cogito sözlük yazarlarının itiraf niteliğinde olmayan ve fakat içlerine atmak istemedikleri, "sevgili günlük" diye başlamayan, karalama defterleridir.

devamını gör...
***hani bir adam vardı, sahaflara gitmişti kitap almak için, sonra çirkin, yaşlı kitapçı kadın o'nu azarlamıştı. acaba o saygın adam o an ne hissetmişti? kadına aslında ne demek istemişti?

***garip bir adam vardı kardeşinin oğlu, kendi oğlunu öldüren.. ve haber geldiğinde kabzasının üstünde olan ellerine dikkat kesilen. elleri titremeyen.el kaslarının gerginliğinde artış olmayan. kardeşinin oğlundan intikam almayan, çoğunlukla suskun olan, zengin ama itaatkar olan, sabrın ilk şok anında değerli olduğunu bilen.o adamı görmek isterdim ben.

***bir gün ders çıkış arkadaşlarla sık sık gittiğimiz kafede bir şarkı vardı. klibini izlediğimiz. eve gelince ben tekrar dinlemiştim o şarkıyı. kadının sesi çok kötüymüş aslında geç farkettim. yani niye bir daha dinlemiştim ki. şarkı da öyle çok manalı bir şey değildi.

böyle işte.
devamını gör...
sevgili defter şuan seni bir çaylak olarak karalıyorum. çaylak ve yöneticilerden maadası da bunu göremeyecek biliyorum. henüz yazar olamadığım için de seni karalamaya hakkım var mı onu da bilemiyorum. çok çaylakım defter, şu an hiç birşey bilmiyoyum.
devamını gör...
|
obélix nasıl ki romalı görmese sıkıntıdan ölüyör, şahsen ben de ateist görmesem rahat bulamiyorum.



işte bu da tribün makamında okunması gereken manimiz:

sabahtan beri tanım girmedik,
canımız sıkıldı bizim,
yönetimdeki babalar bize ateist yollasana
şukelanı alırsın sonra
devamını gör...
|
**aslında sebepsiz olur bazı şeyler..insanın eline bir vesile geçtiğinde iyi değerlendirmelidir, mükemmeliyetçi olmak yorucudur ve enaniyetin katıklısıdır. rabbimizse, güzel olanı sever, mükemmel olanı değil. bunu atlıyoruz galiba. dünyaya dünya kadar değer vermek gerekir, fazlası zulümdür.

**dostluğun güzel bir yanı da konuşmadan anlaşabilmektir. söylemeden duymak, istemeden vermek..

devamını gör...
yorgunum. adımın harfleri kadar yorgunum. uykusuzluk değil derdim. derdim anlaşılamamak hiç değil. derdim, derdimi anlatamamak değil. derdim kuşların gidişleri, baharın gelmeyişi, sevgilinin gidişi, yalnızlığım, ıssızlığım, sessizliğim değil. derdim, dünya nın dönmesi, dönerken çıkardığı ses değil. derdim zihnimde dönüp duran kelimeler değil, derdim sazımın tellerinin kopuşu değil, derdim şarkılar değil, derdim şiirler değil, derdim var olmak değil, derdim yok değil, derdim burada olmak değil, derdim burada olamamak değil, derdim burada olamaması değil, derdim burada olmaması değil...

derdim çoktur hangisine yanayım.
devamını gör...
özellikle gazeteci camiasında köşe yazarlarının birbirlerinden çok iyi arkadaşım o benim falan diye bahsedip sonra birbirlerine en hafif tabirle giydirmesinden nefret ediyorum. samimiyet yoksunu insanlar. aynı şeyi sözlük ortamında da görebilirsiniz. birbirlerinin yüzüne gülüp, hatta birbirlerinin başlıklarına övgü dolu yazılar döşeyip ardından birbirlerine döşeyen yazarcıkları.

devamını gör...
bana yeni bir sozluk aç derviche. * o benim karalama defterim olsun.
devamını gör...
tam olarak şöyle oldu;
durağa yaklaşmıştım. ayaktaki kadınlar konuşuyorlardı. bir tanesi, diğerine dedi ki;
-niye mutsuzsun kendine kıyafet aldın,hala mutsuzsun..

demek bir etekle, bir eşarpla mutlu olanlar var..vay be.
devamını gör...
çok şansız olduğum için mi şansızım diyorum yoksa şansızım dediğim için şans beni bir türlü bulmuyor. buna karar veremiyorum.elimi attığım yer kuruyor. burada yazar olduğuma göre cogito sözlük düşünsün gerisini...
devamını gör...
|
4temmuz 2007

nelere hasretim bir bilsen!

sen güzel planlardan bahesedip onların içine beni de katarken, ben bütün bunları farklı mı algıladım acaba?

gözümü kapadığımda, gece yatarken aklıma neden sen geliyosun ki? arkasından annemin su böreği!

uzun zaman oldu yemeyeli,zaten bugün o da gitti...

daha şimdiden özledim beyaz tenini, kızgın ifadesini,pimpiriklenmesini...

tekrar açtım gözlerimi;

aklımda hala senin gözlerin, bir de annemin su böreği.
devamını gör...
bir başlık altına tanım olarak yazamayacağın, ne tam olarak tespit ne de ayrıntı olan yazıların yazılabileceği defterdir;

* eskiden şöyleydi diye başlayan muhabbetleri pek sevmesem de eskiden ne çok güzel şey vardı. sokak sokak gezen çingene bohçacı kadınlar mesela. korku unsuruydular. arkadaşlar arasında dönüp duran bir hikayeye göre bazıları bohçalarında çaldıkları çocukları kesip saklar evlerine taşırlardı. ne zaman evimizin önünde kadınların ortasına kurulup bohçasını açmaya başlasa içinden çocuk kafası, bacağı falan çıkacak sanırdım. o kadınların birçoğu da sütyen giymezdi ve ağızlarında muhakkak sakız olurdu. alex ferguson dan daha güzel çiğnerlerdi o sakızı hakkını vere vere.


* big babol isimli sakız vardı bi de. ağzına attığında diğer sakızlardan üç tanesini birden çiğniyormuş hissi verirdi.


* ya sırf arkadaş ortamında tutunabilmek için şans oyunlarına sarmak. sen ne güzel favori atımızdın yavuzhan.


* müzik grupları ya da şarkıcıların kliplerinde ve şarkılarındaki rutinlikleri bazen göze çok batıyor. grup 84 misal genç hevesli çocuklar ama gerek sert gerek slow parçalarında muhakkak bir " aaaah " geçiyor. ne dinmez acıları varmış . sibel can her klibinde terlemiş koltuk altını muhakkak gösterir. kenan doğulu şımarık misafir çocuğu gibi yandan yandan sırıtır odaya çekip dövesin etini çimdiresin gelir. ama yalın ahh yalın ! mahallenin zengin, terbiyeli etliye sütlüye karışmayan örnek çocuğu.


* ortaokul ya da lise döneminde "oğlum şu kız seni kesiyo lan" on gazına gelip o kıza teklif edenler bir dernek kursa fahri başkanı olmak için elimden geleni yaparım.


* eğer bir aksiyon filminde iş bitirici grup varsa muhakkak olay yerini bir minibüs içinden izler ya da dinleme hadisesine girerler. sırayla ve birbirlerinin diyaloglarını tamamlayarak konuşmalarına girmiyorum farkındaysan.


* dünyayı ticaret pazarı olarak gören zihniyet sana diyecek bir şey bulamıyorum. bir-iki ay önce bir gazetenin hafta sonu ekinde alışveriş merkezi mimarlarının kapalıçarşı'ya dair görüşlerini yazmışlar. hiçbirinden akla mantığa sığan bir proje çıkmamış. bir tanesi "dünyaca ünlü mağazaların yanyana sıralandığı eşsiz bir avm haline getirilmeli" demiş. ahmet hamdi nin beş şehirini 3x5 mt. boyutlarına getirip bu adamların üstüne atmak istiyorum. her boş arsaya tünediğiniz yetmezmiş gibi tarihin soylu güzelliklerinden çekin elinizi.


* önce o başlattı savunması her yaşta devam etsin.


* "ağabeyim karyolaya yaklaşıyordu. koyu kahverengi uzun röbdoşambır içinde, zayıf vücudiyle bir dağ manastırının dibi görünmeyen karanlık koridorunda, sessiz adımlarla sabah duasına giden rahibin hayaletine benziyordu"
peyami safa - yalnızız syf.88


* fotokopi makinasından yeni çıkmış kağıt kokusu


* bir anadolu kasabasına ya da şehrine gittiğimde hemen en kral köftelerin, menemenlerin yapıldığı baraka köfteciler sokağını bulmak isterim. dükkanlardan birisine girip oraya daha önceden gelip dükkanın içindeki karton duvara bir şeyler karalayan askerlerin, aşıkların sözlerini okumak. orada en çok tercih edilen az konuşan, olgun gülen köftecinin köftelerinden yemek.


* okulda sabahçı olmanın en kötü yanı öğlencilerin her vukuat sonrası " sabahçılar yapmıştır " savunmasıdır sanırım.


* inci küpeli kız çok hoş bir kitap. içini bilmiyorum ama kapağı falan çok hoş yani, göze güzel görünüyor. şaka bir yana okunası bir kitap.


* kardeş de sizinle oynasın denilen çocuk olmak kötüdür. daha da kötüsü hatır rica girdiğin bu enikler ortamında yaramaz tipin şakalarına maruz kalmaktır. yaramaz sana vurdukça, tükürdükçe coşar sen efendiliğini bozmazsın. annenin yanına gidip gammazlayamazsın dudağını büker sineye çekersin.


* bizde philip morris gibi bi adamın çıkmamasının nedeni sonu bitmez yancılıktır. philip yolda yürürken misal yancının " şişş filip bi kulak arkası yapsana lan " diye etrafında tünemesi. filip in evden çıkarken sigara paketini çorabına sokması..


* şu hayatta en çok calgon reklamlarındaki tamircilerin öz güvenine sahip olmak istedim ama olmuyor.



devamını gör...
|
* aynı olay üzerine 2 farklı yaklaşım: misal, bir telefon görüşmesinde karşı taraf 'sizi biraz bekletebilir miyim?' deyip, yeniden diyaloğa dönünce:
-"beklettiğim için özür dilerim." diyebilir ya da
-"beklediğiniz için teşekkür ederim"

tercihimizin bilinçaltımıza salınmış bir olta olduğunu düşünürüm hep. üstelik ne çıkacağına dair hafiften endişeyle karışık bir korku ya da korkuyla karışık bir endişe duyarak.

* bazı büyük adamları olmadıkları birşeye olmaya zorlamak, haddinden fazla şişirmek gibi bir huyu var biz takipçilerinin. bunun en büyük misallerinden biri şair ismet özel'dir. kallavi, sağlam bir şairdir. ama takipçileri onun sadece çok büyük şair olmasıyla yetinmeyi bir türlü bilmiyorlar.

* dinin özü istikamettir. istikamet de ihlasa bakar.

* "inananlar ancak kardeştirler" demek, "inananlar ancak kardeştirler" demektir. uzun boylu tevile, tefsire girmek zihni bulanıklığın neticesidir...

* kafka, kendini ezenlerin dilinde yazmış romanlarını, bu bir. iki, adam ezildikçe, sıkıldıkça dünyasını içe doğru genişletmiş bir adamdır ki kafka'yı kafka yapan budur.

* diğer birçok şey gibi, kitap okumayı da en basite indirgemeye başladık. basit, anlaşılır, kolay okunur olacak kitap. çünkü hiç kimsenin evine kapanıp, televizyon ya da internetten başını alıp tefekkür ede ede, doya doya kitap okuma şansı yok. haliyle geriye dolmuşta, otobüste, bazen tv başında okumak kalıyor. bugün sözlük yazarları da dahil birçok kişinin popüler yazarlarını başka türlü açıklayamayız yoksa. sıkıysa dolmuşta spinoza oku...

* sözlük, yani interaktif sözlük olduğu kadardır...

devamını gör...
canım sıkılıyor. dün gece laptopuma virüs girdi. format atıyorum şu an. bebeğimin fotoları da gitti içinde. acaba format atılsa da bazı bilgiler bulunabiliyor ya özel yollardan. ben de bulabilir miyim.canım sıkkın.
devamını gör...
gözlerim kapanıyor. halsizim. depresif bir haldeyim. mutluluk hormonu içmem lazım. çikolata demeyin bana. şimdi nereden bulayım. bir dost kelamı yeter belki. mutlu olmaya.ufff çikolata bulmak daha kolay...
devamını gör...
bu sözlükte yabancıyım, başlıklarıma itibar etmiyorlar. etmesinler, çok da umurumdu.
devamını gör...
|
şu nickime bi türlü alışamadım. müdürler zamazingonun altına nick değiştirme aparatını da koysalardı ne güzel olurdu...
devamını gör...
birazdan namaz kılacağım. sözlükte duaya ihtiyacı olan kardeşlerime dua edeceğim. hususen. inanırmısın defterim. kimseyi de tanımam bilmem burda. namazdan sonra şöyle bir bulgur pilavı yiyeceğim kıymetli eşimle. sonra bebeğim uyanır belki. onu koklayacağım. sonrasında akşam ihvanlarla sohbetimiz var. günlük hayatımın sıkıntısından iman hakikatleriyle uzaklaşmaya çalışacağım. şimdikiler buna şarj olmak diyor. ya da dejarj tam bilemiyorum. yazılığı bile gıcıkmış. ancak bir sıkıntı var. benim arabam yok biliyormusun. gitmem gereken yer yaklaşık 3 km. insanlara da çekiniyorum söylemeye. ama cesaret edip bu yağmurun altında yürüyeceğim inşaallah. köpeklerden de korkarım. hele karanlıkta. ama ben Allah için gidiyorsam oraya; o köpek de Allah için beni ısırmaz değil mi? gerçi ısırsa da Allahın izniyle değil mi... ama hazreti peygamber de tedbirini almıştı. yanıma sopa mı alsam defterim. yoksa seni alıp mı götürsem. yok yok şimdi yolda ıslanırsın. bıcak taşımaya da korkuyorum. belki yolda araba çıkar. niyet-i halisenin de bir kerameti var değil mi. neden göndermesin ki rabbül alemin bir kulunu... işte böyle defterim. senden iyi kitap olur he...
devamını gör...
kendimi çok kötü hissediyorum, dünya world, bıçaklanan baykam, evlenme programlarındaki kendine sonsuz güvenen talip ve talibiyeler, her yerde onca sorun varken süper marketlerin içinin dolup taşması, sokak köşelerinde durmuş kızlara öküz gibi bakan erkekler, ya da direkler, sokak lambalarının çok kirli olması, evimin pencerelerinin uzun bir zamandır temizlenmemesinden dolayı sokağa sisli bir duman arkasından bakmalarım, merlin'i türkçe dublajla yayınlayan cnbce ye sinir oluşum, spikerlerin haber sunarken mimik ötesine geçip el kol hareketleri yaparak kafa sallama boyutuna gelen baş hareketleriyle anlamsızca haber sunmaları, manavdaki sebzelerin hormonlu oluşlarından hiçbir şikayet duymadan öyle sıralı dizili oluşu beni al diyen aptalca bakışları, tarkan'ın bir gerizekalı gibi şarkı sözleri yazması, nihat doğan'ın sefiller kitabındaki kozet'in bakıcısının kocasına benzer tavır ve davranışları, wil simit'in bir zenciden beklenilmeyecek kadar yakışıklı olması, abdullah gül'ün corç koloniye benzerliği, siyaset adamlarından tayyip'e karşı oy kullanabileceğim adam gibi birini çıkaramaması vs.vs.

tüm bunlar olurken, hemen yan sekmede penceresi bulunan bir sözlükte gelişen saçma sapan olaylar. hava atmalar, dünyayı kurtarmalar. hem de 60-70 kişiyle. bunların yarısı fakedir al sana 30 tane adam akıllı yazan kişi. beni ilgilendirmez aslında ama sinir olduğum bunca şeyin içinde, sözlükte yazmamdan mütevellit bazı kişilerin gereksiz tafraları hakkında kendimi engelleyemeden yazma durumu ortaya çıkıyor. bakıyorum yazarlarıyla dalga geçiyorlar, başta silip sonra tekrardan alıyolar, dalga geçmenin alasını yapıyolar, benim istediğim cümleleri kuracaksın diye baskı yapıyolar. aklım almıyor bunlar sözlük olayından ne anlıyor. ya bilmesem bu adamların ekşi'de nasıl muhabbetler döndürdüklerini diycem tamam. ama mal meydanda. medyada ünlüyüz diyolar, ifrit oluyorum, ya ajdar da medyada ünlü, nihat'ta asena'da, ama bunun karşısında okan'da bu medyada ünlü cüneyt özdemir'de, aradaki farkı herkesin anladığından eminim.

bu nasıl bir güven diye soruyorum kendime. sen hem kalitesizlikte birinci sırayı al sözlükler aleminde, sonra bak beni 15 bin kere ziyaret etmişler de. youtube da çok komik bir videonun 15 bin kere ziyaret edilmesiyle aynı bu durum. bazen insanlara dışarıdan nasıl göründüklerini söylemek gerek: evet siz binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyosunuz ben de dahil. ancak resminiz bir mona lisa tablosu değil, penguen karikatürlerinden bir estantane sadece. bi dışarıdan bakın kendinize, neler göreceksiniz. ha bu demek değil cogito mükemmellikte zirve yapıyor hayır anlatmak istediğim bu değil. kendini ya da kendilerini darı ambarında görenlere ince bir aşağılama tandansı, ne demek istedim sizce? neyse anlamayabilirsiniz, sonuç olarak ünlü olmak değil kaliteli olmak mühim olmalı. adamın biri seni ziyaret eder ve şunu der: ne diyo bunlar ya, dünyadan cümle kurmaktan haberleri yok, vs.

bu eleştiriler sizi zirveye de çıkarabilir belki hırslanıp yeni fakeler alıp sol frameyi kaliteye boğarsınız. bilmiyorum.
devamını gör...
ben karalama defterine birşey yazmam,birşeyler çizerim..onun için acilen bu defterin 3 ortalı çizgisiz harita metod olarak revize edilmesini talep ediyorum sanatıma mani olmayın..
devamını gör...
ben bir kediyi ensesinden tutup da taşıdım. pişmanım.
devamını gör...
bugün kimse yazmamış. sol frame'e getireyim de iyi bi şeyler çıkar belki. (istediğimiz gibi karalayabiliyoruz değil mi)

waddaszxcc. bu nasıl?
devamını gör...
şimdi ilkokulda bizim sınıfta emre isminde bir arkadaş vardı, sarı saçlıydı ve yanlış hatırlamıyorsam çilliydi. gözlüklü müydü..uff hatırlamıyorum. neyse bu çocuğun beslenmesinde her gün poğça-börek tarzı şeyler olurdu. tamam normal ama her gün yani, her gün olur mu? neyse çocuğun beslenme çantasında o kadar çok peçete vardı ki annesi abartısız bir elli tane koyardı. niye ya amaç ne, sonra bu çocuk asla üstünü kirletmezdi ve tamek'ten başka meyve suyu içmezdi. meyöz daha güzeldir halbuki.. acep şimdi nasıldır nelerle meşguldür ne bileyim hayata nasıl bakıyordur, hala öyle saf ve masum mudur. annesi dindardı gerçi. inşallah çok iyidir, mutludur. durup dururken nerden geldiyse aklıma kaç yıl sonra.. zaten öyle olur yıllarca hatırlamadığın biri aniden aklına gelir.
bu da böyle bir karalamadır işte.
devamını gör...
* uzun tanım.


* bir hurdacı kadar meramını kısa ve net anlatan yoktur. sadece bağırır. ne dediğini anlamazsınız bile. " demir aliyeeoooov " diye bağırır. o aliyeeeov kısmı uzadıkça daha da imrenirsin. hoyrat ama samimi.


* "sait faik abasıyanık istanbul erkek lisesi nde 10.sınıftayken arapça dersi hocasının sandalyesine iğne koyar 41 arkadaşıyla birlikte okuldan atılır". bu cümle size neyi çağrıştırdı. hayır hayır bir sınıfta işlenen suçu birbirine atan 42 ergenin hazin sonu değil olay. yazarların yahut tarihte adı geçen değerli şahsiyetlerin hayatlarındaki bu tip alıntılarla kendimizi karşılaştırıp avunuruz değil mi ? derslerin kötüdür ama eınsteın da okuldan atılmıştır zaten gibi. ama sonuç aynıdır. sen o insanların hayatlarına bakıp sadece karşılaştırma yapabilirsin. kıytırık bir mayış için hayatındaki bütün değerlerden vazgeçersin sait faik 19 unda ilk kitabını yazar. eınsteın suyun kaldırma kuvvetini bulur (hemen atlama sazan, galile ydi o biliyoruz)


*
- galile başka gailen yok mu senin ? asacaklar diyorum
+ dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de
- vaay nilüfer he
+ ihihihi


* ilkokulda sınıfın ortasında gaza getirilip şarkı söyleyen bir insandım ben. müzik derslerinde böyle ortaya çıkar küçük ibo gibi çağlardım kara tahtanın önünde. hatta bir keresinde o kadar acıklı söylemiştim ki kızın biri ağlamıştı. bundan sebep ilkokuldaki arkadaşlarımla karşılaşıp bu olaydan bahsedecekler diye ölesiye korkarım.


* televizyonda öpüşen bir çift gördüğünde kafasını çevirip ara ara tekrar bakan ihtiyar sempatikliğin vücut bulmuş halisin. belki de sahne bitti mi diye bakıyorsun ama yine de o halinle bile sempatiksin.


* insanı zor durumda bırakanlardan birisi de diyelim ki bir tanıdığınla karşılaştın adam senin ismini şap diye söyledi " vay tonguç naber " dedi. (bu arada tonguç diye isim mi olur ya. çekiç markası gibi. neyse ) sen de adamın adını hatırlayamadın ama önemli değil " iyi hacı sen nasılsın görüşmeyeli " dedin. buraya kadar her şey güzel ama bir de yanında bu adamın tanımadığı ve tanıştırmak zorunda kaldığın bir adam varsa işte o çok kötü oluyor. adamın adını hatırlayamıyorsun ki yanındakiyle tanıştırasın. karşındaki de bekliyor hatta merhaba deyip elini sıkıyor yanındakinin ama mal gibi kalıyorsun. gerçekten çok kötü.



* sinemada film izlemek güzeldir fakat şu da bir gerçek filmi hangi sinemada izlediğin de önemli. gönül yarası'nı ilk gaziosmanpaşa da ki bir sinema salonunda izledim meltem cumbul'un şener şen'le türkü bar da kürtçe türkü dinlerken şarkının sırf melodisinden hüzünlenip ağladığı sahnede sinema seyircisi kahkaha atmıştı aynı sahneyi taksim'deki bir sinema salonunda izlediğimde kikirdemeyi geçtim salonun yarısı ağlıyordu.



* telaffuzu harikulade kelimeler var. leğen çok güzel bir kelime mesela. hem söylemesi güzel hem işlevselliği. sadece çamaşır doldurmazsın. karda kayarsın leğenle, içine girip banyo yaparsın. kum doldurup harç kararsın. iyidir leğen.



* yazarlardan hangisinin arkadaşı olmamak isterdin deseler peyami safa derim. peyami sessiz, her olayın, her tavrın altındaki gerçek nedeni bilen bi tip olurdu kesin. ne zaman bi fırlamalık, çakallık yapsan bağırıp çağırmaz en olmadık anında ve yalnızken söyler hatanı. gergin olursun onun yanında. böyle gözlüklerinin altından "biliyorum aklından geçeni" diye bakar aklını alır adamın ama bak mesela bukowski öyle mi değil ? al bukowski'ye bi kutu bira, çön yanına anlatsın sana hayatın gailesini. çakallık mı yaptın, sattın mı gereksiz bir şey için " .... et " der bakar dalgasına. şaka bi yana umut sarıkaya bukowski'ye içki içmemesini tavsiye eden dindar tiplemesini ne zaman çizecek acaba.


* ev dekorasyonuyla alakalı gizli bir örgüt var gibiydi önceden. evlerdeki bütün eşyalar birbirine benzerdi. misal vitrin vazgeçilmez bir fenomendi. alt kapaklı bölümlerinde pijamalar, kazaklar, orlonlar... annenin seçimine göre tabak, çanak, ders kitaplarının, defterlerin konduğu ayrı bir bölüm. camekan kısmında annenin çeyizinden miras dudak değmemiş bardaklar, evdeki çocukların sünnet resimleri ve illa ki ana britanica ya da meydan larus serisi. ve bunlar arasındaki gizli korelasyon. meydan larus bulunan evde temel britanica serisinin bulunmaması. muhafazakarların evindeki türkiye gazetesi rehber ansiklopedisi serisi. duvarda asılı göl kenarında ağaçlar arasındaki tahta kulübeli yağlı boya tablo..


devamını gör...
|
herkesten çok uzakta bir yerde olmak isterdim. bir başıma. elbette bir ağaç olarak! uçsuz bucaksız uzanan dağlar, ovalar dallarımın altında sanki. en tepeye kurulmuş etrafı süzüyorum.. yağmur yağıyor. ince ince düşüyor damlalar yapraklarıma.. ve dallarımı kaldırıp dua ediyorum yağmuru gönderen'e: "şükürler olsun.. şükürler olsun varlığına binlerce kez..."
devamını gör...
|
ilk okul birinci sınıftayım, öğretmen alışverişlerde hile yapmanın yanlışlarını anlatıyor... daha sonra bizden örnekler istedi. saçma sapan bir sürü örnek verdi 6-7 yaşındaki veletler, ben de heyecanla parmağımı kaldırdım, çünkü en güzel örneği ben verecektim, çünkü meseleyi en iyi ben anlamıştım.

ö - sen söyle bakayım boyacı çocuk,
bc - öğretmenim sus'a taş koyup satmak.
ö - oğlum suya taş konur mu hiç?
bc - öğretmenim su değil sus
ö - başka kim örnek verecek...
bc - ...

bir şey demeden yerime oturdum. oysa en iyi örneği ben vermiştim ve konuyu en iyi ben anlamıştım. ama öğretmene sus'un türkçesini bilmediğimi, onun için de beni yanlış anladığını, bildiğim bir kaç kelime türkçe ile anlatamazdım ki.

neyse artık susun türkçesini biliyorum ben, merak ediyorum acaba öğretmen meyan kökünün kürtçesini öğrenebildi mi? keşke öğrenmiş olsa da o gün en güzel örneği boyacı çocuğun verdiğini bilse.
devamını gör...
para üstü 5 kuruş kaldığında geriliyorum.alsan "vay fakir 5 kuruş için bekliyor" almasan "artist'e bak havan kime" deniyor gibi.sende benim gibi misin acaba cogito abi?
devamını gör...
karanlık. düş yataı gecenin uykusu. bölünmüş bahçelerden geçiyorum. kediler ürkek. adımlarım ürkek. dizlerimde dün ağrıları. sancılarım var sen! den kalma. iltihap topladı bütün yaralarım dün! den kalma... şiirler yarılmış, çatlamış toprak gibi, öyküler çöl de güneşin altında yanmış toprak gibi, benim gibi muhtaç sana, suyuna... susuyorum. gözyaşlarımın damarları çatlarcasına.

ağıdını yazdığım günler geri kaldı. erguvan renkli düşlerim, siyaha boyandı. sözcüklerim tükendi. ben tükendim. soyum, suyum tükendi. bileklerimden kan sızıyor. ölmeden biliyorum. biliyorum ki elbet bir gün yeniden ve yenilemeden hiç bir acıyı gittiğimiz yerde buluşacağız.
devamını gör...
buraya üye olduktan sonra kelime dağarcığımın ne kadar daralmış olduğunu farket ettim bu da iyice moralimi bozdu.aslında sebebi belli eskisi gibi kitap okumuyorum.şu internet denen meret hayatıma girdi gireli boş kaldığım her vakit hemen pc başına geçiyorum.düşünüyorum da burda harcadığım vakitle ne kitaplar okurdurm,ne zikirler çekerdim,ne hatimler bitirirdim.ilerde inşallah çocuğum olunca biliyorum ki bu boş vakitleri çok arayacağım..allah gafletimi gidersin inşallah...
devamını gör...
sözlük dünden beri sana erişemedim seni çok özlemişim. sadece özlemek yetmiyor tabi feragat sınırlarını zorlayıp sana tematik tanım girsem, ben yokken yazılan tanımları okusam diyorum.. yine de bu gece de yapamam hatta yarın gece de.. quizler, raporlar, işler, güçler.. özür dilerim sözlük, sana gereken hassasiyeti gösterip hakettiğin ilgiyi gösteremiyorum ama bu seni sevmediğim anlamına gelmez. biliyorum sen de beni sevdin. *
sevgi neydi sözlük? sevgi emekti.. çabalayacağım inşallah. bu da benim sana tanım sözümdür.
devamını gör...
|
keşke kovulsam
keşke tazminat verseler
keşke o tazminatla vosvos alsam
keşke paraya ihtiyaç duymasak
keşke bu kadar yorulmassam
devamını gör...
hayır acaip olan şehirdeki bütün otellerin dolu olması. garip.
devamını gör...
insan kimin ne zaman nereden nasil gelecegini bilemiyor. hayat kim kiminle nerede nasil oyunu gibi.. bazen guzel, bazen kotu bir acayipligin icindeyiz hepimiz.

yagmur bereket ile beraber felaket de getirebiliyor. felaket; yagmurun niceliginden degil yagdigi yerin hazir olmamasindan muvellit. rahmete hazir degilsek felakete razi mi olmaliyiz?

gunes hakkinda yazmak istiyordum. yazamadim. ne yazsam az gelecek, eksik kalacakmis gibi..

icimden bir ses burada birak diyor. birakiyorum.
devamını gör...
neyi farkettim biliyor musun cogito kimse dürüst değil. herkes karizmatik herkes yakısıklı-güzel. neyi fark ettim biliyor musun fark etmeyeli ne kadar çok zaman geçtiğini. biz bir yalan tenceresinde katık olduk cogito. yanar mıyız, pişer miyiz bilen yok.
herkes uygun bir eş arıyor kendine. senden arkadaş sitesi yapalım mı cogito. bize karı-koca bul cogito. boş durma cogito. zaman geçiyor cogito ve biz yaşlanıyoruz cogito. cevap ver cogito susma...
devamını gör...
aslında bu sözlük denen meret insanı ister istemez bi havaya sokuyor.. herşeyi biliyormuş gibi davranıyoruz.. hepimiz haklıyız hepimiz güzeliz çünkü hepimiz en güzel tarafından yaratılmışız..
devamını gör...
can sana,
kelam sana,
and sana,
her yol senden sana,
izin ver sevgili ,
şu güzel şarabından içir bana.
devamını gör...
düş yetimi çocuklardı. misketleri dağılan, dağıldıkça hüzün saçan neslin çocukları. hala yüzlerindeki kızarık gülümseme ile hatırlanır onlar. ellerinde bir tutam gökkuşağı, iç ceplerinde sadece delikler. olmayan günlerin ve kabul edilmemiş duaların, ardından baktıkları aynalarda kırılmış seslerini gördüler. uzak ve sessiz olmanın yetimsel duygularını seçerek, adları üzerine gittiler yoldan. yol. uzak ve sessiz. seçtikleri gibi.

yenmiş tırnakların üzerine merhamet yeminleri duydu kulakları. vicdan muharebesinden hep galip ayrıldılar ancak hiç mağrur olmadılar. mağdurluk yüzlerine yakışmasa da mazlum olmanın daha rahmani olduğunu biliyorlardı.

bir sabah yol da hiç kimse yokken terk ettiler şehrin hülyalarını. ardlarında dağılmış saçlar ve misketlerinden yansıyan güneş kaldı.

dilimde hatırladığım bir şarkıdır yağmur.

ki yağmur onların şarkısıdır.
devamını gör...
ellerimde kan. bulaşan gökyüzünün ardından kocaman susuşlarım dilimde. üzerimden katar katar geçmiş tren ağrıları. gömleğim lekeli ve paslanmış sözcüklerden örülü göz yaşlarım. nereye baksam, nereye gitsem ayaklarımın izi. sesimde yabancılaşan seslerin solukları. yoksul zaman ağrıları ve göçmüş yorgun sonbahar armonisi.

anlatamıyorum derdimi ki anlatmaya mecali yok ömrümün. cümlelerim yarım ve soluk benizli adamlar çalıyor şiirlerimi. bütün şiirler tanıdık ve bütün cümleler bilindik aynanın karşısında. ne kadar gitsem o kadar uzaklaşıyorum senden, kendimden, bildiklerimden.

şimdi sana ağzımın içinde, kalbimin üstüne, fikrimin kullanılmayan bölgesinde büyüttüğüm bir "gökyüzü" getirmişken, sen nereye gidiyorsun ?
devamını gör...
*bir hurdacı kadar meramını kısa ve net anlatan yoktur. sadece bağırır. ne dediğini anlamazsınız bile. " demir aliyeeoooov " diye bağırır. o aliyeeeov kısmı uzadıkça daha da imrenirsin. hoyrat ama samimi.


* "sait faik abasıyanık istanbul erkek lisesi nde 10.sınıftayken arapça dersi hocasının sandalyesine iğne koyar 41 arkadaşıyla birlikte okuldan atılır". bu cümle size neyi çağrıştırdı. hayır hayır bir sınıfta işlenen suçu birbirine atan 42 ergenin hazin sonu değil olay. yazarların yahut tarihte adı geçen değerli şahsiyetlerin hayatlarındaki bu tip alıntılarla kendimizi karşılaştırıp avunuruz değil mi ? derslerin kötüdür ama eınsteın da okuldan atılmıştır zaten gibi. ama sonuç aynıdır. sen o insanların hayatlarına bakıp sadece karşılaştırma yapabilirsin. kıytırık bir mayış için hayatındaki bütün değerlerden vazgeçersin sait faik 19 unda ilk kitabını yazar. eınsteın suyun kaldırma kuvvetini bulur (hemen atlama sazan, galile ydi o biliyoruz)


*
- galile başka gailen yok mu senin ? asacaklar diyorum
+ dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de
- vaay nilüfer he
+ ihihihi


* ilkokulda sınıfın ortasında gaza getirilip şarkı söyleyen bir insandım ben. müzik derslerinde böyle ortaya çıkar küçük ibo gibi çağlardım kara tahtanın önünde. hatta bir keresinde o kadar acıklı söylemiştim ki kızın biri ağlamıştı. bundan sebep ilkokuldaki arkadaşlarımla karşılaşıp bu olaydan bahsedecekler diye ölesiye korkarım.


* televizyonda öpüşen bir çift gördüğünde kafasını çevirip ara ara tekrar bakan ihtiyar sempatikliğin vücut bulmuş halisin. belki de sahne bitti mi diye bakıyorsun ama yine de o halinle bile sempatiksin.


* insanı zor durumda bırakanlardan birisi de diyelim ki bir tanıdığınla karşılaştın adam senin ismini şap diye söyledi " vay tonguç naber " dedi. (bu arada tonguç diye isim mi olur ya. çekiç markası gibi. neyse ) sen de adamın adını hatırlayamadın ama önemli değil " iyi hacı sen nasılsın görüşmeyeli " dedin. buraya kadar her şey güzel ama bir de yanında bu adamın tanımadığı ve tanıştırmak zorunda kaldığın bir adam varsa işte o çok kötü oluyor. adamın adını hatırlayamıyorsun ki yanındakiyle tanıştırasın. karşındaki de bekliyor hatta merhaba deyip elini sıkıyor yanındakinin ama mal gibi kalıyorsun. gerçekten çok kötü.



* sinemada film izlemek güzeldir fakat şu da bir gerçek filmi hangi sinemada izlediğin de önemli. gönül yarasını ilk gaziosmanpaşa daki bir sinema salonunda izledim meltem cumbul'un şener şen'le türkü bar da kürtçe türkü dinlerken şarkının sırf melodisinden hüzünlenip ağladığı sahnede sinema seyircisi kahkaha atmıştı aynı sahneyi taksim'deki bir sinema salonunda izlediğimde kikirdemeyi geçtim salonun yarısı ağlıyordu.



* telaffuzu harikulade kelimeler var. leğen çok güzel bir kelime mesela. hem söylemesi güzel hem işlevselliği. sadece çamaşır doldurmazsın. karda kayarsın leğenle, içine girip banyo yaparsın. kum doldurup harç kararsın. iyidir leğen.



* yazarlardan hangisinin arkadaşı olmamak isterdin deseler peyami safa derim. peyami sessiz, her olayın, her tavrın altındaki gerçek nedeni bilen bi tip olurdu kesin. ne zaman bi fırlamalık, çakallık yapsan bağırıp çağırmaz en olmadık anında ve yalnızken söyler hatanı. gergin olursun onun yanında. böyle gözlüklerinin altından "biliyorum aklından geçeni" diye bakar aklını alır adamın ama bak mesela bukowski öyle mi değil ? al bukowski'ye bi kutu bira, çön yanına anlatsın sana hayatın gailesini. çakallık mı yaptın, sattın mı gereksiz bir şey için " s...ir et " der bakar dalgasına. şaka bi yana umut sarıkaya bukowski'ye içki içmemesini tavsiye eden dindar tiplemesini ne zaman çizecek acaba.


* ev dekorasyonuyla alakalı gizli bir örgüt var gibiydi önceden. evlerdeki bütün eşyalar birbirine benzerdi. misal vitrin vazgeçilmez bir fenomendi. alt kapaklı bölümlerinde pijamalar, kazaklar, orlonlar... annenin seçimine göre tabak, çanak, ders kitaplarının, defterlerin konduğu ayrı bir bölüm. camekan kısmında annenin çeyizinden miras dudak değmemiş bardaklar, evdeki çocukların sünnet resimleri ve illa ki ana britanica ya da meydan larus serisi. ve bunlar arasındaki gizli korelasyon. meydan larus bulunan evde temel britanica serisinin bulunmaması. muhafazakarların evindeki türkiye gazetesi rehber ansiklopedisi serisi. duvarda asılı göl kenarında ağaçlar arasındaki tahta kulübeli yağlı boya tablo..


devamını gör...
|
ben aşkından öldüğüm kadınların yüzlerini bile unutmuşken, sesini hatırlamaya çalışıyorsun aşklaşmalarının... anlamıyorsun değil mi ?
devamını gör...
yuvarlaklar çizmek istiyorum hızlıca , çizerken tükenmez kalemin kokusunu almak istiyorum.
devamını gör...
|
ben hep zahiri..
sorma kaç kişiyim ..
sorma kim gelirse gelsin aynı sonla gelir ..
son halin elimden düşen bi sakura kadar katil ..
kes!
boşver içinden çıkamam belki..
devamını gör...
|
üzülmeyi yenmenin yolu üzüntüyü kabullenmektir diyor içimden bir ses. kabullenmek ise alışmakla olur. alışmak için zaman geçmesi gerekir. geçen zaman ömründen gider..yani üzülmek yaşlandırır mı insanı..çok yaşlı hissediyorum kendimi..
devamını gör...
|

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar