Geçen Haftanın Favorilenenleri

davut heykeli

buluştuğumuzda bazen yazardı ne yapıyorsun derdim yaaa git derdi*
bi gün yakın baktım dünya sözlüğe yazıyor
vefatından sonra dünya sözlükteyim ara ara girip sizlerin onun için yazdıklarınızı ağlayarak okuyorum
ben ali doğan şenel yani davut heykelinin nişanlısıyım
hepinize teşekkür ediyor ve onun için dualarınızı bekliyorum.
bizler içinde dua ediniz...
|

sözlüklerin en çekilmez yanı

henüz bir baltaya sap olamamış, hayatta somut bir başarısı olmayan, çevresine doğru dürüst bir faydası dokunmamış, kendi çevresinden başka bir çevre veya fikir görmemiş, sap gibi ortada kalıp çaresizlik nedir yaşamamış, yaşamadığı şeylerle ilgili bir sürü yorum yapıp yanılma ihtimali diye bir şeyin varlığından haberi dahi olmayıp körü körüne kıçından uydurduğunu savunan ergenlerle aynı platformu paylaşmak.
|

dünya sözlük yazarlarının objektifinden

2017 - hindistan

sabah 6 dolayları, bir kazan dolusu çorba ve yanında ekmek pişiyor. neredeyse bir düzineden fazla ev içinde, bir tutam sıcak aşa hasret bedenler. gözlerim şiş uyandım işte o sabah, gerçekten yedi saatlik yolculuk sonrası bi'tâp bir bedene döndü durumum. ama şu aşkla o insanlara şunları her gün hazırlayanlar ve huşu içinde bekleyenler oldukça bir yerlerde umut var diyor insan. umut var ...

ömer halisdemir

son görüntüleri servis edilmiş yiğit. komutanından emri aldıktan sonraki kararlılığı yüzüne yansımış. mekanın cennet olsun be komutanım.

mustafa kemal atatürk

batının işine yarayacak tek bir uygulama yapmamıştır.

aksine madenleri , demiryollarını telgrafları yabancılarından elinden alıp kamulaştırmıştır.

bugün kendisine yerli ve milli deyip bütün kurumları madenleri yabancılara satanları sevenler atatürk milliyetçiliğini anlayamazlar.

atatürk’e laf etmeden önce üç kere yutkunun siz. sizin daha düne kadar kıbleniz washington’du. herkesi kendiniz gibi balık hafızalı zannediyorsunuz.

sözlük yazarlarının karalama defteri

korkunç bir geniz ağrısıyla gözlerimi açtığımda saat 11’i biraz geçiyordu. yatağımda hafifçe doğruldum, başım dönüyordu. gözlerimi dün kardeşimden aldığım hediye ayakkabılara kitledim, öyle ne kadar kaldım bilmiyorum, yaklaşık 10 dk sanırım. dünden kalma kıyafetlerim hala üzerimdeydi, zaten çok kıyafetim yoktur, kardeşim hediye ayakkabı almasa bugün de 3 yıldır olduğu gibi o hafif spor ayakkabımı giyecektim. bir sıçrayışta yatakta atladım, sıçramasam kalkamaycakmışım gibi hissettim çünkü. kıyafetlerimde beyaz lekeler gördüm, sebebini anlamam uzun sürmedi. tavanın sıvaları üstüme dökülmüş, biraz deli yattığım için sıvaları üstüme belemişim. zaten bu evin dökülmüş sıvaları yerleştiğim günden beri beni oldukça rahatsız ediyordu ancak alışmıştım. dert etmedim, çırptım ancak izler tümüyle geçmiyordu, umursamadım.
elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa girdim, 3 gündür öylece duran bulaşıklar üzerinde uçuşan 3-5 tane ufak sinek midemi ağzıma getirdi ancak 37 saattir ağzıma tek lokma koymadığım için hissettiğim tek şey midemdeki korkunç yanma oldu.
ocağa su koyup kaynattım, biriken bulaşıkları yıkamak 40 dakikamı aldı, boşuna geçmiş bir zaman gibi geliyordu bu 40 dakika. bunun acısıyla boğuşurken çalan kapı sesiyle irkildim. belki emin olmak, belki de çocukca bir düşünceyle kapı arkasındakinin kapıyı bir defa çalmakla yetineceği ve gideceği umuduyla, ikinci defa çalmasını bekledim. çaldı. kapıya seğirttim, gelen üst komşum ve aynı zamanda ev sahibi yalçın beydi. kafasında sakil duran komik bir bere, belinin 15 cm yukarısına kadar çekilmiş bir kumaş pantolon, eskimiş kahverengi klasik ayakkabıları ve lacivert süveteriyle bu adam bana hep karikatür dergilerini anımsatırdı. yüzü yuvarlak ve yanakları dolgundu, saçları iyiden iyiye dökülmeye başlamış, burnu kilolu yüzüne göre epey ufak kalmıştı. dudakları ağzının içinde yokolan bu adamı görünce hissettiğim tek şey yoğun bir sıkıntı ve gereksiz bir gerginlik oluyordu. yüzüne taktığı yapmacık ve bir o kadar da küstah bir gülümsemeyle konuşmaya başladı;

-hayaticim iyi sabahlar, rahatsız ediyorum ama apartman toplantısına davet etmek için geldim. aslında girişe bir ilan asmıştık, görmeyenler ve gördüğü halde katılma lütfunu göstermeyenlerin evine tek tek gidip haberdar edeyim istedim.

omuz silktim, bakışlarımı gözlerine kitledim. adeta defolup gitmesini, ve olur olmadık kapımı aşındırmasından rahatsız olduğumu haykırırcasına konuşmaktan imtina ettim. bakışlarımı indirdim, ve lafa devam etmesini bekledim.

-sen de yaklaşık 3 yıldır buradasın, hem komşularla aranda pek yok. eğer gelirsen hem komşularınla tanışmış olursun, hem de apartmanla ilgili herhangi bir şikayetin varsa orada söyleme imkanı bulursun. ayrıca yeni apartman yöneticisi seçilecek yarın akşam, gelsen çok iyi olur.

bu hafif anadolu şivesini kapatmaya çalışan, bunu yaparken de iyice komik durumuna düşen 50’lerindeki adamın asıl derdi anlaşılmıştı. kendisinin duyduğuma göre 5 tane apartmanı, ve sayısını bilmediğim kadar arsası vardı ancak, bu denli varlığın içinde apartmanda yönetici olmak, su ve elektirik faturalarını kiracılarından temin etmek için kapıma kadar gelmiş, oy istemeye çalışıyordu. bir an için adama acıdım, zenginlerin en büyük trajedisi pazandıkları parayla ve mal varlıklarıyla pintilikleri doğru orantıda ilerliyor, diye düşündüm. lafını bitirmesini ve absürt meselenin biran önce son bulması adına uzatmasına fırsat vermeden lafa girdim;

-tamamdır yalçın abi. yarın dediğin saatte orada olurum.

cümlemi bitirdikten sonra kapıya hamle yaptım, uzatmak istemediğimi anlamış yüzü düşmüştü. peki demekle yetindi ve gitti. rahatlamıştım, çocukca bir de gurur duymuştum, çok iyi hatırlıyorum adamı bu kadar az sözle ve sözü kiraya getiremeden başımdan defetmek bana bir şey başarmış hissi veriyordu. bunu kutlamak için bir tütün sarıp içtim, yanında da 4 bardak su, çünkü boğazım bu kadarına izin vermedi.

dışarıya çıktığımda saat 14.00’ye geliyordu. hamza abinin lokantasında yemek yedim. beni pek severdi, belki okuduğum okuldan belki genç insanlara olan sevgisinden. öyle ki, bazıları para dahi almazdı benden, ama ben onu sadece para almadığı zamanlarda ve masama oturup sohbet etmediği zamanlarda seviyordum.

ayran shot

kendisi bir süreliğine ara verme maksadıyla gün içerisinde gitmişti; fakat giderken bir hata yaptı ve kimseye haber etmedi bunun için dostlarından özür diler…

ayın başında işbaşı yapacak ve günde 12 saat çalışacak bir insan evladı olarak bu şekilde görevi sürdürmeyi kendisine yakıştıramadı, çünkü ona göre 1 gün girip yazayım 2 gün gelmesem de olur mantığı hoş bir mantık çerçevesi değil…

geç de olsa hatasının farkına vardı ve mesai gününe kadar burada bir faydam dokunur umarım düşüncesiyle yer işgal edecek, akabinde bir süre dinlenip derslerine ağırlık verip ramazanda geri gelecek. eee ne de olsa yemekli başlıklarla yazarlara eziyet etmeyi çok seviyor.

orhan veli kanık

ölüme yakın

akşamüstüne doğru, kış vakti;
bir hasta odasının penceresinde;
yalnız bende değil yalnızlık hali;
deniz de karanlık, gökyüzü de;
bir acaip, kuşların hali.

bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
-akşamüstüne doğru, kış vakti -
benim de sevdalar geçti başımdan.
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
zamanla anlıyor insan dünyayı.

ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayri?

ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.

kanık.

her şey ölüme yakın, her şey ölümden uzak.
peki biz hangi arafta kaldık.
unuttuğumuz düşlerimiz ve yurtsuz özgürlerimiz var.

ömer halisdemir

dünya sözlük ve nice yerde kıymetini bilen takdir eden vatan evlatlarının göz bebeğidir. evet bu yeri sevme sebeplerimden bir tanesi de bu - farklı fikirleri taşısalar da söz konusu vatanları olunca hepsi " seyit onbaşı, mücahide hatice hanım , dragaşlı zeynep mido çavuş`` olacak insanlarıdır. yiğitlerine laf ettirmeyenlerin mekanı daim olsun ! *

ad hominem ve korkuluk mantık hatası arasına sıkışan meseleler

meseleleri tartışırken tez antitez/bilgiye karşı bilgi bağlamından sapmak sıkça yaşanan bir durum.
sokakta, tv'de, sözlük'te...

ortada bir mesele var ve muhatabınız söylemlerinize cevap vermek yerine kişiliğinizi hedef alarak söylemlerinizin altını boşaltmaya çalışıyor.
acizlik bu; ad hominem.

ola ki ad hominem'den kurtuldunuz. bu sefer de karşınıza korkuluk mantık hatası çıkıyor. muhatabınız konu hakkındaki kötü, uç, istisna bir örneği genelleyerek önünüze engel koymaya çalışıyor.

her iki durumda da barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar kaidesi yerle yeksan oluyor.
meseleler tartışılır olmaktan çıkıyor.
işin acı tarafı şu ki, bilgiye ulaşmanın saniyeler mertebesine düştüğü bir çağda yaşanıyor bu.
ekonomik manadaki arz talep dengesine benzer bir durum söz konusu; bilgiye erişim kolaylaştıkça bilginin cazibesi azalıyor.

belki de esas mesleği hayret avcılığı olanlar bu yüzden bu kadar popülerdir.