Bu Ayın Favorilenenleri

dünya sözlük sesli tanım projesi

merhabalar değerli dünya sözlük yazarları.

sözlük yönetimi tarafından hayata geçirilmesi planlanan bir yeniliği sizlerle paylaşmak istiyoruz. bugün, dünün aynısı olmasın diye çaba harcıyoruz. başlıkta belirttiğimiz gibi bu yeniliğe sesli sözlük diyebilirsiniz. şöyle ki; sizler, ister size ait olsun ister başkasına, beğendiğiniz bir tanımı http://vocaroo.com üzerinden seslendireceksiniz. biz de seslendirdiğiniz tanımları, tanıma uygun görsellerle harmanlayıp youtube hesabımızdan yayımlayacağız. seslendirmek istediğiniz tanımların kısa olmaması gerekiyor. öte taraftan herhangi bir konu sınırlaması da yok. edebi, toplumsal, bilimsel, sanatsal tanımlar... size ve ilgi alanınıza kalmış bir şey bu. birlikte durup düşünelim, gülelim, hissedelim; dünyanın başka bir yer olduğunu duyalım, buna inanalım istiyoruz.

siz de iyi bilirsiniz ki yazılı bir tanım, çoğu zaman anlatılmak isteneni verse de duyguyu veremeyebilir. bu eksikliğin temel kaynağı da elbette sestir. tanımlara duygusunu vermek, ruh kazandırmak isteyen yazarlarımız için biz de sözlük yönetimi olarak aracı olmaya hazırız. biz ortaya güzel çalışmalar çıkacağını düşünüyoruz. top sizde dostlar. eğer arzu ederseniz yapacağınız tek şey, beğendiğiniz bir tanımı seslendirmek. burada hayatı okuyor ve yazıyoruz, bir de seslendirip dinleyelim istedik. bu kubbede beraberce hoş bir seda bırakma niyetindeyiz. bize katılacağınızı umuyoruz.

yazarlarımıza duyurulur...
devamını gör...

iyi ki varsın eren

çocuklar be, bunun başlığını nasıl açmazsınız be?

ben gerçekten inanamıyorum bu toplumsal olaylara karşı duyarsızlığınıza gerçekten inanamıyorum.

tüm türkiye inledi iyi ki varsın eren diye siz burada gadın dediğin mantı yapar, gadınlar evde oturmalıdır, garıb mini etrk giyerse cehennemliktir derdinde miydiniz yine! ahhh be ahh!!!

neyse!!

bugün yolda giderken bir duvar yazısında gördüm yeniden içime ateş düştü.

iyi ki varsın eren! iyi ki varsın güzel çocuk.

(bkz: eren bülbül)
devamını gör...

edward de vere

william shakespeare’in döneminde yaşamış, 17. oxford kontu.

bu derebeyinin shakespeare'in kendisi olduğu teorisi bugün akademik çevrelerce gittikçe artan şekilde desteklenen bir inceleme konusudur. shakespeare'in kimliğiyle ilgili spekülatif rivayetlere en uzak ve en ciddi tez de onun gerçekte kont edward de vere olduğu iddiasıdır. bu zatın okuduğu incil'in kenarlarına düştüğü 1028 adet derkenarın dörtte birinden fazlası ve bilhassa her biri 4-5 defa olmak üzere 81 adedi, bugün shakespeare'e ait bildiğimiz eserlerde mükerrer olarak aynen kullanılmış. bu bulgu, bugün shakespeare'in gerçekte kim olduğuna dair belge niteliğinde bir delil olarak karşılanıyor. tartışılagelen bir diğer ihtimal olan "bacon shakespeare teorisi"nde ise yine bu ingiliz soylusuna ait tarihî incil'deki söz konusu notlara atıf sayılabilecek ibare oranı sıfıra yakın.

teze dair sıkı iddialar içeren bir diğer argüman ise, shakespeare'in eserlerindeki bazı kahramanların başından geçen olayları, bizzat bu kişinin de yaşamış olması. biyografisi “elimizde shakespeare’in bir hayat hikayesi olsaydı kesinlikle bu olurdu” dedirtecek kadar benzer sayılan anekdotlar içeriyor. aksi halde, modern ingilizcenin babası sayılan ve edebî eserleri filozof bacon'ın fikirlerine yakıştırılan bu usta şairin, tek oğlu hamlet'in ölümüyle ortadan kaybolmuş ve yıllar sonra londra'ya dönerek ilk oyunu "hamlet"i sahnelemiş basit bir laf cambazı olduğuna dair abes efsaneye inanmak gerekecek. fakat eserlerin, "william shakespeare" isimli o yoksul oyuncunun ismini müstear olarak kiralayan, her bakımdan iyi yetişmiş bu asilzade beye ait olduğuna dair iddialar çok daha destekli görünüyor.
devamını gör...

yersiz samimiyet

bir bayanla nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen erkek başlığına yazarken aslında bu konuda sorunlu bir insan olduğumu fark ettim.

geçenlerde iş yerinde 3 çayındayız. yemekhanenin etrafında sırtlanlar gibi gezip kıyıntı arıyoruz falan. derken yemekten artan tatlılara ilişti gözümüz. şekerparemsi bir şerbetli tatlı ama bir güzeldi ki adamın aklını uçuruyor agalar. hasıl kelam, yemekhanenin annesi bambaşka bir işle meşgul gibi gözükse de yumurtasını muhafaza eden bir kartal gibi pür dikkat tatlıları savunuyor. bunu anlamak güç değildi.

o tatlıları oradan alabilmemiz için anne kartalı etkisiz gale getirmemiz gerekti ve ben devreye girdim. usulca anneye yaklaştım ve "annecim be! şu güzel gözlerinin hatrına şu tatlılardan bir buse alsakta biz günaha gireceğimize sen sevaba girsen?" diyerekten sokak edebiyatıyla hamlemi yaptım. nasıl? iyi di'mi? fok iyi! bak şimdi olaylar nerelere geliyor.

kartal bana dönse ve ne dese? "terbiyesiz ben senin annen yaşındayım! ne gözü ne busesi!? çabuk git burdan çabuk!"

oha! olayın şoku öyle bir vurdu ki beni 50'ye merdiven dayamış bir teyzenin ona sarkıntılık ettiğimi sandığını beş on saniye sonra anladım. "anne sen.... sen yanlış anladın beni bak ben nişanlıyım!"

yuh! tüy dikmenin böylesi lan. anne bu gafla hızını aldı tabi; "tüü birde nişanlıymış! Allah kahretmesin seni!" diye son noktayı yapıştırdı ve cıklayarak uzaklaştı.

oğlum bir kere ben nişanlı değilim. Allah-u alem imkanım olsa nişan yapardım ama gönlüm dolu diye abimin eski yüzüğünü parmağımda tutuyor, dış tehditlere karşı kendini ve nefsimi koruyorum. bundan kadına ne? konuyla ne alaksı var? bu nasıl bir savunma? ikincisi bu ne yersiz samimiyet? teyze tatlılardan alabilir miyim de geç ne şaklabanlık yapıyorsun? son olarak dört kişinin canı tatlı isterken neden sen atlıyorsun? bu ne özgüven? bu ne lan?

neyse... anının sonuna gelirken yerinden ayrılan anne kartalın tatlılarını hacıladığımızı belirtmeliyim. insafsıca tatlıları gömen arkadaşlar ise mevzuyu dinlerken pek hoşnut olmalılar ki gülerken taklalar attılar.

hep mi beni bulur arkadaş diyenlerden nefret ederim ama şu sıralar bu sözü söylemeye hakkım var dostlar. bu da içlerinden böyle bir anımdır.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

size "öyle çok da şey değilmiş ya sen de" dedirtebilecek ama benim bir türlü aklımdan çıkmayan bir rezil olma durumum var.. niye böyle onu da bilmiyorum..

şöyle anlatayım. üni kazanıldı, başka şehre gidilecek falan.. yurt seçerken kurda kuşa yem olmasın çocuk deyip babam da benimle gelmişti. üniye kayıttan sonra bikaç yurt baktık ettik açık standlardan, sonra agd'nin yurdunu seçip gittik. peder eski mgv'li olunca. hoş beş derken yurt müdürü yurdu gezdirmeden önce odasında yurdun özelliklerini anlatmaya başladı. ama nasıl sallıyor, sanırsın beş yıldızlı otelde kalıcam. izinleri olmadığından 1.5 ay sonra mühürledilerdi yurdu ama konumuz o değil. adamın nası salladığını anlayın diye yani.
neyse..
müdür masasında, biz babamla karşılıklı oturuyoruz. lafın arasında bölüm neydi, oo çok iyi bölüm cart curt gazladı müdür bi beni. sonra odalarımız 2,4,6 ve 8 kişilik siz hangisini düşünürsünüz dedi? babam bana baktı. ben de:

-tabi ki iki kişilik odayı tavsiye ederim baba, dedim. nası tavsiye lafı çıktı ağzımdan bilmiyorum.. sanki ben babamı yurda yazdırmaya gitmişim..babam afalladı 1-2 saniye. müdür o arada benden babama çevirdi kafayı, kim kimi yazdırıyor acaba, noluyo lan oldu adam da. neyse babam ilk şoku atıp "gerizekalı oğlum" kısmını içinden söylemek üzere "2 kişilik odayı tercih edersin di mi" dedi. müdürde müstehzi bir tebessüm.. ben de "öhöm tercih ederim demek istedim afedersiniz" vs

ulan yıllardır bunu unutamıyorum.. babamın o bi iki saniyelik mala bağlayışı, sonra üstüne basa basa "tercih edersin di mi gerizekalı oğlum benim" iması.. düşündükçe hala utanıyorum yani sözlük..
devamını gör...
|

kral faysal suikasti

suudi arabistan'ın 1964 yılında tahta oturan islam birliği düşüncesine sahip ve islam konferansı örgütünün kurulmasını sağlayan, abd ve batılıların filistin meselesinde israil'in yanında yer alması karşısında batı karşıtı politikalar izleyen kralı faysal bin abdülaziz'e yeğeni tarafından tertiplenen bir suikastle 25 mart 1975 yılında halk görüşmeleri sırasında öldürülmesi hadisesi.

kral faysal o sırada, batıya petrol ambargosu uygulanmasında başı çekiyordu.

petrol krizi dönemlerinde abd başkanı henry kissinger, ziyareti sırasında aralarında geçen şu diyalogları hatıratında şöyle yazar:

"kral faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona, uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazır olduğumuzu söyledim. kral gülümsemedi ve kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim mescid-i aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?

kissinger'in anlatmadığı ama daha meşhur diyalogları ise şudur:

faysal; “israil’e destek olmaktan vazgeçerseniz, ambargo biter” dediğinde başkan petrol kuyularını bombalamakla tehdit ediyordu.

kral faysal ise, bunun üzerine kissinger’e tarihe geçecek şu cevabı verdi: “tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

suikasti tertip eden yeğeni faysal bin musad daha sonra idam edildi.

o tarihten sonra abd-suud ilişkileri daha sıcak hale gelmiştir.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

birine yardım etmek için o kişinin müslüman olması daha da detaya inersek namaz kılıyor, oruç tutuyor olması gerektiğini öğrendim bugün ismi lazım değil bir yengeden göya yaptığın iyilik kabul olmazmış Allah katında. kafamda oturtamıyorum bu durumu, rabbimin kul ayırmadan her gün her beşere rızık vermesiyle o kadar bağdaşmayan bir şeyki birine yardım etmek için onun ibadetini sorgulamak. hem ibadet ulu orta mı yapılıyor ki bilesin. hadi onu gördün kalbini nasıl bileceksin? hiçbir şey söyleyemediğim için kendime çok öfkeliyim. bu soruları ona soramadığım için çok öfkeliyim. bizden olmayan ölsün mantığına öfkeliyim. her şeye öfkeliyim.
devamını gör...

kalbin normalden büyük olması

bir çeşit rahatsızlık. kimse için dilemeyiz ama böyle bir söylenti çok eğlenceli oluyor. bebekken beni doktora götürmüşler de doktor böyle bir şey söylemiş sözlük. birkaç yıldır kullanıyorum bu kalbi sorun çıkarmadı, araştırmadım da ama muhtemelen öyle bir şey yok. ancak olma söylentisi çok iyi. "bana nasıl kalpsiz dersiniz bana doktor böyle böyle söylemiş benim göğüs kafesi tümüyle kalp" diyorum mesela.* o her yerde bahsi geçen koca yürekli kız benim... büyük olduğundan mıdır nedir gereğinden fazla mutsuz oluyorum, duyguları zirvede yaşıyorum ama olsun onun dışında bir olumsuzluğunu görmedim.*
devamını gör...

bir delinin hatıra defteri

bugün ortadan kalktım, solumdan kalktığım her günde sorun oluyordu. sizler bodur tipi yolları bilirsiniz, nereye çıkacağını bilen ruhun harita etkisinden arındırılmış. okumakla adam olunmuyordu, ben de sahafçılığı seçtim, gençtim o zamanlar walkman pillere aidiyet yüklediğimiz zamanlar , longman`ın fil adam kitabının en eski yırtık halini almak bile zenginlik göstergesiydi. elimiz nikotin kokmuyordu ama 34.numaralı osmanlı lahikaları satan dükkan , dedemin halı odası gibi kokuyordu. is kokusuna alışmış 16 yaşında bir gencin gelecekte nelerden haz alacağını bilmek zordur , yan odadan sayıklanan bir bardak su kelamına bile samimiyet beslemeyen bir döneme evrilince aslında, en hakiki teslimiyetin ter ile toz arasında kaldığını kabul ediyorsun. ülkücü hareket engellemez , yaşasın dev sol yazıları daha yeni yeni duvarlardan kalka dursun , istanbul üniversitesi calculus kitaplarını satarken şiirlere rast gelirdik. belki limit bilmezdik , belki sinus`den anlamazdık lakin sevdim seni sayısalcı kız temiz duygularla sevdim yazardı. arkada tüten kahire sarnıcakları , demircilerin bezirganlarıyla dans ederken öğlen olurdu. kuru fasulye yanına , ayran gelen sofra zengin , kapıyı kilitlemeden namaza giden esnaf huşu demli olurdu. ve elbette her sohbette dem kokan çay olurdu. daha imalat sahasına kaçak çay devinimi girmemiş , her üç basma da bir kez çarpan çaycı megafonu yere doğru sarkardı. zaten onun temizini bulmakta ayrı bir meziyetti. ulaşmak zordu , her şey gibi o da zordu ama bu yüzden kadir kıymet , yazı , mektup , telgraf güzeldi. samimiyet deyince içten diyenler çıkar ama onlar sabah solundan kalkanlar, ortadan kalktım bu sabah mahmut paşa sokaklarında hacı malzemeleri satan dede sesleri !

turgut uyarlar yetişti bu ayık kahvehane de , necipler sustu , nesinler gitti amma gel gör ki masa başındayım akşama kadar diyen dayılar türedi camlı araçların içerisinde. orhan veli`ye yazı yazdıran nasırlı eller kumpanyasından , kalbin incik kemiğine edebiyat furyasına. fular sentezi ile baharatçılar çarşısında ezgisellik arayan misvak bakışlılara bile eyvallah çekti bu memleket insanı. almayacağını bildiği halde her şeyi yerinden eden esnafın sadeliği ve lirik sabrını test edenler , söz verdiği halde gelmeyecek ve buna şaşırmayacaksın. çünkü şaşırıyorsan aslında daha safsındır! bizim kelamdaki saf, vurgun yiyen dalgacı mantarı değil, ruhunun beyaz saifesine siyah nokta duymamış dimağ ! sözlerine başlarken acaba ne derler diye korkan ceylan , ne hayatlar var bir bilsek aslında. yokuşlarda pantolon kadifesi yırtık mardinli abilerin, öz güveninin arkasında ne vardır biliyor musun , nice başarısızlık, yıkılmış hayat, aşık olup ulaşamama, yaklaşıp dokunamama. kokuyu ciğerlerinin mapus duvarlarına çarptırıp , kalkan tozdan zehirlenmeye kanser diyoruz. sadece gıdadan ölür insan denir ya hüzünden ölenler dolu toprağın altı , karacaahmed bugün bir başka yaşlı..

sağından kalkan insanları da küstürdük en sonunda , nerede kuytu var orada bir parlak çift göz. rengin grisi satın alınmış ne kadar beş paraysa , sıfatın mecmuası yok ya yazdır anasını satayım şu hayata , nasıl olsa boğaz gemilerine saydırmak bedava.. martılara şiir yazan efsunlu hallerin yerini , inşaat kokan çimenlere devredenlerin bugünkü yaşam öyküsünde sahafçılık ölmüş , kuru pilav ayranın yerini et kola almış , cam bardak kestanesinin yerini plastik bardak bencilliği ele geçirmiş , esnaf kapısını kitlerken etrafı gözler olmuş , tekir kedi bile küsmüş artık mahallenin kasabına, ona da kalan geriye ciğerimsi yaşam defteri !

selametle..
devamını gör...

dut toplamak

("devamını gör" e basınız!)
anamur'da sezonu açtık. efendim öğrenciyim, yok efendim sınavım var, aman ösym şaapmasın. yok. mevsim geldi mi geleceksin dud doblayıp gideceksin. yevmiyen de bir şale dut olacak. emeği tadına değer, bekleriz. şalvarını seven gelsin. babaannemde bol bol var olmayana veririm ben ondan çaldım.*
devamını gör...

dünya sözlük

dünya`da 4 milyar 280 milyon kişinin internet`e erişimi yok. yani bunu okuma lüksüne sahip yüzde 41`lik kitlenin içerisindeyiz. dünya`da en büyük sorun reklam , pornografi ve kumar siteleri ile mecbur bırakılma , keza argo ve küfüründe olmadığını katarsak, bu oran yüzde 10 civarına düşen bir seviye. dünya genelinde türkçe bilme oranını da buna oranlarsak binde 2 civarında bir rakam çıkıyor.

olayları rakamlara dökünce aslında ne kadar küçük bir kitle olduğumuzu görüyorsunuz ama olayın aydınlık kısmını kaçırıyoruz. aslında ne kadar şanslıyız. insanlar mutsuz , insanlar umutsuz , insanlar içlerini dökecek insan arıyor - bazen ağlıyor tek başına , sığınamıyorlar : tek yaptıkları perdeler arkasına saklanabilmek. ağaç diken , çocuklara yardım eden bir kitlenin ortak hesaplı şifresine sahip olduğumuzu unutuyoruz. otobüs camlarından dışarı bakıp , o akıl dimağından geçen fikirleri kendine saklamak haricinde , paylaşımla başka beyinlere raks ettirmenin kıymetini unutuyoruz. kendi dünyasında deklanşöre basıp , o anı ölümsüzleştiren ruhun başka ruhlara da verdiği huzuru bazen küçümsüyoruz. eldekinin kıymetini unutarak yaşıyoruz ve farkında mısınız her gün yaşlanıyoruz. bir kitap hayatımı değiştirdi diyene denk geldim , bir anı bir bakış açısı hayatıma yön verdim diyene denk geldim dünya`da , bir tanımın , bir tebessümün bazen zehir gibi bir bakış açısının da nelere sebep olabileceğini bazen küçümsüyoruz.

dünya büyük keşfet demek basit gelebilir ama bir cümlenin nelere kadir olabileceğini binde 2`lik bir grubun üyesi olarak fark etmememizde bizim ayıbımız olur. yaş , ten rengi , partisel duruş vs zerre umurumda değil , dünya kişisel üstü bir dünya. çünkü bizim burun kıvırıp es geçtiğimiz tanımlar ve bazen içimizden gelip yazmadıklarımız , bazılarının şu yorucu hayattan iki dakika da olsa kurtuluşudur ! yazmak güzeldir..

selametle
devamını gör...

les illustrations de cartoonpiyer

senin gözlerini
evlerdeki çocuklara vereceğim;
bulanık, huysuz
kirpikleri odalarda kıvrım kıvrım yollar
eşimle perdeler arasında
halkalanmış acı su
bir kısılmış bir çözümsüz rüzgar
biraz öfke, biraz naz
çokça sevgili
gözlerini senin çocuklara
sevsinler diye birazcık ömürlerini...*

şükrü erbaş

devamını gör...

ekmek karnesi

ülkemizde chp'yi eleştirirken en başta kullanılan argümanlardan biridir. "sizin döneminizde ekmek karneyle alınırdı" falan denir, bilirsiniz.

ilgiki dönemi şöyle bir değerlendirelim: dünya tarihinin gördüğü en büyük küresel kriz olan 1929 kriz, başta avrupa olan üzere dünyayı öylesine etkilemişti ki tüm dünyanın toplam üretimi yüzde 40 düşmüştü. elbette ülkemiz de bu krizden etkilendi. henüz krizin etkileri tam olarak geçmemiş iken ikinci dünya savaşı patlak verdi. her ne kadar biz savaşa girmemiş olsak da ekonomimiz bu savaştan etkilendi haliyle. savaş devam ederken inönü hükümeti, ülkeyi savaşa sokmamak için çaba sarf etti ancak her ihtimale karşı ciddi oranda genç nüfus silah altına alındı. nüfusun önemli bölümü çiftçi olan ülkemizde, gençlerin silah altına alınmasıyla başta tahıl olmak üzere tarımsal üretim süratle düştü.

işte karne uygulamasının başlaması da bunun üzerinedir. sınırlı olan tahıl miktarının, ihtiyaçtan fazla kullanılmasını engellemek ve israfı önlemek adına 1942 yılında karne uygulamasına geçildi. tüm ülkede değil; tüketimin en fazla olduğu istanbul, ankara ve izmir illerinde ekmek tüketimi kişi başı 375 gram ile sınırlandırıldı. bu uygulama savaş bitene kadar uygulamada kaldı ve 1946 yılında kaldırıldı.

kısacası dönemin koşulları göz önüne alındığında bu uygulamayı normal karşılayabiliriz. kişi başı belirlenen gramaj ise pek de az değildir aslında. açık söylemek gerekirse bugün bile sırf israfı engellemek adına günlük ekmek tüketimi sınırlandırılabilir.
devamını gör...

kuran'ın sadece mealini okuyan müslüman

akıllı insandır.

yıllarca ne okuduğunu bile anlamadı insanlar sadece okudular kuranı sonuç? gelen kandırdı giden kandırdı.

ortaçağ avrupası da böyleydi. millet incilde ne yazdığını bilmiyor diye gelen giden tokatlıyordu halkı. biz de okuma imkanı var ama insanlar gidip inadına okumuyor türkçesini ne yazdığını anlamıyor da gidip arapça okuyup hiçbir şey anlamıyor.

kelimelerin sizde, beyninizde karşılığı olabilmesi için onu anlamanız gerekir. yoksa kelimeler boş harflerden ibarettir. ne anlamı var ki? mesela rastgele bir kelime dedin ne olduğunu bilmiyorsun ama çok kötü bir söz diyelim bu söz seni etkiler mi? etkilemez tabi ki çünkü sende bir şey uyandırmıyor.

o yüzden arapça bilmeyen birisinin kuranı arapça okuması dünyadaki yapılacak en saçma eylemlerdendir. okumak için arapça öğrenmek en saçma eylemlerden olmasa da top 10 a girer. yine de bir dil öğrenmiş olursunuz tabi bu da olumlu boyutu olur.
devamını gör...

gimsa

ankara etimesgut gimsa'sına bugün 19:30'da sırt çantalı olduğum gerekçesiyle alınmadım. çantanın benim el çantam olduğunu, içinde özel eşyalarım olduğunu, isterlerse açıp gösterebileceğimi söyledim ancak yine de beni içeri almayacaklarını söylediler. bu sırada girişin biraz önünde kitap reyonunun önünde kızıl kısa saçlı bir bayan benimle aynı model sırt çantasıyla birlikte duruyordu. güvenliğe bunu söylediğimde ''o beni bağlamaz ama sen geçemezsin'' cevabını aldım. bu sırada pek çok kadın kocaman çantalar, bebek arabalarına asılı sırt çantaları ile rahatlıkla geçiyordu. o sırada güvenliklerden birisi yanındaki güvenliğe ''küçücük boyuyla ne uğraştırdı'' dedi. bu sırada arkamdan çocuklu bir bayan alışveriş sepetiyle bana çarptı ve onda da sırt çantası vardı. o bayanı gösterdiğimde ise bu seferde ''onun çantası küçük ve kendisi çocuklu'' cevabını aldım. hanımefendiden çantalarımızı ölçmeyi rica ettim, sağ olsun kırmadı ve ölçtük. çantalarımız 28 cm genişliğinde boyu 35 cm boyunda ölçü olarak aynı, marka olarak farklı iki çantaydı. yine de beni içeri almadılar, hanımefendi rahatlıkla girdi. yaptıklarının haksızlık olduğunu, yıllardır onlardan alışveriş yapmama rağmen daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığımı söyledim. bu seferde ''beğenmiyorsan alışveriş yapmazsın'' diyerek beni dışarı çıkarttılar.

ben genç bir kadınım. benim çocuğum olmuyor olabilir, çeşitli nedenlerden dolayı boyum uzamamış olabilir... bu şekilde böyle bir şeyin yüzüme vurulması son derece gaddar ve saygısızca bir tavır. gerek kısa olan boyum gerekse olmayan çocuğum yüzünden psikolojik şiddet, çifte standart ve ayrımcılığa maruz kaldım.
devamını gör...
|