştürmek. düz elbise tarif edince de gelinlikçiye canım o kadar da yapmayalım bak şurasını biraz kabarık yapalım gelinliğin sonuçta bu denmesi. düzgün durmasını istiyosan burası böyle olmalı canım denmesi. Allah hepinizi ıslah etsin densizler. başbakan oliyim ilk bu gelinliği kaldırıcam.
eğer düz elbiseye talep varsa okulu da bırakıp düz beyaz elbise dikeceğim hanım kızlarımıza. bunelan?
devamını gör...
çok çok özel olan ve bir kez aşk ile giyilmesi gereken giysilerdendir. saflığı temsil etmesi ve masallarda ki prensesleri andıran bir ihtişama sahip olması arzu edilendir.
devamını gör...
asildir, tektir, özeldir. damatlığı ezip geçen, kendi alanında tek ve rakipsiz olandır. her kızın inşallah ömründe bir kere giyeceği * harika giysidir. her biri sahibiyle eşi benzeri olmayan bir uyum içindedir. kısacası her kızın ortak hayalidir.
devamını gör...
haftada 3tane diktiğimdir * evlenecek gelin adaylarının gelmelerini bekliyorum. *
devamını gör...
tek kullanımlık bir elbise için 15,000 türk lirası verenlerin olduğu bir türkiye'de yaşıyoruz. bu nedir arkadaş böyle, araba almıyoruz!
devamını gör...
kapitalizmin para tuzaklarından biridir.ya kendin dikeceksin ya hiç giymeyeceksin arkadaş, pahalı ve şatafatlıdır.gereksiz yere masraftır ama ne yazık ki hanım arkadaşlar hepiniz bir gün o parayı ödeme gafletine düşeceksiniz.çocukken dahi her kız çocuğu gelinliğe özendirilir.
evet beyaz saflıktır, duruluktur ve güzeldir; ama güzel olan bir şey bu kadar para ediyorsa bir sakatlık vardır.
devamını gör...
bence gereksizdir. israftır.


edit büdüt: bence öyle dostum vurmayın. dinde yok böyle bir şey. aynı zamanda düğünü de gereksiz buluyorum yemek dağıtılır fakirlere o kadar. dünyalık yaşamaya ne kadar daha devam edebiliriz ki?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar