Geçen Haftanın Favorilenenleri

sözlükteki değerli yazarların yavaş yavaş gitmesi

bazı sebepleri var.

bunlardan biri sözlükte konuşulmaya değer bir konunun tartışılamaması. mesela geçenlerde bir yazar gelmişti (mahlasını hatırlamıyorum). yazar gelir gelmez içi dolu, ciddi başlıklar açtı ama bırak tartışmayı okunduğuna dair bir işaret bile görmeyince bir daha uğramadı.

ben kalemi kuvvetli bir yazar olsam buraya geldiğimde ilk önce ortama bir bakarım, tanımları okurum ve genel havayı anlamaya çalışırım. ondan sonra burda yazıp yazmayacağıma karar veririm. ama yeni gelen ve ergen muhabbetlerini aşmış bir yazar tanımıma artı verdi ne demek istiyor acaba gibi başlığa o kadar tanım yazılmasını hayretle karşılıyordur kesinlikle.

ve bizim yazarlar ciddi problemli. ekşi yazarlarına saydırırlar ama ekşi yazarları kadar ciddi meselelerde konuşacak iki kelimeleri yoktur. ciddi alınmayacak kadar saçma da olsa adam kafa yoruyor, içi boş bir dava olsa da peşinde koşuyor. geçmişte çok şaşırdığım bir haber vardı. böyle bayram seyran değildi ama köprülerden geçiş o güne mahsus bedavaydı ve bu durum bir hafta öncesinden tüm haber kanallarında duyuruldu. yani sağır sultan bile duydu. ama o gün geldiğinde bir adam yok ben para vereceğim diye görevlilerle tartışmıştı. tartışma gerekçesi ise köprülerin bedeva olduğundan haberi olmaması ve ücret vermeden geçmesi durumunda ceza yiyecek olmasıydı. ulan sağır sultan bile duydu köprülerin bedava olacağını, hiç mi haber izlemez/gazete okumazsın. hah o adam bizim sözlük yazarları işte. ülke yıkılsa kimsenin umrunda değil. sadece gündem değil aga hangi ciddi konuyu ne kadar tartışıyoruz ki burda. ama geçen scar saolsun bir tanımda yazmış ulan ülke yıkılıyor bu nedir diye, harbiden nedir bu. o ekşi'de beğenilmeyen ekşi yazarları kadar umrumuzda değil ülke. ama sorsan lağım çukurundaki adamlar onlar.

tabiki geyik olacak hep ciddi olunmaz. ama sürekli geyik, sol frame'de elle tutacak bir mevzu olmaması bazen insanı gerçekten soğutuyor.

bir mod olarak bunu söylemem pek doğru değil ama söyleyeceğim. bizim yazarlarım gerçekten nankör. iyi ki diyorum bu sözlükte bugüne kadar ciddi bir reklam geliri elde edilmedi. eğer derviche moderne, bir ssg veya kanzuk gibi sözlükten gelir elde etseydi bizim yazarlardan bazıları evler derviche'in evini basarlardı. sevsek de sevmesek de bu adam bir cebinden harcayıp bir platform vermiş bize. beğenmezsen çeker gidersin ama o güne kadar hahah hihihi yazan yazar incir çekirdeğini doldurmayacak bir durumdan dolayı kıyameti koparıyor. başlık açıp saydıran mı ararsın, tanımlarla saldıran mı ararsın, tanım silip gitmeye çalışan mı ararsın. hele tanım silmeye çalışanlar gerçekten komik. hakkını da ara ama bunun daha dinlenir, ciddi alınabilir yolları var. bu adam yaptığı fedakarlık ile kahrı çekilecek kadar hatırı haketti ama bizim bazı yazarların umrunda değil. ulan çekip gitmek nedir. tamam işin gücün, özel hayatından dolayı olabilir ama şuna kızdım gidiyorum nedir. daha bizim yazarlar bu kadar vefasızken değerli adamlar niye dursun.

son olarak çok dikkatimi çeken bir nokta daha var. hoşlanılan kız ile tanım kasan yazarın birden bire ciddileşmesi olayı. günlük olarak geyik tanım girişini yaparken biri geliyor ve özellikle dini konularda konuşulmayan bir şey söylediğinde, tartışmaya açık bir mevzuyu gündeme getirdiğinde, kısaca farklı bir şey söylediğinde o hoşlanılan kız uzmanı yazar birden bire alim kesiliyor başımıza. ulan o kadar ciddi meseleler geçiyor sol frameden umrunda olmuyor ama mevzu din olunca damarına basılmış gibi yazmaya başlıyor. ha din önemli o konu başka diyen olabilir ama o savunulan din de bu kadar boş iş ile ilgilenmeye izin vermiyor.

bak bu kadar uzun tanımı ne zamandır yazmamıştım. benim gibi kıçı kırık yazara zor geliyor nasıl olsa okunmaz diye düşündüğüm için, okumaya değer yazar napsın lan burda.
|

11 eylül 2001 dünya ticaret merkezi saldırısı

11 eylül yalanı, hakkındaki teoriler filan artık kabak tadı vermiş olsa da;

herkes bunu dünya ticaret merkezine ait kuleleri konuşurken aynı tarihte 3. uçakla pentagon'a yapılan saldırıyı nedense kimse konuşmuyor. sanki bilinçli olarak işin pentagon boyutunun üzeri örtülmeye çalışılıyor gibi. çünkü dünya ticaret merkezi kulelerine yapılan saldırı da somut deliller var. gerçekten oraya kamikaze dalışı yapan uçaklar mevcut. her ne kadar kurgunun parçası da olsa bu çarpışmalar kurgunun bir parçası olarak gerçekleşti yine de. ancak işin pentagon boyutu hep flu.

zira pentagon'a yapılan saldırı(yapıldığı söylenen saldırı) neticesinde olaydan hemen sonra çekilen görüntülerin hiçbirinde uçak enkazına dair tek bir delil dahi yok. basına servis edilen nasıl olsa güvenlik kamerası görüntüsü diye, hollywood efektçilerine de muhtemelen çok zahmet vermemiş olan bir iki görüntü, basına röportaj veren bir iki yalancı şahit o kadar. fbi resmi raporunda da patlamanın şiddetiyle açığa çıkan alev bulutunun enkazın büyük bölümünü erittiği belirtilmiş. yersen...

kaza raporu modellemesi:


kazadan hemen sonra uçağın çarptığı bölüm:

ölüm

"ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça anın." buyuruyor Allah'ın rasulü.

bi baktım da sözlükteki yazar arkadaşımızın acısı tanımasak bile yüreğimize işliyor. çünkü bize aslında en yakın olan ama aklımıza getirmediğimiz ölüm söz konusu olunca insan bambaşka bir ruh haline bürünüyor.

insan konuşamıyor, ama o konuşamayışta ne mânâlar gizli; anlatılacak ne çok dert var.

öyle işte dostlarım, öyle...

son olarak: ölümlü olduğumuzu unutmayalım, ve nolur kalp kırmayalım. vallahi gelip geçici olanlardan başka bir şey değiliz!

fındık fiyatlarını protesto eden eylemciye tepki gösteren akp ilçe başkanı

dayının videosunu izlemedim. protestonun konusu daha önemli.

türkiye'deki fındığın üçte birini tek başına ihraç eden, en büyük fındık ihracatçımız oltan gıda'nın 2014 yılında nutella'nın sahibi (italyan) ferrero'ya satılmasından sonra 2014 yılında don olayları fındık fiyatlarının kilosunun 15 tl'ye artmasına neden olunca ferrero istediği randımanı elde edememişti.

tabi yerli üretici, oltan'ın ferrero'ya satılması dolayısıyla fındık piyasasının tekelleşmesine karşıydı.
ferrero, türkiye'deki fındığın %75'ini tek başına satın alıyordu.
üretici malını oltan'a oltan'da ferrero'ya sattığı için fiyatlarda belirleyici taraf rekolteye bağlı olarak çalışan oltan'dı.

ferrero, oltan'ı satın aldıktan sonra piyasayı istediği gibi manipüle etmeye başladı. fındığını kilosu 15 tl'den satmak isteyen yerli üreticiye karşı fiyatları kırmak için daha da düşecek algısı oluşturarak yabancı alıcıların piyasaya girmesini engelledi. üretici sıkışınca da fiyatları düşürmek zorunda kaldı. üretici kilosu 10 tl'ye fındığını satmak zorunda kaldı. (10 tl gündemde dolaşım fiyatı. ferrero'nun bu sene fındığın kilosunu 8 tl'ye aldığını duymuştum.)

ferrero'nun nihai amacının küçük fındık üreticisini tamamen yok edip, kendi bünyesine bağımlı büyük fındık üretici işletmeleri oluşturmak olduğu söyleniyor. diğer tabirle küçük fındık üreticilerini de kendisine bağımlı büyük işletmelere çalışan işçiler haline getirecekler.
|

17 eylül 2017 alanyaspor fenerbahçe maçı

2017/2018 ilhan cavcav sezonu 5. hafta müsabakası.

stat: bahçeşehir okulları stadyumu
başlama saati: 20:00
maçın hakemi: mete kalkavan
yayıncı kuruluş: bein sports

fenerbahçe: ilk 4 haftada yalnızca 1 galibiyet alabilen çubuklularda sakin bir panik hali var. kadroya katılan 10 futbolcuya rağmen istenileni veremeyen takımın bahanesi ise transferlerin geç bitmesi.

son iki kadıköy müsabakasının ardından yükselen "yönetim istifa" seslerini bastırmak için kulüpten yapılan açıklama ise oldukça komik.

cehennem donana kadar aykut kocaman!

futbol adına ortaya konulan bir şey olmadığı için taktiksel analize ihtiyaç duymuyorum.

alanyaspor: sezona kötü bir başlangıç yapan akdeniz ekibinde konya deplasmanında alınan 3 puanın ardından moraller yerine gelse de kanaryalardan sonra trabzon deplasmanına gidecek olmaları fikstür kazığı çakıyor. safet susic'in öğrencileri kendilerini gerekli şekilde motive etmezse 6. hafta sonunda kendilerini ligin dibine demir atmış halde bulabilirler.

geçen sezonu 23 golle gol kralı olarak bitiren vagner love 4 maçta 2 kez fileleri havalandırmayı başardı. m'billa ve emre akbaba'nın desteğiyle hatrı sayılır bir hücum hattına sahip alanya, aksayan fenerbahçe savunmasını sürekli rahatsız edecektir.

iyi oynayan kazansın!

sözlük yazarlarının karalama defteri

hiçbir zaman hiç kimsenin 'en'i olamadım sözlük. bunu fark ettiğimden beri en iyi arkadaşım benim, canım kendim. hatta 'en' olmayı geçtim neredeyse sürekli arkadaşlıklarını ayakta tutmak için çabalayan taraf da ben oldum.


sahi birilerinin en sevdiği olmak, en iyi arkadaşı olmak, en yakın arkadaşı olmak nasıl bir şey sözlük?

bir ay içinde tanışıp söz nişan düğün yapmak

*gencken...okumus, kulturlu,yemek yapan, zeki, guzel, aktivist vs vs vs vs vs vs

*orta yasa dogru...oturmasini kalkmasini bilen, yemek yapan, guzel, evi cekip cevirecek vs vs vs vs vs

*orta yaslarda....yemek yapan, sorumluluk sahibi vs vs

*orta yaslarin sonuna dogru.... karsi cins olsun
|

ptt filateli

ptt nin bastırdığı pullara, kartlara ulaşımı sağlayan, alışveriş yapıp ayağınıza kadar siparişlerinizi getirmenizi sağlayan resmi site. ptt nin her ürününü bulmak biraz zordur hatta site de bu konuda aşırı yardımcı olmaz ama hiç yoktan iyidir. özellikle porföy e üyelik yaptırıp yeni çıkan pul setlerinden almak koleksiyonerlerin işlerini kolaylaştırır.

web sitesi
|

dostoyevski

--- alıntı ---

raskolnikov uzaklaşırken düşünüyordu, 'nerede okumuştum?' ölüm cezasında çarptırılmış biri sehpaya çıkmadan bir saat önce şöyle söylüyor yada düşünüyordu;
'yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde ancak iki ayağımı koyabileceğim bir yerde yaşayacak olsaydım, dört bir yanım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsaydı, fırtınalar zifri karanlık olsaydı,kimsecikler olmasaydı yanımda o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamak isterdim!yaşayabilsem, yalnızca yaşayabilsem. nasıl olursa olsun yaşasam!
ne yaman bir gerçek, tanrım ne ne yüce bir gerçek bu! ne alçak bir yaratık şu insanoğlu !

--- alıntı ---

irade zayıflığı mı dediniz? boşversenize, bundan daha büyük bir gerçek mi var?
rahmetli babam ne okul okumuş, ne de dostoyevski okumuş biriydi. okuma yazma biliyordu o kadar. hastalığı iyice ilerlemiş, ölümünü beklediği günlerde tam da bu anlamda sözler söylemişti. 15-16 yaşlarındaki bir ergen olarak, her ne şartta olursa olsun babamın yaşamak istemesi onun gözümdeki büyüklüğünü sarsmıştı. 25'li yaşlara gelince babamın tespitinin basit bir tespit olmadığını anlamıştım. daha sonra aynı tespiti dostoyevski'den okuyunca, her ikisine olan hayranlığım bir kat daha artmıştı.