Tüm Zamanların Beğenilenleri

sevgiliye

dün yorucu bir gündü. arkadaşların yanından ayrılıp üsküdar iskelesine gittim. vapura son anda yetiştim. içeri girdim oturdum. seni gördüm vapurda. dışardaydın, arkan dönüktü. hiç beklemiyordum orda olmanı. şaşkınlığımı üstümden atmam hayli zaman aldı ve vapur hareket etti. inecek vaktim olmadı. anlaşılan çayını soğutmuştun, seni gördüğüm andan beri bir yudum bile almamıştın, büyük ihtimal ya şeker az gelmişti ya çok demliydi. sen açık ve şekerli severdin. hafif bir rüzgar vardı, ben o yüzden içerdeydim, üşümek istemezdim. ama sen dışardaydın. öyle ya sol yanını ısıtan biri vardı yanında. ellerinden tutuyordu. ellerini ısıtıyordu. içini de ısıtıyor muydu be sevgili? o yüzden mi çay içmene gerek kalmıyordu? gözlerine bakmayı ve bunları sormayı isterdim. ama karşına çıkıp keyfini kaçırmak istemedim, bilirsin ben hiç istemezdim keyifsiz olmanı. aradığın mutluluğu bulmuş muydun? merak içindeydim. öylece izledim sizi. gülmüyordun, o da gülmüyordu. güneşinizi kapatan bir gölgem vardı orda bi yerde sanki. ya da bilmiyorum aşkın o derin susuşlarından biriydi. ama o günkü gibi değildin. hatırlıyorsun değil mi o günü? eminönü'nden üsküdar'a gidiyorduk senle. yine dışardaydık, kış günüydü ama hava aynı dünkü gibiydi. ben çok gülmüştüm o gün, sen de öyle. hatta "gülmekten yanaklarım ağrıdı" demiştin. habersiz habersiz resimlerimi çekmiştin, ben de trip atmıştım sana tipsiz çıkıyorum diye. çay almamıştın o zaman. "gerek yok" demiştin. "sen yanımdasın, üşümüyorum" demiştin. unutmadın değil mi sevgili? ben dönerken de vapurla dönmek istemiştim, sen "hava soğuk" deyip razı etmiştin beni. o zaman üzülmemiştim ama dün üzüldüm, benimle gittiğin yerden onunla dönmek neyin nesiydi? gözümden bir iki damla aktı. gölgen aktı yüzümden. dışarı çıktım ben de. ama senin yanına değil tabi, sizi göremeyeceğim bi yere gittim. yanındakinden hoşlanmamıştım, onun yanındaki sense artık çok uzaktın bana.
çok değil beş ay filan olmuştu biz senle vapura bineli. şimdi o benim taklidimi yapar gibiydi. gerçek değildi sanki. ya da öyle düşünmek istedim bilmiyorum inan.
rüzgar yüzüme doğru esti. bir çay aldım. ama içimdeki buzlar erimedi. seni hala sevip sevmediğimi düşündüm. yok dedim, benim sevdiğim o değildi. o sadece bi görüntüydü. felsefe böyle zamanlarda oldukça işime yarıyordu. neyse. gelmiştik eminönüne. hiç bakmadım size, direk çıkıp gittim yoluma.
şimdi senden bir şey istiyorum sevgili. kız kulesine gitme onunla. bilirsin benim hayalimdi. nasip olmadı hiç, senle gidemedim diye de kimseyle gitmedim bi daha oraya. orda da bi gölge var bana ait. güneşini kapatacak bir gölge. gitme kız kulesine. son bi kez kırma kalbimi. yeni toparlandım zaten.
bilirsin sevgili, ben senden sonra en çok istanbul'u severdim. sen yoksun şimdi. o var bir tek. girme istanbul'la aramıza. çıkma karşıma bir daha. yapma.
çok yorgun olduğumu hissedip, derin bir iç geçirdim. yürüdüm ayaklarımın götürdüğü yere.
ve bi kez daha anlamıştım.
hayat ne garipti, vapurlar filan...


*
sorular üzerine farz olan edit: evet, bu olay zamanı, mekanı ve kişileriyle tamamen gerçektir.
hayır, artık böyle hissetmiyorum, felsefe de yapmıyorum bu konuda.
|

tesbihatta ecirna min şerrin nisa derken ellerini ters çevirmeyen şakird

-allahümme ecirna min şerrin nisaa..
+allahümme ecirna min şerrin nisaa..
-sen burda çevirmesen de olur mahmut!
+neden abi?
-sen hiç aynaya da bakmıyosun heralde, hangi kızla tanışacan da bi de şerrine, fitnesine, belasına uğricaan?
+of abi yaa! hem..
-hem..?
+hem bi kere bana bakanlar var sınıfta, ama ben yüz vermiyom!
-atma şakird, sana kim bakar..
+bakar tabi abi! bakıyorlar, ama ben bi tanesiyle konuşuyom sadece..
-hadi ya? inanmam?
+valla bak, msn'de sen yatınca konuşuyoz..
-evde internet yasak, hem yok ki..
+wınn diye bişiy var abi.. oooohhoohh sen daa uyu!
-kamil, bak gördün mü? işte şakirt böyle konuşturulur!
*gördüm abi, not bile aldım ama az daha gülüyodum..
+nassı ya? oyun muydu?
-oyundu tabi şakirt, behlül gibi adamsın maşşallah.. hemen de yuttun yemi..
+eyvahhh!
-eyvahh yaaa! ver bakayım o wınn'ı bana..
+ offf! Allahümme ecirna min latifet'ül abi! Allahümme ecirna min tuzak'ül abi! Allahümme ecirna min abi ül çakal!

aziyade

üniversitenin bittiği yaz.
hayat boşluktan ibaret.askerlik durumu meçhul. en iyisi onlar gelip alana kadar bir işe girip çalışmak. teyzeoğlu tepehome da satış görevlisi. yeni açılacak maslak sanayi şubesine personel alınacakmış. evrakları hazırlayıp götürdüm. müdür mezun olduğum bölümü gördüğünde pazarlamayla ilgili birkaç soru sordu. verdiğim cevapları beğenince "yarın sabah 10.00 da gel,hayırlı olsun " dedi.
ertesi sabah 10.00 da işyerindeyim. çiçek ve vazo reyonuna bakan bir adamın yanında takılıyorum. gelen müşterilerle o ilgileniyor. ben de işi öğreniyorum. büyük bir yer. mankenler, dizi oyuncuları falan geliyor arada hareketlilik çok. çalışanların çoğu bayan. akşamları iş çıkışı mağazadaki iki çocukla birlikte bara gidip takılıyorlar. sevda isminde bir kız var kasa da duruyor. bindiğim servise bindi tanıştık. dakika bir elindeki cipsi ağzıma uzattı. tersledim. şakaya vurup özür diledi. kafamı diğer yana çevirip dışarıyı izledim.

üçüncü günün akşamı eve geldiğimde mahalleden arkadaşım arayıp evine çağırdı. gittiğimde başka bir arkadaş daha vardı. hal hatırdan sonra eski çalıştığı muhasebe bürosuna eleman aradıklarını söyledi. araya haftasonu girmek üzere. günlerden cuma. pazartesi giderim dedim. sohbet muhabbet akarken telefonum çaldı. özel numara. açtım ses vermiyor. son iki haftadır birkaç kere özel numaradan arayıp dinleyen bir sapığım olmuştu. "konuşsana kardeşim" diye başlayıp küfürle devam edecek bir konuşmaya giriyordum ki kapadı.
yarım saat sonra tekrar çaldı. bilmediğim bir numara arıyor. açtım bir kız sesi.
" alo kimsiniz ? "
" tanımadın mı ? "
" hayır kimsin kardeşim ? "
" tanımadıysan boşver "
" ya söylesene oynama benimle sevmem böyle şeyleri ebru musun ? canan ? derya ? "
" nee ? sus sus tamam " dıt dıt dıt ...

kim olduğunu çok da düşünmeden yattım. ertesi gün işe gitmedim. birkaç defa aradılar açmadım. akşam dün evinde kaldığım arkadaşım işten geldikten sonra mahalleye çıktık.
bana dün telefondaki kızın kim olduğunu sordu:
" bilmiyorum "
" ben biliyorum "
" nerden biliyon ? "
"bugün öğrendim aradım konuştum "..
" kim oğlum söylesene ". adını söyledi. yutkundum önce. "hadi lan " dedim. " valla, valla oymuş bugün tam iki saat uğraştım zorla aldım ağzından " "... "
"ne susuyorsun oğlum ?" dedi. kalktım oturduğum kaldırımdan oynamaya başladım. safça beni izliyordu arkadaşım.
" oğlum mal mısın napıyon ?"
" hacı ben ne zamandır bu anı bekledim ooh bee oh bee sonunda aradı "
" amma sevindin lan ? "
" herhalde aga ayrılırken öyle dua ettim ki bi gün bi çağrı bi mesajla bile dönsün bana diye"
" lan ne şerefsizsin kız seni seviyor oğlum"
" nerden biliyon ?"
" ben biliyorum "

oturup konuşmaya başladık. defalarca mesaj atmış adını öğrenmek için."yüz kontör borçlusun bana " dedi. güldüm sonra " .... ya gidecekmiş okumaya " dedi.
" ne ?" " evet .... ya gidiyormuş yarın görüşmek için ikna ettim bi saat kadar görüşeceğiz bi yerde " diye ekledi " ben de geleceğim " dedim. " sen gelirsen çok ayıp olur haber vermeyeceğime söz verdirtti " dedi.
" bak kırarım kafanı senin senin yerine ben gideceğim " dedim. "oğlum ben onu bi daha nasıl göreceğim ..... ya gidiyor diyorsun " " evet " deyip sustu.
sonra " tamam lan ama ben karışmam kötü bi şey olursa yalvar yakar ikna ettim diyeceksin çok ayıp olur kıza seni görmeyi hiç istemiyor " dedi. " tamam " dedim.
içimde mahallede deli gibi bağıra çağıra koşmak geçiyordu.

gece güç bela uyudum.
günlerden 30 ağustos. sabah kalktığımda buluşma saatine 3 saat vardı.dünyanın en uzun 3 saati.
hazırlanıp erkenden yola çıktım. onu beklemek bile güzeldir diye kafeye yarım saat önceden gittim. dışarıyı gören masalardan birine oturdum. neler konuşacağımı,nasıl konuşacağımı düşünmeye başladıkça kalbimin gürültüsü kulaklarıma geliyordu. " şu okul işi nerden çıktı ikna ederim belki de gitmez " gibi saçma bir düşünce oturmuştu dün akşamdan beri aklıma. ne yapıp edip ikna etmeliydim gitmemesi için. onca sene nasıl geçecekti ayrı şehirlerde. saatime baktım on beş dakika kalmıştı. kafeye göz attım. buraya daha önceden birkaç defa gelmiştim ama böyle bir buluşma için geleceğim neyse..
bunları düşünürken arkadaşım aradı. " hacı geliyor şu an merdivenleri çıkıyor " dedi. kendimi topladım. merdivenlerden elinde tepsiyle bulunduğumuz kata çıktı. uzun kahverengi bir etek giymişti, başını kahverengi bir şalla örtmüş ve beyaz bir ceket ve içine beyaz bir penye. melek gibiydi. arkadaşımı aradı gözleri sonra ben ayağa kalkınca bana baktı. gülümsedim. geri dönmek için döndü koşarak yanına gittim arkadaşımı sordu. " birazdan gelecek " dedim. " yok ben gidiyorum " dedi. kolunu tuttum. ona dokunmanın yarattığı şaşkınlığa rağmen kendimi toplayıp " gel beş dakika konuşalım şurda " dedim. " hayır ! " " yaa beş dakika sadece beş dakika ".
masaya yürüdük. ben de beyaz bir gömlek giymiştim. tıpkı konuştuğumuz zamanlardaki gibi aynı renk kıyafetler giymiştik.
karşılıklı oturduk. ben ona bakarken o etrafa bakıyordu. bir kez bile bana bakmadı. kafedeki televizyonda çıkan klipleri izledi bir süre ben onu izlerken. sonra hal hatır sorduk birbirimize. uzun suskunluklar vardı cümlelerimiz arasında durmadan arkadaşımı soruyordu " birazdan gelecek " diyordum. bakmıyordu hiç yüzüme. dışarı bakarak konuşuyordu. çekingen bir hali vardı. önündeki gazoz kutusunun açma halkasıyla oynamaya başladı. laf açmaya çalıştıkça kestirip atıyordu. sonra bir ara bana baktı. gözlerine baktım. gözlerime bakarak istemsiz mırıldandı: " off gözlerin çok güzel ! "

afalladım. önüne bakarak sustu. söylediğine pişman olmuş gibi bir hali vardı.
kalkıp kucaklamak istedim. ellerine gitti ellerim çekti ellerini. " yapamam dedi ... ya gidiyorum okumaya " " gitme " dedim "gitme birkaç ay ver bana sadece birkaç ay " " olmaz başkası var " dedi. " ya bırak yalan atmayı bir kez de beni düşün. haklı gerekçelerinle defalarca gittiğin yerde bıraktığın beni düşün yok başka birisi olamaz ". sustu. ellerini tutmak istedim tekrar çekti. birden sordum " benimle evlenir misin ? ". zamansızdı biliyorum. bir buçuk yıldır görmediğin sevgiliyle ilk buluşmanda kurulacak en son cümle bu biliyorum ama bu soruyu sorabileceğim tek insandı.
" evet " dedi.
" ama önce okul. ben okuldan gelene kadar görüşmeyeceğiz. " diye ekledi.
" şaka mı yapıyosun ? "
" yoo çok ciddiyim,"
" ben yapamam "
" bekleyemezsin yani "
" evet bekleyemem "...
" sen bilirsin, ben bekleyeceğim ? "
" sen bekle ben bekleyemem yaa nasıl beklerim onca zaman görüşmeden "
" ben başkasıyla evlenemem. gelene kadar bekle. ben bekleyeceğim. sabredeceğiz."

cevap veremedim. varlığı yokluğundan daha ağır gelmişti sanki. gitmek için kalktık. onunla birlikte yürümeyi öyle özlemişim ki onunla beraber yürürken birilerinin bize bakmasını.
minibüs durağına kadar götürdüm. susuyorduk yine. birbirimize saatlerce konuşacak kadar açtık oysa. minibüse bindi ve hareket eden minibüs gözden kayboldu.
eve nasıl geldiğimi yatağa kendimi nasıl attığımı hatırlamıyorum. annem girdi on dakika sonra. sabah ki hazırlığımdan bir şeyler sezdiğini biliyordum.
her şeyi anlattım. görüşmeden nasıl bekleyeceğimi. " beklemelisin oğlum " dedi. " ama merak etme yarın arar o seni " dedi.
ertesi gün muhasebe bürosuna gittim görüştüm. şartları konuştuk. askere gidene kadar çalışacağımı söyledim kabul etti yeni patronum. o gün yeni işlerimi öğrendim.
akşam eve dönerken telefonum çaldı. arayan o ydu. heyecanla açtım:

" nasılsın ? "
" iyiyim işten dönüyorum sen ? "
" iş mi ? "
" evet muhasebe işi oldu bugün yarın başlıyorum "
" hayırlı olsun ben de markete çıkmıştım bi arayayım dedim "
" sesimi duymak istedin yani "
" evet " ....

en güzel hikayem kaldığı yerden böyle başladı.
günlerden 30 ağustos tu ve zafer de bayram da benimdi.

* *
|

cogitoiftira.com

ne iftira atacağım her şey ortada,

bunu evde denemeyin diyoruz deniyorsunuz,
bu havada gidilmez diyorsunuz kendiniz gidiyorsunuz,
audrey hepburn gibi aylak aylak gezip,
çocuk gibi sakızım düştü diye haksız nidalarda bulunuyorsunuz

ilgili kullanıcıya otoban faresine çevirdiniz
valla kurda yedirdiniz bizi haberiniz ola
ojinal imitasyon bir beyaz zenci gibiyiz artık.
üvey müamelesi yapmayıp candan davransanız
güzel düşüncelerinizin indisini düşürseniz
gamlı baykuşun dertli arkadaşı gibi
iflah olmaz karamsar tavrımız olmazdı.
kral gustavin oglu misal kendini arayan adama dönmezdik.

bakmayın leylasız mecnun gibi dolaşmamıza,
hep yanlış yazıyor oluşumuza,
sadaret kethudası olmasak da
nihayetinde biz de düşünmeyen adam değiliz
burdayız, büyümek ve ölmek üzere

ne demiş baba kallavi efsüs isimli eserinde
imamın manken kızını isteyene
goministin gavur kızı verilir
yeni bir dünya bekleyene
en yeni yenidünya verilir
modernlik peşinde koşana
derviş olmak kafi değildir,

eyyorlamam bu kadar.
nokta.

derviche moderne

*

mahmutpaşa tezgahlarında satılan bir don kadar beyaz bir sözlüğü bize kazandırdığı için minnettar olunası şahsiyet.
|

huzur sokağı

bu kitap ilk olarak 2 cilt halinde yayınlanmıştı. bizim evde ikinci cildi vardı ve ilk cildini hep merak etmiştim. birkaç yıl sonra tamamını okudum. kitabı küçük yaşta okumuş ve örtünmeye karar vermiştim. sonra babam "manyak mısın oğlum" diye karşı çıktı, vazgeçtim.
|

uluslararası türkçe olimpiyatları

islam a uygunluğu şüpheli olan bir organizasyon. amacın Allah rızası olduğunu söylüyorlar ama islam ı yaymaktan ziyade türklüğü/türkçeyi dünyaya duyurmaktan ibaret olduğunu düşünüyorum..nitekim buluğ çağına girmiş genç kızlara şarkı türkü söyletmek nasıl bir tebliğ oluyor çözebilmiş değilim. bunu söylediğim nur cemaatinden bir arkadaşım "iyi de onlar müslüman değil ki" demişti..peki onları izleyen erkekler müslüman değil mi? islam da var mı böyle bir şey? hz. peygamber efendimiz şuanda yaşıyor olsaydı böyle bir ortama girer miydi, takdir eder miydi sormak istiyorum? bu kadar da taviz verilmez!


edit: bu tanımı seneler önce yazmıştım. son kısımda " hz. peygamber efendimiz bu ortama girer miydi" diye sormuştum. şimdilerde bazı şakirdler peygamberimizi olimpiyatlarda gördüğünü iddia ediyorlar resmen. vay anasını utandım kendimden! ne ara bu kadar sapıttınız? hadi birileri bu yalanı uyduruyor amacları için. peki diğerleri nasıl karşı çıkmıyor bu iftiraya? sacmalıklarınıza efendimiz i dahil etmeye utanmıyor musunuz! Allah, akıl fikir, hidayet versin...

başımıza gelmesiyle hayatı anlamsız kılan olaylar

insanız neticede.
gülüyoruz içimiz yarılırcasına, çatlayana kadar yiyoruz içiyoruz, seviyoruzz ve istiyoruz doyumsuzca ama en nihayetinde bu kaçış bir sonla gerçeğe çeviriyor yüzümüzü.

1 sene önce teyzemin bazı sağlık problemleri yüzünden 1.sınıfta okuyan kuzenimi okula ben götürüp getiriyordum.
işte yine öyle bir gündü, okuldaydım..
zilin çalmasıyla beslenme dersi başlayacaktı.
elimde kantinden aldığım meyveli sütle sınıf kapısının önünde dikiliyordum
an geldi, zil çaldı işte.
veliler yavrularının başına üşüştü, bende bizim yumuğun yanına gittim, bir iki mıncırma öpme vs. masasına yiyeceklerini çıkarttım.

tam o anda, orta sırada kısa boylu saçlarından daha sarı benizli bir erkek çocuğu iyice tünemişti sırasının içine ve etrafa ürkekleşiyordu.
masasının altında bir hışırtı vardı ama örtüden ne yaptığını göremiyordum.
ve her yarım dakika da bir tuvalete gidip 10sn. içinde geri geliyordu.
niye ki??
çaktırmadan sınıfı gezmeye başladım, benim onu farkettiğimi anlamasın diye diğer çocuklarında yanaklarını öpüyor, saçlarını okşuyordum. derken sıra ona geldi,
başına dikildiğim an da yüzüme öyle bir baktı ki; bu taş kalpli cnd bir balyoz yemiş gibi ağrı ve ağırlaştı içinde.

ve o bomba soruyu sordum
'' neden yemek yemiyorsun canım, hadi gel beraber sofranı kuralım, hem sofranın başından kalkılmaz oturda ye emi? yoksa aç değil misin? '' diyip güya kendimce şebeklik yapıyordum
hala aynı yürek ezici kocaman siyah gözleriyle bakıyordu bana ve sonra masasının altından önce çantasını, ardından çantasının içinden beyaz bir pazar poşetiyle gazete kağıdına sarılı yemeğini çıkartıp, ekmeğini göstererek dedi ki,

'' yok apla açım da ekmeğim biraz kuru, suyum da yok zor yutuyorum. tuvalete gidip su içiyom arada işte. hem benim en sevdiğim şeydir pekmezli ekmek, sana da vereyim mi? valla çok güzel ''
....
..
.

akciğerimin sol löbünün altında ki organın sızısı geçecek gibi değil ve artık ne yazsam ne desem ne istesem bilemedim mevlam dan.


|

davut heykeli

28 şubat sürecinde imamhatip mezunlarına yönelik idari baskıdan bunalıp göçmüştü ilk olarak arjantin’e. beş parasız, yalnız, çaresizdi. insanlığıyla insan kazandı, yüreklere girdi, çalıştı, öğrendi, meslek edindi. sözlüğümüzün abilerinden, reislerinden, adam gibi adamlarından ali doğan şenel idi. kaptanlık yapıyordu, kuru yük gemisiyle dünyayı dolaşıyordu. en son türkiye’ye geldiği vakitlerden birinde kadıköy’de buluşup yemek yemiş dertleşmiştik. tekrarı olsun demiştik, nasip değilmiş. öğrendik ki ekmek teknesinde yani gemisinde kaza sonucu güverteye düşerek vefat etmiş gencecik yaşında.

allah taksiratını affetsin, mekanını cennet eylesin abim...

yazarların görücülük anıları

yıl 2009. aylardan mayıs. günlerden: 1 mayıs. yer istanbul. bir taksideyiz. arabada yer yok. babam ve annemin dizlerinde oturuyorum. önde amcam. arkada yengem, annem ve babam. ilk defa gidiyoruz. ilk defa göreceğiz ailecek. biz beğendik ya birbirimizi. baba beğenecek mi bizi.
beylikdüzüne varmadan. bir yağmur. bardaktan boşalırcasına. yoldasınız ve teker hizasına geliyor yağmur suları. 1 mayısta. ilginç.

sonra bulduk binayı. bilirsiniz uzun uzun binalar var oralarda. 9. kat. ama elimde kız istemeye giderken malum damat hali çiçekler. kardeşim kuafördü benim. saçımı da yaptırmışım. ama o yağmur saç bırakır mı. ceketim, başım, her yanım sırılsıklam ve ellerimde çiçekler. yani ne diyordu ilhan şeşen; ellerimde çiçekler, kapında sırılsıklam görürsen birgün şaşırma. saçımın jölesi yağmurla karışınca başım yağlı bir hal aldı tabi ki.

neyse kapıyı çaldık. çiçeği müstakbel eşim(o zaman görücü gittiğimiz gız) almaya çalıştı ki. çiçekler onun elinde vazo ben de kalacaktı ki ani bir refleksle kurtardım. be hanım çiçek öyle mi tutulur.

sonra kadınlar ayrı odaya, erkekler ayrı odaya geçtiler. hoş sohbet muhabbet. bizim amca söze gir hadi. sonra girdi işte. evet.......abi, bizim buraya asıl gelme gayemiz... kem küm... amcam bir cümle kuruyor mesut yılmaz gibi 20 saniye düşünüyor. amcam Allahın emri dedi ben başı eğdim, amcam peygamberin kavli dedi ben biraz daha eğdim, kızınız ..... yı oğlumuza istiyoruz dedi ben "nakşi sofilerinin rabıta yaparkenki başlarının eğikliğine geldi". kayınpederim de uzatmadı işi. bize söz düşmez falan. verdi kızı. heh işte artık ben olmadığım gibi değil olduğum gibi görünmeye başladım. bomba o zaman patladı. söz aldım. dedim bugün 3 tane bayram.1 mayıs dedim cuma, müminin bayramı. 1 mayıs dedim işçi bayramı. 1 mayıs dedim kızınızı aldım. benim bayramım...

(: ben de böyle bir hatıradır. patavatsız bir damat işte. nereden bilecekti ki kayınpederim*

bu arada yaş pastanın en büyük dilimini bana getirdi hanım. o gün bugündür ne zaman yaş pasta yapsa hala o tadı tutturamaz. iyi kandırdı beni. bir de şu var malum çikolata kolonya gittik. bizim hanım kolonyayı misafirlere dökecek. babamın eline döküyor; kolonya gelmiyor. döküyor yok. açmayı unutmuş ağzını. babam da muzip: dök dök daha çok dök diyor. bizim hanım da isteme telaşesi farkında değil ağzı kapalı kolonyayla dolaşıyor misafirleri*

durun bi yengenize sarılıp geleyim*

Allah herkese mutlu bir evlilik nasib etsin kardeşler.

Allah evlilerimizi de ayırmasın. cennette dahi beraber kılsın. amin...amin... amin...

babanın sevgisinin anlaşıldığı anlar

sabah ezanı'na eşlik eden anne çığlığı ile uyanıldığında ne olduğuna anlam verilemez. birşeyler oluyordur evde. ev yavaş yavaş akrabalar ile dolmaya başlar.
çıkarsın odandan teyzeni görürsün, sorarsın; "teyze ne oldu?" cevap yoktur. halaya sorarsın "hala ne oldu? neden evimiz bu kadar kalabalık? neden hepiniz geldiniz. annem neden çığlık attı? neden ağlıyor ? cevap yoktur..

tak demiştir canına.. odanın ortasına geçip var gücünle bağırırsın; biri bana cevap versin! bu evde neler oluyor?

anne daha bir hıçkırır. herkes gözlerini kaçırır. cevabı verecek kadar cesur bir insan evladı yoktur evde. şöyle bir göz gezdirdikten sonra farkedersin. biri eksiktir onca insanın içinde... en önemli kişi eksiktir.

-babam nerde ?
-...
-babamm nerdeee ?
-...


yoktur.
gitmiştir.
ve bir daha gelmeyecektir...

o istanbula bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığında benim oğlumun paçaları islanmayacak! diye omuzlarında okula götüren adam gitmiştir. bir gece önceden bir torba kiraz alıp yarın beraber yemeye söz vererek o gece yemene izin vermeyen adam gitmiştir. ne olacak şimdi o kirazlar ? kim yiyecek onları ? işte o andan itibaren biri vardır bir daha hiç kiraz yemeyecek. biri vardır her kiraz gördüğünde babasını özleyecek.

ve biri vardır, istanbula her yağmur yağdığında paçaları islanacak. işte o ıslak paçalı çocuk, 50 yaşına da gelse seni özlemekten vazgeçmeyecek...
haberin olsun...

(bkz: sizin hiç babanız öldü mü)

sınavda cevapları sözlük jargonu ile yazmak

sözlükte fazla takılmanın yan etkilerindendir.

soru: istanbul'u kim fethetti?
c:
(bkz: candır)
(bkz: fatih sultan mehmet)


soru:istanbul'u fetheden ii.mehmed'e neden fatih ünvanı verildi?
c:
(bkz: ne diyem mahmut mu diyem)

soru: istanbulu'un fethinin sonuçları nelerdir?
c:
(bkz: anket başlık)
(bkz: aramaya inanmak)


soru:istanbul'un fethi ile alakalı yorumunuzu tek cümleyle özetleyin.
c:
(bkz: fetih var dediler geldik)

*
|

kahveden babayı çağırmak

çocukken verilen görevlerin arasında en önemlisi babayı kahveden çağırmaktır. kahveden içeri girip babanın oturduğu masaya yaklaşılıp kulağına eğilinir annenin yemeğe çağırdığı söylenir. baba davet nedeni ne olursa olsun oyunu yarıda kesmez ya çocuğu oturtup bir gazoz ısmarlatır ya da birazdan geliyorum diyerek geri yollar.
çağırırken üslup önemlidir babanın arkadaşları tarafından alay malzemesi yapılmasına mahal vermeyecek şekilde söylenmelidir. "misafir geldi", "televizyon bozuldu" v.s. türünden önemli bir haber varmış gibi annenin çağırdığı fısıldanır. aksi durumda evdeki sopa yanına kar kalır:

çocuk: (bağırarak) boboooo onnöm donlorunu yokoyacakmuş gelsin çokorsın da yokoyayım diyooo bobooo..
baba:allah belanı versin senin evlat gibi..
|

sözlük yazarlarının amatör ses performansları

bir bu eksikti demeyin, her türlü kınamayı göze alarak açılması gerekiyordu, açıldı... kim ne der bilmiyorum... sözlük yazarlarının kendi halinde söylediği amatör şarkılar veya türkülerdir... bed seslerdir... ya da iyi seslerdir..

öncelik benden gelsin: http://vocaroo.com/i/s1BzxC... *

edit: ses dosyası silinmis tazeledim..

23 temmuz 2017 itibarı ile editlenmiş link tazelenmiştir..
|