lisans yerleştirme sınavı

#eğitim 

öss sisteminde yapılan değŸişŸiklik sonucunda, üniversite adaylarının haziran ayında girmek zorunda oldukları ikinci sınav.
devamını gör...
rahmetli attila ilhan gerçekten büyük bir yazardı...

romanlarında "çok fazla osmanlıca" kullandığını belirtip kendisini eleştiren ukalalara, "gençler anlamıyor efendim" itirazlarına, o tarihe geçecek yanıtını öyle vermişliği vardır; "öğrensin keratalar!"

her yıl, haziran ayının başlarında gazetelerde benzer muhabbetler yaşanır. önce bilumum kendini eğitimci olarak tanımlayan dangalaklar, "eh bugün sınav var, hadi bakalım çocuklaaar" şeklinde başlayan, eski adıyla öss yeni adıyla lys turlarından sonra kaç vatan evladının açıkta kalacağı hakkında haberler, bu vesileyle alavere dalavere "hükümete giydirme" yorumları, arkasından çarşaf çarşaf sorular, yanıtlar, daha ileride, sonbahara doğru da, kazananların listesi. hemen hiç kimse, bu amansız nüfus patlamasıyla, gelecek yıllarda giderek daha da fazla türk gencinin kahveye okey taşı karıştırmaya yazılacağının, evde oturup kısmet beklemek zorunda kalacağının üzerinde pek durmaz zaten.

hemen herkes, çözüm ister. çözümün daha az çocuk yapmak (ne? en az 3 çocuk mu?), sınav salonu kapılarına daha az genç kız ve delikanlı yığınak olduğunu bile bile. bu arada kemal kılıçdaroğlu da, her yıl haziran ayının başlarında, taşra illerinin adı mutlaka cumhuriyet meydanı olan alanlarından birine kurulan kürsüsünde, hükümete atar tutar. çözüm önermeden.

bu arada, üniversiteye giremeyen çocuklar da, artık "hocalar bana taktı yhaaa" bahanesi sökmeyeceğinden, "sorular çok kazıktı abi" ayağına yatarlar.

gazetelerin o çarşaf çarşaf "lys, bilmem kaçıncı basamak sorular-yanıtlar" sayfaları, sınava giren çocukların ertesi günü "bakalım hangilerini doğru bilmişim" heyecanının ötesinde, hiç kimse tarafından okunmaz, bakılmaz, göz atılmaz, çevirilip geçilir. hatta o sayfalar mangal yaparken közü yelleyip harlamak yada cam silmek maksatlı kullanılır ve atılır...

pek az kişi, "acaba ben kaçına yanıt verebiliyorum, yarın ha deyince üniversiteye girmeye niyetlensem kaçını çözebilirim" merakıyla eline kalemi alıp "yakın gözlüğünü" takar.

geçen gün, evde biriken eski gazeteleri atmaya niyetlenip karıştırmaya başladığım sırada, tam da o çarşaf çarşaf sayfalara denk geldim. şöyle bir bakayım dedim.

ve de şu bulguya ulaştım;

üniversite giriş sınavında sorulan sorular, ileri sürüldüğünün aksine "kazık" falan değil, basit, çok basit!

ve asla bir lise mezununun düzeyini yansıtmıyor!

türk milli eğitiminin içine düşürüldüğü şu kepazelikte, lys sorularının düzeyi, dersine iyi çalışmış bir ortaokul son sınıf öğrencisinin düzeyi neredeyse!

ve de, buncağızları olsun bilemeyenin de, üniversiteye girmek istiyorum diye tutturmaya hiç, ama hiç mi hiç hakkı olmamalı!

neler mi sormuşlar mesela?

"ince eleyip sık dokumak" deyiminin anlamını sormuşlar, türkçe bölümünde.

bir kelimeyi, "kiprik" şeklinde yazıp, buradaki imla yanlışını bulmalarını istemişler.

"notre dame'ın kamburu" romanı kimindir? sorulardan biri de bu!

aşağıdaki eski yunan yazarlarından dördü oyun yazarıdır da biri değildir, hangisi diye sormuşlar. aiskhylos, sophokles, euripides, aristophanes ve sokrates.

atatürk'ün büyük nutuk'ta anlattığı olaylar hangi yıl başlar, hangi yıl biter, diyorlar.

kurtuluş savaşı'na katılıp dövüşenlere acaba "liyakat madalyası" mı, "hizmet madalyası" mı, "başarı madalyası" mı, yoksa "istiklal madalyası" mı verilmiştir?

daha buna benzer birtakım ortaokul düzeyinde, ne ortaokulu, ilkokul düzeyinde komiklikler. el insaf be! ayıptır yahu, ayıp! soranın ayıbı, bilemeyenin bin beter ayıbı... sözlükte "kemalistlikçilik" oynayıp bu sorulara cevap veremiyorsa da, alsın soru kitapçığını, rulo yapıp, münasip bir yerine soksun!

merhum atilla ilhan'ın da dediği gibi "öğrensin keratalar", evet.

öğrenmeyen, öğrenmeye niyeti olmayan da hiç boşuna zahmet edip üniversite kapısı aşındırmasın.

doğru dürüst türkçe konuşamayanın, "kirpik" yazmasını kıvıramayanın, victor hugo'nun adını işitmeyenin, sokrates'in oyun yazmadığını bilmeyenin, "19 mayıs 1919 günü samsun'a çıktım, vaziyet ve manzara-i umumiye" lafını bir yerlerden hatırlamayanın... sorarım size, ne işi var üniversitede? yallah tavla zarının başına, ya da, telli baba'ya duvak ipliği bağlamaya...

şimdi bana kızacak, sınavlara çalışan dıngıllar, bilmek zorunda mıyız diyecekler. evet, zorundasınız.

(saçı atkuyruğu ve de kurdeleli, sol kulağı küpeli genç bir zibidi, geçenlerde "üniversite mezunlarının dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü bilmek zorunda olmadıklarını" ileri sürmüştü benim de bulunduğum bir ortamda! buna cüret edebilmişti, "aaabi yaa" ağızlarıyla. korkmayın iki tokat aşk etmedik suratına...). evet dallas pide salonu'nda çalışan, o misss gibi lahmacun yapan abdülkadir usta belki bilmiyor, tevfik fikret'i de, ahmet kutsi tecer'i de, sodyum klorürü de, kuvvetler momentini de, x'in karekökünü de, izobar eğrilerini de. bilmek zorunda da değil.

ama dallas pide salonu'ndaki abdülkadir usta hiçbir şey bilmiyorsa bir tek şeyi biliyor, haddini!

haddini biliyor lan herif!

üniversiteye girmeye kalkışmıyor, giremeyince ağlaşmıyor, kolay tarafından yedek-subaylık garantisi ya da hayırlı kısmet imkanı peşinde değil.

bir şeyler bilmeden bir şeyler beklemek, bir şeyler vermeden bir şeyler almak huyunuzdan vazgeçiniz.

size öğretmiyorlarsa, siz kendiniz öğreniniz. ama şu yoldan, ama bu yoldan. ve de, kolaya kaçmak en kolayınıza geliyorsa, sonra oturup ağlamayınız. sevgili gençler!
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar