Geçen Haftanın Favorilenenleri

gay olma nedenleri

kendi cinsine ilgi duyan insanların beyinsel işleyişlerinin farklı olması, eşcinselliğin kabul edilebilir olduğunu göstermez. aynı şekilde ağır suç işlemiş pek çok suçlunun da beyinsel yapılarının farklı olduğu ispatlandı tarihte. fakat bunu suçluları aklama mekanizması olarak kullanmıyoruz.

yukarıda da bahsedildiği gibi, evrimsel açıdan bakıldığında bile hayatta kalmaya ve nesli devam ettirmeye faydası olmayan tür davranışları en hafif tabiriyle "anlamsız"* olarak nitelenebilir. bu durumda benimsenen, iki kişinin rızasının olması ve üçüncü kişilere zarar gelmemesi gibi argümanları da pek destekli bulmuyorum şahsen. acı çekmekten zevk alan bir mazoşist ve sadist arasindaki ilişkiyi de makul bulalım o zaman. ya da doğada türler arası ilişki var diye zoofiliyi de savunalım.

tüm tanımları okurken şunu anladım şahsım adına. ahlaki olarak eşcinselliğin uygun olup olmadığını bilim yoluyla ispatlayamazsınız. bilimin bulgularını kullanarak savınıza destek bulursunuz sadece. ama zaten bir müslüman olarak ben eşcinselliğin haram ve kabul edilemez olduğunu biliyorum. kaynak olarak da Allah'tan gelen vahyi gösteriyorum. bilim bunu bir delil olarak kabul etmeyebilir, ama eşcinselliğin ahlaki olduğunu hiçbir zaman ispatlayamayacağı için sorun yok sanırım.
devamını gör...

baklavanın abartıldığı kadar güzel bir tatlı olmaması

yav kardeşim tamam baklava çok abartılan bir tatlı. hadi sizin dediğiniz gibi olsun. var mı baklavaya alternatif bir tatlınız? bana künefe demeyin. onda liderlik vasfı yok bir kere! şekerpare mi geçecek baklavanın yerine? şekerparenin de iktidarda olduğu zamanları gördük. ne yaptı bu millete şekerpare? şimdi kadayıf da demeyin kadayıf adam olsaydı tel tel olmazdı. yalancı tavuk göğsü adı üstünde yalancı!

yani şu türk tatlıları içerisinde baklavayı tahtından indirecek bir tatlı malesef yok. olsa da keşke gitsek oyumuzu o tatlıya versek ama yok işte. baklavayı tahtından indirmeye çalışanlar, çok net söylüyorum zamanında atalarını denize döktüklerimizdir. lütfen oyuna gelmeyin. baklavamızı kıskanıyorlar.*
devamını gör...

2018 lgbt onur yürüyüşü

her gün köpeklere kerkinilen, tecavüzün ata sporu sayıldığı ülkede kültür, sosyal yapı tırı vırı denilerek tepki gösterilen yürüyüş. asıl riyakar ve yavşakça tutum bu, mabadındaki pisliği görmeden, başkalarına temiz olmayı tembihlemek.

edit : ulan akıl fitil değil ki zorla sokasın. gelip burada en ahlaklı benim şovunu yapmak kolay. aheyyy, yurtlarda çocuklara taciz edilirken bi kereden bi şey olmaz diyen adamların riyakarlığı beni öldüreyyiii.
devamını gör...

hayvanlara eziyet eden insanla yaşamak mecburiyeti

değerli dostlar , sapanca'da zulmedilen masum köpeğe dair baya güzel şeyler yazmışlar ama bu konu biraz daha genel geliyor bana.

insanın yaşam hakkı olarak lafım yok kimseye , asalım demiyorum lakin bu kanı ve sütü bozuklarla yaşamaya mecbur kalmak beni korkutuyor ve bizim de bir seçim hakkımız olmalı diye düşünüyorum. evladımız, eşleriniz , annelerimiz , sevdiklerimiz bu canilerle aynı minibüste aynı sokakta. arkadaşlar bu insanlara normal insan gözüyle baktığımız için sıkıntı var, kaç aylık hayvana değil eziyet etmesi yaşama hakkını alıyor. bakın 4 ayaktan bahsediyorum. 3 saniye o hayvanın bağırma sesini aklınıza getirin.. bir , iki , üç durmadı bu kişi ve benzerleri inlemesine , göz yaşı dökmesine yalvarmasına rağmen durmadı. bulursa fırsat bizlere neler yapacaklar , saykopat ve psikopatın iyi hali olur mu ? hakim bırakınca bunları insanlar devletine ve adaletine nasıl güvenecek?

sonra insanlar kendi adaletlerini aradıklarında kızıyoruz size mi kaldı diye ! başımıza gelince mi empati kuracağız. hayvan hakkı gözümde insandan daha fazladır kimse kusura bakmasın. ha yetim , ha köpek, ha kedi hepsi aynı masumlukta. eğer seçilecek başkan bu konuya el atmaz ise hakkımı helal etmiyorum.
devamını gör...

babalar günü

35 yaşındayım ve baba olmadım. olsaydım muhtemelen şahane bi baba olabilirdim. çünkü bu 35 senede nasıl baba olunmaması gerektiğini kendi babamdan öğrendim.

çocuklarının, varlığıyla mutlu olduğu tüm babaların günü kutlu olsun. gerisinin canı cehenneme.
devamını gör...

noktalama işaretleri

edebiyat, narindir. yersiz noktalardan, hadsiz virgüllerden incinir. şaşırdığında onu karşılamayan ünleme kırılır kalbi. sorusunda, selam vermeyen soru işaretine ne demeli peki? cevabını hazırlayıp sunmak isterken nasıl da gönül koyuyor ona, bilemezsiniz. tam iki noktayla üst üste tırmanıp açıklama yapacakken, muzip bir virgül geçiyor alttaki noktanın sırasını alıyor. benimle devam et açıkla diyor ona. hepsinin yeri ayrıdır onda, tırnak işareti ile "buna dikkat et" der sevdiğine. fazla kelam etmek istemediği zaman, parantez kucak açıverir ona; (benimle dök içini) der. ah bir de üç noktası vardır edebiyatın, onun yeri bambaşkadır. ben söyledim ama var sen düşün halimi, bu konu çok derin bildiğin gibi değil der ve başını üç noktanın dizine yaslar. işte o zaman aralarında ne konuşurlar bilemeyiz. bu yüzdendir, okuyucuların üç noktada uzun uzun düşünmeleri...
devamını gör...

bayram sabahı

bayram namazına camiye gitmiş, o birleştirici, bütünleştirici kardeşlik hutbesini dinlemiş, dokuz tekbir iki rekat bayram namazını kılmış, sonra da musafaha kuyruğuna katılıp sokakları dolanmış biri olarak söyleyebilirim ki bayram sabahı çok güzel bir sabah. tam namazın bittiği saatlerde de güneş kendini gösterip içimizi sıcacık yaptı ya, Allah'ımıza hamd ü senalar olsun. artık gelsin şekerler, baklavalar, kadayıflar, sarmalar... gelsin muhabbetler, tokalaşmalar, sevgiyle sarılmalar, kucaklaşmalar.
yalnız şu notu da eklemeliyim ki, kainattaki düzenin işleyişinin içimizdeki aksine kulak kabartıp dinlediğimizde anlıyoruz ki ayın evreleri değiştikçe bizde de bir şeyler değişiyor. yani dün ramazan orucu tutulan gün ile bugün bir değil. bünye değişiyor. dün hafiflikten bir tüy gibi olan beden ve ruh bugün yeni bir aya girerken daha ağır, daha doygun olabiliyor. ben bunu yıllardır tecrübe ediyorum. ramazan bayram sabahı daha değişik bir kafayla kalkıyorum. vakitleri yaratan, günleri geceleri mübarek kılan rabbimize hamd ü senalar olsun. hadi madem, bayramınız mübarek olsun.
devamını gör...

suriyelilere git savaş diyenlerin tsk'ya katılmama sebepleri

itidal ve efendilik beri dursun lütfen. mide bulandırıcı derecede ırkçı söylemleriniz hoşgörü falan hak etmiyor. öyle ucuz milliyetçilikle de vatansever falan olunmuyor. baya baya kokan ağzınızdan salyalar fışkırtırten mehmetçik sınırdışı operasyon yapıyor. ne duruyorsunuz? en yakın askerlik şubesine gidip orduya katılın ve milli mücadeleye destek olun. korkuyor musun? benim işim değil mi diyorsun? o zaman çeneni kapatacaksın! diyeceksin ki evimde rahat rahat otururken elimde telefon önümde bilgisayar klavye mücahidliği yapabiliyorum. benim kapasitem bu. ben kişilikten yoksun bir insanım diyeceksin. laf kalabası yapar kafama göre insanları aşağılarım diyeceksin. insanı insan olarak değerlendiremiyorsan, sürekli bir genellemeye sokup etnik kökenine göre muamele ediyorsan senden ala alçak yoktur bu memlekette. senin ve senin gibi ucuz karakterli insanların bu ümmete ve bu millete hiçbir faydası dokunmadı, dokunmayacak. bu ülkenin yüz karası, utanç vesilesisiniz. vallahi sizden öyle utanıyorum ki kendi milletimden soğuyorum. Allah sizi tüm ırkçılarla beraber haşretsin, bu söylemlerinizin hesabını ahirette sorsun inşallah.
devamını gör...

hayvanlara eziyet eden insanla yaşamak mecburiyeti

olaya sadece duygusal ve intikam refleksi ile yaklaştığımız sürece devam edecek mecburiyettir. tabiki insanız ve en insani refleksi gösteriyoruz ancak öncelikle sormamız gereken soru bu insanlar neden bunu yapıyor?

batıda bu konuda bir sürü araştırma yapılmış ve seri katillerin psikopatların genellikle taciz ve şiddet geçmişi olduğu görülmüş. beyinde duygulardan sorumlu amigdala diye bir bölüm var. seri katillerde bu bölümün genellikle küçük olduğu görülmüş. bu bölüm küçük olunca kişinin hem empati yeteneği zayıf hem de yaptıklarından pişman olma, vicdani olarak rahatsız olma durumu diğer insanlara göre daha az gerçekleşiyormuş.

buradan çıkan sonuç bu korkunç olayların önüne geçmek için sağlıklı bireyler yetiştirmek ilk şart. ben yetkili biri değilim ne yapabilrim dememek lazım. ilk olarak kendi kapımızın önünü süpürebiliriz. çocuklarımızı şiddetten uzak yetiştirmek ve elimizden geldiği kadar aile birliğini korumak bunun için ilk adım olabilir.

bakın size bir örnek anlatayım. bir akrabamız vardı aile yapısı çok bozuktu. baba alkolikti. aile içinde şiddetli tartışmalar hakaret küfür dayak evin gündelik rutini haline gelmişti. bu evin en küçük çocuğunun davranışları çok dikkatimi çekmeye başlamıştı. akşama kadar elinde sapan sağda solda serçe öldürüyordu. sonra istanbul a taşındılar. uzun süre göremedim. bir gün yolum istanbul a düştü bunlarda bir süre kaldım.

bu serçe öldürdüğünü söylediğim çocuk bir gün küçücük yavru köpekleri durduk yere acımasızca tekmelemeye başladı. o zaman daha 9 yaşında falan. bu yaptığına karşılık yaşıtı olan arkadaşları neden vuruyorsun yazık değil mi deyip durdular ama onun umrunda değildi. yani bu daha çocuk ondan öyle yapıyor desen değil.

neyse bu çocuk 11 yaşındayken otobüsün altında ezilerek hayatını kaybetti. ne olursa olsun sonuçta üzüldük baya ama taaa o zaman aklıma takılmıştı. belkide bu çocuk sorunluydu hayata devam etse çok daha vahim şeyler yapacaktı belki de ölümü kendisi için hayırlı olmuştu.

sonuç olarak cezalar tabiki olmalı. şu an yetersiz olduğu da açık bir gerçek. ancak devlet aile içi şiddet ve cinsel taciz üzerine çalışırsa bu olaylar daha olmadan önüne geçilebilir. olay olduktan sonra örneğin sapanca'daki olayda suçluyu bulup cezalandırsan bile ölen öldüğü ile kalıyor.
devamını gör...

üniversite öğrencilerine tavsiyeler

adını vermek istemediğim güzide bir üniversitemizde öğretim görevlisi, ufak tefek, saçlarına kır erken inmiş, ince, kibar, uygar, "dünya tatlısı" bir abimiz var.

değme yazara çizere taş çıkartır, on parmağında on marifet, bir koltukta iki değil üç değil yedi-sekiz karpuz, hem ekonomi bilimiyle, hem işletmecilikle, hem danışmanlıkla, hem güncel politikadan , kültür, sanat sorunlarından bin bir lokantanın ve yemeğin tecrübelerine kadar aklınıza geldik gelmedik her işle uğraşır ve hepsinin de elhak altından kalkar.

böyle insanlarla sohbet etmek size sandığınızdan bile daha fazla bilgi kazandırır.

geçenlerde bir yemek sonrası, iki kadeh yuvarlamaya ikna ettim kendisini, tabi laf lafı açtı ve zamanında, birleşik devletler'de katıldığı bir üniversite açılış törenini ibretle anlattı bana.

o rektör çıkmış demiş ki; "buraya sadece teori öğrenmeye, "kitabi" bilgi edinmeye gelmediniz. liberal düşünmeyi, çağdaş yaşamı geliştirmeyi öğrenin."

sonra da bir konuk profesör gelmiş kürsüye, o da demiş ki gençlere; "farklı kişiliklerinizi koruyun ve geliştirin. dünyayı ileri götürecek olanlar, birbirinden farklı kişilerdir. birbirinin kopyası insanlardan bu topluma fayda gelmez. eğitim sisteminin amacı, insanları tornadan geçirip, sivri yanlarını tıraşlayıp, bir örnek bir sürü insanın eline diploma denilen kağıtlardan tutuşturmak değildir!"

tabi ben bunları ilgiyle dinlerken, ardından, bir de bizdeki üniversite açılış törenlerinden örnekler verdi kendisi.

hani o, kimilerine öğrencilerin katılmalarına bile izin verilmeyen açılış törenleri!

önce ille de bakan hazretleri konuşacak. muhalif ise, atatürk ilkelerinden söz edecek. faşistse, bir türk tüm dünyaya bedeldir; türk, öğün, çalış, güven falan filan, hükümet yandaşıysa da 15 temmuz ve fetö terör örgütünden bahsedecektir. ardından, meclisin, okuldan atılanlar için yeni bir "af kanunu" çıkaracağını müjdeler.

arkasından rektör çıkıp bir konuşma yapar ve parasızlıktan yakınır. öğrencilere yeni bir "ek sınav hakkı" tanınacağını bildirir; idare mahkemesi'nin kararıyla, son sınıf öğrencisi çakmış olsa bile diploma alacaktır!

gençlerin derslerin dışında hiçbir şey düşünmemeleri gerekmektedir. politika haşa! erkeklere karı-kız, kızlara oğlan, haşa sümme haşa!

öğrencilere de, açılış töreninde öğrenci temsilcisinin konuşturulmamasını protesto amacıyla yemek boykotu düzenlerler.

sohbet sırasında "abimiz" diyor ki; "amerika'da ben hiçbir üniversitede, gençlere, aman lincoln ilkelerinden, washington yolundan ayrılmayın diye öğüt verildiğini duymadım!"

neyse, siz yerli rektöre kulak asmayın çocuklar.

yukarıda yazdıklarımı kafanızda muhakeme edip, aberystwyth abinizi (yada amcanızı) dinleyin...

herkesten farklı olun! "orjinal" olun yani. tornaya girmeyin.

ders dışında her şeyle ilgilenin. kültüre, sanata, spora ağırlık verin. ben sözgelimi, ikinci sınıfta bilmem ne dersinden kaç not aldığımı hatırlamıyorum, o derste anlatılanlar da pek aklımda değil ama "ders dışı okumalarım" sayesinde bugün ekmek yiyorum. o zamanlar doğru dürüst spor yapmış olsaydım da, bugün kendimi sigaralardan ve alkolden uzak tutmuş olurdum herhalde.

oğlanlar kızlarla, kızlar da oğlanlarla gezsinler. sinemaya, tiyatroya, dans etmeye gitsinler. ayıp da değildir günah da. iki kadeh bir şeyler yuvarlarken masada her türlü konuyu dile getirip tartışıp çözebilsinler. zaten bunu yapıyorsunuz da ben neden yazıyorum? goygoyu her zaman yaparsınız, karşı cinsi tanıyın önce. tanıyın ki, ileride, yıkılmış evliliklerin enkazı altında, bir elinizde bavulunuz, öbür elinizde ufacık bebeğiniz ile kalakalmayın...

düşünün. tartışın. kendinize özgü prensipleriniz, kendi fikirleriniz olsun.

kendinizin olsun fikirleriniz, onları ne rektörünüzün ne dekanınızın, ne hocanızın oluşturmasına izin vermeyin. dinleyin söylediklerini, öğrenin, "hisse kapın" ama kendi düşüncelerinizi kendiniz oluşturun.

gazete okumakla yetinmeyin. kitap okuyun. çok çeşitli kitap okuyun hem de... paranız çıkışmıyorsa ödünç alıp okuyun. beş kişi bir kitabı alıp sırayla okuyun. ne halt ederseniz edin, bir şekilde okuyun!

ve en önemlisi; karşıt görüşteki insanlara küfretmek yerine onların düşüncelerini öğrenip anlamaya çalışın.

sol görüşteyseniz, mutlaka hitler'in "kavgam"'ına da göz atın, sağ görüşteyseniz marx'ın "kapital"'ini karıştırın mesela. Allah'a inanmıyorsanız oturup tevrat'ı, incil'i, kuran'ı anlamayı deneyin.

hiç kimsenin sizi kendi görüşü doğrultusunda "doldurmasına" izin vermeyin, her görüşün her yanını inceleyin, tartın, sonra kendi kararınızı verin.

ve, düşüncelerinizden korkmayın. onlar sizindirler ve değerlidirler.

onları savunmaktan da korkmayın.

muhtaç oldunuz kudret, "damarlarınızdaki asil kanda" olduğu kadar, düşüncelerinizdedir. "düşünce" diyorum bakın buraya dikkat! papağan çığlığı, ahmak hezeyanı ya da hazırlop slogan değil...
devamını gör...

bilim yeterince ilerlediğinde dinlerin ortadan kalkacak olması

son zamanlarda görmeye alıştığımız bir temenni. insanı üzüyor çünkü "acaba bizim yetersizliğimizden dolayı mı küfre düşüyorlar?" diye kendimizi sorgulamamıza sebep oluyor.

bilim; insanların tecrübeleriyle veya teorileriyle yaşantılarını kolaylaştıracak, geliştirecek hatta yerine göre yön verecek çalışmalara denir. onun için bilim; pratikte uygulanabilecek eylemlerle ilgilenir, metafizik kavramlarla ilgilenmez. bazı arkadaşlar bu yaklaşımı yanlış anlayarak "bilim metafizik kavramları ve dogmatik tüm inanışları reddeder" olarak algılıyor ki peşi sıra gelecek hatalar bütününe işte bu yanlış anlama vesile oluyor.

din; insanların tek yaratıcıya karşı sorumluluklarından toplumsal yaşamda diğer insanlara karşı tutumunu, kendisine emanet edilen vücudu kullanışından diğer canlılara karşı yaklaşımına kadar yön veren inançlara denir. dinler doğruyu gösterir lakin zorba değildir. iradesi bulunan insanı davranışları konusunda serbest bırakırken kurallarla hayatı şekillendirir.

kavram tanımında bahsettiğim sorumlulukların bir karşılığı vardır. ahiret inancı dediğimiz öldükten sonra dirilme mevzusu, yaratıcının adaletini tecelli ettireceği son duraktır. bu dünyada yapılan tüm iyiliklerin -görevler ve öğütler bütünü- ödüllendirileceği gibi kötülüklerin de -yasaklar ve tavsiye edilmeyenler- cezası olacaktır. keza her olumlu davranışta insanı kuşatan huzur hissi cenneti hatırlatırken her hatada oluşan vicdani rahatsızlık hissi cehennemi anımsatır. çok iyi biliyorum ki inanmadığını söyleyen arkadaşlar bile istemedikleri bir davranışla karşılaştıklarında veya bir haksızlığa uğradıklarında içlerinden ilahi adaletin var olmasını umuyorlardır.

inanmama konusunda iki tercih vardır. birincisi; ahireti inkar ederek kişinin kendi değerleriyle yaşamaya karar vermesidir. bu insanlar için uygulamamız gereken yaklaşım, hak'kı doğru bir biçimde anlatıp islam'a davet etmektir. ikincisi ise; ahireti inkar ederken inananları horgören, dini kurallarına göre yaşayan insanları kendisine düşan edinmiş anlayıştır. bu tarz bir anlayışı ilke edinmiş kişilerin derdi, nefsinden dolayı yaşamamayı seçtiği yaşam biçimini kimsenin yaşamasını istememesidir. çünkü kendisi gibi insanları gördükçe vicdan azabı azalacak, iç huzursuzluğunu ve düştüğü arafı bastırabilecektir. bu insanlara karşı ise tutumumuz sabır göstermek lakin çizgiyi aştığında ise hadlerinini bildirmek olmalıdır.

sözün özü, varoluş teorilerini bilimin çatısına sokarak din anlayışlarında bilime yer yokmuş gibi davranan ve öyleymiş gibi lanse ettirmeye çalışan şeytan dostları iyi bilmelidir ki; din (islam) ahlaki düzeniyle bireysel ve toplumsal olarak en mükemmel sistemi sunar ve ilmi emrederek bilimi de kapsar. onun için içi boş argümanlarla Allah'a düşmanlık etmenin hiçbir faydasını görmeyeceklerdir. umulur ki rab'lerine iman ve itaat ederek kurtuluşa ererler.
devamını gör...