Bu Haftanın Favorilenenleri

revolver

maşallah sözlükte pek aktif bir yazarımız. hayırlı işler.
bir ara hatırlarsa ben whatsapp'da cevap bekliyorum.

gülmeyin, döverim.

bırakıp gittiğin kadarız



bir dönüşle dönüyoruz
yorgunuz, tenimiz esmer
içimizde mağrur bir hüzün
yaralarımız var, eczası olmayan vurgunlar
en çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
en çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
biraz daha yaklaşıyoruz
bir el uzatımında akşamın alacasındayız

ev kızı

bu sene oynadığım rol. şımaracak kimsen olmayınca hayat seni koca bir ev kızına dönüştürüyormuş sözlük... (yüksek lisansa kabul edilmedi.) ben yeni olduğumdan pek bilemiyorum sabah namazına kalkıp poğaça hamuru yoğurmak ev kızlığı level kaç oluyor? bilen aydınlatsın lütfen.

sözlüğümüzdeki oylama duyarsızlığı

dünya sözlük yazarlarının objektifinden başlığına bakıyorum da maşallah oylar havada uçuşuyor. 15'er 20'şer artılar göz kamaştırıyor. Allah daha çok versin. demek ki meselemiz yazar sayısındaki azlık değil. gerçekten bir duyarsızlık var. objektif başlığındaki fotoğraflar da görülüyor diğer başlıklardaki tanımlar da. peki bu uçurum niye? şahsi görüşüm şudur ki; insanlara gerçekten fayda sağlayacak, uğraşılmış, zaman harcanmış bilgi eksenli bir tanım, bir kedi fotoğrafından daha değerlidir. en azından benim gözümde öyle.

hazreti yusuf

tanım: nefs mücadelesini yaşamıyla destansı olarak bize anlatan peygamber.


(yusuf’un) evinde kaldığı kadın, ondan murat almak istedi. kapıları sımsıkı kapatıp: “hadi gel, senin için...” dedi. o (yusuf da) şöyle dedi: “allah’a sığınırım. o benim rabbimdir. benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. muhakkak ki; zalimler felâha (kurtuluşa) ermezler.” (yusuf suresi 23)
hepimizin bildiği züleyha olayının başladığı ayet bu. rabbim izin ederse, tarihin bu belki de en bilinen olaylarından birinin, sır perdesini aralamak istiyorum, ya Allah, ya vekiyl...

yusuf aleyhisselâm, köle pazarında birkaç dirhem karşılığında bizim züleyha olarak adlandırdığımız zengin bir mısırlı kadının kocası tarafından satın alınır. bu alan kişi hanımına der ki: "onun yerleşeceği yeri, özenle hazırla (ona karşı kerim ol). belki bize faydası olur veya (belki de) onu evlât ediniriz."... bu cümleden anlaşıldığı kadarıyla; yusuf yaşça sahibinden çok gençtir ve sahibi eşini müşfik davranması konusunda uyarmıştır. (yusuf 21)

aynı ayetin devamında Allah bu olay için açıklayıcı bir cümle kullanır:

"ve işte böylece ona hadîslerin (olayların, sözlerin) tevîlini (yorumunu) öğretelim diye yusuf’u yeryüzünde yerleştirdik. ve Allah, emrinde gâlip olandır. ve lâkin insanların çoğu bilmezler."

bu olayı hikaye gibi okuduğumuzda yusuf'un ikamet hadisesini bir eve yerleşmek gibi algılarız ve ayetin içerisindeki şu çok mühim kelimeyi ıskalarız: "yeryüzünde"... arapçasıyla "ve fîl ardı"

kur'anı muhyiddin ibn arabi'nin deyişiyle bize indirilmiş gibi okuduğumuz zaman ise; daha önceki bilgilerimize istinaden bu "arz" yani yeryüzü kelimesinin kendi varlığımızı işaret ettiğini hatırlarız. o halde her ayet ve suredeki kıssalar gibi yusuf kıssası da bize kendimizle ilgili bir ders vermektedir. görelim ne imiş alacağımız ders?

varlığımıza bahşedilen yusuf adındaki merhaleyi anlayıp tanımamız gerek önce... kur'an bu merhalenin en belirleyici unsurunun, "olayların, sözlerin, belki de rüyaların tevilini yapabilmek" olarak bize bildirir. o halde diyebiliriz ki, yusuf mertebesine ulaşan kişi, bu zahiri olan dünyanın manasına dokunmaya başlamış kişidir. "insanların çoğu bilmezler"...

bir sonraki ayet yusuf'un geçen zamanla büyüyüp serpildiğini, böylece de ilim ve hikmete sahip edildiğini söyler. ve ayetin son cümlesi şöyledir: "...ve kezâlike neczîl muhsinîn" yani "...muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız." (yusuf 22)

muhsin olarak tanımlanan kişi yusuf şahsında görünüyor olsa da, esasen yusuf merhalesine ulaştırılmış kişidir ve bu lütuf onlara Allah tarafından bahşedilmiştir. tüm bunlar ne zaman olmaktadır diye bir soru sorarsak şayet; alacağımız yanıt şu olur: "yusuf olgunluk çağına ulaştığında..."

yusuf olgunluk çağına gelip de ihsana mazhar kılındığında, olayın örgüsünde en çetrefil görünen durum başına gelir. sahibinin hanımı kapıları kapatarak ondan murad almak ister. işte tam burada yusuf'un bu kadına sarfettiği sözlerde çok hikmetler vardır: "allah’a sığınırım. o benim rabbimdir. benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. muhakkak ki; zalimler felâha (kurtuluşa) ermezler."

dikkatinizi çekti mi, az evvel ki "fil ardı" yani yeryüzü kelimesini karşılayan bir ifade kullanıyor yusuf: "...benim yerleşme yerimi..."

yusuf Allah tarafından en güzel şekilde yerleştirilmiştir ve kendisine bu yerleşme yerine ihanet etmesi teklif edildiğinde "hayır" diyerek bunun zalimlik olacağını beyan ediyor.

diyebilirsiniz ki; yusuf bu evde sahibinin en güzel şekilde ağırlanması için emir verdiği bir gençtir ve vicdanı gelişkin, efendi ve ihsan sahibi olduğu için de kendisinden istenene yanaşmamıştır. haklısınız, ayetlerin sosyal anlamda öğreticiliğine istinaden bu doğru bir varsayımdır derim. ancak, yine yusuf merhalesi bağlamında baktığımızda şunu görürüz: yusuf mertebesi öyle bir aşamadır ki, muhsin kişi bunun kendisine Allah tarafından bahşedildiğini bilir ve onun zararına olacak her tür girişimi kuvvetle reddeder.

"ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. eğer rabbinin delilini görmeseydi, o (yusuf a.s) da onu arzulamıştı. işte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır." (yusuf 24)

kendisini isteyen kadına karşı rabbinin delilini görerek uzaklaşan bir genç... uzaklaştığı, kötülük ve fuhuş... böylece ihlasa erdiriliyor değil mi?

yusuf mertebesinin ikramlarından biri, rabbin işaretlerini okuyarak doğruyu bulabilme yetisidir. daha evvelki ayette ne demişti yüce Allah: "...olayların, sözlerin, belki de rüyaların tevilini yapabilmek için..." bu teviller yardımıyla, yusuf mertebesinde yürünecek doğru yol buldurulur. yol ise ihlâs'tır.

"ve ikisi de kapıya koştular. (kadın) onun gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. ve kapının yanında onun (kadının) efendisi ile karşılaştılar. ve (kadın) şöyle dedi: “senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı (bir) azaptan başka nedir?”" (yusuf 25)

yusuf; kendisine ters gelen bu tekliften kaçmak için "kapı"ya yönelir, aynı anda kadın da bunu yapar ve yusuf'un gömleğini arkadan yırtar. o esnada kadının eşi de ordadır. yusuf'u direkt suçlu bularak ihanet ettiğini ima eder. yusuf'un haklılığı bir şahid'in devreye girmesiyle anlaşılır, çünkü gömlek önden değil arkadan yırtılmıştır. yusuf arkasını dönüp kaçıyor olmasaydı, gömleği arkadan yırtılmazdı...

(yusuf şöyle) dedi: “o beni elde etmek istedi.” onun (kadının) ailesinden bir şahit, şahitlik etti. “eğer onun gömleği önden yırtılmış ise o taktirde, o (bayan) doğru söylemiştir ve o (erkek) yalancılardandır.”
“ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, o taktirde o (kadın) yalan söyledi ve o (erkek) doğru söyleyenlerdendir.” (yusuf, 26-27)

bunun üzerine kadının eşi olayın doğruluğundan ikna olarak kadına şu sözleri söyler: "muhakkak ki o sizin tuzağınız. sizin tuzağınız geçekten büyüktür." (yusuf, 28)

bu ayet, bence yusuf kıssasının en mühim ayetidir. eğer şimdiye dek bu kıssayı hikaye gibi okuduysanız, züleyha'nın kocasının sarfettiği bu cümle; sizi maalesef kadınların ne kadar da şerli yaratıklar olduğu yargısına getirip bırakır. "kadınlar tuzak kurarlar ve bundan kaçmak da kolay değildir" şeklinde bir yargıya varırsınız...

maalesef tüm dünyadaki, milyarlarca erkek egemen kafa yapısındaki müslümanlar gibi...

bu cümlenin tuzağından kaçabilmenin belki de yegâne yolu, defaatle söylediğimiz gibi, kıssayı kendi hakikatimiz bağlamında okumaktır. işte o zaman, kur'an-ı kerim gerçekten bize nazil edilir ve hakikati görebilenlerden oluruz.

kıssadaki kadın'ı nefs olarak okumanızı söylediğimde çok şaşıracaksınız dostlarım. yusuf mertebesinin en can alıcı mücadelesinde, nefs'le karşı karşıya kalmayı anlatır züleyha bize... tüm o ilim ve hikmet verilişinin bedeli, nefsle mücadeleyi kazanmak olmalıdır. nefs her kapıyı kapatıp, sonsuz haklı görünse de, en azından kaçmaya çabalamak ve Allahın huzurunda, gömleğini ispat olarak gösterebilmektir.

kovalayan nefs'tir. züleyha'nın kocasının dediği gibi "onun tuzağı gerçekten büyüktür". yusuf merhalesi varlığımızda en güzel şekilde yerleştirilir ve bunu korumamız istenir bizden...

en çok da nefsimizden...

eğer yazımı buraya dek okuma zahmetinde bulunduysanız hakkınızı helâl ediniz, daha kısa şekilde anlatmayı isterdim ancak yapamadım... inşaallah rabbimiz, bu anlattıklarımızdan gereği gibi istifade etmeyi nasip eder.

inşaallah muhlis kullarından eder hepimizi...

rezidansta oturup evlad-ı osmanlı’yız diyen insan

asıl sünger beyin, osmanlı torunlarının sadece fakir olabileceği kodu içine işlenmiş olanıdır. eğer kazandıkları helalse, Allah bereketini arttırsın ne bu çekememezlik.

haa, rezidansta oturup mustafa kemalin askerleriyiz diyenler senin bakış açınla çok sıradan, para, araba, arsa onların hakkı onyıllardır bu ülkede çünkü demi sünger olmayan (!) beyinlim..

fetö kapsamında khk ile ihraç edilen ve midilli adasına iltica ederken boğulan beş kişilik aile

ergene avrat boşamak kolay. buraya gelip omo çocokloron ölömönö özöldöm, ono bobo öçön höydön holoyo diyenneri gördükçe fırıldaklığın bilimsel varyasyonlarına daha bi inanıyom. insanlar baskıyı üzerlerinde farklı farklı hisseder. siz bi şekilde aşarsınız, bir başkası aşamaz. yaşadığı hayat, göbek bağıyla bağlı olduğu ideolojik duruş filan gaspeder bireyselliğini. sonası fetö, ketö, metö türü sonuçlar. sıradan insanın her şekilde kullanıldığı zamanlardayız. kandırıldık kültü bu ülkedeki her bi sıradan ve inanmış insan için de geçerlidir. bile isteye nemalanan, çıkar sağlayan ve sosyal statüsünü eşşek kadar yapan bi avuç zümre mabadını kurtarmış gözüküyor. asıl yargılanması gerekenleri yazıp çizmekten bıktım. ölmek bi sonuç mu? yaşayanlar için sonuç, eyvallah. lağkin bu ülkede yaşmaya çalışanlar için çoklukla mecaz. kalkıp buraya bişiler yazdık deyü oww fetöcüler, ooww simitçiler, owww hainler damgasını yemek umurumda bile değil. olm bunnarı yazıyorum ve ne olmadığımı biliyorum. işin üzücü noktası, faşizan tavırla ölsünler lan diyenlerin ne olduğunu bilmek. kötü zamanlardayık. bu insanlara üzülmeyi ideolojik bi parametre saymak ne olm. yazık tabii lan bu insanlara. olm ölmüşler lan. yaşam hakkı kutsaldı hani.

rebelin korubenisi

gece saçlı kızım... bu dünyaya katlanamamak adlı işkence türü filmde yanımda oturan , salonu ikimiz için kapattığım kardeşimdir.
kendisi beni “bu dünyayı çekilebilir kılan nadir şeylerdensin” diye sever. söyleyemez ama çok sever , bilirim. en sevdiğiniz şairin tüm kitaplarıyla kucağını doldurarak size gelir. kitaplığınıza baktığınızda gülümsemeniz iki kat artar böylelikle. sonra , her doğum günümde mektuplar yazar bana. okurken her satırında sesi kulağımda olur cümleleri o söyler gibi ,ben ise gülümserim hep. sevemediğimiz dünyanın içindeki sevebildiğimiz ne kadar şey varsa aynıdır, sevdikçe daha da severiz o yüzden o sayılı güzellikleri. ama en çok da onu severim. birbirimize katlanabilen tek insanlar olduğumuz ve birbirimizi bu dünyada ne yapıp edip bulup sıkıca tuttuğumuz için...
|

abdullah azzam

kasımın 24’ü oğullarıyla birlikte şehadet seneyi devriyesidir. rabbimiz şehadetini kabul etsin.
cihadın öğretmeni olan abdullah azzam’ı belki de en çok bugün anlamak gerek.

bir yazarı sözlükten soğutma yöntemleri

bir çok yöntemi olabilir ama ben sebebini merak ediyorum ve bununla ilgiliyim.

hiçbir embesillik seviyesi böylesine hastalıklı bir yöntem çeşidini izah edemez, bu işin arkasında olsa olsa şeytani bir güç olabilir.

konuyu büyütüyor gibi göründüm belki ama bir de şu açıdan bakalım;

aynı zihniyetteki embesiller iş yerine yeni başlayan bir iş arkadaşına zevk için mobbing de uygulayabilir,

yeni evlenmiş geline akla hayale gelmedik ıstıraplar da çektirebilir,

yeni atanmış bir memurun hayatını dahi karartabilir.


bu tiplerin neyi ya da kimi terörize ettiği önemsizdir, önemli olan bu ruh hastalarının toplumdan izole bir şekilde rehabilite edilmelerini sağlamaktır.

küçük şey yoktur.

dünyaitiraf.com

artık ümidim kalmadı
son çırpınışlar
yitirdiğimi hissediyorum
kötüyüm bu aralar
deli bi ağırlık var
her boka ağlayan ben
ağlayamıyorum bile
içime oturdu söküp atmak istiyorum
her şeyi silip atmak istiyorum bir yandan
buna bile cesaret edemiyorum
şu günleri atlatmak istiyorum
yoruldum
üzgünüm
kırgınım
özlüyorum.