hasan ali toptaş

#edebiyat  #sanat 

gölgesizler romanıyla, edebiyatçılığŸının zirvesidir... bütünde baktığŸımızda nefis bir dil yeteneğŸi, sağŸlam kurgu eyvallah, ama hikayede akıcılık isteyenlere tavsiye edemeyeceğŸim. imgeler, haller ve zaman üzerinde bazı zaman öyle dalar, derinleşŸir ki zaman hangi zamandır, hal hangi haldir, konuşŸan, düşŸünen, hayalleyen kimdir unutur gidersiniz.

son zamanlarda, edebiyatı hobi olarak görmeyenler için hasan ali toptaşŸ iyi bir keşŸif olacaktır, eminim.
devamını gör...
sözlük istatistiklerine göre düşünürsek, cafcaf'ta yazıyor olan murat menteş'ten daha az önemsenmiş bir romancı olmuştur bu topraklarda toptaş. bilgi üniversitesi, süha oğuzertem yönetiminde bir toptaş sempozyumu yaptı bu sene içinde. kitaplaşacağı zaman, onun eserleri üzerine üretilmiş fikirlerin çeşitliliğini göreceğiz hep birlikte. alman yayıncısının "sırf hasan ali toptaş okumak için türkçe öğrenmeye değer" demiş olması, yabana atılır (bu "yaban" neresidir sahi?) bir söz değildir. ankaralıdır o da. denizli doğumludur ama ankaralıdır. "okuruma mektup"u, şimdiye dek bir yazar tarafından okuruna gönderilmiş en dürüst mektuplardan biridir. belki de dürüstlüğü en iyi oynayanıdır, bilinmez.

gölgesizler'i filme çekilince bir hareket gelmişti kitaplarına dair. film gitti, romanlar da düştü gündemden. "gölgesizler de, benim 'fahriye abla'm' olacak bu gidişle" demiştir. ayrıca, "roman okumak için aydınlığa, film izlemek için karanlığa ihtiyaç vardır." sözü de, "herhangi" bir söz değildir gibi durmakta. yoksa ben de ankara'ya yakın oturduğum için mi böyle hissediyorum?
devamını gör...
"yalnızlıklar" ismiyle bir şiir kitabı da vardır toptaş'ın. ocak 93'te, istanbul'dan, üzerinde bir yayınevi logosu olmadan çıkmıştır, - ki bu da yazarın kendi parasıyla bu kitabı bastırdığının işaretlerinden biridir. toptaş sonradan bu kitabı için "şiirsel metinler" demiştir; bunu da şiire olan saygısına ve o büyük tevazusuna bağlıyoruz. 93'te çıkmış olan ve şimdilerde muhtemelen görmek istemediği kitabın kapağı epey başarısızdır. "insana en yakın yalnızlıktır insan" diye başlar kitap.
devamını gör...
derin felsefi çağrışımları olan romanların sahibi sağlam edebiyatçı, kafka olma iddasında değildir başkaları ona bu derdi atfetmiştir, kafka kadar metafor delisi değildir ne anlatmak istiyorsa yazar ve olayı bitirir, türkiyeden çok almanyada okunur.
bizim edebiyatçılarımız 'ayşe kulin, elif şafak, ece temelkuran' vb. şahıslarla uğraşırken(ilgi gösterirken) elin almanı kendisiyle felsefik imgelerle bürünmüş bir dil dışında hiçbir ortak paydası olmayan bu insanla hemhal olma çabaları türkiyede ekseni kaymış edebiyat dünyasına belki bir nebze düşünme fırsatı sağlayabilir.
devamını gör...
söyleyişte acayip buluşları var ve bu buluşları arayışının derecesini de gösteriyor gibime geliyor.

''...gölgesi toprağın yüzüne göre biçimlenmiş kapkara bir yaratık gibi önündeydi. imam bir an asıl yürüyenin o, kendisinin de gökyüzüne yansımış bir gölge olabileceğini düşündü. (...)'' gibi. *
devamını gör...
1958, denizli doğumlu yazar.
türk edebiyatının kısır kalmışlığını göz kamaştırıcı hikayeleriyle hatırlatan sayılı yazarlardandır toptaş: anlatı dünyası ve kişisel yaşamı ile de sık sık kafka'ya benzetilen bu yazarımızın kitaplarında her kelime bir diğerine kapı açan bir basamak, hayatın düşlerle buluştuğu ender noktalara sızan büyülü bir iksir görevi görür.
temelde, dışarda akan gerçekliğin bireysel alımlanışına paralel olarak düşünce ve bunun da temelini oluşturan kelimeler zincirine tutunmuş gibi görünse de toptaş'ın hikayeleri, art arda dizilmiş kapılardan geçerek yol aldıkça, okur, ancak bir kitabın biri diğerini arzulatan sayfalarında ya da bir rüyanın buğulu atmosferinde tadabileceği bir özgürlük hissiyle dolup taştığını, kendi hikayesinin başkalarının hikayeleriyle buluşup zenginleştiğini, gündelik hayatında mumla arayacağı bir varoluşsal seçim lüksüne sahip olduğunu, giderek yalnızlaştığını ama bu yolla çoğaldığını, adım attığı bu serüveni aynı zamanda kaleme almanın ayrıcalıklı zevkini, yolunu kaybetmenin çaresizliğini, unutmanın ve hatırlayıp şekillendirmenin güzelliğini, gittikçe üzerine kapanan bunaltıcı şehrin bir bakışla altedilişini ve buna mukabil 'ol' derse olacak bir düş-ülkenin parçalarını birleştirmenin zorluğu ve aynı oranda tatminini duyumsar.

yukarıda söylediklerim bir masal dünyasının inanılmazlığını ve bildiğimiz hayatta tutunamazlığını hemencecik hatırlatabilir size; ekleyebileceğim fazla bir şey yok: toptaş'ın büyülü dünyası oradadır ve olur da yolunuz düşerse sizi tüm varlığıyla ağırlamak için mütevazı bir duruşla beklemektedir. rastlantıların buluşması ve sevişmesi ve çoğalması gibi bir süreçten bahsediyorum biraz da, kitap ve hayatın kesiştiği en can alıcı noktalardan.

kitapları:

bin hüzünlü haz
gölgesizler
kayıp hayaller kitabı
ölü zaman gezginleri
sonsuzluğa nokta
uykuların doğuşu
yalnızlıklar
devamını gör...
1958’de çal / denizli’de doğdu. ilk ve orta öğrenimini baklan’da tamamladı. çal lisesi’ni bitirdi (1976). uşka meslek yüksek okulu’ndaki yükseköğrenimini tamamlamadı. çivril ve sincan vergi dairelerinde memur (1981-1996) olarak çalıştı. halen sincan’da hazine avukatlığı memurluğu yapıyor. edebiyat hayatına, 1983’te denizli gazetesinde yayınlanan bayram şekeri adlı öyküsüyle başladı. öykü ve şiirleri dönem, imece, varlık ve yazıt dergilerinde yer aldı. öykü kitapları dışında, sonsuzluğa nokta (1993), gölgesizler (1995), kayıp hayaller kitabı (1996), bin hüzünlü yaz (1998), uykuların doğusu (2005) adlı roman, ben bir gürgen dalıyım (1993) adlı çocuk romanı, yalnızlıklar (1993) adlı şiir kitapları bulunmaktadır. öykü kitapları: bir gülüşün kimliği (iz, ankara 1987), yoklar fısıltısı (yazıt, ankara 1990), ölü zaman gezginleri (çankaya belediyesi, ankara 1993)
devamını gör...
gölgesizler adlı eseri sinemaya uyarlanmış ve yurt dışında da gereken ilgiyi görmüştür.
devamını gör...
70'lerden bu yana yazı yazmasına ilk kitabı olan bir gülüşün kimliği'ni 1987 yılında çıkartmasının nedeni yayıncıların yazdıklarını anlamaması ya da beğenmemesidir.
devamını gör...
bütün kitaplarından sadece bir tanesini okumadım. o kitap kendisinde bile kalmamış.
taşra ile gitmek arasında bana göre en iyi ruh halini çizebilmiş, durmanın bakmanın güzelliğini bana yaşatmış yazardır kendisi.
devamını gör...
bir söyleşisine katıldım. konuşurken hayran bırakıyor kendisine. kitaplarını okurken de keyif aldım ama kitabı kapattıktan sonra aklımda tek bir cümlesi bile kalmadı. bana göre olmasa da güzel bir tarzı var yani. ankara'da yaşıyor, ahmet telli ve şükrü erbaş'ın kankası. olgunlar civarında çok takılırlar ve çok çapkındırlar.
devamını gör...
sadece ben mi duymamışım bu kadar çok* diye düşündüm. halbuki o kadar çok duymayan var ki. onun gibi böyle ne kadar çok az insan var. edebiyat içinde dünyama şekiller çiziyor.
devamını gör...
“ bu güvercin resmini sen mi yaptın? ” dedim berbere.
“ben yaptım,” dedi soğuk bir sesle; “ama sen bunu daha önce de sormuştun.”
“ hiç anımsamıyorum,” dedim; “demek ki unutmuşum.”
“ yine unutacaksın kuşkusuz, belki bir kez daha soracaksın”
“ desene yaşam tekrarlardan oluşuyor...”
yanıma oturmuş, gözlerindeki cellat gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu.
“ tekrarlardan değil,” dedi; “ tekrarların tekrarından.”
gölgesizlerden bir kısım.
devamını gör...
“böylece, aslında hiçbir zaman hiçbir yere gidilmiyor da, yalnızca gidilmiş gibi olunuyor. ancak kelimelerle gidiliyor ya da, kalınacaksa kelimelerle kalınıyor, kelimelerle yaşanıyor, kelimelerle gülünüyor, kelimelerle ağlanıyor ve sonunda yine kelimelerle geri dönülüyor..”

bir hüzünlü haz
devamını gör...
eğer gerçekten interstellar'daki gibi dördüncü boyut diye bir şey varsa, o bu adamın kitaplarında anlattığı dünyadır. bir kitabı okurken error verirsin bu normaldir fakat bir kitabı bitirince insan mavi ekran verir mi be kardeşim...

(bkz: bin hüzünlü haz)
devamını gör...
--- alıntı ---

elma attım yuvarlandı – hasan ali toptaş
yönetmenliğini nuri bilge ceylan’ın yaptığı bir zamanlar anadolu’da filmini seyrederken, cinayet zanlısı kenan’ın (fırat tanış’ın) muhtarın kızını görünce afallamasından ve kandilin şavkında parıldayan bu güzellik karşısında dayanamayıp sarsıla sarsıla ağlamasından evvel, elmanın yuvarlanış ânı çakıldı benim zihnime. elma en eski semboldür hiç kuşkusuz, yeryüzüne fırlatılış maceramızın başlangıç noktasıdır; dolayısıyla bizi alına alır, âdem ile havva’nın hikâyesine götürür. oradan da ister istemez habil ile kabil’in hikâyesine… yokuş aşağı yuvarlanıp deredeki suya bata çıka ilerleyen elmanın durduğu nokta ile arap ali (ahmet mümtaz taylan) arasındaki uzaklık kaç metreyse, insanın başlangıçtan bu yana kat ettiği mesafe odur. evet, hepi topu odur; filmin ilk sahnesinde çilingir sofrasının başında sohbet ederken gördüğümüz üç insandan biri, dışarıdan gelen köpek havlamasını duyunca kalkıp hayvana yiyecek veren kişi öldürülmüştür çünkü. şimdi devlet görevlileri gecenin karanlığında, kabil olduğunu düşündükleri insanı yanlarına almış, habil’in gömüldüğü yeri aramaktadır. insan, hâlâ habil ile kabil hikâyesinin içinde debelenip durmaktadır bir bakıma. bu da, elmanın birkaç adım ötesidir. karısıyla telefonda konuşan komiser naci (yılmaz erdoğan), “bitmeyecek bu,” derken bir yanıyla o geceki arayışı, bir yanıyla da farkında olmadan, habil ile kabil hikâyesinin bitmeyeceğini kastediyordu belki de. yani, hayat bilinçaltına sızıp onun ağzından konuşuyordu. gidip deredeki öteki elmaların yanında duran elma, her şey benzerinin kaderini yaşar gerçeğini de işaret ediyor elbette, suyu da işaret ediyor ama daha da önemlisi, öteki elmaları işaret ediyor. üç elmanın yanında durmuştur yuvarlanan elma, derdi dördüncü olmak değil, ötekileri göstermektir; bu yüzden biraz uzaktır onlardan. hatta durduktan birkaç saniye sonra hareketlenip azıcık daha uzağa çekilir ve bu hareket, onun öteki elmalara doğru uzanan işaret parmağıdır. gösterdiği elmalar da hiç kuşkusuz vaktiyle gökten düşen, masalların sonunda gördüğümüz üç elmadır. sayfada yer kalmadı, yazıköy sakinlerinden hulki dede’nin cümlesiyle bitireyim: “biliyor musun, tabiat bir şey söylemez aslında, biz de onu bu yüzden işitiriz.”

altyazı dergisi, şubat 2015

--- alıntı ---
devamını gör...
kitaplarının kapaklarını nuri bilge ceylan fotoğraflarından seçmeleri çok güzel, romanlara da tam uyuyor. şu ana kadar en sevdiğim kitabı olan ben bir gürgen dalıyım çok farklı anlamlar taşıyan bir kitap.
devamını gör...
9 eylül'de karanfil sokaktaki evrensel kitabevi'nde ankara'daki okurları ile buluşacak olan son dönem türk edebiyatının usta kalemi.
devamını gör...
31. (Tematik)
son dönemin en önemli romancılarından biridir. şiir, hikaye, deneme, çocuk kitapları da yazmıştır. eserlerinde taşra ve şehir hayatını iç içe geçmiş şekilde anlatmıştır. eserlerinde, varoluşçu akımı başarıyla uygulamıştır.
devamını gör...
karakterlerine saçma sapan isimler seçerek bir yerden avrupa'ya yamanmaya çalışan yazarlara inat bu toprakları hayal dünyasında anlatan yazar. dünyanın en normal hikayesini anlatırken araya fantastik ögeler ekler, tembel okuru şaşırtır.*
devamını gör...
yalnızlıklar isimli bir kitabı bulunan yazar.

"müfrezelerin peşimde olduğu kaçmamdan belliydi çünkü;
koşmalıydım ben ve koşardım
ve bir süre sonra koşa koşa,
koşmak durmaya benzerdi.
durmanın dışında koşmak bulamazdım o anda:
dururdum ve bir uçurum dolanırdı ayak bileklerime.
yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da."
devamını gör...
bende yeri çok ayrıdır. şükür ki tanışmak nasip oldu kaybetmeden. öyle de mütevazi, samimi bir insan ki....

--- alıntı ---

neresinden bakılırsa bakılsın,
her cümlede bir çift göz vardır
ve her noktada bir insan.
o insan ki, bakar bize ve ötemize;
ve o insan ki, giyindiği zamanın gerisinden sorar
hep
kaygılanır, duraksar ve sessizdir;
ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim
demenin, sen hala gitmiyor musun demenin ya da
ölmek istemenin bir sessizliği varsa,
kelimeleri de vardır sessizliğin
duruşun kelimeleri vardır;
bakışın, uzanışın,
gülüşün...

ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
o, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.

yalnızlık alıp karşına kendini
öteki kendinlerle konuşmaktır
bakışmaktır öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinde en çok sana benzeyeni,
benzemiyor diye.

--- alıntı ---
devamını gör...
“o her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu; izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.”
devamını gör...
yaz tatili planlarım arasında külliyatını okumak olduğum yazardır. nerden başlasam nerden başlasam seçemiyoruz efendim adam yazmışta yazmış.
devamını gör...
iki yıl önce tam bu vakitler ankara göksu park'ta oturup muhabbet ettiğim ultra naif yazar. nereden başlasam diye soran arkadaşlar 'gölgesizler' ve 'uykuların doğusu'ndan başlayabilir.
devamını gör...
rüyaların içinde dolaşırken kendinizi gerçekte bulduğunuz, gerçek sanırken meğersem hayallerin içinde geçtiğinizi fark ettiğiniz eserlerin sahibi.

zihni derin, duru ve odalarla dolu bir saray gibi gibi.

not: aslında çallı * olduğu için şaşırmamamız lazım ama her okuyuşumda bir kez daha ne güzel yazmış diye hayretler ediyorum. *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar