peygamberin ilahlaştırılması

daha sünnet ile hadisi ayrıştıramayanların üzerinde düşündüğü mesele.

imam-ı azam ebu hanife yaşasaydı tekfir ederdiniz onu siz. tartışmasız hem de.
devamını gör...
peygamber ve sünneti devre dışı bırakıp islamı tahrifle sonuçlanacak bir akımın sığındığı uydurma bahanedir.
halbuki sadece kuran'ı baz olsak bile en nihayetinde kuranı kerim'i bize ulaştıran yine peygamberdir. sünneti inkar etmek, hadisleri reddetmek bir sonraki aşamada kuranı reddetmeye gider. bir müslüman böyle bir şeyi asla ve kata yapamaz.
devamını gör...
kur’an'dan bilgilenin diyeceğim ama "her şey kur’an'da olmaz" diyecekler bazıları..

oysa itikadı kur’an'dan almalıyız. bu yönüyle kur’an'ın dediği gibi apaçık bir kitaptır o.


uzun bir tanım olacak, bazı yerleri ben yazacağım bazı yerlerde alıntılar yapacağım.
inşallah okursunuz da tefekkür edersiniz.


tarih boyunca peygamberler ya aşırı yüceltilip ilahlaştırılmış ya da onlara gereken değer verilmeyerek, dalga geçilmiş aşağılanmışlardır.

örneğin;

* yahudilerin çoğu kendilerine gelen peygamberlere gereken değeri vermemiş, onlara iftiralar atmış, sıradan bir insana gösterdikleri sevgiyi, saygıyı dahi onlara göstermemişlerdir. sonunda da peygamberlerini öldürecek gaddarlığı sergileyebilmişlerdir.

* hristiyanlar ise peygamber* sevgisinde aşırıya kaçmışlar ve bir zaman sonra onu tanrı edinmişlerdir.


kur’an'da kendilerinden ehl-i kitap olarak bahsedilen yahudi ve hıristiyanlar, peygamberlere karşı gösterilen davranışların iki aşırı ucunu oluşturmuşlardır.



şimdi kur’an'da peygamberlerden nasıl bahsedilmiş, bize nasıl tanıtılmış onlara bakalım.


* nuh aleyhisselâm, kavmine elçi olarak gönderildiğinde ona şöyle itiraz edilmişti:

“(nuh'un) kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: «biz seni sadece bizim gibi bir insan* olarak görüyoruz. bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.»” (hûd, 11/27)


“bu, sadece sizin gibi bir beşerdir. size üstün ve hâkim olmak istiyor. eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” (mu’minûn, 23/24)



* nuh aleyhisselâmın kavmi dışında hûd aleyhisselâmın kavmi olan âd, sâlih aleyhisselâmın kavmi semûd ve onlardan sonra gelen peygamberlere de kendi kavimleri hep aynı itirazda bulundular: “sizin bizden ne farkınız var ki? siz de bizim gibi bir insansınız.”

“sizden öncekilerin, nuh, âd ve semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? onları Allah'tan başkası bilmez. peygamberleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki: «biz, size gönderileni tanımıyoruz/kabul etmiyoruz ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz.»

peygamberleri dedi ki: «gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? hâlbuki o, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor.» onlar dediler ki: «siz de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!»” (ibrâhîm, 14/9–10)



* zaman geçmiş, kavimler ve peygamberler değişmiş, sıra mekkelilere gelmişti. onlar da kendilerinden önce inanmayanların peygamberlerine karşı çıktıkları gibi peygamberimize karşı çıkmış ve aynı sözleri onun için de söylemişlerdi:

“onlar (bir de) şöyle dediler: «bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı!»”(furkân, 25/7)

rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. o zalimler şöyle fısıldaştılar: «bu (muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?»” (enbiyâ, 21/2–3)



* peygambere kur’an geldiğinde de ona inanmamalarının nedeni de aynıdır.

“zaten, kendilerine hidayet rehberi* geldiğinde, insanların (buna) inanmalarını sırf, «allah, peygamber olarak bir beşeri mi gönderdi?» demeleri engellemiştir.”


bir beşere vahiy inmesini kabul etmeyenler bu aklın sadece peygamber tasavvuru da Allah tasavvuru da bozuktur. çünkü Allah bu tür iddialarda bulunanların, kendisini gereği gibi tanıyamadıklarını bildirmiştir:

“onlar «allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir» demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamamışlardır…” (en’âm, 6/91)



yukarıda değinildiği, ayette görüldüğü gibi nuh aleyhisselâmın kavmi “biz atalarımızdan böyle bir şey duymadık” diyerek bir beşerin peygamber olmasını kabullenemiyorlardı. fakat söyledikleri bu söz, bir yalandan ibaretti. çünkü Allah onlardan önce de hiçbir kavme melek peygamber göndermemişti. peygamberlerin meleklerden olmasını isteyenlerin unuttukları bir başka gerçek ise kendilerinin insan olmasıydı. yoksa peygamber nasıl örnek alınsın?

“de ki: «yeryüzünde dolaşanlar melek olsaydı ve oraya yerleşmiş bulunsalardı, biz de onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.»” (isrâ, 17/95)

"insanüstü", "melek" peygamber konusu anlaşılmıştır umarım.



şimdi bu ön bilgilerden sonra aşırı yüceltme ve bunun sonucunda ilahlaştırma konusuna gelelim.


katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri adlı kitaba göre:

“isa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar… her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.”

hristiyanlar bu fikre şu an ellerinde bulunan incil’den ulaşmışlardır. çünkü incil bütün her şeyin isa için yaratıldığını belirtir.


pavlus’un koloselilere mektubu’nda bu, şöyle anlatılır:


“görünmez tanrı'nın görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı o'dur.

nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- o'nda yaratıldı. her şey o'nun aracılığıyla ve o'nun için yaratıldı.

her şeyden önce var olan o'dur ve her şey varlığını o'nda sürdürmektedir.” (koloseliler, bölüm 1: 15–17)

“yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da -nitekim pek çok «ilah», pek çok «rab» vardır- bizim için tek bir tanrı baba vardır. o her şeyin kaynağıdır, bizler o'nun için yaşıyoruz. tek bir rab var, o da isa mesih'tir. her şey o'nun aracılığıyla yaratıldı, biz de o'nun aracılığıyla yaşıyoruz.” (1.korintliler bölüm 8: 5–6)


görüldüğü gibi incil, yaratılan her şeyin isa’nın aracılığı ile ve onun için, onun yüzü suyu hürmetine(!) yaratıldığını belirtmektedir.



müşriklerin ve hıristiyanların yanlış peygamber tasavvurunu gördükten sonra “peki, müslümanlarda durum nasıldır ?” sorusuna cevap vermemiz gerekir. ne yazık ki peygamber hakkındaki “bu yanlış inanç, (bazı) müslümanların inancına da karışmıştır.”

mesela halk arasında oldukça yaygın olan ve hadis-i kutsî olarak bilinen fakat hadis âlimleri tarafından açıkça “uydurma (mevdû’) olduğu belirtilen “sen olmasaydın… sen olmasaydın… ben kâinatı yaratmazdım (لولاك لولاك لما خلقت الأفلاك = levlâke levlâke lemâ halaktu’l-eflâk”) sözü bu iddiayı haklı çıkarmaktadır. aslı astarı olmayan bu rivayete dayanılarak ilk yaratılan şeyin hakikat-ı muhammediye olduğu, her şeyin ondan ve onun adına yaratıldığı iddia edilmiştir. tıpkı hristiyanların isa için dedikleri gibi!

birçok âlim, hz. peygamberin bu şekilde anlaşılmasının onu ilahlaştırmak anlamına geleceğini söyleyerek bu inancı küfür ve şirk saymışlar, daha önceki ümmetlerin de peygamberleri konusundaki aşırılıkları sebebiyle sapıklığa düştüklerini söylemişlerdir.



bazı hadislerin kur’an'a uymadığını söylediğimde beni hadsi inkarcısı yaparlar ya neyse. ben gerçekten bilsem o söz hz. peygamberin sözüdür ona inanların ilki ben olurum.

neyse, şimdi bu aşırılaştırmalar konusunda hadislere de bakmak isteyen kardeşlerim için hadislerin ne dediğine bakalım.


* "hristiyanların meryem oğlu isa’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. şüphesiz ki, ben sadece bir kulum. onun için bana -sadece- Allah'ın kulu ve resûlü deyiniz."


* enes b. malik radıyallâhu anh’ın rivayet ettiği bir hadise göre bir adam peygamberimize “ya seyyidî / ey efendim, ey efendimin oğlu! ey bizim en hayırlımız, ey en hayırlımızın oğlu! diye seslenmişti. buna cevaben peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“ey insanlar! Allah’tan korkun. sakın şeytan sizi aldatmasın. ben abdullah’ın oğlu muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.”


* peygamberimizin zevcesi olan ümmü seleme radıyallâhu anhâ’dan gelen bir rivayet şöyledir: resûlullah, ümmü seleme’nin odasının kapısı önünde şiddetli bir kavga işitti ve dışarı çıkıp kavga edenlere şöyle dedi:

"şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. zaman olur ki bana sizden iki hasım gelir de, biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir; ben de o düzgün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim. binaenaleyh kimin lehine bir müslümanın hakkı ile hükmettimse, bilsin ki bu hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın."



* ebû hureyre radıyallâhu anh’ın rivayet ettiğine göre peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah’a şöyle niyazda bulunmuştu:

“allahım! ben senden ahid/söz alıyorum. elbette sen bu ahdi bozmazsın. ben ancak bir beşerim. dolayısıyla hangi mü’mine eziyet eder, kötü söz söyler, lanet eder veya döversem bunu onun için bir keffâret ve kıyamet gününde onu kendisiyle sana yaklaştıracağın bir ibâdet kıl!”



* bir gün resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem 4 rekâtlık bir namazı 5 rekât kıldırınca ashab-ı kirâm: “namaza ziyâde mi yapıldı?” diye sormuştu. resulullah da cevaben: “hayır, şayet namaz hakkında yeni bir şey gelmiş olsaydı, onu mutlaka size haber verirdim. lâkin ben de sizin gibi beşerim. siz unuttuğunuz gibi, ben de unuturum. bir şey unuttuğum zaman bana hatırlatınız.” buyurdu ve yanıldığı için sehiv secdesi yaptı.


açık bir şekilde görüldüğü gibi rivayetlerde peygamberimiz kendinin bir beşer olduğunu unutmamaları ve kendisi hakkında aşırıya kaçmamaları yönünde sahabeye uyarılarda bulunmuştur. çünkü o, bazı konularda olduğu gibi peygamberlik konusunda da müslümanların ehl-i kitab’ı taklit etmelerinden endişe ediyordu.



* ebu saîd el-hudrî radıyallâhu anh’ın bildirdiğine göre resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de arkalarından gideceksiniz.

dedik ki; “onlar yahudiler ve hıristiyanlar mı?”

başka kim olabilir ki! dedi.”






“peygamberimizin her zaman ve her durumda insan olduğu, Allah’ın ancak bir kulu olup yalnız ona kulluk yaptığı açık ve kesin iken, islam’a mensup kimi çevreler onun hakkında aşırı gitmekte, kulluğa yakışmayan kimi nitelemelerle nitelemektedir. yüce Allah, onun için ve başkaları için

“şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler” [zümer 39/30]

dediği halde kimileri, başka insanlardan ayırarak bedeni ve ruhu ile yaşadığı, insanlar arasında dolaştığı, rüyalarına girdiği veya toplantılarına katılarak kendileriyle konuştuğu, kendisi ile görüşüp hadis rivayetlerinin sahih olup olmadığını kendisinden sorup öğrendikleri, kabrinde diri olup kendisine yapılan seslenmeleri ve duaları işittiği gibi şeylere inanmakta ve seslendirmektedir.”


ayrıca kur’an'da hz. muhammed için,

* “dediler ki: «yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız.» de ki: «rabbimi tenzih ederim. ben, sadece beşer bir elçiyim..»
insanlara hidayet (kur'an) geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, "allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?" demeleri engel olmuştur.” (isrâ suresi 90-94 ayetleri)*

* “(ey muhammed!)« belki de sen, (müşriklerin) ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!» demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.” (hûd suresi 12. ayeti)

* “eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. sana düşen, sadece tebliğdir... ”(şûra suresi 48. ayeti)

* “de ki: ben peygamberlerin ilki değilim. bana ve size ne yapılacağını da bilmem. ben sadece bana vahyedilene uyarım. ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (ahkâf suresi 9. ayeti)

* “muhammed yalnızca bir elçidir; ondan önce de (başka) elçiler gelip geçtiler: öyleyse, o ölür yahut öldürülürse, topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz?” (âl-i imrân suresi 144. ayet)

* “sen, sevdiğini doğru yola getiremezsin, ama Allah, yola getirmek istediğini getirir. doğru yola girecekleri en iyi o bilir.” (kasas 56)


öyle ki yukarıda tanımı verilen hakikat-ı muhammediye inancında sınır tanımayan bazı sûfîler:

“muhammed’dir cemâl-i hakk’a mir’ât (ayna),

muhammed’den göründü kendi bizzat” diyerek Allah teala’nın muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemin bedeninden bizlere göründüğünü söyleyebilmişlerdir.

bununla yetinmeyip işi daha da ileri götürenler olmuştur:

“ahmed’de gizlenen, ‘hû’dur. sufiler bunu ifade etmek için perde-i mîm deyişine sıklıkla baş vurur ve “ahmed’deki mim perdesini kaldır da bir bak, ardında kim duruyor!” derler. arapça’daki “ahmed” kelimesinin yazılışındaki mim harfi kaldırılırsa, geriye “ahad” kalır.”



son olarak, Allah, peygamberine, emredildiği şeyleri açıkça ilan etmesini emrediyor;

“sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma” (hicr 94)


Allah'ın, onun peygamberinin izinden gitmek bunlara göredir.

ben bu konu için bunları paylaşmaktan kaçınmayarak görevimi yaptım. artık siz ister şirkinize devam edersiniz ister düşünür, tefekkür edersiniz.
bundan önce de bazılarınızı kur'an ile uyarmıştım. hâlâ diretmekte ısrar edenler için ben müslümanlara emredileni yaptım, artık siz ne derseniz deyin aldırmıyorum bundan sonra.

selametle...
devamını gör...
ilahlaştırma bu değilse ne ?

aşağıya alıntıladığım yazı çok iyi özetlemiş. okumanızı tavsiye ederim.


ehl-i sünnetin peygamberi!
* muhammed Allah'ın nurundan ilk yaratılandır. kainat ondan ve onun için yaratılmıştır. ebu'l-ervah'tır. tüm ruhların babasıdır. muhterem hoca efendi'nin buyurduğu gibi; sonsuz nur'dur! yani ezeli ve ebedidir.
* o ölmemiştir. ravza-i mutahharasında haydır, diridir. kendisine salavat gönderenin salatına amin der, selam verene de aleyküm selam der!. şehitler ölmez iken, peygamber ölür mü heç! aşıklar ölmez! ölen hayvandır! küllü nefsin zaikatü'l mevt diyen münafıklara itibar edilmeye!
* onun ismi bir yerde anıldığında, ruhaniyeti de orada hazır ve nazır bulunur!
* o; Allah'ın habibidir. aşık olduğu kimsedir. onun aşkına 18 bin alemi yaratmıştır! onun aşkına felekler devreyler!
* adem'in tövbesi onun hurmetine kabul olmuştur! nuh onun hatırına boğulmaktan kurtulmuştur! ibrahim ateşten onun hurmetine necat bulmuştur! isa onun ümmetinden olmak için göğe tırmanmıştır!
* doğar doğmaz ümmetî, ümmeti demiş ve secdeye kapanmıştır! sünnetli doğmuştur. o gece alem nura gark olmuş, dereler taşmış, göller kurumuş, putlar yere düşmüş, ateşgedelerin ateşi sönmüştür! ay yeryüzüne inmiş, onun beşiğini sallamıştır.
* o bir parmak işaretiyle ayı ikiye bölmüş,hz. ali efendimiz namazı vaktinde kılsın diye batan güneşi geri getirmiştir.
* başın üstünden beyaz bir bulut hiç eksik olmamıştır. elinden pınarlar fışkırmış, binlerce kişi susuzluğunu gidermiştir. taşa bassa mubarek ayağının izi çıkmış, kuma bassa çıkmamıştır. safi nur olduğundan gölgesi yere düşmemiştir. hiç ihtilam olmamıştır. vücuduna pire sinek vs. gibi haşerat konmamıştır. geçtiği sokak günlerce misk-ü amber gibi kokardı. tebevvül ve tagavvut ettiğinde (çiş ve kaka yaptığında) mis gibi kokar ve toprak hemen yutardı! onun idrarı ve dışkısı dahi şeriftir. aişe annemiz bir gece susamış, su ararken, yanlışlıkla onun leğene yaptığı idrarı içmiş ve "ömrümde böyle lezzetli bir şey içmedim" buyurmuşlardır.
*onda kırk erkek gücü vardır. paparazzici hadisçilerin naklettiğine göre; bir gece tüm hanımlarını dolaşmış, amma daha hala kükremiş aslanlar gibi imiş! çünkü cebrail ona bir tas özel yemek getirip, ondan yemiş!
* onun daha binler hasaisi ve fadaili vardır. bunlar elhamdülillah tadât etmekle (saymakla) bitmez! 13 binden ziyade mucizatı olduğu ehl-i sünnet alimleri tarafından bizlere bildirilmiştir.
* o Allah değil, ama o'ndan başka da değildir. bayram ali öztürk tarafından veciz ve kestirme bir surette ifade edildiği gibi...

Tamamı için tıklayınız
devamını gör...
Allahtan başka ilah yoktur, hazreti muhammed o'nun kulu ve elçisidir. Allahın ol demesine bakacak. biz Allahın büyüklüğüne kudretine inanıyoruz. onun dilediğine aklın alamayacağı mucizeleri yaptıracağına da . yukarıdaki yazıda her yazılanın doğru kaynaktan alındığını bilmiyoruz. bu tarz yazılar yanlışı düzeltmekten ziyade biraz küçümsemeyi ima ediyor gibi. ölçümüz kuran ve sünnet.
devamını gör...
alıntılanan yazı ehlisünnet kaynaklardan derlenmiş. tamamına yakınını ya okudum ya dinledim. şimdi tek tek kaynakla uğraşamayacağım. orada yalan yazılan tek bir şey yok.

> kuran'ın tehlikesine dikkat çektiği konu. (bkz: fussilet suresi 6)
devamını gör...
innallahe ve melâiketehu yusallûne alennebiyyi.. yâ eyyühellezine âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîma...

bakın bunlar ayet. her cuma hutbede okunan ayet. resûlullah'ı karşısına konumlandırdığınız Allah'ın, resûlullah'a indirdiği kur'an ayetlerinden yani. şekilcilik olarak anlayarak kendinizi kandırmaya da devam edebilirsiniz ama evvela siz, Allah'ın, peygamber aleyhisselatu vesselam'ın ruhaniyetine salât ve selâm emrini yerine getirmek yerine, o'na ismiyle hitap etmenin küfre yakın bir edepsizlik olduğunu, o'na hakaret etmek ve en başta Allah'a itaatsizlik mânâsına geldiğini anlayın. görüldüğü gibi yukarıdaki tanımda "muhammed" diye hitap ediliyor. halbuki salavat bize farzdır; öyle ki Allah dahi nebîlerine salat ve selam eder; bunu da bize emreder! siz ise buna değil de, Allah'ın, kur'an'da resûlullah'a "muhammed" diye hitap etmesine dayanarak bunu örnek alıyorsanız, asıl kendinizi ilahlaştırıyorsunuzdur ki bu sözde ithamlarınızı öz nefsinizde bulmak ihtimali bu durumda aklınızın ucundan bile geçmez. (zaten de geçmiyor)

şimdi siz peygamberin ilahlaştırıldığını iddia ederken, islam'dan yola çıkıyor değilsiniz, bunu bir anlayın. dolayısıyla peygamberi peygamber olarak da anlayamadığınız yerde, ne Allah'a ne resûlü'ne doğru ölçülerle iman edememişsinizdir ki daha sahip olduğunuz bu muharref ilah ve peygamber tasavvuruyla, peygamberin ilahlaştırılmasından söz ediyorsunuz.

sonra; imân etmiyorsanız bile bunu böyle bilin ki, islâm'a göre Allah resûlü, gelmiş-gelecek en üstün insandır; Allah'ın tüm resûl ve nebîlerine, tüm peygamberlerin de kendi ümmetlerine müjdelediği son peygamberdir. o insanlığın gayesidir; yani insan'dan murâd o'dur. insanın yaratılışındaki hikmet, en çok onda görünmüştür. insanlar o'na yaklaştıkça tekâmül etmiş sayılabilirler. insanlar o'na benzedikçe "insan" olurlar. siz ise Allah resûlü'nün de beşer olduğunu söylerken, o'nu kendi hayvanî nefsinize benzetmeye, o'nu kendi sefîl şuur seviyenize indirmeye çalışıyorsunuz. siz, tıpkı kafirler gibi, günün geçer akçesi putlarla dolu aklınıza uymuyor diye, yalnızca velîlerin kerâmetlerini de değil, peygamberlerin mucizelerini bile reddediyorsunuz.

öyle tuhaf bir algınız var ki... şunu olsun anlayın da diğerlerine yol oradan sonra bulunur: sizin tüm zanlarınız hakikat karşısında ne ifade eder? velîlere yahut onların antitezi olan denîlere, ancak kendi seviyemizden bakabiliyoruz biz.. sizin takılıp kaldığınız bu meselelerse ele alınması gerektiği seviyede ele alamadığınız, basit dedikodu ve hakaret seviyesini aşamadığınız, zahirci çıkışlar. zahirci derken de ölçüye mihenge vurmak değil, gidip kendi bulunduğunuz "en dip seviyeden anlamak" mânâsına!

bakın, istemsiz olarak hep reddettiğim bu tipik yanılgıya bir örnek:

"ger bileydi sulbünden geleceğini yezid’in
almadan boşardı havva’yı âdem"


bununla bir de şu bakış arasındaki dağlar kadar farkı sezmeye çalışın hiç olmazsa:

"duyunca makdem-i teşrifin sulb-i pakinden âdem
değişti habbeye bağ-ı cinanı yâ resûlallah."


anlamadıysanız daha da açayım: Allah insanî hakikati bize en kâmil örnekleriyle anlatır; bizi onların yoluna uymaya çağırır. halbuki mesela, melekler insanın yaratılışında evvela niçin yalnızca ondaki kan dökücü, fesat çıkarıcı hasletleri görebildiler? insanda, meleklerin bilemediği, fakat Allah'ın bildiği neydi? Allah, insana neyi öğretti? sonra niçin secde ettiler âdem'e? siz şimdi böylece onu "ilahlaştırdılar" mı dersiniz? hadi deyiniz ki onlar farklı türler... (saçma ama sizden çıkabilecek türden bir argüman işte) kardeşleri ve babası yakup aleyhisselam (çoğu yaşça kendinden büyük ve biri de peygamber olan bu insanlar), niçin secde ettiler yusuf aleyhisselam'a? hâşa, onu ilahlaştırdılar mı?

yok... ne, biliyor musunuz? siz, iddia ettiğiniz gibi hiç de Allah'tan başkasına değil, asıl nefsinizden ötesine itaati bilmiyorsunuz. çünkü Allah, resûlullah'a itaati, ve o'nun hepinizden üstün bir yaratılışa sahip olduğuna imânı emrediyor. siz ise hiç mi hiç bilmiyor ve her şeyden önce inanmayı reddediyorsunuz ki, beşeriyette, melekiyetin üstüne çıkabilen, sizin de tecrübe etmediğiniz ulvî bir yol var; yaratılışımızdaki hikmet bile bu! fakat sizin bu, beşer olmayı daima kendi süflî alışkanlıklarınızla kısıtlayıp derinliği sonsuz hikmetleri dünyaya mahpus olmuş aklınızla daraltma çabanız, "ben sizin bilmediğinizi bilirim" buyuran Allah'a karşı, kendi bilmediğini kabul etmeyen şeytanın hasedine ne kadar da benziyor. evet, ben burada gayet nefsanî bir haset buluyorum; Allah'a ve resûlü'ne, kendi yonttuğu aklın hudutlarına sokmadan tapamayan (burda ne imân ne ibadet geçerlidir artık) bir nefsanîlik!
devamını gör...
gerçek peygamber.

öksüzdür. yetimdir. horlanmıştır. dışlanmıştır. evini ocağını terketmek zorunda kalmıştır. yaralanmıştır. sevdiklerini bir bir kaybetmiştir. anne baba evlat dede amca eş acılarını en derinden yaşamıştır.

rabbi bir insanın yaşaya bileceği tüm acıları kuluna yaşatmış ve onu bizlere örnek göndermiştir. başka bir şey değildir. kur'an da buyrulduğu gibi o içimizden bizden biri idi.
devamını gör...
en bariz örneği hıristiyanlıkta görülen durum. yahudilikte de hz. üzeyir'in Allah'ın oğlu olduğuna yönelik ilahlık iddiaları ile ilgili kur'anda kınama olduğu görülmekte, bilinen yahudi tarihinde hz. üzeyir'e ilahlık atfedilmediği ile ilgili yahudi din adamlarının itirazı bulunmakta buna mukabil bu ayetin yerel anlamda arap yarım adasındaki o dönemin yahudileri ile ilgili olabileceği ilmi analizleri bulunmaktadır. ayrıca yahudilerde önemli meleklerden birine ilahi anlamda çok fazla sıfatlar yüklendiği bilinmektedir.
islamda özellikle hz. ali üzerinden bu tür sapkın fırkaların görüldüğü bilinmektedir. suriye'deki nusayri mezhebininin de açıktan olmasa da kendi toplumları içinde gizli inanç olarak Allah'ın ali bedeninde dünyaya indiği şeklinde itikatları olduğu bilinmektedir.

hz. muhammed ile ilgili net bir şekilde ilahlaştırma diyebileceğimiz bir kültür gelişmemiştir, fakat bazı zayıf rivayetler üzerinden ilahi bazı sıfatların yüklendiği de bir gerçektir.
devamını gör...
kurana ilave edemediklerinden peygamberin ölmediğine, onu andığınız her an yanıbaşınızda bitivereceğine ikna ederek fetö gibi peygamber adına yalanlar uydurmanın yolu açılmaktadır.
yapanlar Allah'a şirk koşmaktadır, müşriktir.
devamını gör...
son peygamber hz. muhammed sav. efendimize karşı yapılan haksız bir yakıştırmadır.
devamını gör...
Allah'ın peygambere "salavat" getirdiğini sananların dediğine göre Allah'ın bizden istediği de peygamberin ruhuna salavat getirmekmiş!!

onun için başına hz sonuna da sav demek lazımmış.

muhammed peygamber, muhammed(as), muhammed(ra) veya resul muhammed demek günah mı, suç mu?

evet, dini basite indirgeyip şekilcilik yapıp hz veya sav eklemekle takva ölçüyor aklı evvel. bu kafa bir de peygamberin yaşadığını ve salavat getirenlerin salavatların çetele tuttuğunu, ne kadar salavat o kadar huri olduğunu söyler...


sorun kelimeler, kelimeler ile imtihan aslında.


ahzâb 56:
inna(a)llâhe vemelâ-iketehu yusallûne ‘alâ-nnebiy(yi)(c) yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû sallû ‘aleyhi vesellimû teslîmâ(n)

Allah ve melekleri peygambere destek oluyorlar(salât ediyorlar). ey iman edenler! siz de peygambere destek olunuz(salât ediniz), ona yürekten bağlılığınızı ifade ediniz.



Allah ve melekleri peygamber salavat getiriyor ve Allah bizden de salavat getirmemizi istiyor ha?

bunlara göre Allah kendisine şunu diyor yani
"allahumme salli ala muhammedin ve ala ali muhammed" (allah'ım! muhammed'e ve aline rahmet eyle)???


ayrıca Allah yine ahzab suresi'nde 43. ayette bizlere de salât ettiğini söylüyor hem. bize de salavat mı getiriyor yoksa? kendimize de salavat getirmeliyiz?

ahzâb 43:
huve-lleżî yusallî ‘aleykum vemelâ-iketuhu liyuḣricekum mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(c) vekâne bilmu/minîne rahîmâ(n)

o ki sizi karanlıklardan ışığa çıkarmak için melekleri ile birlikte sizi destekler(salât eder). o, inananlara karşı rahimdir.



yani Allah'ın ve meleklerinin salavat çektiği ve Allah'ın bizden de salavat getirmemizi istediği yok!
Allah'tan çok peygamberini anan bu zâtlar işte peygamberi ilahlaştırmıyorlar da ne yapıyorlar?

kalpler yalnız Allah'ı anmakla, o'nun zikriyle doyuma ulaşır.


salât, maddi ve manevi açıdan destek olmak/ toplumu aydınlatmak-eğitmek demektir.

dolayısıyla anlatılmak istenen salavat getirmek değildir.

ahzab 56'da Allah'ın ve meleklerinin eylemi nebiyi desteklemek onu aydınlatıp ona yardım etmektir. bizden istediği de onu desteklemek, onun davasında ona yardımcı olmak getirdiği vahiy ile.

aynı şekilde ahzab 43'te de Allah ve melekleri bizi de destekler, bize yardımcı olurlar.

yani aslında Allah nebiye yardımcı olmamızı ve onun tebliği ettiği mesajları kabul edip onu hayata yansıtmamızı istiyor.
bizimkiler ise "allahumme salli ala muhammedin ve ala ali muhammed" diyerek Allah'ım sen yardım et diyor!! oku yine Allah'a çeviriyor.

bildiğin cehalet ve salaklık.
devamını gör...
“dua ettiğiniz zaman benden değil, rabbinizden isteyin.” diyen rasulullah’ı yanlış anlamaktır hatta anlamamaktır.

o’nun sünnetini hakkıyla idrak etmiş her müslüman bilir ki o(s.a.v), yolun rehberidir; karanlıklarımıza ışıktır, kayboluşlarımıza pusuladır.

rasulullah’ı sevmek, o’na iman etmek ve tâbi olmak fiillerini gelişigüzel algılamış kardeşim elbette rabbine ulaşamaz, o yolu anlamaz.

tüm sorunlarda burdan kaynaklanmıyor mu zaten?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar