Bu Haftanın Favorilenenleri

en iyi iran filmleri

1) (bkz: gaav) 1969
-----------------------------------------------
2) (bkz: children of heaven) 1997
------------------------------------------------
3) (bkz: turtles can fly) 2004
------------------------------------------------
4) (bkz: the song of sparrows) 2008
------------------------------------------------
5) (bkz: a time for drunken horses) 2000
------------------------------------------------
6) (bkz: the wind will carry us) 1999
------------------------------------------------
7) (bkz: baran) 2001
------------------------------------------------
8) (bkz: a separation) 2001
------------------------------------------------
9) (bkz: khane-ye doust kodjast?) 1987
-------------------------------------------------
10) (bkz: the color of paradise) 1999
--------------------------------------------------

kocaya itaat

evlilerden ziyade bekarları kızdıran eylem.
eşinizi "rakip" mi görüyorsunuz ki bu kadar irrite ediyor? "bir" olmak. tekamül, tekemmül.
haklar, sorumluluklar.
seküler ve materyalist bir yaşam bizi çepeçevre sarmış ki, itaat etmeyi tamamen köleleşmeyle eş tutuyoruz. * müslümanız diyerek, ahlakımızı kuran ve sünnetten o kadar uzaklaştırmışız ki, haklı olarak çevremizi saran evlilik örnekleri üzerinden kendi "eş" rolümüze odaklanıyoruz.
itaat etmeyi ve itaat edilen olmayı "kuran ve sünnet" bağlamında anladığımız da, problem saydığımız bir çok şeyin ne kadar kolay çözüldüğünü idrak edeceğiz.
erkeklerin eşlerine ve çocuklarına dair sorumluluklarını öğrendiğimde kadın olduğum için Allah'a şükretmiştim. babacığıma da çok üzülmüştüm. düşünsenize her biri için ayrı hesaba çekileceksin, helal rızık getireceksin, ilim almalarını sağlayacaksın, yaşam koşullarını iyileştireceksin, hey gidim hey.

uyuşturucunun toplumda bir tabu olması

hata üstüne hata.

bilinmezin karşı konulamaz çekiciliği, aykırı olmanın doğasında bulunan kural etiklerini çiğneme, yasak elma...

bırakalım artık sobaya "cız" demeyi. bu demek değil ki tekellerde yapıştırılıp parklarda üflenmeli. öyle değil ya sanki. şşş..

dünya üzerinde elde edilebilecek maksimum hazzın eroinde olduğunu gizlemektir onu çekici kılan.

iki duman metle benim diyen adamı cümlelerle yok edebilmenin gücünü saklamaktır onu çekici kılan.

en dertsiz adamı kıskandıracak rahatlığı sunan marijuanayı yasaklamaktır onu çekici kılan.

cennete gittiğini ileri sürecek kadar hadsizleştiren lsd'yi konuşmamaktır onu çekici kılan.

"kaka bunlar" diyerek gizlenen maddelerin tadına varanlar, geri bıraktıkları dünyayı doğruları gizlemekle suçluyor. öyle ki dünyayı karşısına alıp madde ve maddeseverlerle saf tutuyor.

üstünü örtmek neye yarıyor söyleyeyim. merdiven altı veya kapalı tarla üretimlerle sokaklarda ölü gençleri bulmaya. 11 gramdan fazla esrar bulundurduğundan içeri tıkılıp hayatı kararan insanları toplumdan uzaklaştırmaya. extasy pazarlığında 5 lira içen birbirini kesen torbacılara. ve daha nicesine...

uyuşturucu satılan mahallelerin girişine bir ekip otosu koyup, tuzağa çekilen yeni yetmeleri karakolda döven polislerdir gidişatın sorumlusu. terfi adına ufak kaçamaklara göz yuman büyük balık avındaki amirlerdir gidişatın sorumlusu. gümrüklerde, limanlarda üç kuruşa ciğerini satan kahpeler, denetimde beş kuruşa adamlığını satan hainlerdir gidişatın sorumlusu.

tedavi için amatem'e gelenleri legal uyuşturucularla besleyip yeşil reçeteleri ilaçları veren zihniyete ise kocaman bir "hastır" çekiyorum müsaadenizle.

........

anlatın insanlara, bilsinler. sonuçlarının kötü olacağını saçma sapan anlatırken gerçekleri gizlemek ne getirecek anlatın bana. doğru söylemek kötüye itmek değildir. saklanan cinsellik zinaya, ayıp kumar vegasa götürüyor anlasanıza!

eğitim vermek değil önemli olan. zorunlu eğitimi 13 yıla çıkarmak değil eğitime önem vermek. toplumu analiz edip doğru bilgilerle birey yetiştiremedikten sonra diplomalı çok eşek bulursunuz yüksek dozdan kaldırım taşına sarılan, ama kalbi atmayan...

alsana bir duman. yasak mı? peki...

yağmur

nurullah genç naadı.

nasıl da severdim ve nasıl da unutmuşum. insan yaşam telaşında boğuldukça sevdiği şeyleri bile unutuyor. ne acı.

--- alıntı ---


çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.


--- alıntı ---

18 yaşında evlenen kız

hanım ilk çocuğumuzu kucagimiza aldığımızda 18 yaşında idi.
evlendigimizde 17 yeni bitmişti. teknik olarak 18 idi. ilk çocuğum 7,5 aylık doğdu.
çocuklarım büyüdü, ortaokul talebesi oldular.
gayet mutlu huzurlu bir ailem var. birbirimizi kızsak da hep sevdik. hep seviyoruz.

peki bunu et yığını, akılsızlık, baskı gibi bir takım ifadelerle izah edenler bu mutlu evliliğin neresinde?
size ne ulan? isteyen 18 yaşında evlenir. kanunen mümkün. bu konu genel değil, özel. kişiye özel. nasıl genellemeler yapıyorsunuz öyle.

bu arada şunu da yapayım bunu da yapayım derken evlenmeyen akranlarının nihai olarak hedeflediği evli ve çocuklu planını da gerçekleştirmiştir.
ha destekliyor muyum?
bana ne ulan. isteyen istediğini yapar. liberalim bu tip konularda.
|

dünyaitiraf.com

tam bir deadline insanıyım. muhakkak son güne iş kalacak; yoksa ben, ben değilim. sonra tabii son 72 saatte toplam on saat uyku, fincanlarca kafein.. bunca yıldır dünyadayım, bir kez bile şaşmadı bu. istikrarımı kutlar kendime hayatta mutluluklar dilerim. ayrıca deadline'ından önce iş bitirenlere de çok gıcığım, selamunaleyküm.
|

aylaynır bile kullanmayan kız

lisansını ve yüksek lisansını boğaziçi üniversitesinde tamamlayıp, doktorasını syracuse university’de tamamlasa da, center for policy research bünyesinde araştırmacı olarak çalışsa da, istanbul bilgi üniversitesi’nde ders verse de, tübitak’ta danışmanlık görevi üstlense de, makroekonomi alanında doçentlik unvanı almaya hak kazanıp, tim, müsiad, iso ve deik gibi iş dünyasının çeşitli kuruluşlarına ekonomi danışmanlığı yapsa da, istanbul medipol üniversitesi ekonomi ve finans bölümü’nün kurucu başkanlığını yapsa da, nihayetinde bir gün cumhurbaşkanın ekonomiden sorumlu başdanışmanı olduğunda, tek konuşulan şey çirkinliği olacaktır. çirkin diye her yerde linç edilecektir. twitterda, instagramda, sözlüklerde çirkin diye yemediği hakaret kalmayacaktır. niyahetinde sessizce profil fotografını hafif rötuşlu bişeyle değiştirecektir. alın kırdınız kırdınız.

üstelik cidden çirkin falan olduğu için değil, sadece makyaj yapmadığı için. şimdi makyajsızlık güzellemelerini, kızların aşırı makyaj yaptığı eleştirilerini falan geçiniz efenim geçiniz.

(bkz: hatice karahan)

kariyer sahibi kadınlarla evlenmeyin

daha çok bir kurt binici başlığı gibi dursa da danimarkalı yönetme michael noer tarafından söylenmiş söz.


--- alıntı ---

kariyer sahibi bir kadınla evlenmek...

"ne yaparsanız yapın ama asla kariyer sahibi kadınla evlenmeyin!"

erkeklere bir tavsiye. güzel veya çirkin; kısa veya uzun boylu; sarışın veya esmer... evleneceğiniz kadın nasıl olursa olsun, kesinlikle kariyer sahibi olmasın. neden? çünkü pek çok sosyal bilimci kariyer sahibi kadınlarla olan evliliklerin sağlam olmayacağı konusunda hemfikir. aslında her ilişki kendi içinde stres barındırabilir. ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar, çalışan kadınların boşanmaya ve aldatmaya daha yatkın olduklarını; çocuk doğurmaktan da kaçındıklarını gösteriyor. ayrıca çocuk doğursalar bile bundan mutsuz olma ihtimalleri çok yüksek. araştırmaların bulunduğu bir yayın olan social forces'ta son zamanlarda çıkan bir araştırmanın sonuçları, 'ekmek getirmekle' yükümlü olan öncelikli kişinin erkek olduğu evlerde, kadınların daha mutlu olduğu yönünde. mutlu bir son olmasa da, başarılı erkekler başta olmak üzere pek çok erkek benzer özlemlerle kadınlara ilgi duyuyor. tipik kariyer sahibi kadın iyi eğitimli, bilgili ve hırslı olur. bunlar ilk bakışta güzel özellikler, değil mi? tabii ki... ama en azından evlenene kadar. sonra, o daha başarılı oldukça sizden daha az memnun olmaya başlıyor. durum tanıdık geliyor mu? istikrarlı bir ilişki pek çok faktörün bir araya gelmesinden oluşuyor. bunların arasında eşinizin ailesi, kaç yaşında evlendiğiniz, hangi ırktan olduğunuz, dini inançlarınız ve sosyo-ekonomik statünüz yer alıyor. tabii ki çalışan kadınların da mutlu evlilikleri oluyor. ancak çalışmayan kadınlara göre daha az. 'kariyer sahibi kadın' olmanın da bazı kuralları var. örneğin bir kadına kariyer sahibi diyebilmek için o kadın üniversite eğitimi almış olmalı, haftada 35 saatten fazla ev dışında çalışıyor olmalı ve yılda 30 bin dolardan fazla kazanıyor olmalı. eğer yapılan çalışmalara inanıyorsanız, bu özelliklere sahip bir kadınla evlenerek başınızı belaya soktuğunuzu kabul etmeniz gerekiyor. journal of marriage and family'de (evlilik ve aile dergisi) 2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre bu kadınlar işlerini bırakıp, evde oturup çocuk bakmaya başladıklarında mutsuz oluyorlar. social forces'ta (toplumsal güçler) bu yıl çıkan bir habere göre kocalarından daha çok para kazandıklarında da mutsuz oluyorlar. journal of marriage and family'de 2001 yılında yayınlanan araştırmaya göre ise kadınlar kocalarından çok para kazandıklarında, bu kez mutsuz olan taraf erkekler oluyor. neden? aslında çalışan kadınlarla boşanma oranları arasında ekonomik teoriye ve sağduyuya dayalı karışık ve tartışmalı bir ilişki bulunuyor. klasik ekonomide evlilik bir işbölümü anlamına geliyor. geleneklere göre erkekler ev dışında çalışarak para kazanır; kadınlar ise ev işlerini yapar ve çocuk büyütür. her işi yapan kişi bellidir. ve bu işbölümü kimin evde kimin ev dışında olduğunu umursamadan yapılmıştı. nobel ödüllü gary s. becker'a göre, evliliklerdeki işbölümü azaldığında; örneğin her iki taraf da kariyer sahibi olduğunda çiftler için evliliğin değeri baştan aşağıya düşüyor. çünkü bir evliliğin devam etmesi için gerekli olanların çok azı yapılıyor. bu da taraflar için hayatı zorlaştırıyor ve boşanmalar artıyor. deneysel çalışmaların hepsi bu sonuca varıyor. 2004'te john h. johnson yaptığı araştırmalara göre çiftlerin çalışma saatleri arttıkça boşanma olasılıkları da artıyor. aslında kadınların çalışma saatleri bu ihtimali artırırken, erkeklerin çalışma saatleri boşanma durumunda etkili olmuyor. "ayrıca her iki tarafın da çalıştığı evliliklerde boşanma oranı, tek tarafın çalıştığı evliliklerden daha fazla," diyor johnson. kariyerin evliliğe zarar vermesinin bir diğer sebebi ise çiftlerin farklı insanlarla daha çok zaman geçirmesine imkân tanıması. yani eşiniz ev dışında çalışıyorsa sizden daha çok beğeneceği biriyle tanışma ihtimali fazladır. "çalışma ortamı potansiyel eş bulma yerleridir," diyor araştırmacı adrian j. blow. dahası, yayınlanan haberlere göre iyi eğitim almış çiftler, evlilik dışı ilişkiye daha yatkın oluyor. örneğin yılda 30 bin dolardan fazla kazananların aldatma ihtimali daha fazla. eğer aldatma boşanmaya neden oluyorsa, başınız gerçekten belada demektir. istatistiklere göre boşanma hep alkolizm, depresyon ve intiharla doğrudan ilişkilendiriliyor. başka araştırmalarda da boşanmanın kanser, kalp krizi ve cinsel sorunları tetiklediği ortaya çıkmış. ayrıca boşanmanın ekonomik sonuçları da göz ardı edilemez. yakın zamanda tamamlanan ve the journal of sociology'de (sosoyoloji dergisi) yayınlanan 'evlilik ve boşanmanın sağlık üzerindeki etkisi' başlıklı bir araştırma, boşananlar varlıklarının ortalama yüzde 77 azaldığını ortaya koyuyor. öyleyse neden kimse bekar kalmıyor? çünkü, bilimsel olarak cevap vermek gerekirse, sağlam bir evlilik, mutlu bireyin sahip olacağı tüm avantajları içerir. sosyal ve sağlık yönünden pek çok faydaları vardır. 2004'te yayınlanan 'sosyal bilimcilerin evliliğin faydaları hakkında bildikleri' başlıklı bir raporda, evliliğin 'pek çok durumda çocuklar için daha iyi koşullar' sağladığı, erkeklerin daha çok kazanmasına olanak verdiği ve mutlu bir evliliğin bireylerin sağlık ve ruh durumunu olumlu yönde etkilediği gerçeklerinin altı çiziliyor. başka bir deyişle, iyi bir evlilik, daha iyi kazanç, daha uzun, daha sağlıklı bir hayat ve daha iyi yetişmiş çocuklar anlamına geliyor. sonuç olarak, sosyal araştırmaların gösterdiği neden sonuç ilişkileriyle kafa karıştırmamak önemlidir. yani evliler bekarlardan daha sağlıklı olduğu için, evliliğin sağlığın garantisi olduğu sonucunu çıkarmamak gerekir. buradan sadece sağlıklı insanların çoğunun evli olduğu gerçeğini çıkarabiliriz.


--- alıntı ---

erdoğan ve üstler meclisinin büyük planı

osmanlının kuruluşundan bugüne dek süregelen ve varlığına hep inandığım yüksek istişare / strateji heyetinin türkiye üzerinde etkisi , ülke sınırlarıyla kalmayıp tüm islam coğrafyasını yakından ilgilendiren kısa ve uzun vadeli planları/kararları dönemsel olarak işlevini korumaya devam ediyor.
daha anlaşılabilir olmak için heyete , ister ‘ak saçlılar ‘ ismini takın , ister ‘birileri’ deyin, ister ‘dedeler’ deyin. nerede yaşarlar,kimlerdir bilemem fakat aktif siyasette yer almadıklarından emin olduğum bu heyet mes’eleyi bütün olarak ele alarak milletin evet dediği siyasi liderlere yön vermekte.
bundan 9 sene önce tanımadığım yaşlı bir amca sohbet ederken ' evladım osmanlı bunlara 100 yıl süre verdi. süre doluyor 'ifadelerini kullanmış olması son 60-70 yıl içerisinde ülkemizde yaşanan siyasi olayların neticesinde nelere gebe kalındığını ortaya koyuyor.
osmanlı’nın süre verdikleri elbette ingilizlerden başkası değildi. ingiltere’nin hindistan rüyası osmanlı devletinin sonunu getirse de fatih’den ertuğrul’a , alpaslan’dan rasulallah’a kadar uzanan istişare geleneğinin bozulmamış olması umutlarımızı daha da diri tutmakta.
tarih ;
dîni , kisve edinerek
türkiye cumhuriyeti devleti ve türk islam ülkelerinin kılcal damarlarına kadar sirayet ederek kontrol altına alan, , siyasi ve bürokratik bağımsızlığına / gücüne inanan amerikan menşeili fetö ‘nün içine sızıp, o’nu lav eden r.tayyip erdoğan’ı , büyük oyunun başrol oyuncusu olarak yazacak.
osmanlı subayı m.kemal atatürk’ün ölümünden sonra bağımsızlığımızı kaybettiğimize inandığım ülkemizin sinir uçlarına dokunarak, nokta isimler belirleyen, (ister kabul edelim ister etmeyelim )
tsk , emniyet ,eğitim ,yargı ve bütünüyle bürokraside çok güçlü olan yapı , ak parti dönemi ile ön saflara çekilerek deşifre edildi. onların dünyasında her şey yolunda giderken attıkları her adımın ,atadıkları her adama verilen yolun yem olduğunu anlamaları zor olmadı.
fetö devletin içine mi sızmıştı ?
-hayır !
100 yıldır devleti idare eden zaten onlardı.cıa ajanı olup ülkemizde başbakanlık yapan siyasileri unutmayalım !
siz hangi strateji ile gizliliği esas almış bir yapılanmayı deşifre edebilirsiniz ?
düşünmek gerekir.
hakimler,savcılar,subay/astsubaylar , emniyet müdürleri,komiser,komiser yrd.,polis memurları,öğretmenler,sivil toplum örgütleri, yardım kuruluşları,siyasiler,bürokratlar
tüm bunların örgüt ile bağı olup olmadığını soru cevapla öğrenmeyi düşünmediniz umarım !
çok basit gidelim
bir il’in milli eğitim müdürüsünüz
size bağlı ilçe eğitim müdürleri ve okullarında bu yapılanmanın farkındasınız ancak kimlerin bu yapı içerisinde yer aldığını bulmanız neredeyse imkansız.
bodoslama dalarsanız bakan veya müsteşar tarafından görevden alınma riskiniz var. peki nasıl hareket edersiniz ?
yapılanmadan olduğunu düşündüğünüz bir kişiyi ilçe milli eğitim müdür olarak atarsanız bakın neleri tespit etmiş olursunuz .
1-atadığınız ilçe milli eğitim müdürü’nün atadığı tüm okul müdürleri
2-atanan okul müdürlerinin atadığı tüm müdür yardımcıları
3-atanan müdür yardımcılarının ilgili olduğu öğretmenler
4-müdür yardımcıları tarafından ayrıcalık tanınan öğretmenlerin diyalog kurduğu aileler, evlerine gittiği öğrenciler

devam edelim.

tuskon ! ( türkiye işadamları ve sanayiciler konfederasyonu )
tuskon neydi ? fethullah gulen'e gonul vermiş işadamlarinin kurmuş oldugu dernek.peki dönemin basbakani yurt dışı gezilerine giderken neden tuskon a kayitli işadamlarini da goturuyordu?
çok basit degil mi !
tuskon yakın markaja alınarak , fetö ile bağı olan tüm işadamları tespit ediliyor .
binevi orgutun finansal ayagini gormeye çalisiyordu.şuan tamamına kayyum atanmış durumda.

aktif eğitim -sen ! ( aktif eğitimciler sendikası )
aktif eğitim - sen ,fetoye gonul vermiş ögretmenlerin olusturdugu bir sendika idi. hani soruyoruz ya ' madem sendikaya üye olmak suçtu neden 3 yıl açık tuttunuz ? '
çunki mesele fetonun egitim'deki ayağını aktif tutarak bağı olan öğretmenlerin kendi kendilerini deşifre etmeleriydi.
sonuç olarak aktif-sen ile fetonun ogretmenleri , tuskon ile de işadamları ( finansal ayağı ) günyüzüne çıkmıştı.
aynı taktiği yargı, askeriye ve emniyette düşünün !
ve şimdi yazının başına dönelim ‘’ tsk , emniyet ,eğitim ,yargı ve bütünüyle bürokraside çok güçlü olan yapı , ak parti dönemi ile ön saflara çekilerek deşifre edildi. onların dünyasında her şey yolunda giderken attıkları her adımın ,atadıkları her adama verilen yolun yem olduğunu anlamaları zor olmadı ‘’
ak parti ile fetö güçlendi mi yoksa oyuna getirilerek deşifre mi oldu ?
elbette deşifre oldu ve tasfiye süreci de sadece türkiye sınırlarında kalmayarak diğer türk ülkelerinde eşzamanlı olarak başlandı.
fetö ‘yü türkiye sınırlarından çıkarın !
pkk,dhkp-c,fetö,ışid gibi terör örgütlerini yöneten ve yön veren aynı masanın insanlarıdır.
şuan verilen mücadele sadece fetö’nün tasfiyesi değil ülkemize sirayet etmiş küffarın tasfiyesidir .
tarih ;
kürtleri ve kürtlüğü kisve edinerek
büyük israil’in güvenliği için kurulan ve ülkemizi işgal etmeye çalışan ermeni asıllı pkk terör örgütü’nü , çözüm süreci ile oyalayıp dağdan şehire çekerek imha eden ve kendi silahı ile vuran r.tayyip erdoğan’ı yazacak. (pkk neden şehre cekilmek istendi ? ayrica yazariz)
heyet
erdoğan liderliğine diriliş ismini koydu !
bugün islam coğrafyasının neredeyse tamamı erdoğan’ı lider olarak kabul etmiş ve umutların diri kalması için başkan demekte.
türkiye prangalarından sıyrılıyor ve yeniden doğuyor. türkiye asıl sahibine iade ediliyor.
süleyman soylu ve numan kurtulmuş’un ak parti’ye katılması
devlet bahçelinin kritik yerlerde ak parti lehine kararlar alması
erdoğan ‘ın liderliğinde yeniden büyük türkiye’nin kabulüydü.
çünki osmanlı sahipsiz değildi
ve süre dolmaktaydı…
r.tayyip erdoğan’ın uykuda olan bu millete bıraktığı en büyük miras şüphesiz özgüven ve umuttur,cesarettir,benliktir..
hasılıkelam
tüm uyayanlari uyandırmak için bir uyanık yeter !

çiftlerin birbirlerinden bir şey gizlememesi gerekliliği

çift derken sevgili olanlar ne halt yiyorsa yesin.

en çok evli olanların dikkat etmesi gereken nokta. ama piyasadaki evliliklere baktığımızda en büyük problemlerden birinin de bu olduğunu görürüz. niye bana söylemedin muhabbeti uzar gider. karı da böyledir, koca da. ama çift arasındaki güven unsurunu yok edici en büyük etkenlerden biridir.

gizlememek derken aile ile ilgili durumları 3. şahıslardan duymaktan bahsediyorum.

benden bir şey gizleyen gizli şeyler de yapabilir filan derken uzar gider olmayacak yerlere.
|

karısının bikini giymesine izin veren adam

anladım demek istediğini benim gibi kıskançsın,bekarım ama bende izin vermem karım olsa merak ettiğim şey o adamın derdi seni niye geriyor onu bana izah edermisin?
kadın giymek istedi eşi müdahale etmedi peki yani bundan sanane onu bir açıklasana, merak ettim.geniş diyorsun belki karısını öyle görmek hoşuna gidiyor siz her önünüze gelene aç köpek gibi mi bakıyorsunuz?yani güzel duyguların yaşanmışlıkların olmadığı yanında eşi olan birini sapık gibi kesen sizsiniz hadi o size göre normal geliyor sonra bir de karısına izin veren adam suçlu ve geniş oluyor anladım abi iyi akşamlar diliyorum size o kafayı hiç değiştirmeyin aynı devam.

apple

brian merchant kitabının giriş bölümünde iphone’ların yapıldığı ve 2010 yılında, mutsuz olan işçilerin kendilerini öldürmeye başladıkları devasa büyüklükteki komplekse, longhua’ya nasıl girebildiğini su yüzüne çıkardı.*


gittikçe büyüyen fabrikanın olduğu bir yerleşke, gri renkteki yurtların hepsi, fırtınadan zarar görmüş ardiyeler shenzhen mega şehrinin kenar mahallelerinde pürüzsüzce harmanlanmış durumda. foxconn’un devasa büyüklükteki longhua işletmesi apple ürünlerinin başlıca üreticisi. dünyanın en gizemli ve mühürlü fabrikalarının arasında, aynı zamanda dünyada en iyi bilinen fabrika konumumda olabilir. fabrikanın her bir köşesinde güvenlik görevlileri var. işçiler kimlik kartlarını makineden okutmadan giremezler. teslimat kamyonları kullanan şoförler parmak izlerini okutmak zorunda. bir keresinde “reuters” için çalışan bir gazeteci fabrika duvarlarının dışından fotoğraf çektiği için arabadan dışarı sürüklenmiş ve dövülmüştü. dışarıda “bu fabrika alanı devlet onayıyla yasal olarak kurulmuştur. izinsiz geçişler yasak. suç işleyenler soruşturma için polise teslim edilecektir” yazılarının bulunduğu tabelalar çin askeri yerleşkelerininkilerden daha serttir.

fakat adı kötüye çıkmış bu işletmenin tam kalbine gizli bir yol ortaya çıktı: “tuvalet”. inanamamıştım. kaderin cilvesi ve biraz da içeri girmemi sağlayacak kişinin zekice kullandığı sabrı sayesinde, kendimi foxconn şehri adı verilen yerin tam içinde buldum.

her iphone’un üzerinde; “apple tarafından kaliforniya’da tasarlanmış, çin’de montajlanmıştır” yazar. amerika birleşik devletleri kanunları çin’de üretilen ürünlerde böyle bir etiket bulunmasını zorunlu kılar. apple bu ifadeye kendi katkısını da koyarak gezegenin en keskin ekonomik ayrımını eşsiz bir şekilde açıklayıcı hale getirmiştir. ürün kasası silikon vadisi’nde oluşturulmuş ve tasarlanmış ama çin’de el emeği ile montajlanmıştır.

iphone’un ana parçalarının üretildiği ve aletin son montaj işleminin yürütüldüğü işletmelerin büyük çoğunluğu burada bulunuyor. çin halk cumhuriyeti'nde düşük ücretlerin ve yüksek iş gücünün olması ülkenin iphone üretiminde (diğer tüm cihazlar gibi) ideal bir yer halini almasını sağladı. çin, geniş, eşi benzeri görülmemiş üretim kapasitesi sayesinde dünyanın ikinci en büyük ekonomisine sahip. amerika işçi istatistikleri bürosu 2009 yılı itibari ile çin’de 99 milyon fabrika işçisinin olduğunu açıklamıştı. ve ilk iphonelar sevk edildiğinden beri, aslan payından kendine düşeni alan ise ticari ismi “foxconn” ile daha iyi bilinen tayvanlı hon hai hassas cihaz endüstrisi limited şirketi oldu.

foxconn çin kara parçasında tek en büyük işveren şirket konumunda. maaş verdiği 1.3 milyon insan bulunuyor. dünya çapındaki kuruluşlar arasında sadece walmart ve mc donald’s foxconn'dan daha fazla işçi çalıştırıyor. foxconn için çalışan insanların sayısı estonya’da yaşayan insan sayısı kadar...

bugün iphone çin ve civarında farklı şirketler tarafından üretilmektedir. fakat dünya’da en iyi satan ürün olmaya başladığı yıllarda, montajlama işleminin büyük çoğunluğu shenzhen’in biraz dışında foxconn’un 1.4 milkareye kurulan en iyi işletmesi tarafından gerçekleştiriliyordu. giderek büyüyen fabrika tahmini 450.000 işçiye ev sahipliği yapıyordu. bugün, bu rakamın küçüldüğüne inanılıyor fakat dünyadaki büyük şirketlerden biri olmayı halen devam ettiriyor. eğer foxconn’u biliyorsanız, intiharlardan haberdar olma şansını da yakalamışsınızdır. 2010 yılında, longhua montaj üretim hattı işçileri kendilerini öldürmeye başladılar. işçiler bazen henüz karanlık çökmemişken, içerideki iş koşullarını protesto etmek için, umutsuzluklarını trajik bir şekilde sergileyerek; ardı ardına kendilerini yüksek yurt binalarından attılar. sadece o yıl 14’ünün öldüğü raporlanmış 18 intihar vakası bulunmakta. 20 işçi ise foxconn görevlileri tarafından aşağıya inmeye ikna edilmiş.

iphone’un evindeki intiharlar, kötü çalışma koşulları ile başlayan salgın medyada bir sansasyona sebep oldu. intihar notları ve kurtulanlar yaşadıkları yoğun stresi, uzun çalışma saatlerini, hataları yüzünden işçileri küçük düşürme işini çok iyi yerine getiren kaba müdürleri, adaletsiz gelirleri ve hakları için verilen ama tutulmayan sözleri anlattılar.

şirketin cevabı ise tedirginliği ileri bir boyuta ulaştırdı: foxconn ceo’su, terry gou düşen vücutları yakalamak için birçok binanın dışına geniş fileler kurdurdu. şirket danışmanlar işe aldı ve işçilere kendilerini öldürmeyeceklerini ifade ettikleri teminatlar imzalattılar.

steve jobs ise kendi tarafında ölümlerin çokluğu ile ilgili soru sorulduğunda “biz bütün bunların üstesinden geldik” açıklamasını yaptı ve foxconn’da ki intihar oranlarının ulusal ortalama kapsamında olduğuna dikkat çekti. eleştirmenler de onun kadar duyarsız yorumlarda bulundular ama teknik olarak yanlış bir şey söylemiyordu. foxconn longhua bir eyalet büyüklüğündedir ve intihar oranı ev sahibi ülkedeki oran ile kıyaslanabilir durumdadır. fark şu ki; foxconn şehri tamamıyla bir şirket tarafından yönetilen ve gezegendeki en karlı ürünlerden birinin üreticisi haline gelen ulusal bir eyalettir.

bir taksi şoförü bizi, fabrikanın önünde, girişin yanında, küçük mavi harflerle yazılmış foxconn’da indirdi. güvenlik görevlisi yarı sıkılmış yarı şüpheli halde bize doğru göz gezdirdi. içeri girmemi sağlayacak olan ve benim wang yang diye seslendiğim shanghai’lı bir gazeteci ve ben içeri girmenin bir yolu var mı görmek için önce yerleşkeye yürümeye, işçilerle konuşmaya karar verdik.

durdurduğumuz ilk kişiler bir grup eski foxconn çalışanıydı.

xu adındaki genç adamlardan biri “insanlık için iyi bir yer değil” diyerek ifade etti çalıştığı iş yerini. birkaç ay öncesine kadar neredeyse bir yıl kadar longhua’da çalışmıştı. içerideki koşulların hiç olmadığı kadar kötü olduğundan bahsetti. medyada yer almasından beri de hiç bir ilerlemenin olmadığını söyledi. iş çok zorlayıcıydı, o ve iş arkadaşları 12 saatlik vardiyalar halinde çalışıyorlardı. yönetim hem agresif hem de ikiyüzlüydü. alenen işçileri yavaş olmakla suçladıklarını ve verdikleri sözleri yerine getirmediklerini anlattı xu. ismini vermek istemeyen ve 2 yıl fabrikada çalışan bir arkadaşı mesai saatleri için iki kat ödeme yapılacağının vaat edildiğini fakat sadece normal ödeme yapıldığını anlattı. onlar depresyon ve intiharların normalleştiği, sömürünün bir rutin haline geldiği zorlayıcı iş ortamının kara bir tablosunu çizdiler.

ölen insanlar olmadan foxconn, foxconn olamazdı diyor xu ve ekliyor “her yıl insanlar ölüyor ve onlar bunu normal bir şey olarak görüyorlar.”

shenzhen ve şanghay’da farklı bir kaç iphone montaj fabrikalarını gezdik ve böyle düzinelerce işçiyle röportaj yaptık. dürüst olmak gerekirse; bir iphone şirketindeki hayatı doğru şekilde anlatabilmek, güçlü bir propaganda çabası, binlerce işçiyle gizli ve sistematik görüşmeler yapmayı gerektiriyor. bu da şu demek: fabrika kapılarından çıkan çoğu kez ürkek, dikkatli ya da sıkılmış işçilerle konuşmaya çalışmak, onların öğle yemeğine katılmak ya da işten sonra toplanmak…

bir iphone fabrikasında ortaya çıkan hayatın görüntüsü çeşitliydi. bazıları işin dayanılabilir olduğunu söylüyordu, diğerleri eleştirilerinde çok sertti. bir kısmı foxconn’da bilinen umutsuzluğu deneyimlemişlerdi ve bir kısımda sadece kız arkadaş bulabilmek için işe girdiklerini söylüyorlardı. ama çoğu, işe girmeden önce buradaki kötü koşulları biliyordu. ya işe ihtiyaçları vardı ya da bu onları rahatsız etmemişti. neredeyse her yerde, insanlar buradaki iş gücünün genç, yapılan işin yüksek olduğunu söylüyorlar. “çoğu işçi bir yıl dayanır” sözü çok yaygın durumda. bu belki de iş temposunun yaygın şekilde acımasız olarak görülmesinden ya da yönetimin çoğu kez gaddar olarak tasvir edilmesindendir.

iphone kompakt ve karmaşık bir makine olduğu için, doğru bir şekilde monte etmek, her cihazın parçalarını bir araya getiren, denetleyen, test eden ve ambalajlayan yüzlerce insanın çalıştığı genişleyen bir montaj hattı gerektirir. bir işçi her gün 1.700 adet iphone'un elinden geçtiğini söylemişti. ekranı özel bir cila ile silmekle sorumluydu. bu bir günde 12 saatlik bir çalışma programında dakikada 3 ekrana tekabül eder.

ana kartların bağlanması, arka kapakların monte edilmesi gibi daha dikkatli olunması gereken işler daha yavaş ilerliyor. bu alanda çalışan işçilerin her bir iphone için bir dakika süresi var. bu ise yine de günde 600 ila 700 arası iphone yapar. kotaya ulaşmada başarısız olma ya da herhangi bir hata yapma üst mevkide bulunanlar tarafından aleni bir ayıplamaya yol açıyor. işçilerden çoğu kez sessiz olmaları bekleniyor ve tuvaleti kullanmak için izin istediklerinde patronlarından azar yiyorlar.

xu ve arkadaşı aslında istekli olmasalar da her ikisi de yollarına devam eden acemilerdi. onlar foxconn şirketini birçok insanı kandırdığı için tilki kapanına benzetiyorlar. foxconn onlara bedava kalacak yer imkanı sağlayacağına söz vermiş fakat daha sonra aşırı şekilde yüksek elektrik ve su faturası ödemeye zorlamışlar. şu anda ki yurt odalarında 8 kişi kalıyor fakat eskiden 12 kişi kaldıklarını anlattılar. bunun yanı sıra; şirket sosyal güvenceleri için yan çizmiş, primlerini ödemede geç kalmış ya da yerine getirmemiş. birçok işçi ilk 3 ay işten çıkmaları halinde maaşlarından yüksek miktarda kesinti olacağını yazan antlaşmalar imzalamışlar.

bunların da üzerinde yapılan iş çok yorucu. xu, “psikolojik olarak kendinizi çok iyi yönetmelisiniz çünkü patronlarınızdan iş arkadaşlarınızın önünde azar yiyebilirisiniz ” diyor. müdürler performanslarını yüz yüze ya da özel konuşmak yerine, tüm şikâyetlerini daha sonraya bırakıyorlarmış. xu’nun arkadaşı, patron denetlemek için aşağıya indiğinde herhangi bir problem bulursa, o anda bağırmadığını, daha sonra bir toplantıda herkesin önünde bağırdığını söylüyor.

insanı aşağılayan ve küçük düşüren bir şey diyerek ifade ediyor xu’nun arkadaşı ve ekliyor: “herkesin önünde birini cezalandıryor ve bu herkese örnek oluyor. bu iş böylece sistematik bir hal alıyor”. daha kati durumlarda, eğer bir işçi mali açıdan hasara sebep olacak bir hata yaptıysa, resmi bir savunma hazırlıyor. herkese “bu hatayı tekrar yapmayacağım!” diyerek söz verdiği bir mektubu yüksek sesle okuyor.

bu yüksek stresli iş, kaygı ve aşağılanma yayılan bir depresyona sebep oluyor. xu birkaç ay önce başka bir intiharın daha meydana geldiğini söylüyor. bizzat kendisi görmüş. kişi iphone montaj hattında çalışan bir öğrenciymiş. xu, “ bildiğim biriydi, kafeterya civarında gördüğüm biriydi” diyerek anlatıyor. müdürü tarafından herkesin önünde azarlandıktan sonra, bir münakaşa içine giriyor. şiddet uygulamamasına sadece kızgın olmasına rağmen şirket çalışanları polis çağırıyor.

xu’ya göre bu durumu kişisel olarak algılamış üstesinden gelememiş ve 9. katın penceresinden kendini atmış.

ben de niçin bunun medyaya yansımadığını sordum. xu ve arkadaşı birbirine baktılar ve omuzlarını silkdiler. xu’nun arkadaşı, “burada birileri ölür ve bir gün sonra hiçbir şey olmamış gibi olur, sen bunu unutuyorsun” diyerek soruma cevap verdi.

intihar haberleri medyada patlak verdikten sonra, steve jobs, “bu şirketlerdeki her şeyi göz önünde bulundurduk. foxconn kötü çalışma şartlarına sahip bir iş yeri değil… bir fabrikadır. ama birkaç intihar ve intihara teşebbüs olayları meydana geldi ama orada 400.000 kişi bulunmakta. intihar oranları amerika birleşik devletleri’ndeki intihar oranlarının altında. fakat yine de bir problem teşkil etmekte” dediği bir açıklama yaptı. apple ceo’su tim cook, 2011 yılında longhua’yı ziyaret etti. söylenilene göre intihar önleme uzmanları ile tanıştı ve bu salgın durum hakkında üst düzey yöneticilerle görüştü.

2012 yılında 150 işçi binanın çatısına çıkarak kendilerini aşağı atmakla tehdit etmiş. yönetim iyileştirme yapacağına söz vermiş ve aşağı inmeleri için onlarla konuşmuş. kendilerini öldürme tehdidini mecburi olarak bir pazarlık aleti olarak ustalıkla kullanmışlar. 2016’da daha küçük bir grup benzerini yapmış. xu biz konuşmadan sadece bir ay önce 7 veya 8 işçinin binanın çatısında toplandığını ve ödeme zamanı geçmiş, görünüşe göre alıkonulmuş ücretleri ödenmezse aşağı atlayacaklarını söylediklerini ve sonunda foxconn’un ücretleri ödemeye razı olduğunu ve işçileri aşağı inmeye ikna ettiklerini anlattı.

ben apple ya da iphone hakkında soru sorduğumda; xu’nun cevabı çok hızlı oluyor: “biz apple’ı suçlamıyoruz, foxconn’u suçluyoruz” diyor. onlara koşullar iyileştirilse tekrar çalışmayı düşünür müsünüz diye sorduğumda, xu açık sözlülükle: “hiçbir şeyi değiştiremezsin, asla değişmeyecek” cevabını verdi.

wang ve ben işçilerin ana giriş kapısına doğru yöneldik. sürekli genişleyen çevresinin etrafında dolandık. bunun sadece fabrikanın bir bölümü olduğunu bilmiyorduk.

çevresinde 20 dakika ya da daha fazla dolandıktan sonra, başka bir giriş, başka bir güvenlik noktasına geldik. bu beni dürten o fikrin ortaya çıktığı zamandı. umutsuzca tuvalete gitmek zorundaydım ve bu durum zihnimde bir fikrin oluşmasına yol açtı.

güvenlik noktasının yaklaşık 100 adım altında bir merdiven boşluğu vardı ve orada bir tuvalet vardı. erkekler için evrensel tuvalet işaretini gördüm ve ona doğru hareket ettim. bu kontrol noktası daha küçük ve daha az resmiydi. koruma olarak da çok sıkılmışa benzeyen genç bir adam vardı. wang biraz da rica ederek çincede bir şeyler sordu. koruma kafasını hayır anlamında hafifçe salladı ve bana baktı. yüzümde beliren his çok ama çok gerçekçiydi. yanımdaki gazeteci tekrar sordu, bir iki saniye bocaladı ve hayır dedi.

hemen geri döneceğiz diyerek ısrar etti ve şimdi onu açık bir şekilde rahatsız ediyorduk. daha çok ben rahatsız ediyordum. bununla uğraşmak istemedi ve hemen geri gelin diyerek bize izin verdi. tabi ki gelmedik!

bildiğime göre daha önce hiçbir amerikalı gazeteci bir tur rehberi olmadan, izinsiz ya da her şeyin yolunda olduğunu göstermek için fabrikanın seçilmiş bazı bölgelerine dikkatlice düzenlenmiş bir ziyaret olmaksızın foxconn işletmesine girmedi.

belki de en çarpıcı olan şey -büyüklüğünün de ötesinde ki longhua’yı istenilen hızda yürüyerek geçmek bir saati alır- bir ucunun diğerinden köklü olarak nasıl farklı olduğu. bu bağlamda soylulaştırılmış bir şehir gibi. varoş mahallelerinde mesela; dökülmüş kimyasallar, paslanmış tesisler, yeteri kadar denetlenmeyen endüstriyel çalışma ortamları var. bu şehrin merkezine (ki unutmayın bu bir fabrika) yaklaştıkça, yaşam kalitesi artıyor ya da en azından altyapı ve imkânlar gelişiyor.

gittikçe daha fazla insan tarafından kuşatılmış daha derin kısımlara ilerledikçe, daha az fark ediliyormuşuz gibi bir his oluşuyordu. uzun ve dikkatli bakışlar ilgisiz bakışlara dönüşüyordu. benim teorime göre; işletme çok geniş, güvenlik önlemleri çok sıkı dolayısıyla eğer içeride bu şekilde yürüyorsak mutlaka izinli olmalıydık. insanlar böyle düşünüyordu ya da hiç umursamıyorlardı. bana iphone’ların yapıldığı yer olarak söylendiği fabrikanın g2 bloğuna doğru yol aldık. merkezden ayrıldıktan sonra, yüksek tek parça fabrika bloklarını görmeye başladık. c16, e7 ve diğerleri… hepsi işçiler tarafından oluşan bir kalabalık tarafından kuşatılıyordu.

neredeyse bir saattir içerideydik; böbürlenmekten endişe duyuyordum ve kendime bunu yapmamam için hatırlatma yaptım. kalabalıklar geldiğimiz merkezden uzaklaştıkça seyrekleşiyordu. ve işte g2 oradaydı. etrafında kümelenmiş, her daim puslu gökyüzünün arka planında kalan diğer fabrika bloklarından farksızdı.

ama g2 ıssız görünüyordu. bir dizi paslanmış dolap binanın dışına doğru çıkıyordu. etrafta kimse yoktu. kapı açıktı ve biz de içeri girdik. solda karanlık ve büyük bir boşluğa doğru bir giriş vardı. oraya doğru yöneldiğimiz anda birisi seslendi. kat yöneticisiydi, merdivenlerden aşağıya indi ve bize orada ne yaptığımızı sordu. tercümanım bir toplantı hakkında bir şeyler kekeledi. adamın kafası karışmış görünüyordu ve bize üretimi izlemek için kullandığı bilgisayar izleme sistemini gösterdi. o anda kimse çalışmıyordu fakat bu işçileri bu şekilde izliyorlardı.

ortada iphone dan eser de yoktu. yürümeye devam ettik. g3’ün dışında, düşecek gibi duran plastiğe sarılı bir yığın siyah cihaz diğer bir yükleme noktası gibi görünen bir yerde bekliyorlardı. akıllı telefonları ile uğraşan bir grup işçi etrafımızda dolanıyordu. plastiğe sarılmış cihazın ne olduğunu görebilmek için yakınlaştık ve hayır, iphone değillerdi. apple tv’ye benziyorlardı, şirket logosu eksikti. orada muhtemelen montaj hattında bir diğer adımı bekleyen böyle binlerce yığın vardı.

burası gerçekten de iphone ve apple tv lerin yapıldığı yer ise, eğer nemli betona ve pasa ilginiz yoksa uzun günler geçirmek için açıkça boktan bir yer. bloklar gelmeye devam ediyordu; biz de yürümeye devam ediyorduk. longhua olay örgüsünün bittiği sadece korkunun devam ettiği bir distopik romanın sıkıcı orta bölümüymüş gibi hissettirmeye başlamıştı.

yürümeye devam edebilirdik fakat solda geniş konaklama tesislerine benzeyen yerler gördük, muhtemelen yurtlardı. pencere ve çatının dışından ve üzerinden inşa edilmiş kafese benzer çitlerle tamamlanmıştı. biz de dolayısıyla o yöne doğru yöneldik. yurtlara yaklaştıkça kalabalık artmaya başladı ve daha fazla halatlar, siyah gözlükler, solmuş kot pantolon ve spor ayakkabılar görmeye başladık. sanki okul çocukları toplanmıştı, kaldırımda oturmuş ya da piknik masaları etrafında kalabalık oluşturmuş, sigara içiyorlardı.

ve evet vücut yakalayan ağlar hala oradaydı. esnek ve eğik görüntüsüyle, savrulan şeyleri tutmak için kaplanmış tente izlenimini veriyordu. “bu ağlar mantıksız eğer bir kişi intihar etmek istiyorsa, yapacaktır” diyen xu’yu hatırladım.

orada tekrar dikkatli bakışlarla karşılaştık. fabrikadan uzakta, belki insanların daha fazla vakti vardı ve bu da meraklarını kamçılayan bir sebepti. her halükarda bir saattir foxconn’un içindeydik. tuvaletten dönmediğimizde, korumanın alarm verip vermediği ya da birilerinin bizi arayıp aramadığı hakkında herhangi bir fikrim yoktu. içimdeki his, montaj hattının yapıldığı yeri görmememize rağmen, zorlamamanın muhtemelen en iyisi olduğunu söylüyordu.

geldiğimiz yola doğru yöneldik. o uzun yoldan önce bir çıkış bulduk. akşam işten çıkan binlerce işçinin arasına katıldık ve onlara karışarak başlarımız aşağıda kontrol noktasından geçtik. kimse hiçbir kelime etmedi. akıllarda kalıcı o büyük fabrikadan çıkmak rahatlatıcıydı fakat üstünde bıraktığı ruh hali yapışmıştı. hayır, pencerelerde kanlı elleriyle yalvaran çocuk işçiler yoktu. amerika iş sağlığı ve güvenliği yönetiminin kanunlarını ihlal eden bazı şeyler vardı: korunmasız inşaat işçileri, açıkta kimyasal döküntüler, çürüme, paslanmış yapılar ve daha fazlası… ama muhtemelen amerika’da ki şirketlerde de osha’nın (amerika iş sağlığı ve güvenliği yönetimi) kanunlarını ihlal edecek birçok şey bulunmaktadır. apple belki de olanakların diğerlerinden daha iyi olduğunu tartıştığında haklıydı. foxconn bizim bildiğimiz klişe kötü iş koşullarına sahip bir iş yeri değildi. ama orada farklı bir çirkinlik vardı. fabrika koridorlarında sessiz olmayı dayatan kurallar, sebep olduğu trajedilerle her yere yayılan ünü, çevrede bulunan o genel nahoş his açığa vuruyor … ne sebeple olursa olsun longhua eziyordu, zalimce boyunduruğu altına alıyordu.

çektiğim fotoğraflara baktığımda, gülümseyen birinin olduğu herhangi bir tane bulamadım. insanların uzun çalışma saatlerine maruz bırakılması şaşırtıcı bir şeymiş gibi görünmüyor. tekrar ve tekrar yapılan iş, sert yönetim psikolojik meseleleri de arttırıyor. bu huzursuzluk ortada, tüm çevreye hakim oluyor. xu’nun söylediği gibi: “burası insanlık için iyi bir yer değil”.






sözlüğün dışarıdan görünüşü

--- alıntı ---

"insanlar giderek aptallaşıyor. muazzam bir teknolojiye sahibiz ve buna rağmen bilgisayarlar, basit birer mastürbasyon makinelerine dönüştü. internetin bizi daha özgür, daha demokratik yapması gerekirken; yaptığı tek şey, howard dean'in başkanlık adaylığını düşürmek ve 24 saat illegal pornografiye erişim imkanı sağlaması oldu. insanlar artık yazmıyorlar, blog tutuyorlar. konuşmak yerine sms gönderiyorlar; ki ne noktalama ne de gramer kuralları var, lol ve lmfao gibi kısaltmalar.. gördüğüm kadarıyla bir grup salak insanın, kendileri gibi salaklarla sözde iletişim kurmak için kullandıkları ilkel bir dil; tıpkı mağara devri insanının konuşmasına benziyor."

tom kapinos - “ californication ”

--- alıntı ---