laiklik

laik insanlar için üretilmiş ve kafanıza takmanız için bir başlık bağlantısıda bulunan bir tür don...

giyiyorsunuz ve kendinizi daha laik hissedebiliyorsunuz...

hem böylece beyninizle uçkurunuz arasındaki iletişimde daha net olarak sağlanmış oluyor...

laiklere tavsiye ederim...

not:ben kullanmadım ama piyasadaki çok fazla laik vatandaşın anlatmasına göre fiyatıda çok uygunmuş...
ben onların yalancısıyım...
devamını gör...
mısır'a yaptığım kısa geziyi de gözümün önüne getirerek düşündüğümde,mübarek rejiminin uzaktan yakından alakasının olmadığını düşündüğüm olgu.mısırda kemalizmden çok osmanlının ruhunu hissetmiştim...mısırdaki rejim ne kemalistti ne laikti... mübarek rejimi, osmanlı kültürüne yakın bir kültürü yaşayan bir toplumun tepesindeki klasik bir tek adam diktatörlüğüydü...

kemalizmdeki batılılık vurgusundan farklı olarak,mübarek rejiminde mübarek'in kendisi dışında herhangi bir özel ideolojik vurgu da yoktu bence...

tunus konusu gerçekten farklı olabilir... libya'yı çok iyi bilmiyorum...

ama genele bakarsak, "yıkılmakta olan arap rejimleri laik rejimlerdir" tezi çok tartışma götürür... yıkılma nedenlerinin laik karakterleri olduğu tezi ise daha da çok tartışma götürür...

zaten laikliğin ne olduğu konusu hepten tartışma götürür ya neyse...

devamını gör...
inanca yönelik ne varsa karşısında olmanın alt yapısı olan ilke .karma eğitim yüzünden ben yıllardır özümü unuttum,imanım konusunda kör olmasam da şaşı kaldım .anneme söyleyemedim 'namazını kıldın mı ?' dediğinde 'şüphelerim var anne' .. diyemedim .

bu ülke yavuzlar fatihler çıkarttı .hep onlar gibi olmayı arzuladım .her ne kadar şaşı kalsa da gözlerim,imanımdan emin olmasam da bu ülke insanına hak ettiği değeri verecek önderlerden biri olmak istedim .ama olmadı,olmayacak sanırım .

islam yolunda avazım çıktığı kadar bağırmak varken susuyorum şimdi .teşekkürler atam,insani ve imani gerçeklerden uzak sistemi modern olmanın bir gereği diye dayattığın için .
devamını gör...

--- alıntı ---

"kulu la ilahe iì‡llallah, tuflihu !"

efendiler efendisi ilk tebliğini bu sözlerle yapmıştı. ama aldığı karşılık, inkar olmuştu, küfür olmuştu, reddedilmek olmuştu.
ne demişti ki ? kimin tekerine çomak oluyordu ki bu sözler ? kim niye inkar etmişti ki ?

"allah'tan başka ilah yoktur deyin, kurtulun !"

bunu demişti sadece. ama bazıları anında tepki koymuştu...
kendi deyimleriyle "güvenilir insanın" sözüne karşı çıkmışlardı...

neden ?

******

hudeybiye antlaşması yapılıyordu... peygamber, başlığı yazdırıyordu...

"rahman olan Allah adına..."

birden itiraz geldi : "rahman da kim oluyormuş... biz rahman'ı bilmeyiz... sadece 'allah adına' yazılsın..."

iì‡lginçti ! Allah denince bir şey demiyorlar hatta kendileri de öyle istiyorlardı ama rahman deyince küplere biniyorlardı...

zira onlar kafir değil müşriktiler... Allah'ı inkar etmiyor, ona ortak koşuyorlardı...

peki, niye rahman isminde sıkıntı vardı ?

rahman : "her işte" rahmetle muamele eden

*******

tarih: 10 nisan 1937
laiklik ilkesi resmiyet kazanmıştır.

dinin bir vicdan emri olduğu vurgulanır, iman camiye tıkılır ve müslümanlığın namaz kılmak, oruç tutmak vs. olduğu ilan edilir.
dinin devlet işlerinden ayrılması gerektiği söylenir.dünyanın birçok yerinde olduğu gibi...

diyanet vakfının yaptığı icraatlar, hicri takvimin yalan olup gregoryan takviminin resmiyete kavuşması vd. hep laiklik adına yapılır.
kılık kıyafetten alfabeye kadar bir çok milli-dini unsur laiklik vesilesiyle tarih olur.

amaç: çağı yakalamak, yobazlığa son vermek !

*******
******
****
***
**
*
başta bahsettiğimiz çağrıyı efendimiz öyle bir ortamda yapmıştı ki zulüm ayyuka çıkmış,
ahlaksızlık zirve yapmış, insanlar hayvandan da berbat bir duruma gelmişti.
artık birinin "dur demesini" bekliyordu insanlık...
ve o seda yükselmişti...


eğer bu davet
adalete davet olsaydı daha erken taraftar bulabilirdi...
zira mazlum müşrikler hemen gelirdi...


ama olmadı !


eğer bu davet
ahlaka davet olsaydı daha erken büyüyebilirdi...
çünkü kız evladını toprağa gömenler çekiyordu o çileyi...


hayır, davet başkaydı !


eğer bu davet
siyasi birlikteliğe olsaydı daha çilesiz olurdu...
o zamanlar arabistan siyasi olarak darmadağındı...


hayır ama...
davet tek şeyeydi : tevhide !


aslında çağrılan dava, sayılanların tümünü içeriyordu.
her alanda otoriteyi teklemeyi ( tevhid ),
her meselede o'nun hakimiyetini kabulü ( teslimiyet ) istiyordu.
zaten "müslüman" da kayıtsız şartsız,
ön koşulsuz-pazarlıksız teslim olan demekti.


ve...
teslim olanlara, hakiki saadeti bulma yolunda hayatın bilimum alanına dair ilahi yasalar geliyordu.
bireysel yaşamdan, toplumsal yaşama...
maddi hayattan, manevi hayata...

öteki dünyanın bu dünyadan imar edileceği, burada ne ekilirse onun biçileceği söyleniyordu.
ve gelen yasalar, 'bu dünyadaki işlerin nasıl yürütüleceğini" haber veriyordu.
rabb olan Allah, insana dünyadayken rehberlik ediyor (hidayet),
onu iradesiyle itaate çağırıyordu.

ve teslim olanlar, teslimiyetin hikmetine her geçen gün daha fazla mazhar oluyor,
kısa bir zamanda tarih yazıp dünyaya gül devri yaşatıyorlardı.

********
ve gün geçtikçe aksaklıklar baş göstermeye, hakikat parçalanmaya başladı.
su parçalanıyor, hidrojen ve oksijen oluyordu;
söndürmesi-yeşertmesi gereken yakıp kül ediyordu !
her bir grup hakikatten kendi payına düşeni hakikatin tümü zannediyor,
diğer parçaları yok saymakta beis görmüyordu.

kimi kılıç kuşanıyor, masa başı sohbetlerde devlet kurup batırıyordu...
kimi bir lokma bir hırka alıp, tüm dünyayı dört duvara sığdırmaya kalkıyordu...
oysa hepsi de
mücahid, mütefekkir, mutasavvıf olma ( zihin, bilek, yürek dengesini kurma) özelliklerini
bir bünyede toplayabilenlere atfediyorlardı kendilerini.
********
ve...
öyle bir zaman geliyordu ki...
iì‡slam, namaz kılmak, oruç tutmak oluyordu kimilerince...
vatan uğruna can vermek oluyordu kimilerince...
okuyup makam sahibi olmak oluyordu kimilerince...

diğer şeyler ise "modern çağa" bağlanıyordu...
evindeki bir seccadeyi Allah'a tahsis edebilen hassas(!) insanlar her akşam tv karşısında binbir hükmü ezip geçebiliyordu.
vatan uğruna can verebilecek kadar fedakar ruhlar(!) siyasete Allah'ı hiç bulaştırmıyorlardı ...
okumak farzdı amma ve lakin okuyabilmek için de küfre girmek(!)...

********
iì‡şte....
müşriklere böyle bir islamiyet sunulsaydı bizden çok müslüman olacakları kesindi...
zira onların şikayeti ne namazaydı, ne oruca...
ne vatan uğruna ölmeyeydi, ne hayır işlemeye...
zira akıllarınca(!) hepsini yapıyorlardı...

iì‡badet ediyorlar, hacılara hizmet ediyorlar, toprakları korumak için kan döküyorlardı...
ama teslim olmuyorlardı...

neden !?

Allah'ın her işe karışmasını istemiyorlardı... onlar gerektiğinde(!) gerekeni yaparlardı...
hakimiyetlerine karışmamalıydı Allah...
o yüzden her an müdahalesine (bkz: rahman ismi) tahammülleri yoktu...

yukarıda sayılanlara çok güzel bir örnektiler...
hayatı bölüp kamusal alana Allah'ı sokmama konusunda mesela...
Allah karışmamalıydı...
teslim olmuşlardı ama 'o kadar da değil'...
*******
onlar laikti, evet,
mescidde namaz kılmaya bir şey demiyorlardı,
kimsenin kur'an okumasına laf etmiyorlardı...
ama mekkenin hükümranlığını bırakmıyorlardı...
Allah, kendi mekanlarına giremezdi...

şimdilerde bu müşriklik örneğinin benzerini yaşıyoruz...
iì‡nsanlar teslim oluyor (!)
ama siyasete Allah'ı karıştırmıyor...
(en yaygını bu, ondan örneğimiz bu)

neden diye soruyorsunuz..
demokrasi diyorlar hak-hukuk diyorlar...

oha !
hakimiyeti Allah'a bırakmayan müslüman(!)lar,
Allah'tan daha mı adil görüyorlar kendilerini !?
öyle ya, dini hükümler uygulansa haksızlık çıkacak...
iì‡manı beş para etmez herifler !

neden diye soruyorsunuz...
çağı yakalamalıyız diyorlar...

çüş !
iì‡limin kaynağı olarak Allah'ı gören müslümanlar,
Allahsızca ilerleme bekliyorlar !
tabi ya, iman varsa bilim ilerleyemez...
kimi kandırıyorlar acaba !?

....

"artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi, az bir menfaat karşılığında satmayın ve
kimler, Allah'ın indirdiği hükme uygun olarak hüküm vermezlerse onlardır kafirlerin ta kendileri."
[maide suresinden]


"kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim kitap indirmiştik;
rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız."
[hicr suresinden]


de ki: ''şefaatin tamamı Allah'a aittir. çünkü göklerin ve yerin mülk ve hâkimiyeti de o'nundur. sonunda da o'nun huzuruna götürülecek, o'na hesap vereceksiniz...
[zümer suresinden]


de ki:
''ey insanlar!
şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın
hepinize gönderdiği peygamberiyim.
o'ndan başka hiçbir ilah yoktur. o, diriltir ve öldürür.
o halde Allah'a ve rasã»lüne, o ümmã® peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
[araf suresinden]


*************************************************
müşrikler, en büyük dava adamına gelirler:
- mal mülk mü istiyorsun, en zenginimiz yapalım seni...
makam mansıp mı istiyorsun, en üstümüz yapalım seni...
kadın mı istiyorsun, en güzellerle evlendirelim seni...
ama n'olur vazgeç bu sevdadan !?

(çok ilginçti ! kendileri arasında en büyük olmasına razı oluyorlardı ama
o'nun hakimiyetine asla !)

ve teslimiyetin şuuruna ermiş bünye:

-vallahi,
sağ elime güneşin sol elime ayın hükümranlığı verseniz,
ben bu davadan dönmem !

vesselam

--- alıntı ---

devamını gör...
aklı karanlıktan kurtarmak için gereklidir. bilimsel bilgi üretmenin önkoşuludur. dünyayı dünyanın kurallarıyla açıklamaya çalışır. yarattı oldu kolaycılığına kaçmaz.

her şeyin temelini bu dünyada arar. yobazlar ve gericiler onu dinsizlikle bir tutarlar. o olmadan bu dünyanın daha iyi bir dünya olması hayaldir. vaadettikleri, dinlerin vaadettiklerinin çok çok ötesindedir. islam da kendi reformunu yapıp laikleşebilirse belki bu dünyada sınıf atlayabilir.
devamını gör...
ilahi iradeyi sosyal hayatın içinden dışlayan anlayıştır.
devamını gör...
bir bakıma kuvvetler ayrılığı'dır, daha doğrusu (ve en azından) bu şekilde görmek istediğimiz sistemdir.

genel olarak "din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak tanımlanır, bu doğrudur da ama uygulamada devletin oldukça belirleyici olduğunu görüyoruz, halbuki anayasada da kesin olarak ayrı tutulmaktadırlar.


kuvvetler ayrılığı'dır derken de kastettiğimiz toplum üzerinde güç oluşturması ama birbirlerine üstünlük kuramamasına dayanmaktadır.
devamını gör...
ortaçağ kilise algısında kilisenin devletin sırtına yaslanıp insanları kafakola almasına binaen aydınlanma avrupa'sında ortaya çıkan anlayıştır. islamiyet ile ortaçağ kilise anlayışının birbirinden farklı olmasından ötürü, ikisine de giydirilmeyecek elbisedir. zira islam devletinin ana retoriği, devletin gücünü dinden alması ve dini doktrinden şekillenen bir değerler bütününü halka ve devletin hakim olduğu tüm alanlara yansıtmasıdır. ortaçağ kilise döneminde uygulanan laiklik olgusu kısmen doğru olsa da; islam söz konusu olunca tamamen geçersiz ve menfi bir uygulamadır. islam ülkelerini dini değerlerinden soğutup daha rahat bir şekilde kündeye almak için giydirilmeye çalışılan deli gömleğidir. zira dini devletten soyutlamak ruhu bedenden azad etmektir, bir nevi tükeniştir.
devamını gör...
ibn rüşd'ün temellerini attığı; ilk amacı "azınlıkları dindar devlet baskısından korumak" olan batılı tarz devlet yönetiminde yer etmiş anlayıştır. bizdeki "devleti dinden korumak" anlayışının aksine batı toplumlarında "dini devletten korumak" anlayışı hakim olduğu için bizde sorun, onlarda ise özgürleştiricidir.
devamını gör...
avrupa'da 'avamperestlik ' olarak ortaya çıkmıştır.okumuş mektepli kiliseye karşı halkın haklarını savunmaktır.türkiye'ye ise çok farklı yansımaları olan bir prensiptir.
devamını gör...
laiklik, türkiye'de uygulanmaya çalışılan bir yöntemdir. laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden bağımsız olarak ve birbirlerine etki etmeden uygulanmasıdır, bu anayasa'da da belirtilmiş, anayasanın değiştirilemez ve değişikliği teklif dahi edilemez kanunları arasındadır.

dünyada çok az ülke laiklikle yönetiliyor, bunun günümüzdeki ilk örneği fransa'dır. türkiye ise laik olan tek islam ülkesidir.

türkiye'de din, devlet üzerinde etkili değildir; fakat devlet, din üzerinde etkilidir.

anayasanın değiştirilemez kanunları, dinin devlet üzerindeki etkisini engelliyor ve bu, türkiye'deki tüm yasama, yürütme, yargı organları, sivil kuruluşlar, cumhuriyetçi ve demokrasi yanlısı halk örgütleri tarafından biliniyor ve de bu güçler tarafından kontrol altındadır. fakat devlet ise, vatandaşların seçme yöntemiyle idare başına geçiyor ve bu durumda, din etkisi altındaki bir devlet yönetimi ihtimali doğabilmektedir; bu ihtimal durumda ise, sözkonusu güçler tarafından kontrol altında tutulabiliyor. işte bu noktada türkiye'de laiklik uygulanmaya çalışılıyor denilmesinin sebebi budur.

din, devleti etkileyemediği gibi, devlet de dini etkilememelidir. bu iki organı sözkonusu güçler kontrol altında tutmalıdır.

ve unutulmamalıdır ki laik kelimesi latincedir ve halk anlamına gelmektedir.

dolayısıyla:
(bkz: egemenlik kayıtsız şartsız milletindir)
devamını gör...
anglikan laiklik (sekülarizm) tarzı daha mutedilken, frankofonik ve prusyatik laiklik (laisizm) anlayışı din ilke, pratik ve kuralları üzerinde dönüştürmeci, baskıcı, kısıtlayıcı metotlar uygulaması hasebiyle dinleri karşısına almasıyla bilinir.

bir de: aklıselim müslümanların ancak ''lâruhbanîlik'' anlamında kabul edebileceği siyasal ilke.
devamını gör...
çok bilmiş ve reşit olamamış aydınlarımızın islam dini düşmanlığı olarak yansıttıkları, tarifi gayrimümkün nesne.
devamını gör...
hatta tarifi gayri mümkün fakat bizdeki tatbiki çok çok özgün nesne de denilebilir. (bkz: laikçi)
devamını gör...
devletin alınacak kararlarda, dine bağlı kalmayarak akla ve bilime başvurmasıdır. son yıllarda chp'nin secim propagandasidir bu.
devamını gör...
dinin devlet işlerinden ayrılması adı altında islamı olabildiğnce kısıtlama, islamı kemalist zihniyete uydurma çabası. başarısız olmaya mahkum çaba. çaba diyorum, çünkü türkiyede bu bir fikir değil. fikrin de bir haysiyeti var.
devamını gör...
dünyada uygulanan pek çok türü vardır. türkiye'deki laiklik anlayışı kemalist ideolojiden beslenir ve bu yüzden ideolojinin antitezlerine karşı yasakçı bir algıya sahiptir.
devamını gör...
ihl sözlük te yazanların sevmedikleri kelime. şeriat deyince gönülleri bir hoş olur.
devamını gör...
türkiye'de uygulanış biçimi ile batı'daki uygulamaları son derece farklı olan, türkiye toplum yapısına, gelenek ve dini inançlarına uymaması, kemalizm ile harmanlanarak inanç özgürlüklerinin önünde durmasıyla, toplumda 'dinsizlik' ile eşdeğer tutulan inanç sistemi.

batı toplumlarında laiklik, her türlü dinsel anlayışa eşit mesafede olmak şeklinde algılanırken, türkiye laikliğinde dini tamamen kamusal yaşamdan arındırmak, inançlı kimselerin ibadet, giyim-kuşam serbestisine sınırlamalar getirmek şeklinde bir dayatmaya dönüşmüştür. batı toplumlarında ve amerika örneğinde, anayasada devletin resmi dini tanımlanırken, kemalist türkiye anayasasında, devletin dini islam'dır gibi bir ibare tahayyül dahi edilemez. yani türkiye'de uygulanan kemalist laiklik anlayışı, dini özgürlüklerin önüde durduğu, sosyal yaşama müdahaleye devam ettiği ve toplumdaki islam argumanının yerine kemalizmi koyduğu sürece dinsizlik olarak algılanmaya mahkumdur.
devamını gör...
laiklik müslüman olmamak demek değildir. laiklik din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması demektir. bir atatürk devrimidir. atatürk devrimidir diyorum ki anlaşılsın. ayrıştırıcı değil birleştiricidir.
zamane anlamı ise dinsizlik olmuştur. *
devamını gör...
-laiklik nedir evladım?
-din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır örtmenim.
-türkiye'de laiklik var mıdır evladım?
-vardır örtmenim.
-kim getirmiş laikliği evladım?
-ulu önder atatürk örtmenim.
-laiklik ilkesine bi örnek ver evladım?
-başörtüsü yasağı örtmenim.
-neden yasak başörtüsü evladım?
-çünkü atamız öyle emretmiş örtmenim.
-aferin evladım. otur. beş.

(bkz: üç aşağı beş yukarı)

devamını gör...
allâme muhammed zahid el-kevserã®'nin küfür fetvası verdiği ilkedir..
devamını gör...
sekülerizm değildir, din düşmanlığı asla değildir. kavramın ortaya çıkış sürecine ve esasına baktığımızda gayet insani bir sistemi öngördüğünü cesurca söylemeliyiz.

bu kavramı türkiye'nin sözümona laiklik uygulamaları üzerinden değerlendirirsek çok fena yanılmış oluruz. türkiye'deki "laiklik" bir ulus-devlet dini anlayışidır. hatta bu ulus-devlet dini ortaya somut eserler de koymuştur..

(bkz: kemalizm dini)
(bkz: atatürk şiirleri)

bu parantezi belirttikten sonra laikliğin ne idüğüne gelelim. laiklik kavramı ve laik yönetim şekli avrupa'da otuz yıl savaşları sonucu ortaya çıkmıştır. ve kralın, hıristiyanlığın hangi mezhebine mensup olursa olsun, tebasına eşit yaklaşmasını öngörür. yani protestan bir kral, tebasındaki katolikleri yok etme politikası güdemez. aynı şekilde katolik bir kral da tebasındaki protestanlara zulmedemez. devletin başı, bütün dini anlayışlara karşı nötr durumdadır. bu nötr durum, devletin başındaki kralın dinsiz olmasını tabii ki gerektirmez.
devamını gör...
--- fehmi koru ---
başbakan tayyip erdoğan'ın bir mısır tv kanalına verdiği mülâkatta bolca kullandığı 'lâiklik' sözcüğü acaba arapça'ya nasıl tercüme edildi?

eğer araplar arasında yaygın kullanımda olan 'ılmaniyye' sözcüğüyle karşılanmışsa, dediklerinin dinleyiciler tarafından kast ettiği biçimde anlaşıldığından kuşku duyabiliriz. arapçada lâiklik karşılığı kullanılan ılmaniyye sözcüğü, hiçbir başka anlama çekilemeyecek biçimde,'dinsizlik'anlamına gelir.
*
önüne arkasına 'dine saygılı' türü sıfatlar eklediğiniz veya 'din ve vicdan özgürlüğü sağladığı' açıklamasını yaptığınız taktirde bile, 'ılmaniyye', özellikle dindar araplar tarafından, kolayca benimsenemez.
*
'lâiklik', din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan ve her inancın hiçbir devlet müdahalesine mâruz kalmaksızın yaşanmasını sağlayan bir düstur olarak algılandığında sorun büyük çapta çözülüyor. dinsel azınlıkların 'lâiklik' gerekçesiyle ezilmesi kadar, çoğunluğun haklarının 'lâikliğe aykırılık' bahanesiyle gaspedilmesi de bize özgü garipliklerdi.
--- http://www.cogitosozluk.net... ---
devamını gör...


--- alıntı ---

bilgi üniversitesinden profesörün laiklik tanımı: sekülerlik avrupa'da din-devlet işlerinin ayrılmasından ibaret değil, dinin özel alana "itilmesi"dir! bilinçaltında din, itilmesi gereken bir şey tabii ki!

--- alıntı ---

devamını gör...
laiklik, latin-katolik geleneği üzerinde yükselen bir '' latin-katolik tarzı dünyevileşme''dir.

yani lakiklik; ''dünya hayatını yönlendirecek kanun ve nizamlar bütününün dini bir referanstan değil bizzat dünyanın kendi içinden çıkarılmasını öngören bir kamu düzeni'' olarak tanımlanabilir. laiklik, bizatihi bir materyalizm ve ateizm değil, ''la-dinilik''tir. din ile kamu düzeni arasına bir mesafe çekmek, din'i kamu hayatına karıştırmamaktır.

(bkz: laisizm)
devamını gör...
türkiye'de devlet düzeyinde kabul görmüş laikliği tanımlayanlar, 20'nci yüzyıl başında yürütülen asimilasyon ve türkifikasyon girişimlerinde islam'ı katalizör olarak görmüşlerdir. ülkemiz için böyle bir şeydir işte laiklik.
devamını gör...
hakiki tanımı yapmamız halinde, ekşici ifadesi olarak, gg ilan edilmek sureti ile uçabileceğimiz için; din ve devlet işlerinin ayrılması diye tanımlıyoruz.

mütemadiyen tanımı yapılır ama biraz tahiten günümüze gelişine pek bakmayız. malum kavramlar ihtiyaçlardan hasıl olur. laikliğe frenler niye ihtiyaç duymuş;

bu kavramı anlamak için aquinas tommaso'yu bilmek gerek. aquinas koyu katolik bir hırıstiyan teolog. dogmatik düşünce denen katı düşünce sisteminin mucididir. felsefesi agape (christian love:meriam webster) ile özetlenir. pozitif bilimlerin, imani esasları kuvvetlendirmesi için kullanılması gerektiğine inanarak, klise dahilinde bilim yapılmasını öne sürmüş ve hayata geçirmiştir. bilimi, inanamak için değil, inandığı için kullanır. imanı kuvvetlendirmesi için değil, imani esaslar dahilinde iman etmenin elzem olduğunu, yani tanrının varlığını ispat etmek için tanrının varlığının delillerini sunması için kullanır. bu felsefe ile, avrupada corolus mangnus eliyle de bir klise hegemonyası kurmuştur. ki bu minvalde gelasisus'tan atıfla çifte kılıçlar teorisini oluşturmuştur. bu teori, tanrının kılıcının, göksel krallık, cennet ve yeri din kuralları çerçevesinde kilise aracılığı ile idare ettiği, yer krallığının ise idare işlerini yersel kılıçla idare ettiğini beyan eder. ha keza bazı metinlerde haç figürünün de tanrının göksel idare kılıcının hırıstiyanlığı insanlığa sunması ile yeryüzüne kilise ile saplandığını iddia eder. daha ileriye götürenler, ilk kilisenin bu kılıcın saplandığı yere kurulduğunu beyan ederler.

çifte kılıçlar teorisine göre dünyevi işler krala, uhrevi işler papa'ya atfedilmiştir. fakat papa tanrının en üst hizmetkarı olduğu için dünyevi kılıç üstünde de "tanrının eli" (god's hand-adam smith tanıdık dimi?) ile vekalet etmektedir. ki bilinen ilk avrupa imparatorluğu tahta çıkma töreninde papalıktan kutsama olayı (yani kayser ilan etme) corolus mangnus'un tahta çıkması( daha doğru ifade ile meşruiyet kazanması) ile gerçekleşmiştir. bu dönemde, kilise bünyesindeki din adamlarının yekã»nü "clerici" olarak tanımlanmıştır. clerici tanrının göksel krallığının kılıcının muhafızları olduğu için "ilahi adaletin" dağıtıcıs olduğu için clerici olarak kabul edilmiş vergi ve klise mülkleri açısından sınırlı olarak "muaflığa" tabi tutulmuştur. klise dışında olan, yani "clerici" olmayanlar ise, "laici" olarak (laik yani, lâ-dini) tanımlanmıştır. laici klise karşısında bazı uygulamalarda destek gören, clerici tarafından politikaları "govermental" birimlerde (fief ihsan edilmemiş, vasssal belirlenmemiş) belirli düzeyde yönetim aracı, birirmi olarak görev almıştır. ikili, düzen, occam'lı wilhem'in "entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" sözleriyle hatırlanan okkamın jileti'ne kadar (zorunluluklar dışında lüzümsuz olanlara değil, en basite itibar muteberdir) devam eder. bu aşamada çifte kılıçlar, "laici et clerici" ayrımını idari olark lüzumsuz olduğu, agape kaynaklı dogmatizmin ilerlermeyi engellediğini (yani hırıstiyanlığın ilerleme önünde engel olduğu söylemiyor bunu bourgoi mensubu aydınlanmacılar iddia ediyor)
ifade ediyorlar. 13.yy-15yy. boyunca süregelen bu tartışma, klisenin vaftiz edilmemiş veya çocuğu olmadan vefat etmiş kimselerin mallarının klise varlığına devri hususundaki imtayızının tarışmaya açılması ise daha da körükleniyor. bu noktada aile planlamasını teşvik eden, tanrının çiftlere tek çocuk sahibi olmasını önerdiği iddiasında bulunan kilisenin, miras hukukunda kadınlara pay bırakmadığı düşünüldüğünde, niye bu klisenin vaftiz ettiklerinin hesabını ve miras hukukunda 3. taraf olarak, ki alacaklar düşüldükten sonra, saklı pay sahibi olarak rol aldığı hatırlandığında, isyanın sebebi anlaşılır olmaktadır. barbar akınları, hun akınları sona erdiği için burgoi'de(şehirli-burjuva) artan sermayedarların, mülkiyet haklarının, aristokratlar kadar tanınması gerektiği, mallarının klise yerine 4-5. taraflara sirayet etmesi gerektiği düşüncesi kliseye-katolik klisesi- savaş açmalarına ve lutheryen felsefe ile aquinas tommaso'nun çifte kılıçlar teorisine, 2. klıca, aynı zamanda ilk klıcın tüm ekonomik yetkilerini devretmesi gerektiğini söylemesi ile zirve noktasına çıkmıştır. o döneme kadar miras hukuku ve ekonomik yaptırım gücü vesilesi ile eleştirilerin odağı olarak artık bir hedefti. occamla devam eden, basit çözümler, klisenin ekonomiden ve idaren el çekmesi ile yani "clericinin" yalnızca klisede kalmasına neden oldu. bu dönemde luther ve avanesi, katolik klisesinde vaftiz olmayı reddederek, miras konusunda özgür olmak için, tamamiye kliseden uzak olanlar için "laiciyum" kavramını, yani din diyanetten ırak, ortaya koydu.

protestan klisesinin kurulmasına kadar, 15.yy devam eden bu süreçte, aydınlanmacı filozoflar ve fransız aydınlar ile ulus devlet tanımı din ile olan bağını koparmak, sermayedar (bourgoi-burjuva) haklarını lehlerine olacak biçimde güvence altına almak ve aristokrasiyi de ekarte etmek için bunu bir idare anlayışı haline getirdi. yani temelinde, aquinalı tommaso'nun fikir babası olduğu felsefe gelip yine kiliseyi vurdu. kaderin bir cilvesi olasa gerek.


özetle "laici"; "clerici" olmayan demektir. ama laiklik dinsizlik değildir. * * * *



laikliği anlamak için:

(bkz: tommaso d'aquino)

(bkz: çifte kılıçlar)

(bkz: ockham'lı william)

(bkz: franciscan)

(bkz: francis of assisi)

(bkz: ordo sanctae clarae)

(bkz: brother elias of cortona)

(bkz: martin luther)

(bkz: bavyera)

(bkz: johann eck)

editum: imla.
devamını gör...
adam gibi uygulandığı takdir din simsarlarını çileden çıkaracak, halkımızı din olgusu altında sömürüp kandıran kitlenin mahfoluşuna sebebiyet verecek ilkedir. ancak günümüzde ne taraftarları ne de karşıtları tarafından anlaşılamayan din düşmanlığı olduğu sanılan ilkedir. aslen islamı desteklemekte olan bu ilke sahte şeyhleri, dervişleri ve hocaları kızdırıp zıvanadan cıkarmaktadır.
devamını gör...
siyaset bilimi açısından kullanım alanı itibariyle bir kişiye verilmeyecek sıfat.
devamını gör...
fransa menşeli sistem.

madem fransız mallarını boykot ediyoruz, laikliği de boykot etmeliyiz.
devamını gör...
devlet yönetimi için gereken sistemdir.

şimdi ben bir yahudi olarak yahudi şeriatına göre yargılanmak istesem veya devlete yaklaşımım hıristiyan veya şaman gibi olsa ve devletten inandıklarım doğrultusunda taleplerde bulunsam devleti kendime göre uydurmuş olurum ve başka inançlar doğrultusunda diğer insanlar da aynı şeyi talep eder.

o halde devlet, otoritesini korumak ve oluşum gerekliliğini yerine getirebilmek için dini inançlardan bağımsız sosyal ve hümanist bir kimlikte olmalıdır.
devamını gör...
let's have a look at kim demis:

fransız akademisyen pierre jean luizard: ''türkiye'de sömürge modeli laiklik uygulanıyor''.
francis fukuyama: ''türkiye'de eski sscb tipi bir laiklik var''.
osman can: ''bizdeki laiklik prusya laikliği''.

yani özetle diyorlar ki sizin laikliğinizde bir çapanoğlu var ama fransız menşeli mi, sscb mi, prusya mı henüz bir mutabık olamadık.
devamını gör...
ülkemizde uygunlandığı şeklinin tanımının savunucuları tarafından bile tam olarak yapılamadığı bir olgudur.
günümüze kadar merkezde oturan ve anadolu insanının dışlamaya çalışanlar tarafından kullanılmıştır.
tam anlamıyla uygulandığı günleri görmek nasip olur mu bilinmez.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar