martin heidegger

#felsefe 

metafizik düşŸünce üzerine ciddi çalışŸmalar yapan alman filozof.

nietzsche ile birlikte batı düşŸüncesini radikal eleşŸtirilere tabi tutmakla beraber nietzsche'yi de aslında nihilizmi derinleşŸtirdigi için eleşŸtiren düşŸünür.batı düşŸüncesinin farklılıkları , farklı yaşŸam tarzlarını yadsıdıgı , belli bir yaşŸam tarzını evrenselleşŸtirip dayattıgı için eleşŸtirir.farklılıkların farklı yaşŸam biçimlerinin olması gerektigini savunur.

aynı zamanda ünlü düşŸünürlerden hannah arendt ile aşŸk yaşŸadığŸı söylenen kişŸi.
devamını gör...
lisanla varlık arasında kurduğu dolaysız bağlantı ile dikkat çeken, batı felsefesini köklerinden sarsmış büyük feylesof.
devamını gör...
der spiegel e verdiği mülakatta efsanevi cümlesini yapıştıran düüşünür:bizi ancak bir tanrı kurtarabilir!
devamını gör...
nesneler ve varlık arasındaki ayırımın üzerine dikkatleri çekerek, klasik felsefenin varlık anlayışlarının bu iki ayırımı gözden kaçırdıklarını ileri sürer. varlık, kendisi ve başkaları hakkında soru sorup, bir varoluş gerçekleştirme potansiyeline sahipken, nesneler dünyada kendiliğinden önümüzde hazır varlıklardır. varlık, ontolojik bir yapı sergilerken, varlıklar (nesneler) bilgisel bir yapı segilerler. bu nedenle, nesneler epistemoloji ve bilimin konusu olurlar. varlık ise varoluş olarak ontolojinin çözümleme alanına girer.

heideggerâ’e göre, varlığın kendisini tanıdığı veya sorguladığı yer dasein denilen insan olma olanağıdır. dasein bir öze değil, bir varoluşa sahiptir. klasik varlık anlayışlarındaki öz ve varlık anlayışının daseinâ’ın varlığı için geçerli olmadığını, fakat nesneler için geçerli olduğunu öne sürer. nesnelerin özleri; yani ne için yapıldıkları onların varlıklarını belirler. daseinâ’ın doğuştan getirdiği bir öz yoktur. onun özü varoluşudur, diyen heidegger, daseinâ’ı, bu varoluşu gerçekleştirmek için kendi geleceğinin, olanaklarının ve projelerinin peşinde koşan sonlu ve geçici bir varoluş olarak tanımlar. dasein, bir varoluş olarak önceden belirlenmiş bir öze veya kadere sahip değildir. bunun için de o özgür varlıktır. onun özü, kendi varoluşunu kendisi için gerçekleştirmektir. daseinâ’ın bir özü veya kaderi olmadığı için o, dünyaya atılmış ve terkedilmiş olarak kendini bulur. atılmış varlık olarak dasein, dünya içinde diğer daseinâ’larla ve nesnelerle karşılaşır. bu karşılaşma onu tedirgin yapar. tedirginlik ve kaygı içinde diğer şeylerle ilişkiye girerek, kendisini bu ilişki içinde tanımaya ve var etmeye çalışır. ilgi ve kaygı, daseinâ’ın temel varoluş karakteridir. kendi varoluşunu gerçekleştirme peşinde koşan dasein, bir gün yakınlardaki bir daseinâ’ın ölümünü görerek, varoluşunun sonlu olduğunu anlar. varoluş olmadan varlığın olmadığını hissederek, hiçlikle karşı karşıya kalarak, ölümle yüzleşir. bir gün sıranın kendisine de geleceğini anlayan dasein, ölüm kaygısı içinde kendi varoluşunu hatırlar ve onu gerçekleştirmenin yine kendisinde olduğunu anlayarak, kendisini diğer daseinâ’lardan farklı yapan otantik varoluşunu yaşamak ister. bazı daseinâ’lar ise başka daseinâ’ların varoluşunu kendilerine örnek alırlar. böyle daseinâ’lar kendi varoluşunu değil de, başkalarının varoluşunu gerçekleştirdikleri için otantik olmayan bir varoluşu yaşarlar. daseinâ’ın amacı, diğer daseinâ’ların önüne sıçrayarak, kendi varoluşunu yaşamak olmalıdır. çünkü asıl varlık, kendini kendinde gerçekleştiren varoluş tarzıdır.


a. kadir çüçen, 2007:245
devamını gör...
martin heidegger, 1926 yılında, ölüm fikrinin insanı nasıl koruyabildiği sorusunu incelemiş ve kendi kişisel ölümümüzün farkında olmanın bizi bir varoluş şeklinden daha yüksek olana geçmeye sevkettiği şeklindeki önemli kavrayışa varmıştır. heidegger dünyada iki türlü temel varoluş şeklinin bulunduğuna inanmaktadır: (1) varolmayı unutma durumu ya da (2) varolmayı düşünme durumu.

being and time (harper&row, 1962, s.210-24)

bir kişi varolmayı unutma durumunda yaşıyorsa madde dünyasında yaşayıp kendisini sıradan hayat oyalamalarına kaptırmıştır: “düzeyi düşmüştür”, “boş gevezeliğe” kaptırmıştır kendini, “onların” içinde kaybolmuştur. kendini sıradan dünyaya, işlerin gidiş şekliyle ilgili kaygılara teslim etmiştir.

diğer durumda, varolmayı düşünen durumda, insan işlerin gidişine değil oluşuna hayran olur. bu tarzda varolmak devamlı olarak varolmanın farkında olmak demektir. sıklıkla, “ontolojik tarz” (yunanca “varoluş” anlamına gelen “ontos’dan alınmıştır) olarak söz edilen bu tarzda, insan, varolmayı düşünür, sadece varolmanın kırılganlığını değil, kişinin kendi varoluşuna ait sorumluluğunu da düşünür. insan, yalnızca bu ontolojik tarzda kendini yaratışıyla ilişkide olduğu için kendini değiştirme gücünü yalnızca burada kavrayabilir.

insan alışılmış şekilde birinci durumda yaşar. varoluşu unutma sıradan varolma tarzıdır. heidegger buna “otantik olmamak” der- insanın kendi hayatı ve dünyasının sahibi olduğunun farkında olmadığı, “kaçtığı”, “düştüğü” ve sakinleştirildiği, rasgele birisi tarafından sürüklenerek” seçimlerden kaçtığı tarzdır bu. ancak, insan ikinci varolma durumuna girdiğinda (varolmayı düşünme) otantik olarak vardır (bundan dolayı, “otantik” teriminin psikolojide çok sık modern kullanımı görünmektedir). bu durumda kişi tam bir öz farkındalık yaşar- deneysel (meydana getirilmiş) ego olduğu kadar aşkın (meydana getirilen) ego olarak da kendisinin farkındadır; kendi olanaklarını ve sınırlılıklarını kabul eder; mutlak özgürlük ve yoklukla yüzleşir- ve onların karşısında endişelenir.

şimdi bütün bunlarla ölümün ne ilgisi var? heidegger insanın varolmayı unutma durumundan, daha aydınlık, kaygılı varolmayı düşünme durumuna sadece düşünerek çabalayarak, dişlerini sıkarak gelemeyeceğini fark etmişti. bazı değiştirilemez, düzeltilemez şartlar, insanı en baştaki, sıradan varolma durumundan, varolmayı düşünme durumuna geçmesi için sarsan dürten, “belirli kaçınılmaz deneyimler” vardır. bu kaçınılmaz deneyimlerin içinde ölümün eşi benzeri yoktur:

ölüm hayatımızı otantik bir tarzda yaşamamızı bizim için olası kılan bir durumdur.

bu bakış açısı- ölümün hayatımıza olumlu katkıda bulunması- kolayca kabul edilen bir bakış açısı değildir. genellikle ölümü öylesine kötü bir şey olarak görürüz ki, herhangi bir farklı görüşü saçma bir şaka gibi bertaraf ederiz. bu baş belası olmadan da idare ediyoruz, teşekkürler.

fakat yargılarınıza bir süre için ara verip herhangi bir ölüm düşüncesinin olmadığı hayatı bir hayal edin. hayat yoğunluğundan bir şeyler kaybeder. ölüm inkar edildiğinde hayat küçülür.

irvin yalom, varoluşçu psikoterapi, s. 53-54
devamını gör...
üstadımız, 26 eylül 1889 da almanyaâ’nın messkirch, schwarzwald bölgesinde doğdu ve 26 mayıs 1976 da batı almanyaâ’nın gene messkirch bölgesinde alem i bekaya irtihal eyledi. geriyeyse sarsıcı bir düşünce ve sonu gelmez tartışmalar bıraktı.
existansiyalismâ’in başta gelen savunucularından biri olarak kabul edilir. ontoloji ve metafizik alanında ortaya koyduğu çalışmalar 20. yy avrupa felsefesini derinden etkiledi ve edebi eleştiri, hermönötik, psikoloji ve teoloji gibi diğer bütün insani disiplinler üzerinde büyük bir tesir husule getirdi.

babası bir roma katolik kilisesi zangocu olan heidegger önce dine ilgi gösterdi.rahip olma olma düşüncesiyle 1909 da freiburg üniversitesinde teolojiye başladı fakat daha sonra 1911 de felsefe ve matematiğe kaydı. onun felsefeye olan ilgisi1907 de alman filozofu franz brentanoâ’nun von der mannigfachen bedeutung des seienden nach aristoteles (aristotalesâ’e göre varlığın çeşitli anlamları üzerine) adlı çalışması üzerine yaptığı geniş çaplı bir araştırmaya kadar uzanmaktadır.
brentanoâ’nun ontolojiyle ilgili bu çalışması heideggerâ’de ömür boyu sürecek olan (olmak) fiilinin tüm farklı kullanımlarının altında tek, temel bir anlam bulunduğu kanatinin doğmasına sebep oldu. gene bu yüzden o, özellikle sokrat öncesi olmak üzere kadim yunanlılara yönelik bir alaka peydahladı. bu filozofların yanısıra, heideggerâ’in çalışması açıkça platon, aristo, 2. yy ın gnostik felsefecileri, existansialismin ilk filozofları sã¸ren kierkegaard ve friedrich nietzsche; felsefecilerin dikkatini insan ve tarih bilimlerine yönlendiren wilhelm dilthey; ve felsefedeki fenomenoloji hareketinin kurucusu edmund husserl dahil olmak üzere bir çok 19. yy. ve 20. yy erken dönem filozoflarından etkilendi.
heidegger daha yirmisindeyken freiburgâ’ta neo-kantçılığın axiology okulunun önde gelen ismi heinrich rickert ve daha o zaman meşhur olan husserl ile birlikte çalıştı. husserlâ’ın fenemenolojisi, özellikle psikolojismin insanın geleneksel felsefi çalışmalarına girmesine karşı mücadelesi genç heideggerâ’in doktora tezini belirledi: die lehre vom urteil im psychologismus: ein kritisch-positiver beitrag zur logik (psikolojideki yargı doktrini: mantığa eleştirel-pozitif bir katkı;1914). dolayısıyla, heideggerâ’in son döneminde bahsettiği anksiyete, düşünce, unutkanlık, merak, huzursuzluk, dikkat ve huşu psikoloji olarak anlaşılmamalı. ve onun insan, umumiyet, ve ötekine-yönlendirilmişlik konularını işleyişi de sosyoloji veya antropoloji veya siyaset bilimi olarak amaçlanmamıştı. onun sözleri temelde aynı anlama gelen varlığın farklı şekillerde açığa çıkış tarzları anlamına geliyordu.
devamını gör...
islamcı camiada bu adamın anlaşılma biçimi zum olduğu vakit rıza nur'un beni anlama biçimine benzer. 3 adama acırım islamcılar hakkında konuştuğunda neteküm, biri bu, biri spinoza, biri feyerabend.
devamını gör...
aforizmaları ile ünlüdür.

eğer düşünce ve şiir,
kendi iktidarları olan şiddetsiz iktidara
bir daha ulaşamazlarsa,
burada ortaya çıkan insanın köksüzleştirilmesi
sonumuz anlamına gelir.
devamını gör...
"çağırmak çağrılan şeyi yaklaştırır" , " tüm özetler faşizandır" aforizmaları ile "öte" bulduğum filozof.
devamını gör...
felsefeyi zenginleştirme çabaları olan usta felsefeci.
fenomenoloji felsefesinden etkilendiği bilgileri her ne kadar derslerde ve kitaplarda dayatılsa da, heidegger bu felsefeyi orijinal bir şekilde baştan ele almış ve zihnã® süzgecinden geçirdikten sonra bizlere sunmuştur.

ayrıca heidegger'in aforizmaları da hayli meşhurdur. günümüz yazarları, ustanın aforizmalarını kullandığı vakit ya da ondan bir alıntı yaptığı vakit kendisini takdis edilmiş hisseder, huzur bulur.
devamını gör...
kendisine ilişkin beğenilerinizin-hayranlıklarınızın thomas bernhard okuyunca bitebileceği(niyeyse!)düşünür!..
devamını gör...
teknoloji üzerine görüşleriyle meşgul olduğum düşünür kimse. terimin kökenine üzerine yaptığı incelemeler okunasıdır.
devamını gör...
18. ilintilik ve imlenimsellik. dünyanın dünyasallığı, beyin kanaması geçiriyo olabilir miyim acaba, neyse bu ontik meseleleri daseinın ontolojik analizindeki temporal bir belirlenim olarak görüp, el-altında-olan pragmata anlamındaki gereçler sayesinde bu praksis içinde anlayıp, varolanın varlığının anlamına ilişkin ontolojik bir analitiğe varabilirim belki. heideggerle çorlulu ali paşa medresesinde oturup nargile içerken, hacı bu im ve imlenim bölümü ne ola şimdi, bu kaan hoca pek iyi çevirememiş heralde senin kitabı, bi anlatıver demek falan güzel olurdu öyle bişeyler işte...
devamını gör...
kendine ait bir terminolojisi olduğu için kastıran kişi.öncelikle terminolojiyi öğrenmek gerekiyor.ha şimdi bunu niye yazdım ? şöyle ki, sürekli heidegger çevirilerinin imkansızlığından bahsedilir.nietzsche vesaire için de böyledir bu.kaan ökten varlık ve zamanı çevirmiş, yanına da varlık ve zaman kılavuzu koymuş, yani o kılavuz dediğin kaan ökten in heiddeger den anladığı..
biz elin aciz kulunun çevirilerinin imkansızlığından bahsededuralım, bir dolu arapça bilmeyen ümmet-i muhammedin kutsal kitabı çevirilerden, başka kişilerin tefsirlerinden anlamaya çabalıyor üstelik çeviriler 1500 yıl öncesinin arapçasından günün diline...yani konuyu bağlarsak ortada dilbilimsel bir sakatlık var.işte böyle de konuyu yine dine getiririm.
tanım: metafiziğin varlık sorusunun üstünü örttüğünü hatta bulandırdığını falan iddia etmiş kişi.
devamını gör...
martin heidegger, 26 eylül 1889 tarihinde almanya'nın baden eyaletinin messkirch kasabasında bir katolik zangoçun (kilisede çan çalan görevli) oğlu olarak dünyaya geldi. küçüklüğünde dine ve felsefeye olan ilgisi dolayısıyla liseden sonra rahip adayı olarak cizvitlere katıldı ve teoloji eğitimi aldı. freiburg üniversitesi'nde katolik ilahiyatı ve hristiyan felsefesi okudu.

1914 yılında "psikolojizmde yargı kuramı" adlı doktora tezini yayımlayarak insana ilişkin temel araştırma alanlarında felsefeye karşı psikolojinin etkili olmasını savundu. bu konuda hocası ve fenomenolojinin kurucusu olan edmund husserl'den etkilenerek kaygı, düşünme, merak, sıkıntı, saygı gibi durumlar üzerine yazdıklarını psikolojik değil felsefi düzeyde ele aldı. 1923 yılında marburg'da profesör oldu. 1927 yılında da en ünlü yapıtı ve tek derli toplu kitabı olan sein und zeit (varlık ve zaman)ı yayımladı. bu kitapta temel amacı varlık (sein, being) sorunu üzerine düşünerek varlığın anlamı, varlığın nasıl olup da var olabildiği, varlığın varoluşunu nasıl ortaya çıkardığı, insanın diğer varolanlar arasında nasıl olup da kendi varlığını anlayabildiği gibi soruları ortaya atarak felsefenin tekrar varlığa yönelmesine katkıda bulunmaktı. o, bu konuları zaman, ölüm, korku, hiçlik, kaygı gibi kavramlar çerçevesinde ele alıyor. en temel kavramı dasein olup buna, "kendini anlayabildiği kadarıyla insan, burada bulunan insan" anlamı veriyor. bu kitapta heidegger, 2000 yıllık kökeni olan batı felsefesini temelinden eleştiriyor ve onu metafizik olmakla, 2000 yıldır metafizik bir yöntemi kullanmakla suçluyordu. beklendiği gibi oldu ve kitap büyük yankı yaptı. heidegger ayrıca, teknik, sanat, şiir, tarih ve tarihsellik konuları üzerine de kafa yoruyor.

1927 yılında varlık ve zaman yayımlandıktan birkaç yıl sonra heidegger'in düşüncelerinde dönüş (kehre) adı verilen bir değişme görüldü. heidegger, 1933 yılında siyasal olayların rüzgarına kapılarak nazi partisi'ne girdi ve aynı yılın nisan ayında freiburg üniversitesi'ne rektör oldu.*

heidegger'in bu düşünsel dönüşümü ışığında nazi partisi'ne girişi daha sonra büyük tartışmalara yol açacak, yanlış yaptığını itiraf etmesine ve benimsemiş olduğu faşist eğilimi terkettiğini açıklamasına rağmen ölene kadar bunun etkisini hissedecektir.

heidegger, 10 ay süren rektörlük görevinden nazi aleyhtarı iki dekanın görevden alınmasını ve üniversitedeki yahudi aleyhtarı kampanyayı protesto ederek istifa etti. bunun ardından ders vermesi ve kitaplarının okunması bir süre yasaklandı. 1936 yılından itibaren nietzsche üzerine dersler vermeye başladı. 1945'te de bu sefer, daha önce nazilere yakınlık gösterdiği için fransız işgal kuvvetlerince üniversiteden uzaklaştırıldı. 1950 yılında görevine geri dönebildi.

heidegger, betimleyici psikoloji görüşleriyle tanınan franz brentano'nun etkisiyle tüm yaşamı boyunca "olmak" (to be, sein, etre) fiilinin çeşitli kullanım biçimlerinin ardında temel bir anlamın yatma olasılığı üzerinde durdu. düşünce ve ilgilerinin oluşumunda eski yunan düşünürlerinden parmenides ve aristoteles'in; gnostiklerin; modern varoluşçuluğun kurucularından danimarkalı filozof kierkegaard'ın; insan ve tarih bilimleri üzerinde yeni bir çığır açan ve açıklamaya değil "anlama"ya dayalı antropoloji yöntemini öneren wilhelm dilthey'in ve tabii edmund husserl'in olumlu ya da olumsuz etkileri görülmüştür. ancak o, bunların hepsinden farklılaşan bir düşünce geliştirmiştir. varlık ve zaman yayımlanınca varoluşçuluk (existentialism) akım içinde değerlendirildi ise de tam anlamıyla bir varoluşçu düşünür değildir. kendisi "varlık felsefesi" içerisinde ele alınmalıdır. heidegger, 26 mayıs 1976 tarihinde yine messkirch kasabasında öldü.
devamını gör...
"varlık, bir sorundur; ama var olan bir şey değil;
zaman, da bir sorundur; ama zamansal bir şey değil;"

dizelerinin sahibi feylozofluk ile şairlik arasında gidip gelmiş, şiiri hölderline bıraktıktan sonra felsefeye el atmış üçüncü nesil güzide alman profesörü...

hölderlin'in "und was ich sah, das heilige sei mein wort" dizesiyle yatıp kalkmış ve kutsallık ile söz veya dil arasında bir bağlantı kurmuştır.
devamını gör...
niçe'nin inanmış versiyonudur heidegger.


"varlığı var eden şey neyse, onu var eden şeyin ne olduğu" bilinmeli gibi aforizmalarla milletin kafasını karıştırıp gitmesine rağmen felsefe tarihinde bir çığır açtı. heidegger'ı varlıkla beraber zamanı ele alan felsefecilerden ayıran önemli bir düstur da yokluğu hiç hesaba katmayışı oluyordu. bir şair mi diyordu "şüphe adamı öldürür" diye. evet, o da şüpheyle öldü fakat bir varlığın yokluğuna değil varlığına inandı. ayrıca kahrolası niçe gibi o da terazi burcudur.
devamını gör...
ırkçılık hastalığına tutulmuş iflâh olmaz alman düşünür yakıştırmaların dışında, metafizik alan ile ilgili görüşleri ve fenomenolojik referanslarıyla husserl'ın bir adım önünde yaşamsal dürtüleri ile boy gösteren, derrida gibi düşünürlerin de feyz aldığı filozof.

varlık ve zaman kitabında, muktetafat bir kitabı neşr etmiş izlenimi verse de heidegger'in zekâsını uç fikirlerle parsellemesi, almanya'daki faşist iktidarın bazı eylemlerini onaylaması ve sempatizanı olması, birçok fikriyâtına halel getirmesine sebep olmuştur. sen tut kant'tan , hegel'den etkilen sonra o da kendisini kesmeyecek olacak ki, bir de üstüne husserl'ın fikirlerini revize et, nietzsche'nin bazı fikirlerine içten içe hayranlık duy, finalde ortaya varoluşculuk felsefesi dışında birçok kavramdan güç alan heidegger düşünce bütünü çıksın.

fenomenolojik açıdan müşahhas veriler, yani nesnelerin deneysel açıdan farklı olarak rastlantısal olarak vücud bulduğu, bu nedenle de her şeye kesin olarak " şey " denilemeyeceği, şey'in gerçeklerle olan ilişkisinin bilinçle doğru orantılı olduğu düşüncelerine heidegger de varlığın, hâsılı insanın özgür bir varlık olduğu, bu özgürlüğün kazancı olarak insanın kendisini nasıl bir varlık olarak geliştirmek istiyorsa onu başarabileceği, yine de başa dönecek olursak bu özgürlüğün bir yerde son bulduğu ve kaçınılmaz olarak insanın esasında özgür olmadığının altını çizmiştir.

heidegger kadar düşünceleriye sağ gösterip sol vuran başka bir düşünür zor bulunur.

heidegger'ın bazı düşüncelerinin üstünde önemle durulması gerekiyor.

bu düşünürün " dil " hakkındaki mülâhazalarını kaile almak ve almamak arasında durmakla beraber, başka düşünürlerin dil hakkındaki görüşleri bana göre incelenmeyi daha fazla hakediyor.
devamını gör...
varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olarak bilinen alman filozof. 26 eylül 1889'da baden eyaletinde doğdu. çocukluğundan itibaren dine ve felsefeye eğilimli biri olarak yetişti. felsefi çalışmalarıyla olduğu kadar, yaşamı ve çeşitli dönemlerde sergilediği politik tutumlarıyla da tartışma konusu oldu. felsefi yetkinliği ve önemi yadsınamazken politik konumları dolayısıyla sürekli sorunlu bir ilişkinin taşıyıcısı oldu ve bu durum çoğu zaman felsefi çalışmalarının tam olarak değerlendirilmesini gölgeledi.
devamını gör...
heidegger'in fikirlerine açıklık getiren bir kitabı üniversitede - evet üniversite mezunuyum- özetlemeye çalıştım.
özetlemeye çalıştım ve hocaya sundum ama gram anlamadım.
bu kadar karmaşık olmaya ne gerek vardı be heidegger ?
haksız mıyım ?
devamını gör...
varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olarak bilinir.

devamını gör...
kültürel bağlamda ulaştığı noktanın dilsel bir karşılığı yoktur. anlaşılmasında ortaya çıkan güçlük de bundan kaynaklanır. mehmet harmancı hocaya selam ederek bizim sufi gelenekle tanışsaydı neler olurdu diye düşünmeden edemiyorum.
devamını gör...
soyadi haydega diye okunur, bu haliyle lise siniflarinda gulusmeye sebeptir. heidegger yerine heidigger derler ki almancada "hi digger"ya denk gelir, bu da turkceye cevrilirse selam moruk! gibi aktuel alman genclik jargonundan kaba bir ornektir.
devamını gör...
"hiçbir çağ bu çağın bildiği bunca şeyden daha çoğunu bilmedi. hiçbirinin her şeyi bilmek ve ustaca aşılamak için bunca imkanı olmadı. ne var ki hiçbir çağın asıl olan hakkındaki bilgisi bizim çağımızdaki kadar az olmadı."
devamını gör...
“açıkça anlaşılıyor ki, ‘varolan' ifadesini kullanırken,tam olarak ne demek istediğinizi uzunca zamandan beri biliyorsunuz ve hatta ona aşinasınız.bir zamanlar biz de biliyorduk, ama artık tereddüte düşmüş durumdayız.”

varlık ve zaman kitabının başında platonun sofist kitabından yukarıdaki alıntıya yer vermiştir.
devamını gör...
çağımız ve insan problemiyle ilgili güzel bir değerlendirme yapan filozoftur. o hep varlığın unutulmuşluğundan bahseder. varlığın unutuluşu, insanın neliğinin, ne olduğunun unutuluşunu da beraberinde getirir:

"hiçbir çağ, insanla ilgili bizimki kadar çok ve çeşitli bilgiyi bir araya getirmeyi başaramamıştır. hiçbir çağ insanla ilgili bilgisini bizi bu kadar ilgilendirebilecek bir biçimde sunmayı başaramamıştır. hiçbir çağ bu bilgiyi şimdiki gibi öylesine çabuk ve öylesine kolay bir biçimde ulaşılabilir hale getirmeyi başaramamıştır. ama aynı zamanda, insanın ne olduğu sorusunun en az bilinebildiği çağ da sadece bu çağ olmuştur."
devamını gör...
nedense rahmetli erbakan'a benzettiğim alman filozof..üzerine saatlerce tefekkür edilesi bir hakikati kısa ve öz açıklamış..:
devamını gör...
bak bunun ekmeğini günümüz yayıncıları çok yer...

en son bir tane kitabını gördüm geç dönem martin heidegger felsefesi...

yuh dedim lan... utanmasalar çocuk dönemi heidegger felsefesi diye kitap çıkaracaklar...

olum adamın hayatı para, sırf para kazanmak için yazmışta yazmış... sizde bir şey söylüyor diye okuyup alıntılarla günümüzü aydınlatıyorsunuz...
devamını gör...
“her tarafta fotoğraf çeken insanlar.. hafızalarını, teknik olarak üretilmiş resme terk etmişler." diyen felsefeci.

heidegger bu sözü 1967 yunanistan seyahatinde gördüğü insan manzarası karşısında söylemiş.

günümüz ile kıyasını size bırakıyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar