Bu Ayın Favorilenenleri

baklavanın abartıldığı kadar güzel bir tatlı olmaması

yav kardeşim tamam baklava çok abartılan bir tatlı. hadi sizin dediğiniz gibi olsun. var mı baklavaya alternatif bir tatlınız? bana künefe demeyin. onda liderlik vasfı yok bir kere! şekerpare mi geçecek baklavanın yerine? şekerparenin de iktidarda olduğu zamanları gördük. ne yaptı bu millete şekerpare? şimdi kadayıf da demeyin kadayıf adam olsaydı tel tel olmazdı. yalancı tavuk göğsü adı üstünde yalancı!

yani şu türk tatlıları içerisinde baklavayı tahtından indirecek bir tatlı malesef yok. olsa da keşke gitsek oyumuzu o tatlıya versek ama yok işte. baklavayı tahtından indirmeye çalışanlar, çok net söylüyorum zamanında atalarını denize döktüklerimizdir. lütfen oyuna gelmeyin. baklavamızı kıskanıyorlar.*
devamını gör...

gay olma nedenleri

kendi cinsine ilgi duyan insanların beyinsel işleyişlerinin farklı olması, eşcinselliğin kabul edilebilir olduğunu göstermez. aynı şekilde ağır suç işlemiş pek çok suçlunun da beyinsel yapılarının farklı olduğu ispatlandı tarihte. fakat bunu suçluları aklama mekanizması olarak kullanmıyoruz.

yukarıda da bahsedildiği gibi, evrimsel açıdan bakıldığında bile hayatta kalmaya ve nesli devam ettirmeye faydası olmayan tür davranışları en hafif tabiriyle "anlamsız"* olarak nitelenebilir. bu durumda benimsenen, iki kişinin rızasının olması ve üçüncü kişilere zarar gelmemesi gibi argümanları da pek destekli bulmuyorum şahsen. acı çekmekten zevk alan bir mazoşist ve sadist arasindaki ilişkiyi de makul bulalım o zaman. ya da doğada türler arası ilişki var diye zoofiliyi de savunalım.

tüm tanımları okurken şunu anladım şahsım adına. ahlaki olarak eşcinselliğin uygun olup olmadığını bilim yoluyla ispatlayamazsınız. bilimin bulgularını kullanarak savınıza destek bulursunuz sadece. ama zaten bir müslüman olarak ben eşcinselliğin haram ve kabul edilemez olduğunu biliyorum. kaynak olarak da Allah'tan gelen vahyi gösteriyorum. bilim bunu bir delil olarak kabul etmeyebilir, ama eşcinselliğin ahlaki olduğunu hiçbir zaman ispatlayamayacağı için sorun yok sanırım.
devamını gör...

polis otobüsünde eziyet edilen liseli öğrenciler

otoriteye itaat eden kimse değil 30 yıl, 30 bin yıl da polisin yanından geçse kimse ona karışmaz. mesele otoriteye itaat edip etmemenle ilgili bir şeydir.

mesela salih mirzabeyoğlu'nun 30 yıl önceki değil, 20 yıl önceki mahkemeye çıkarıldığı anın fotoğrafını hatırlayın. onu o hale ben sokmadım, kutsadığınız devlet ve onun polisi onu o hale soktu. aynı dönemde yine bu devlet ve polisi müslümanların çocuklarına bunu yapıyordu. bu sloganların aynısını müslüman çocukları atıyordu. diğer taraf da aynı sizin dediğinizi söylüyordu.

neyse lafı uzatmaya gerek yok. iyice midemi bulandırdınız.
devamını gör...

nagehan alçı'nın yayınladığı erdoğan'ın üniversite diploması

"kurumumuz, 1959 yılında istanbul iktisadi ve ticari ilimler akademisi haline dönüşmüş, 1982 yılında gerçekleştirilen düzenlemelerle de marmara üniversitesi adıyla türk yükseköğretim kurumları arasındaki yerini almıştır.

marmara üniversitesi, 1982 - 1983 eğitim ve öğretim yılında 9 fakülte, 1 yüksekokul, 1 enstitü ile eğitim ve öğretime başlamıştır. bugün fakülte sayısı 16’ya, yüksekokul sayısı 5’e, enstitü sayısı da 11’e yükselmiştir. üniversitemizde halen açık olan önlisans ve lisans program sayısı 199’dur." *

1981 yılında bu isimle bi uni yok.hadi bagalim.
devamını gör...

babalar günü

35 yaşındayım ve baba olmadım. olsaydım muhtemelen şahane bi baba olabilirdim. çünkü bu 35 senede nasıl baba olunmaması gerektiğini kendi babamdan öğrendim.

çocuklarının, varlığıyla mutlu olduğu tüm babaların günü kutlu olsun. gerisinin canı cehenneme.
devamını gör...

hayvanlara eziyet eden insanla yaşamak mecburiyeti

değerli dostlar , sapanca'da zulmedilen masum köpeğe dair baya güzel şeyler yazmışlar ama bu konu biraz daha genel geliyor bana.

insanın yaşam hakkı olarak lafım yok kimseye , asalım demiyorum lakin bu kanı ve sütü bozuklarla yaşamaya mecbur kalmak beni korkutuyor ve bizim de bir seçim hakkımız olmalı diye düşünüyorum. evladımız, eşleriniz , annelerimiz , sevdiklerimiz bu canilerle aynı minibüste aynı sokakta. arkadaşlar bu insanlara normal insan gözüyle baktığımız için sıkıntı var, kaç aylık hayvana değil eziyet etmesi yaşama hakkını alıyor. bakın 4 ayaktan bahsediyorum. 3 saniye o hayvanın bağırma sesini aklınıza getirin.. bir , iki , üç durmadı bu kişi ve benzerleri inlemesine , göz yaşı dökmesine yalvarmasına rağmen durmadı. bulursa fırsat bizlere neler yapacaklar , saykopat ve psikopatın iyi hali olur mu ? hakim bırakınca bunları insanlar devletine ve adaletine nasıl güvenecek?

sonra insanlar kendi adaletlerini aradıklarında kızıyoruz size mi kaldı diye ! başımıza gelince mi empati kuracağız. hayvan hakkı gözümde insandan daha fazladır kimse kusura bakmasın. ha yetim , ha köpek, ha kedi hepsi aynı masumlukta. eğer seçilecek başkan bu konuya el atmaz ise hakkımı helal etmiyorum.
devamını gör...

2018 lgbt onur yürüyüşü

her gün köpeklere kerkinilen, tecavüzün ata sporu sayıldığı ülkede kültür, sosyal yapı tırı vırı denilerek tepki gösterilen yürüyüş. asıl riyakar ve yavşakça tutum bu, mabadındaki pisliği görmeden, başkalarına temiz olmayı tembihlemek.

edit : ulan akıl fitil değil ki zorla sokasın. gelip burada en ahlaklı benim şovunu yapmak kolay. aheyyy, yurtlarda çocuklara taciz edilirken bi kereden bi şey olmaz diyen adamların riyakarlığı beni öldüreyyiii.
devamını gör...

öpüşmenin anlamı

bu başlığı sevgili ile yapılan eylemde değerlendirmek istiyorum, zira diğer türlü bir anlamı yoktur...
* nefesin nefese karışması, ruhun ruha dokunmasıdır.. bir de hangi niyet için * olur ki, hiç düşündünüz mü? aslında bu nefisten gelen bir duygudur ama mübalağa etmez, sadece sevdiğine bir not bırakır; 'ruhum da seni seviyor' diye..
devamını gör...

bimer'e şikayet edilen tek bir tanım yüzünden savcılığa ifade vermek

insanı, sahibi olduğu sözlükten soğutan hatta kapatmayı düşündüren berbat bir deneyim. asıl sinir bozucu olan şey ise mevzubahis tanımın yazıldıktan dakikalar sonra yetkili arkadaşlarca görülüp silinmesi ve yazan kişinin sözlükten uzaklaştırılması.
bakınız; şikayet eden her kim ise zerre kadar sabretmiyor, durumu bize aksettirmiyor, bir şey yapılacak mı diye beklemiyor bile! ve bu şikayet eden kişi dakikalar hesabıyla sabretmediği için ben saatlerce yol gidip savcıya bir saatten fazla ifade verdim, dahası konuya dair eklerle birlikte detaylı bir dilekçe yazıp yeniden oraya teslim etmem istendi.
hakikaten yazıklar olsun ya...
devamını gör...

dünyaitiraf.com

eşimle instagrama bakarken bir fotoğraf gördük yaşlı bir amca karısının mezarı başında yatıyor. açıklamaya da şey yazmışlar “o yalnız uyuyamaz korkar diyerek her gün karısının mezarı başında uyuyan adam”
eşimde dedi ki “aha ben temsili” ben de hiç sanmıyorum dedim. diyor ki görürsün...
temenniye bak len!
devamını gör...

ebubekir sifil

--- alıntı ---

yaklaşan seçim dolayısıyla...

24 haziran’a günler kala kararsızlık ve tereddüt ifade eden “ne yapacağız?” sorusu sıklıkla sorulur oldu.
bu seçim ülkemiz ve milletimiz için ne kadar önemliyse, bu sorunun da ak parti için o kadar hayatî olduğunu düşünüyorum. bu sebeple açık yazacağım.

alkışa iltifat, kargışa itibar çağını çoktan geçtim.
sadece ihkak-ı hak için, “kim ne der” endişesi taşımadan, dünyevî maslahat için hakikati zedeleme zilletine düşmeden, idare-i kelam etmeden ve sadece Allah’a vereceğim hesabı düşünerek diyorum ki sn. cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ak parti iktidarlarının bu ülkeye kazandırdıklarını inkâr etmek ya da küçümsemek en hafif tabiriyle “nankörlük”tür! bunları burada tek tek sayıp dökmeyi zait addediyorum. ve biliyorum ki yapılanlar, yapılacakların teminatıdır. bununla birlikte ak parti’ye gönül vermiş mütedeyyin kitlelerin hassasiyetlerini rencide eden, bu yüzden de o kitleleri ak parti’yle ilişkilerini yeniden düşünme noktasına getiren bir kısım icraatlar, söylemler, ihmaller de görülmüyor değil. en başta, bunca tecrübeye rağmen hâlâ ciddî bir eğitim/kültür politikasının oturtulamamış olması geliyor. ak parti’nin söylem düzeyindeki yerlilik/millîlik vurgularıyla mütenasip yerli/millî bir eğitim/kültür politikası yok! gittikçe yabancılaşan,sekülerleşen bir toplum var. kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayan ak parti’nin aile kurumunu tahkim edici tedbirler alması beklenirken, “kadına yönelik pozitif ayrımcılık” başlığıyla yürüttüğü politikalar tam aksi istikamette, aileyi tahrip edici etki yapıyor. telafisi zor toplumsal sonuçları olur. öte yandan,“kur’an’da değiştirilmesi gereken ayetler” olduğunu söyleyenlere karşı sessiz kalınırken, i.şenocak ve n.yıldız hocaların, fer’î meselelerdeki sözlerinin cımbızlanıp bağlamından koparılmış kısmı üzerinden maruz kaldıkları muamele, tabanda ciddi dalgalanma oluşturdu. bu muamele ve ardından gelen “güncelleme” faslı, ak parti’ye sadece “oy” değil, aynı zamanda “gönül” vermiş kitlelerde derin bir inkisar, endişe, hatta tepki oluşturdu: acaba ak parti daha güçlü geldiğinde kemalist jakobenizmi çağrıştıran yeni bir sürece mi maruz kalacağız? gerçi sn. cumhurbaşkanımız kasdını bilahare tavzih etti. ancak endişelerin tamamen izale olduğunu söylemek zor. şu süreçte “ne yapacağız”ın sürekli sorulur olması bundan. ben de -aldığım mesajların ötesinde- anadolu’da gittiğim yerlerde bunu bizzat gözledim, gözlüyorum. özellikle sn. başbakan ve sn. bozdağ’ın o fasıldaki açıklamaları ak parti’nin 2., 3. etkili/yetkili isimlerinin “vur deyince öldür” anlayışında bulundukları izlenimi oluşturdu. oysa ak parti’ye bize din anlayışı dayatsın diye değil, dayatmaları kaldırdığı için oy vermiştik. tabanda oluşan bir diğer algı: ak parti kemalizm’in ruhlara sindirdiği “fincancı katırlarını ürkütmeme” psikolojisinden henüz sıyrılabilmiş değil. yoksa ne hocaların gördüğü muamele, ne de “güncelleme” söylemi “dışarıdan” oy getirdi. tam tersi oldu: kendi insanımızı küstürdük. bugünlerde kendilerine “millet ittifakı” diyenleri tam kadro destekleyen tv’ler, yazarlar/yorumcular o meş’um saldırgan, tedhişkâr, hatta tehditkâr tarzla kimi dillerine dolasa kurban alacağından daha emin artık. oysa bu sadece milletin ak parti’ye itimadını zayıflatmıyor. aksine,bu ülkenin ak parti’yle yakaladığı devlet-millet kaynaşmasını ve bu sinerjinin yeşertip bütün ümmet’e yaydığı evrensel gelecek umutlarını, kadim “arzın imarı” hayallerini tehdit ediyor. bu zaaf görüntüsünü ak parti’ye yakıştıramıyoruz; izah edemiyoruz, hazmedemiyoruz. bütün bunlara rağmen, özellikle bu milleti diz çöktürme emellerinden hiç vazgeçmeyen çağdaş ebû cehil’lerin ve onlara maşalık eden ibn übey’lerin sn. cumhurbaşkanımız’a yönelik olarak yürüttüğü ilkesiz/ahlaksız kampanyalar karşısında elbette tarafsız kalacak değiliz! bu babda tarafsızlığın düşmanla işbirliğinden farkı yoktur. bu alçak kampanyanın,osmanlı’nın son dönemlerinde başta abdülhamid han olmak üzere, bu milletin değerlerini muhafaza ve müdafaaya gayret eden yerli duruş sahibi idarecilere karşı hep aynı metodu kullandığını biliyoruz: itibarsızlaştırarak alaşağı etme! milletimiz bu “cambaza bak” numarasına kanacak ya da çaresizlikten kanmış gibi yapıp susup oturacak dönemleri çoktan geride bıraktı! gerektiğinde kan tükürür, kızılcık şerbeti içtik deriz; kırılan kolu yen içinde tutarız. ama varlığını bu milletin değerleriyle savaş üzerine bina etmiş iç ve dış ifsat şebekelerinin aşağılık emellerine hizmet etme ya da işlerini kolaylaştırma anlamına gelecek bir tutum içine girmeyi kendimize saygısızlıktan öte, vatana-millete ihanete eş sayarız. bu söylediklerimi “siyasî bir tutum olarak ak parti yandaşlığı” şeklinde algılamaya ve bu algı üzerinden “saldırı” moduna geçmeye hazırlananlara da şunu söyleyeyim: siyasetçi değilim, kendi adıma bir siyasî beklentim de, gelecek tasarımım da yok. ak parti ile de, siyasetle de, siyasetten dünyalık devşirenlerle de hiç bir münasebetim yoktur, olmaz. buraya yazdıklarımdan ne sizin ne -eğer olacaksa- ak parti yönetiminin rahatsız olması, ne de başkalarının hoşnut olması umurumda...
yalan dünyada hangimiz kaç gün daha yaşayacak, bilmiyoruz. emanetin geri alınacağı zamana kadar görevimiz hakkı ikame etmek ve ülkenin geçmekte olduğu şu kritik dönemeçte tereddüt içinde olanlara “ehem-mühim” sıralamasını hatırlatmak.

ebubekir sifil hoca
17 haziran 2018

--- alıntı ---
devamını gör...

12 saat şarj edilen telefon pilinin yarım saatte bitmesi

telefoncu arkadaşın "aaağbi bunlar çakma değil yüzde yüz orjinal, samsung'tan direk bana geliyor, garantisi benim, bozulursa getir hemen değişiriz" dedikten sonra size itelediği bataryadır. üstelik "bu batarya çakma, 12 saat şarj ediyorum, 1 saat bile sürmeden şarj bitiyor deyince de elektriğin voltajına pislik atar, şarj cihazına pislik atar. kendi malı hariç elinizdeki her şeyin dandik olduğunu iddia eder.

üşenmeden arabadan şarj cihazını alıp getirdim, bir sürü b.k attı. şarj cihazını bir hafta önce kendisinden aldığıma dair yazar kasa fişini önüne koyunca da bu sefer de arabanın aküsüne pislik atmaya başladı adi, şerefsiz herif!
böylelerini men edeceksin ticaretten.
devamını gör...

başörtülü olmanın karşı konulmaz hafifliği

muhafazakar şehirlerde başörtüsünün çok kapı açmasından ötürü bir rahatlıktır o. şöyle ki: kişi artık başörtüsüyle ise erkek arkadaşlarıyla buluşabilir nargileye gidebilir. gezebilir tozabilir. çünkü en nihayetinde başörtüsü vardır. ama başörtüsü olmayana toplum tarafından şüpheyle bakılır. başörtüsü olanla aynı şekilde davransa, direk o malum sıfatla anılabilir. çünkü sebebi başörtüsü eksikliğidir. başörtüsü olduktan sonra aynı şekilde davranabilir. bu tamamen küçük muhafazakar anadolu şehirlerinde olandır.
devamını gör...

bir delinin karalama defteri

doğru bir yolun takipçisi olmak kendinin de dosdoğru olduğunu garanti eder mi her zaman? kendini dosdoğru görmek, kendini bir nevi o doğru yolun cisimlenmiş hali olarak addetmek ve bunun sonucunda bir tür ilahlığa bürünmek değil midir? gerçekte kimse dosdoğru olduğunu iddia etmez, bunu kabul etmez. ama davranışlarıyla, sözleriyle bunu aksettirir başkalarına. mesela düşünmeden başkalarını yargılamak, yargılama hakkını kendinde görmek, bu ilahlığa bürünmeden yapılabilecek bir şey midir? haddi aşmanın göstergesi ya da sonucu değil midir? ya da bir insanı kendince "zavallı" görüp ona acımak mesela. acımayı kendinde bir hak olarak görmek.. "allah onu ıslah etsin" diye dua ederken dahi kendini üstün, yegane doğru olarak görüp görmemek, kibre kapılıp kapılmamak arasındaki ince çizgi kastettiğim.. üsttenci bir tavıra bürünmemek.. neticede her insanın yolu, dünyası, anlamları kendine has, biricik değil midir? kendi yolunda düşmeden kolaylıkla yürüyebiliyor diye başkasının kendi yolundaki yalpalamalarını, düşüp kalkmalarını hor görmek, hakkında kolaylıkla atıp tutmak kibir değil de nedir? ya elinden tutmalı, yardım etmeli, yol göstermeli, bunu yapamıyorsa da önüne kendi yoluna bakmalı insan. doğru yolda olmak bunu gerektirmez mi? peki herhangi bir şüpheye, tereddüte kapılmadan yürümenin yegane yolu kendini dosdoğru görmekten geçmez mi? zira devamlı şüphe, sorgu, tereddüt halinde olmak, kendi yolunda doğru yürüyebilmeye engel değil midir? ya da bunun yegane doğru yöntemi yine devamlı olarak sorgulayarak, düşe kalkarak tamamlamak mıdır yolunu? düşüp kalkmak doğru yolda olmanın kaçınılmazlarından mıdır? bu durumda insan dosdoğru yürümeyi nasıl sürdürebilir?
devamını gör...