Bugünün Favorilenenleri

ebubekir sifil

--- alıntı ---

yaklaşan seçim dolayısıyla...

24 haziran’a günler kala kararsızlık ve tereddüt ifade eden “ne yapacağız?” sorusu sıklıkla sorulur oldu.
bu seçim ülkemiz ve milletimiz için ne kadar önemliyse, bu sorunun da ak parti için o kadar hayatî olduğunu düşünüyorum. bu sebeple açık yazacağım.

alkışa iltifat, kargışa itibar çağını çoktan geçtim.
sadece ihkak-ı hak için, “kim ne der” endişesi taşımadan, dünyevî maslahat için hakikati zedeleme zilletine düşmeden, idare-i kelam etmeden ve sadece Allah’a vereceğim hesabı düşünerek diyorum ki sn. cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ak parti iktidarlarının bu ülkeye kazandırdıklarını inkâr etmek ya da küçümsemek en hafif tabiriyle “nankörlük”tür! bunları burada tek tek sayıp dökmeyi zait addediyorum. ve biliyorum ki yapılanlar, yapılacakların teminatıdır. bununla birlikte ak parti’ye gönül vermiş mütedeyyin kitlelerin hassasiyetlerini rencide eden, bu yüzden de o kitleleri ak parti’yle ilişkilerini yeniden düşünme noktasına getiren bir kısım icraatlar, söylemler, ihmaller de görülmüyor değil. en başta, bunca tecrübeye rağmen hâlâ ciddî bir eğitim/kültür politikasının oturtulamamış olması geliyor. ak parti’nin söylem düzeyindeki yerlilik/millîlik vurgularıyla mütenasip yerli/millî bir eğitim/kültür politikası yok! gittikçe yabancılaşan,sekülerleşen bir toplum var. kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayan ak parti’nin aile kurumunu tahkim edici tedbirler alması beklenirken, “kadına yönelik pozitif ayrımcılık” başlığıyla yürüttüğü politikalar tam aksi istikamette, aileyi tahrip edici etki yapıyor. telafisi zor toplumsal sonuçları olur. öte yandan,“kur’an’da değiştirilmesi gereken ayetler” olduğunu söyleyenlere karşı sessiz kalınırken, i.şenocak ve n.yıldız hocaların, fer’î meselelerdeki sözlerinin cımbızlanıp bağlamından koparılmış kısmı üzerinden maruz kaldıkları muamele, tabanda ciddi dalgalanma oluşturdu. bu muamele ve ardından gelen “güncelleme” faslı, ak parti’ye sadece “oy” değil, aynı zamanda “gönül” vermiş kitlelerde derin bir inkisar, endişe, hatta tepki oluşturdu: acaba ak parti daha güçlü geldiğinde kemalist jakobenizmi çağrıştıran yeni bir sürece mi maruz kalacağız? gerçi sn. cumhurbaşkanımız kasdını bilahare tavzih etti. ancak endişelerin tamamen izale olduğunu söylemek zor. şu süreçte “ne yapacağız”ın sürekli sorulur olması bundan. ben de -aldığım mesajların ötesinde- anadolu’da gittiğim yerlerde bunu bizzat gözledim, gözlüyorum. özellikle sn. başbakan ve sn. bozdağ’ın o fasıldaki açıklamaları ak parti’nin 2., 3. etkili/yetkili isimlerinin “vur deyince öldür” anlayışında bulundukları izlenimi oluşturdu. oysa ak parti’ye bize din anlayışı dayatsın diye değil, dayatmaları kaldırdığı için oy vermiştik. tabanda oluşan bir diğer algı: ak parti kemalizm’in ruhlara sindirdiği “fincancı katırlarını ürkütmeme” psikolojisinden henüz sıyrılabilmiş değil. yoksa ne hocaların gördüğü muamele, ne de “güncelleme” söylemi “dışarıdan” oy getirdi. tam tersi oldu: kendi insanımızı küstürdük. bugünlerde kendilerine “millet ittifakı” diyenleri tam kadro destekleyen tv’ler, yazarlar/yorumcular o meş’um saldırgan, tedhişkâr, hatta tehditkâr tarzla kimi dillerine dolasa kurban alacağından daha emin artık. oysa bu sadece milletin ak parti’ye itimadını zayıflatmıyor. aksine,bu ülkenin ak parti’yle yakaladığı devlet-millet kaynaşmasını ve bu sinerjinin yeşertip bütün ümmet’e yaydığı evrensel gelecek umutlarını, kadim “arzın imarı” hayallerini tehdit ediyor. bu zaaf görüntüsünü ak parti’ye yakıştıramıyoruz; izah edemiyoruz, hazmedemiyoruz. bütün bunlara rağmen, özellikle bu milleti diz çöktürme emellerinden hiç vazgeçmeyen çağdaş ebû cehil’lerin ve onlara maşalık eden ibn übey’lerin sn. cumhurbaşkanımız’a yönelik olarak yürüttüğü ilkesiz/ahlaksız kampanyalar karşısında elbette tarafsız kalacak değiliz! bu babda tarafsızlığın düşmanla işbirliğinden farkı yoktur. bu alçak kampanyanın,osmanlı’nın son dönemlerinde başta abdülhamid han olmak üzere, bu milletin değerlerini muhafaza ve müdafaaya gayret eden yerli duruş sahibi idarecilere karşı hep aynı metodu kullandığını biliyoruz: itibarsızlaştırarak alaşağı etme! milletimiz bu “cambaza bak” numarasına kanacak ya da çaresizlikten kanmış gibi yapıp susup oturacak dönemleri çoktan geride bıraktı! gerektiğinde kan tükürür, kızılcık şerbeti içtik deriz; kırılan kolu yen içinde tutarız. ama varlığını bu milletin değerleriyle savaş üzerine bina etmiş iç ve dış ifsat şebekelerinin aşağılık emellerine hizmet etme ya da işlerini kolaylaştırma anlamına gelecek bir tutum içine girmeyi kendimize saygısızlıktan öte, vatana-millete ihanete eş sayarız. bu söylediklerimi “siyasî bir tutum olarak ak parti yandaşlığı” şeklinde algılamaya ve bu algı üzerinden “saldırı” moduna geçmeye hazırlananlara da şunu söyleyeyim: siyasetçi değilim, kendi adıma bir siyasî beklentim de, gelecek tasarımım da yok. ak parti ile de, siyasetle de, siyasetten dünyalık devşirenlerle de hiç bir münasebetim yoktur, olmaz. buraya yazdıklarımdan ne sizin ne -eğer olacaksa- ak parti yönetiminin rahatsız olması, ne de başkalarının hoşnut olması umurumda...
yalan dünyada hangimiz kaç gün daha yaşayacak, bilmiyoruz. emanetin geri alınacağı zamana kadar görevimiz hakkı ikame etmek ve ülkenin geçmekte olduğu şu kritik dönemeçte tereddüt içinde olanlara “ehem-mühim” sıralamasını hatırlatmak.

ebubekir sifil hoca
17 haziran 2018

--- alıntı ---
devamını gör...

başörtülü olmanın karşı konulmaz hafifliği

muhafazakar şehirlerde başörtüsünün çok kapı açmasından ötürü bir rahatlıktır o. şöyle ki: kişi artık başörtüsüyle ise erkek arkadaşlarıyla buluşabilir nargileye gidebilir. gezebilir tozabilir. çünkü en nihayetinde başörtüsü vardır. ama başörtüsü olmayana toplum tarafından şüpheyle bakılır. başörtüsü olanla aynı şekilde davransa, direk o malum sıfatla anılabilir. çünkü sebebi başörtüsü eksikliğidir. başörtüsü olduktan sonra aynı şekilde davranabilir. bu tamamen küçük muhafazakar anadolu şehirlerinde olandır.
devamını gör...

12 saat şarj edilen telefon pilinin yarım saatte bitmesi

telefoncu arkadaşın "aaağbi bunlar çakma değil yüzde yüz orjinal, samsung'tan direk bana geliyor, garantisi benim, bozulursa getir hemen değişiriz" dedikten sonra size itelediği bataryadır. üstelik "bu batarya çakma, 12 saat şarj ediyorum, 1 saat bile sürmeden şarj bitiyor deyince de elektriğin voltajına pislik atar, şarj cihazına pislik atar. kendi malı hariç elinizdeki her şeyin dandik olduğunu iddia eder.

üşenmeden arabadan şarj cihazını alıp getirdim, bir sürü b.k attı. şarj cihazını bir hafta önce kendisinden aldığıma dair yazar kasa fişini önüne koyunca da bu sefer de arabanın aküsüne pislik atmaya başladı adi, şerefsiz herif!
böylelerini men edeceksin ticaretten.
devamını gör...

derde düştüm dermanımı ararım

ismail atunsaray'dan dinlenecek bir türkü.

derde düştüm dermanını aradım
derdimin dermanı yar imiş meğer
yari arar iken yardan ıradım
yardan ayrı kalmak ya dost ya dost
zor imiş meğer

devamını gör...

8 temmuz 2018 ankara zirvesi

e-yds için ankara'ya gidecek olmamdan ötürü, buradaki arkadaşlarla zirve yapmak için kovaladığım fırsatın yıllar sonra gelmesiyle ortaya çıkan zirvedir. saat olarak 17:00 diyoruz yani sınavdan hemen sonra, mekanı oralı arkadaşlar belirler. öte yandan, beni otogardan sınav merkezine nasıl gidebileceğime dair yönlendirmenizi rica ediyorum. katılmak isteyen ankaralı arkadaşları beklerim, katılım geniş çaplı olursa açıkçası memnun ve mutlu olurum.

katılımcılar:

derviche moderne
paul atreides
arizona kertenkelesi
daikichi
infinitum
devamını gör...

kürtlerin anadilde eğitim talebi

bir türk olarak bütün dilleri çok severim. diller benim deryamdır onlarla benliğime kavuşurum. etimoloji hobim vardır hangi kökten gelirse gelsin bir kelime muazzamdır yeri doldurulamaz mücevherler hatta mihenk taşlarıdır. dillerin ırkı olmaz olmamalı. bugün ister sev ister sevme ama cambridge’ye ya da oxford’a giren her kelime ingilizce olarak kabul edilir. ne kadar şahane bir anlayış bu. türkçede sadeleştirme ya da türkçeleştirme anlayışından nefret ediyorum. ve isterim ki her insan kendi öğrendiği dili (ırkından değil kültüründen ya da fark etmez) istediği gibi konuşsun. çeşitlilik kültürel çeşitlilik her zaman güzelliktir estetiktir.

is eğitime gelince hal çok değişiyor ama. bununla ilgili eğitim alanında okumalar araştırmalar yaptım. mesela nasıl ki ta hz peygambere dayanan ergenlik çağına kadar bir çocuğa mevcut kültürün inandigi din öğretilmeli deniyorsa (ki bu pek çok toplumda ülkede bu şekildedir) ayni şekilde eğitim de mevcut ülkenin ana dili çerçevesinde yapiliyor. bugün almanya’da türkler anadilde eğitim istediği zaman almanya diyor ki; hay hay bro kendi özel okulunu ac benden de destek bekleme! emin olun bu şekilde . kürtler anadilde eğitim istiyorsa şayet kendi özel okullarını açıp kendi ödenekleriyle bunu yapmalı devletten bunu beklemek tam bir fiyasko.

bence hata türkçenin ana dil olmasında değil. bu topraklar türkçe farsça kürtçe arapça hadi az ileri gidelim ibranice ve süryanice hatta aramice diline sahipti. mevcut eğitim sisteminde en azından bu dillerden arapça farsça kürtçe ve türkçe okutulmalıdır. ingilizce? ya tamam o da olsun ama kültürümüzün bize sunduğu diller yerine neden ingilizce?

bugün dünyanın belki de tek iki dil öğrenemeyen/ogretemeyen toplumuyuz. bir problem var. avrupalı fransızca, ingilizce, almanca al sana flemenkce bile öğretiyor yeri geliyor ispanyolca ve italyanca veriyor ama biz? dikkat edin bu diller kendi kültüründe bulunan diller. bugün balkanlar’da adam boşnakça, makedonca, sırpca ve kısmen rusça biliyorken biz neden ısrarla yalnızca ingilizce? yine diyorum en azından hiç olmazsa arapça, farsça kürtçe öğretilmeli.
devamını gör...

bir delinin karalama defteri

doğru bir yolun takipçisi olmak kendinin de dosdoğru olduğunu garanti eder mi her zaman? kendini dosdoğru görmek, kendini bir nevi o doğru yolun cisimlenmiş hali olarak addetmek ve bunun sonucunda bir tür ilahlığa bürünmek değil midir? gerçekte kimse dosdoğru olduğunu iddia etmez, bunu kabul etmez. ama davranışlarıyla, sözleriyle bunu aksettirir başkalarına. mesela düşünmeden başkalarını yargılamak, yargılama hakkını kendinde görmek, bu ilahlığa bürünmeden yapılabilecek bir şey midir? haddi aşmanın göstergesi ya da sonucu değil midir? ya da bir insanı kendince "zavallı" görüp ona acımak mesela. acımayı kendinde bir hak olarak görmek.. "allah onu ıslah etsin" diye dua ederken dahi kendini üstün, yegane doğru olarak görüp görmemek, kibre kapılıp kapılmamak arasındaki ince çizgi kastettiğim.. üsttenci bir tavıra bürünmemek.. neticede her insanın yolu, dünyası, anlamları kendine has, biricik değil midir? kendi yolunda düşmeden kolaylıkla yürüyebiliyor diye başkasının kendi yolundaki yalpalamalarını, düşüp kalkmalarını hor görmek, hakkında kolaylıkla atıp tutmak kibir değil de nedir? ya elinden tutmalı, yardım etmeli, yol göstermeli, bunu yapamıyorsa da önüne kendi yoluna bakmalı insan. doğru yolda olmak bunu gerektirmez mi? peki herhangi bir şüpheye, tereddüte kapılmadan yürümenin yegane yolu kendini dosdoğru görmekten geçmez mi? zira devamlı şüphe, sorgu, tereddüt halinde olmak, kendi yolunda doğru yürüyebilmeye engel değil midir? ya da bunun yegane doğru yöntemi yine devamlı olarak sorgulayarak, düşe kalkarak tamamlamak mıdır yolunu? düşüp kalkmak doğru yolda olmanın kaçınılmazlarından mıdır? bu durumda insan dosdoğru yürümeyi nasıl sürdürebilir?
devamını gör...

başörtülü olmanın karşı konulmaz hafifliği

(bkz: ya ben neyse bir şey demiyorum)

vazgeçtim, diyorum.

başörtü olayı tartışmaya açık mıdır kapalı mıdır bilemem.
lakin bildiğim bir gerçek var.
hayatı boyunca başörtü takmayacak insanların başörtü hakkında sürekli fikir sahibi olmalarının anlamsızlığı.

bir sessiz olun yalvarırım.
bacaklarımızdaki kılları kaç ayda bir aldığımız bizim sorunumuz olsun he! ne dersiniz?...
devamını gör...

18 haziran 2018 türk askerinin menbiç'e girmesi

muhalif olacam diye saçmalamanın lüzumu yok. türkiye için bir başarıdır. abd pyd eliyle buralarda terör estiremeyecek. burada bizi denklem dışı bırakarak hesap yapamayacağını iyice belledi. eliyle donattığı 10 bin teroristi telef ettik. gördü ki bu iş ciddi mecbur masaya oturdu. bizim muhalif de gelmiş abuk subuk konuşuyor. amerikalılardan daha çok uzuluyor bunlar yeminle.
devamını gör...

bir hırkadır giydiğimiz başkalarının çıkardığı

insanı dinginleştiren bir şey.

sabıra ihtiyaç var; anlamak için. zamana ihtiyaç var; yaşamak için. yaşayıp gidiyoruz bir tane hayatta.

bir hırkadır giydiğimiz; başkalarının çıkardığı. bizden önce hayatlar vardı. bizden sonra da hayatlar olacak. biz arada bir yerde hayat yaşıyoruz.

bir semt adı değildir usta, varamazsınız. belki ulaşılacak bir mertebedir, ulaşamazsınız. onu anladığınızda belki azıcık ustalaşmaya başlarsınız. işini en iyi yapan insan demek usta. aynı zamanda çırağı olmayana usta denir mi? ustası olmayana çırak denir mi? hayatın ta kendisi gibi. gece ve gündüz gibi. biri varsa diğeri de var. biri yoksa diğerinin adı bile yok.

yaşlanmak, yaş almak demek aslında. yaş almak, biraz daha içini doldurmaktır.

yaşıyorsan iyi yaşa. yemek yiyorsan çok güzel yemeye çalış.

hayat geçiyor ve bize ait bir tane var. kendi hayatımızın ustası olmak amacımız . en büyük ihtiyacımız “sadakat”
devamını gör...

back to black

kulaklığımı takıp sabahın ilk ışıklarına kadar dinlemek istediğim şarkıdır. erken gittin be amy..

devamını gör...