Geçen Haftanın Favorilenenleri

edward de vere

william shakespeare’in döneminde yaşamış, 17. oxford kontu.

bu derebeyinin shakespeare'in kendisi olduğu teorisi bugün akademik çevrelerce gittikçe artan şekilde desteklenen bir inceleme konusudur. shakespeare'in kimliğiyle ilgili spekülatif rivayetlere en uzak ve en ciddi tez de onun gerçekte kont edward de vere olduğu iddiasıdır. bu zatın okuduğu incil'in kenarlarına düştüğü 1028 adet derkenarın dörtte birinden fazlası ve bilhassa her biri 4-5 defa olmak üzere 81 adedi, bugün shakespeare'e ait bildiğimiz eserlerde mükerrer olarak aynen kullanılmış. bu bulgu, bugün shakespeare'in gerçekte kim olduğuna dair belge niteliğinde bir delil olarak karşılanıyor. tartışılagelen bir diğer ihtimal olan "bacon shakespeare teorisi"nde ise yine bu ingiliz soylusuna ait tarihî incil'deki söz konusu notlara atıf sayılabilecek ibare oranı sıfıra yakın.

teze dair sıkı iddialar içeren bir diğer argüman ise, shakespeare'in eserlerindeki bazı kahramanların başından geçen olayları, bizzat bu kişinin de yaşamış olması. biyografisi “elimizde shakespeare’in bir hayat hikayesi olsaydı kesinlikle bu olurdu” dedirtecek kadar benzer sayılan anekdotlar içeriyor. aksi halde, modern ingilizcenin babası sayılan ve edebî eserleri filozof bacon'ın fikirlerine yakıştırılan bu usta şairin, tek oğlu hamlet'in ölümüyle ortadan kaybolmuş ve yıllar sonra londra'ya dönerek ilk oyunu "hamlet"i sahnelemiş basit bir laf cambazı olduğuna dair abes efsaneye inanmak gerekecek. fakat eserlerin, "william shakespeare" isimli o yoksul oyuncunun ismini müstear olarak kiralayan, her bakımdan iyi yetişmiş bu asilzade beye ait olduğuna dair iddialar çok daha destekli görünüyor.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

size "öyle çok da şey değilmiş ya sen de" dedirtebilecek ama benim bir türlü aklımdan çıkmayan bir rezil olma durumum var.. niye böyle onu da bilmiyorum..

şöyle anlatayım. üni kazanıldı, başka şehre gidilecek falan.. yurt seçerken kurda kuşa yem olmasın çocuk deyip babam da benimle gelmişti. üniye kayıttan sonra bikaç yurt baktık ettik açık standlardan, sonra agd'nin yurdunu seçip gittik. peder eski mgv'li olunca. hoş beş derken yurt müdürü yurdu gezdirmeden önce odasında yurdun özelliklerini anlatmaya başladı. ama nasıl sallıyor, sanırsın beş yıldızlı otelde kalıcam. izinleri olmadığından 1.5 ay sonra mühürledilerdi yurdu ama konumuz o değil. adamın nası salladığını anlayın diye yani.
neyse..
müdür masasında, biz babamla karşılıklı oturuyoruz. lafın arasında bölüm neydi, oo çok iyi bölüm cart curt gazladı müdür bi beni. sonra odalarımız 2,4,6 ve 8 kişilik siz hangisini düşünürsünüz dedi? babam bana baktı. ben de:

-tabi ki iki kişilik odayı tavsiye ederim baba, dedim. nası tavsiye lafı çıktı ağzımdan bilmiyorum.. sanki ben babamı yurda yazdırmaya gitmişim..babam afalladı 1-2 saniye. müdür o arada benden babama çevirdi kafayı, kim kimi yazdırıyor acaba, noluyo lan oldu adam da. neyse babam ilk şoku atıp "gerizekalı oğlum" kısmını içinden söylemek üzere "2 kişilik odayı tercih edersin di mi" dedi. müdürde müstehzi bir tebessüm.. ben de "öhöm tercih ederim demek istedim afedersiniz" vs

ulan yıllardır bunu unutamıyorum.. babamın o bi iki saniyelik mala bağlayışı, sonra üstüne basa basa "tercih edersin di mi gerizekalı oğlum benim" iması.. düşündükçe hala utanıyorum yani sözlük..
devamını gör...
|

kral faysal suikasti

suudi arabistan'ın 1964 yılında tahta oturan islam birliği düşüncesine sahip ve islam konferansı örgütünün kurulmasını sağlayan, abd ve batılıların filistin meselesinde israil'in yanında yer alması karşısında batı karşıtı politikalar izleyen kralı faysal bin abdülaziz'e yeğeni tarafından tertiplenen bir suikastle 25 mart 1975 yılında halk görüşmeleri sırasında öldürülmesi hadisesi.

kral faysal o sırada, batıya petrol ambargosu uygulanmasında başı çekiyordu.

petrol krizi dönemlerinde abd başkanı henry kissinger, ziyareti sırasında aralarında geçen şu diyalogları hatıratında şöyle yazar:

"kral faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona, uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazır olduğumuzu söyledim. kral gülümsemedi ve kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim mescid-i aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?

kissinger'in anlatmadığı ama daha meşhur diyalogları ise şudur:

faysal; “israil’e destek olmaktan vazgeçerseniz, ambargo biter” dediğinde başkan petrol kuyularını bombalamakla tehdit ediyordu.

kral faysal ise, bunun üzerine kissinger’e tarihe geçecek şu cevabı verdi: “tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

suikasti tertip eden yeğeni faysal bin musad daha sonra idam edildi.

o tarihten sonra abd-suud ilişkileri daha sıcak hale gelmiştir.
devamını gör...

gimsa

ankara etimesgut gimsa'sına bugün 19:30'da sırt çantalı olduğum gerekçesiyle alınmadım. çantanın benim el çantam olduğunu, içinde özel eşyalarım olduğunu, isterlerse açıp gösterebileceğimi söyledim ancak yine de beni içeri almayacaklarını söylediler. bu sırada girişin biraz önünde kitap reyonunun önünde kızıl kısa saçlı bir bayan benimle aynı model sırt çantasıyla birlikte duruyordu. güvenliğe bunu söylediğimde ''o beni bağlamaz ama sen geçemezsin'' cevabını aldım. bu sırada pek çok kadın kocaman çantalar, bebek arabalarına asılı sırt çantaları ile rahatlıkla geçiyordu. o sırada güvenliklerden birisi yanındaki güvenliğe ''küçücük boyuyla ne uğraştırdı'' dedi. bu sırada arkamdan çocuklu bir bayan alışveriş sepetiyle bana çarptı ve onda da sırt çantası vardı. o bayanı gösterdiğimde ise bu seferde ''onun çantası küçük ve kendisi çocuklu'' cevabını aldım. hanımefendiden çantalarımızı ölçmeyi rica ettim, sağ olsun kırmadı ve ölçtük. çantalarımız 28 cm genişliğinde boyu 35 cm boyunda ölçü olarak aynı, marka olarak farklı iki çantaydı. yine de beni içeri almadılar, hanımefendi rahatlıkla girdi. yaptıklarının haksızlık olduğunu, yıllardır onlardan alışveriş yapmama rağmen daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığımı söyledim. bu seferde ''beğenmiyorsan alışveriş yapmazsın'' diyerek beni dışarı çıkarttılar.

ben genç bir kadınım. benim çocuğum olmuyor olabilir, çeşitli nedenlerden dolayı boyum uzamamış olabilir... bu şekilde böyle bir şeyin yüzüme vurulması son derece gaddar ve saygısızca bir tavır. gerek kısa olan boyum gerekse olmayan çocuğum yüzünden psikolojik şiddet, çifte standart ve ayrımcılığa maruz kaldım.
devamını gör...
|

kadın erkek eşitliğini kabullenemeyen erkek

çünkü ona göre eşitlik kendi alanını daraltmaktır. erkek yapısı gereği kadına oranla daha fazla yer kaplar. yürürken otururken el kol hareketlerinden dahi bunu anlarsınız ki bu en basit örnek. şöyle bir toparlan dediğinde ters ters bakar halbuki olması gereken bu.
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

kendini uygun bulduğun şeye uygun değilsin esasında. bunu itiraf etmek çok güç ama öyle işte. hakkında yazılmış öykü vasat senin. bunu yaşayacaksın. altı çizilecek satırları yok, dönüp dönüp okunacak yerleri yok. neden neden kabullenemiyorsun? kendimle tartışmaktan sıkılıyorum bazen sözlük.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

duygularıma teslim olursam yenilecekmiş gibi hissediyorum.
zar zor inşa ettim ben bu kendimi, mutlak geçici olduğunu bildiğim duyguların elinde çarçur ettiremem o nedenle. o duygular bizzat bana ait-benden olsa da...

insanın kendini kendinden kaçırması ne kadar zor lan.
devamını gör...

contact

carl sagan'ın müthiş ötesi bilimkurgu romanı.

gerek sinema, gerekse de edebiyat literatüründe "uzaylı" konusu çeşitli defalar işlendi. uzaylılar kimi filmde istilacı olarak çıktı karşımıza, kimi romanda dost canlısı olarak... hemen hemen hepsinde de ağzı yüzü eğri, sevimli de olsa bir iticiliği olan tipler olarak karşımıza çıktı. bu film ve kitap olabilecek en gerçekçi "uzaylı" temasını ele almaktadır. 

şunu belirtmekte fayda var: film romana göre çeşitli farklılıklar göstermekte. örneğin uzaylılar tarafından şeması yollanan "makine" ile filmde sadece bir kişi yolculuğa çıkarken; romanda beş kişi bu yolculuğu gerçekleştirir. buna benzer ufak tefek farklılıkları saymazsak film, romanla paralel şekilde ilerler. tabi ki romanda bu güzel konu çok daha detaylı işlenmiştir.

evrende yalnız değil miyiz? insanoğlunun kafasını en çok kurcalayan konulardan bir tanesi. ayrıca dünyanın çeşitli yerlerinde görüldüğü iddia edilen ufolar da cabası. fakat; gelecekte uzaylılarla bir temas kurulacaksa sanırım bu romandaki gibi olacaktır. ne istila ne de evlerimizde kedi gibi beslediğimiz uzaylılar değil; ortak bir dil ile temasa geçecek uzaylılar çok daha mantıklıdır.

carl sagan, maalesef 2000'li yılları göremeden ölmüştür; fakat bilimsel kitaplarının yanında inci gibi parlayan bu biricik romanı, biz insanlara çok şey anlatmaktadır. en azından evren denilen sonsuz derinliğin içinde yolculuğa çıkarabilmektedir.

not: 1977'de yakalan ve "wow" adıyla bilinen dünya dışı sinyal, carl sagan'a bu roman için ilham kaynağı olmuştur. gerek romanı gerek filmi, bu türde yapılmış en iyi baş yapıtlardır.
devamını gör...

24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi

daha 2 gün önceye kadar erken seçimin gündemde olmadığını, seçimlerin zamanında yapılacağını beyan edenlerin devlet bahçeli ile kurdukları oyun sonucu açıkladıkları seçim.

dün ne demiştim... tayyip erdoğan'ın haberi olmadan bahçeli erken seçim istemez, isteyemez...

hani erken seçim olmayacaktı? bunların her lafı yalan dolan... hala inanan varsa Allah affetsin..
devamını gör...

öğrenciler için ucuz yemek alternatifleri

bimden 3,50 tl ye 1 kutu tavuk döner alınır, 0,50 kr. ekmek alınır (yarım ekmek babında). tavuk dürümün yarısı ısıtılıp ekmeğin arasına konur. üzerine ketçap, domates artık ne isterseniz eklenir.

ve daha da güzel olmasını istiyorsanız baharat serpiştirilir.

size toplam maliyeti 2,50 tl olur.

dışarda bi dürüm 5 tl, zalımın evlatları.


-----------

5 tl ye 5 li burger köftesi de alabilirsiniz, o da güzeldir.

--------

makarnayı söylemeye gerek duymuyorum.

---------

çorum mantısı alınır 5 tl ye a101 den, 5 kez falan rahatlıkla yiyebilirsiniz. sos olarak salça bol baharat ile kavrulabilir tadı enfes olur.

-----------------------

aklıma gelenler bunlar.



edit // en kötü ihtimal; yumurta, biber, domates üçlüsüne tıraş bıçağı bile atsanız yemek çıkıyor zaten. onu yiyin.
devamını gör...
|

dünya sözlük dertleşecek insan veritabanı

yaklaşık 7 senedir bu sözlükten tanıyıp halen konuştuğum, fikir aldığım, evlerine gittiğim, misafir ettiğim, halayına gittiğim insanlar oldu. bundan daha büyük veritabanı mı olur ? ama yok siz posta okuyucu köşesi tadında dert dinlenir , simlock kırılır tarzında şeyler arıyorsanız bu biraz emek gerektiren bir durum. her sosyal mecranın kendine has genetik mirasları ve kodları var. burası epey farklı merak edenlere , zaman alması gayet normal. dm üzerinden giderek, olacak şeylerde üç aşağı beş yukarı belli. elbette bir samimiyete , sıcaklığa vesile olur ama bir yere kadar. sonuçta az ya da çok maskelerin arkasından yazıyoruz. ne zaman o dostluk , arkadaşlık , fb ya da benzeri alanlara kayıyor o zaman o kişinin reel hayatını, fikrini , neye benzediğini fark ediyorsun. ortak faydadan öte, ortak kaidede buluşanlar dertleşir ve paylaşır.

yoksa gerisi sazan.avi yahut böbrek avi..

selametle
devamını gör...

dostoyevski’nin dindarlar tarafından sevilmesi

benim için her okuduğumda iz bırakan şu yazısıdır.

dostoyevski, köpeği takibe alır ve yanından geçerken her mahkûm tarafından tekmelendiğini gözlemler köpeğin. asıl ilginç olan şey, köpeğin mahkûmlardan kaçmaması ve yanına bir mahkûm yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. köpeğin her yanından geçen mahkum otomatik olarak köpeği tekmelemektedir.

dostoyevski de, bir gün köpeğin yanına yaklaşarak onun başını okşamaya başlar. köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar.

önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede dostoyevski’yi görse oradan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz.

köpeğin tekme atanlardan kaçacağı yerde başını okşayan dostoyevski’den kaçmasının bir psikolojik açıklaması vardır elbet.

kötülüğü hayat şartı kabul etmiş insanların sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı görünce nasıl afalladıklarına kimbilir kaç kez tanık olduk.

aslında insan ve çevre kötü değil ama, nedense sürekli bir şey kötülük üretiyor, kötülük eşitsiz gelişim yasası olarak kabul edilen kapitalizmin karakterinde var.

dolayısıyla kapitalizm sınırlanmadıkça, onun barbar ve sömürücü yönü aşılmadıkça ‘dostoyevski'nin köpeği’ gibi tekmeği yediğimizde uslu uslu susacağız ama başımızı okşadıklarında acı acı ulumaya devam edeceğiz ...
devamını gör...

fecr-i saadet

karanlık zamanların ardından gelen saadet vakti.

bir de teknesi var bunun: rivayet olunur ki evvel zaman içinde pirelerin berber develerin tellal olduğu ve istanbul boğazı'nın pek çok kara sevdalıyı sevdalısıyla vuslattan men ettiği devirlerde geceleri aşıkları bir o yakadan bir bu yakaya taşıyarak maşuklarına kavuşturan bir tekne varmış. teknenin adı da fecr-i saadet imiş. bir de o vakitler aynı anda hem bir kadına hem de denize aşık bir denizci yaşarmış. maşuku onu denize olan sevdasından dolayı bırakınca denizci fecr-i saadet teknesine kaptan olup kendini hem denize hem de denizin iki yakasındaki aşıkları birbirine kavuşturmaya vermiş.

şimdi evvel zaman içindeki bu hikayeden marmaray zamanındaki bizlere ne mi kaldı: üsküdarlıları beş dak'kada beşiktaş'a atan* belki yine aşıkları kavuşturan bir yolcu motorunun ismi:


edit: işbu tanım ekşi bir kutsal kaynaktan damıtılmıştır. rivayete dair başka kaynak bulunamamış olup bilen birinin hikayeyi tafsilatıyla anlatması ricamızdır.
devamını gör...

dinden başka mevzusu olmayan kişi

günlük siyasetten başka mevzusu olmayan ,
futbol maçlarından özetinden özetinin özeti tarzı yorum vs programlarından başka mevzusu olmayan,
kadın programlarını sürekli izleyen ve hep buna dair konuşmaktan başka mevzusu olmayan,
dizilerden başka mevzusu olmayan kişiler ile aynıdır gözümde.

günün tamamını x konuya harcamayı doğru bulmuyorum. ha bu kişi dini hassasiyete sahiptir. hayatının her alanında din vardır. kalbi pür ü paktır. cabası daimdir. tamam hepsi kabul. ama bu kişiler sürekli din konuşarak dünyevi hayatı hem kendileri hem de başkaları için sıkıcı hale getirmiyorlar mı? şahsen ben daralıyorum. keza yukarda verdiğim örnekler de yaşadığım daralma benzer...
devamını gör...