tanzimat fermanı

bu suretle ümmet devrinin yerine artık kozmopolit bir osmanlılık devri kaim olmuş ve üç kıtaya yayılan o muazzam imparatorluk camiasından hakim bir unsur kalmaması anasır disiplinimizden eser bırakmadığı için devlet bünyesi mukadder bir demokrasiye mukavemet edemeyecek bir hale gelmiştir.türk unsuru artık bir azınlık vaziyetindedir.ümmet hakimiyetinin yıkılması o zaman bile halk arasında muhtelif tepkiler göstermiş,müslüman müteessir,gayr-i müslümler memnun olmuştur.
devamını gör...
türk anayasa hukuku tarihinde, hukuk devletine geçiş sürecinin ilk adımı olarak kabul edilir.
devamını gör...
ortodoksların beğenmediği hatta ferman atlas kabına konulurken umarız bir daha çıkmaz dedikleri rivayet edilir. çünkü bu ferman ile tüm tebaa eşit kabul edilmekte idi. lakin ortodokslar osmanlı' da diğer hristiyan milletlere göre farklı konumdaydılar.
divan-ı hümayun tercümanlıkları, elçilik heyeti tercümanlıkları bunlardan sorulur, eflak-boğdan beyleri fenerli rumlar arasından seçilip gönderilirdi. ve ayrıca rum patriği tüm hristiyanlardan sorumluydu. bunun gibi sebeplerden dolayı rumlar bu hatta bep sevinmemişlerdir.
devamını gör...
--- alıntı ---

biz istiklâl harbi’ni verdikten sonra sevr antlaşması’nın hükümsüzlüğünü türkler olarak dünyaya kabul ettirdik ve lozan antlaşması’yla beraber kendi devletimizi düzenleme işine talip olduk. oldu olmadı, bilmem ama lozan antlaşması’yla beraber türkiye topraklarında yaşayan insanlar ikiye ayrıldı.

türkiye topraklarında müslümanlar yaşıyordu. türkiye topraklarında ekalliyetlerin yaşaması beynelmilel garantiler altına alındı. türkiye’de gayri-müslimler yani müslüman olmayanlar yaşama hakkına sahip idiler ve bunların haklarının ihlâl edilemeyeceği beynelmilel otoriteler tarafından garanti edilmişti. onun için 1923 yılında teşkilât-ı esasiye kanunumuzun 1. maddesi “türkiye cumhuriyeti’nin idare şekli cumhuriyettir” şeklinde ve 2. maddesi “türkiye cumhuriyeti devletinin dini, din-i islâm’dır” şeklinde değişti. yani biz lozan antlaşması’nın akabinde sadece cumhuriyet ilân etmekle kalmadık, aynı zamanda 1839 yılında kaybettiğimiz şeyi geri aldık.
1839 yılında tanzimat fermanı’nın ilânıyla beraber osmanlı padişahı bütün tebaasının eşit olduğunu ilân etmişti. bu karar müslümanların bu toplumda hususã® ve mümtaz bir yerleri olduğunun reddi manasına geliyordu. tanzimat fermanı osmanlı padişahının tebaasının birbirine eşit olduğunu kabul ediyordu.
halbuki tanzimat fermanı’ndan önce böyle bir eşitlik söz konusu değildi, milletler prensibi cari idi. osmanlı devleti içinde yaşayan insanlar en yukarıda müslümanlar olmak üzere, onların altında grek ortodokslar, onların altında ermeniler, onların altında yahudiler şeklinde tasnif edilmişti.
o yüzden de tanzimat fermanı’na ilk itiraz edenler rum ortodokslar oldu, çünkü onlar müslümanlardan sonra en kabule şayan millet olarak kabul ediliyorlardı. rumlar parmaklarıyla yahudileri gösterip, “şimdi biz bunlarla eşit mi olduk?” diye itiraz ettiler.

--- alıntı ---
http://www.istiklalmarsider...
devamını gör...
işbu hattı; ıslahat fermanı (1856), tabiiyet-i osmaniye kanunnamesi (1869), kanun-i esasi (1876) anayasal metinleri ile mecelle kodeksi(1878) izlemiştir.
tanım: herşeyin cumhuriyetle beraber gökten zembille geldiğini sananların ısrarla görmezden geldiği metinlerden sadece biri.
devamını gör...
tanzimat fermanı'nın getirdiği temel değişiklikler şunlardı:
- ferman doğrudan yeniliğin kendisini oluşturuyordu. zira içerdiği hükümler bakımından bir anlamda "ilkel bir anayasa" niteliği taşıyordu. böylece osmanlı hanedanı ilk kez, kur'an dışında ikinci bir üstün belge kabul ediyor ve sultan abdülmecit bu belgeye bağlı kalacağı konusunda hırka-ı şerif odasında yemin etmiştir.
- 2.mahmut 1826da yeniçeri ocağı'nı kaldırırken hepsi de reaya olan ocak sarraflarınn büyük bir kısmını idam ettirmişti. bu reayanın mal ve mülkü ise hazineye gelir kaydedilmiş yani devletleştirilmiştir. halbuki gülhane hattı'na göre padişah artık mahkeme kararı olmadan hiç kimseyi idam ettiremeyecekti. idam ettirmek bir yana, sürgüne de gönderemeyecekti.
- tüm osmanlı halkının yurttaşlık hakları 'ırk ve din farkı gözetilmeksizin' korunacaktı.
- vergiler yasa gereğince müslüman ve hıristiyanlardan eşit olarak toplanacaktı.
- hıristiyanlar da müslümanlar gibi askerlik yapacak, devlet memuriyetinde çalışabilecekti.

ana hatlar bu maddelerde toplanmıştır fakat fermanın getirdiği en önemli yenilik "kuvvetler ayrılığı" ilkesine bir başlangıç teşkil eden, kuralların oluşmasına imkan hazırlamasıdır.
devamını gör...
tanzimat fermanı aslında bugünkü cumhuriyetin temellerinin atıldığı ilk hareketlerdendir dolayısıyla iyi veya kötü olduğu tartışılan bir yenilikçi akımın öncüsü olmuştur. lakin akıllarımızda kalan sonuçlarına göre, gerek o yıllarda gerek günümüzde çeşitli savları da değerlendirdiğimizde, sadece şu maddesi olmuştur:

(bkz: bundan sonra gavura gavur denmeyecek)
devamını gör...
sultan abdülmecit döneminde dışişleri bakanı mustafa reşit paşa tarafından okunmuştur.
devamını gör...
vakıa o dakikaya kadar doktorun bir hastaya ''aman camı örtün üşütmesin, aman perhiz yetişsin, aman arkasına havlu koyun'' diye çırpınması ve her şeye rağmen hastanın durumunun hepten kötüleşmesi ve adeta ölüm sürecine girmesi üzerine ''tamam artık hiç bir şey iktiza etmez canı ne istiyorsa verin'' demesi gibidir...

hasta da ilk olarak kendisine en zararlı şeyi istemiştir maalesef...

işte acıklı tarihimizdir bu... tanzimat osmanlıyı komaya sokmuştur...
devamını gör...
3 kasım 1839'da dönemin hariciye nazırı mustafa reşit paşa tarafından gülhane'de okunarak ilan edilen ferman. anayasal bir belge niteliği taşır. padişah abdülmecid'in tek taraflı irade beyanıdır. gülhane'de okunması sebebiyle gülhane hatt-ı hümayunu olarak da bilinir.

fermanın metni;

cümleye malûm olduğu üzere devlet-i âliye’mizin bidayet-i zuhûrundan beru ahkâm-ı celîle-i kur’âniye ve kavânîn-i şer’iyyeye kemaliyle riayet olunduğundan saltanat-ı seniyemizin kuvvet ve miknet ve bil-cümle tebaasının refah ve memuriyeti rütbe-i gayete vâsıl olmuş iken yüz elli sene vardır ki gavail-i müteakibe ve esbâb-ı mütenevviaya mebni ne şer’î şerif’e ve ne kavânîn-i münifeye inkiyat ve imtisal olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet ve mamuriyet bil-akis zaaf ve fakre mubaddel olmuş ve halbuki kavânîn-i şer’iyye tahtında idare olunmıyan memâlikin payidâr olamıyacağı vazıhâttan bulunmuş olup cülûs-ı hümâyûnumuz rûz-ı firûzundan beru efkâr-ı hayriyet âsâr-ı mülûkanemiz dahi mücerret imar-ı memâlik-i devlet-i âliye’mizin mevki-i cografîsine ve arazi-i münbitesine ve halkın kabiliyet ve istidâtlarına nazaran esbâb-ı lâzimesine teşebbüs olunduğu halde beş on sene zarfında bi-l-tevfikihi taâlâ suver-i matlûba hâsıl olacağı zâhir olmağla avn ü inayet-i hazret-i bârî’ye itimâd ve imdâd-ı rûhaniyet-i cenab-ı peygamberî’ye tevessül ve istinat birle bundan böyle devlet-i âliye ve memâlik-i mahrusâmızın hüsn-i idaresi zımnında bazı kavânîn-i cedîde vaz’ ve tesisi lâzım ve mühim görünerek işbu kavânîn-i mukteziyenin mevâdd-ı esâsiyesi dahi emniyet-i can ve mahfûziyet-i ırz ve nâmus ve mal tâyin-i vergi ve asâkir-i mukteziyenin sûret-i celp ve müddet-i istihdamı kaziyelerinden ibaret olup şöyle ki dünyada candan ve ırz u nâmustan eazz bir şey olmadığından bir âdem anları tehlikede gördükçe hilkat-i zâtiye ve cibiliyet-i fıtriyesinde hıyanete meyil olmasa bile muhafaza-i can ve nâmusu için elbette bazı sûretlere teşebbüs edeceği ve bu dahi devlet ve memlekete mûzır olageldiği müsellem olduğu misillû bil-akis can ve nâmusundan emin olduğu halde dahi sıdk ü istikâmetten ayrılmıyacağı ve işi ve gücü hemen devlet ve hizmetine hüsn-i hizmetten ibaret olacağı dahi bedihî ve zâhirdir ve emniyet-i mal kaziyesinin fıkdanı halinde ise herkes ne devlet ve ne milletine ısınamayıp ve ne imar-ı mülke bakamayıp daima endişe ve ıztıraptan hâli olmadığı misillû aksi takdirinde yâni emvâl ve emlâkinden emniyet-i kâmilesi olduğu halde dahi hemen kendü işi ile ve tevsi-i daire-i taayyüşiyle uğraşıp ve kendisinde gün be gün devlet ve millet gayreti ve vatan muhabbeti artıp ana göre hüsn-i harekete çalışacağı şüpheden azâdedir. ve tâyin-i vergi maddesi dahi çünkü bir devlet muhafaza-i memâliki için elbette asker ve leşkere vesair masârif-i mukteziyeye muhtaç olarak bu ise akçe ile idare olunacağına ve akçe dahi tebaanın vergisiyle hâsıl olacağına binâen bunun dahi bir hüsn-i sûretine bakılmak ehem olup eğerçi mukaddemlerde vâridât zannolunmuş olan yedi vahit beliyyesinden lehü-l-hamd memâlik-i mahrusâmız ahalisi bundan evvelce kurtulmuş ise de âlât-ı tahribiyyeden olup hiçbir vakitte semere-i nafiâsı görülmiyen iltizamât usûlü muzırrası el-yevm câri olarak bu ise bir memleketin mesâlih-i siyasiye ve umûr-ı mâliyesini bir âdemin yed-i ihtiyarına ve belki pençe-i cebr ü kahrına teslim demek olarak ol dahi eğer zaten bir iyice âdem değilse hemen kendi çıkarına bakıp cem-i harekât ve sekenât-ı gadir ve zulümden ibaret olmasıyla ba’de-zîn ahali-i memâlikten her ferdin emlâk ve kudretine göre bir vergi-i münasip tâyin olunarak kimseden ziyade şey alınamaması ve devlet-i âliye’mizin berren ve bahren masârif-i askeriye vesairesi dahi kavânîn-i icabiye ile tahdit ve tebyîn olunup ana göre icrâ olunması lâzimedendir ve asker maddesi dahi ber-minval-i muharrer mevâdd-ı mühimmeden olarak eğerçi muhafaza-i vatan için asker vermek ahalinin farize-i zimmeti ise de şimdiye kadar câri olduğu vechile bir memleketin aded-i nüfus-ı mevcûdiyesine bakılmıyarak kiminden rütbe-i tahammülünden ziyade ve kiminden noksan asker istenilmek hem nizâmsızlığı ve hem ziraat ve ticaret mevâdd-ı nafiâsının ihlâlini mûcib olduğu misillû askerliğe gelenlerin ilâ-nihayet-ül ömür istihdamları dahi füturu ve kat-ı tenasülü müstelzim olmakta olmasiyle her memleketten lüzumu takdirinde talep olunacak neferât-ı askeriye için bazı usûl-i hasene ve dört veyahut beş sene müddet istihdam zımnında dahi bir tarik-i münavebe vaz’ ve tesis olunması icab-ı hâldendir.

ve-l-hâsıl bu kavânîn-i nizâmiye hâsıl olmadıkça tahsil-i kuvvet ve memuriyet ve asayiş ve istirahât mümkün olmayıp cümlesinin esâsı dahi mevâdd-ı meşruhâdan ibaret olduğundan fî-mâba’d eshab-ı cünhanın dâvâları kavânîn-i şer’iyye iktizasınca alenen ber-vech-i tetkîk görülüp hükmolunmadıkça hiç kimse hakkında hafî ve celi idam ve tesmim muamelesi icrâsı câiz olmamak ve hiç kimse tarafından diğerinin ırz ve nâmusuna tasallût vukû bulmamak ve herkes emvâl ve emlâkine kemâl-i serbestiyetle mâlik ve mutasarrıf olarak ana bir taraftan müdahale olunmamak ve firarda birinin töhmet ve kabahati vukûunda anın veresesi ol töhmet ve kabahatten beri-üz-zimme olacaklarından anın malını müsadere ile veresesi hukuk-ı irsiyyelerinden mahrûm kılınmamak ve saltanat-ı seniyemizden olan ehl-i islâm ve milel-i saire bu müsaadât-ı şâhânemize bilâ-istisna mazhar olmak üzere can ve ırz ve nâmus ve mal maddelerinden hükm-i şer’î iktizasınca kâffe-i memâlik-i mahrusâmız ahalisine taraf-ı şâhânemizden emniyet-i kâmile verilmiş ve diğer hususlara dahi ittifâk-ı ârâ ile karar verilmesi lâzım gelmiş olmakla meclis-i ahkâm-ı adliyye âzâsı dahil lüzumu mertebe tekris olunarak ve vükelâ ve ricâl-i devlet-i âliye’miz dahi bazı tâyin olunacak eyyamda orada içtima’ edecek ve cümlesi efkâr ve mütalâatını hiç çekinmeyip serbestçe söyliyerek işbu emniyet-i can ve mal ve tâyin-i vergi hususlarına dair kavânîn-i mukteziye bir taraftan kararlaştırılıp ve tanzîmât-ı askeriye maddesi dahi bâb-ı ser-askerî dâr-ı şûrâsı’nda söyleşilip herbir kanûn karargîr oldukça ilâ-maşallahu taâlâ düstûr-ül-amel tutulmak üzere bâlası hatt-ı hümâyûnumuz ile tasdik ve tevşih olunmak için taraf-ı hümâyûnumuza arz olunsun ve işbu kavânîn-i şer’iyye mücerret din ve devlet ve milleti ihya için vaz’ olunacak olduğundan cânib-i hümâyûnumuzdan hilâfına hareket vukû bulmıyacağına ahd ü misak olunup hırka-i şerife odasında cem-i ulemâ ve vükelâ hazır oldukları halde kasem bi-llâh dahi olunarak ulemâ ve vükelâ dahil tahlif olunacağından ana göre ulemâ ve vüzerâdan ve-l-hâsıl her kim olur ise olsun kavânîn-i şer’iyyeye muhalif hareket edenlerin kabahat-i sabitelerine göre tedibât-ı lâyıklarının hiç rütbeye ve hatır ve gönüle bakılmıyarak icrâsı zımnında mahsûsen ceza kanûnnâmesi dahi tanzîm ettirilsin ve cümle memurînin el-haletü hâzihi mikdar-ı vafi maaşları olarak şayet henüz olmıyanları var ise onlar dahi tanzîm olunacağından şer’an menfur olup harabiyet-i mülkün sebeb-i âzâmı olan rüşvet madde-i kerihasının fî-mâbâ’d adem-i vukuu maddesinin dahi bir kanûn-ı kavi ile tekidine bakılsın.

ve keyfiyet-i meşrûha usûl-i atikayı bütün bütün tagyir ve tecdit demek olacağından işbu irade-i şâhânemiz der-saâdet ve bil-cümle memâlik-i mahrusâmız ahalisine ilân ve iaşe olunacağı misillû düvel-i mütehabbe dahi bu usûlün inşallâhı taâlâ ile-l-ebed bekâsına şahid olmak üzere der-saâdet’imizde mukim bil-cümle süferâya dahi resmen bildirilsin.

hemen rabbimiz taâlâ hazretleri cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavânîn-i müessesenin hilâfına hareket edenler Allahı taâla hazretlerinin lânetine mazhar olsunlar ve ile-l-ebed felâh bulmasınlar âmîn.

fi 26 şaban, sene 1255 yevm pazar.

http://anayasametinleri.blo...
devamını gör...
iki üstteki fotoğrafta tuğrada mahmûd bin abdülmecid seçilebiliyor. ayrıca tuğranın yanında sağ üst köşede sûret-i hatt-ı hümâyûn yazıyor. onun altında da mûcebince amel oluna...
devamını gör...
osmanlı'nın varlığı devam ettirmek içinyapmak zorunda olduğu yeniliklerden.
ama fekat anlamadığım tanzimat fermanı ile homoseksüellere uygulanan ceza neden kaldırıldı.
devamını gör...
günümüz türkçesi ile :

bismillahirrahmanirrahim
herkesin bildiği gibi, devletimizde kuruluşundan beri kuran'ın yüce hükümlerine ve şeriat kanunlarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tebaasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli sebeblerle şeriata ve yüce kanunlarına uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönüştü. oysa, şeriat kanunları ile idare edilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin imkansızlığı açık seçik ortadadır.

tahta geçtiğimiz mesud günden bu yana bütün çabalarımız, hep ülkenin kalkınması, ahalimiz ve fakirlemizin refahı maksadına yönelik oldu. eğer, yüce devletimize dahil ülkelerin coğrafi mevkisini, verimli toprakları ve halkının kabiliyetlerini gözönünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce Allah'ın yardımı ile, beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.

yüce Allah'ın yardımına ve peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde idare edilmesi için bundan böyle bazı yeni kanunlar çıkarılması gerekli görüldü.

mezu bahis olan kanunların başında can güvenliği; ırk, namus ve malın korunması; vergi toplanması; halkın askere alınıp silah altında tutulma müddeti gibi hususlar gelmektedir. şöyle ki; dünya'da can, ırz ve namustan daha kıymetli birşey yoktur. bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canını ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. bunun devlet ve memlekete zarar vereceği açıktır. buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, işi ve gücü ile devletine ve milletine faydalı olur.

mal emniyetinin olmadığı yerde ise kimse devlet ve milletine ısınamaz, ülkesinin yükselmesi ile alakadar olmaz, hep korku ve üzüntü içinde yaşar. buna karşılık, malından, mülkünden emin olmadığı zaman hep kendi işi ve işinin genişletilmesi ile uğraşır. devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.

vergi mevzuna gelince: bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtır. bu, para ile olur. para, tebaadan toplanacak vergiler ile oluştuğundan bunun en iyi şekilde toplanması gerekir.

evvelce gelir sanılmış olan "yed'i vahit" belasından ülkemiz hamdolsun, kurtulmuşsa da yıkıcı bir usul olup hiçbir zaman faydalı netice doğurmamış olan iltizam usülü hala sürüyor. bu, ülkenin siyasi işlerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. bu adam iyi bir insan değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. bu sebeble, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre bir verginin saptanması ve kimseden bundan fazla birşey alınmaması gerekir. yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masrafları ile öbür masrafları kanunlarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.

askerlik de, yukarıda belirtildiği gibi, mühim bahislerden biridir. ülkenin korunması için asker vermek halkın başlıca borcudur. fakat, bir memleketin mevcut nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzesizliğe; hem tarım, ticaret ve bayındırlık işerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığa; hem de nüfusun azalmasına yol açar. bu sebeble, her memleketten alınacak asker miktarı için münasib bir usül konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra usulü getirilmelidir. bunlar yapılmadıkça devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması mümkün olmaz. bütün bunların mesnedi yukarıda açıklanan hususlardır.

bu sebeble, bundan böyle suç işleyenlerin durumları şeriat kanunları gereğince açıkca incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldırmayacaktır. herkes malına, mülküne tam sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır. birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçıların o işle ilgileri bulunmayacağından, suçlunun malları elinden alınıp varisleri miras hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.

yüce devletimizin tebaası müslümanlarla öbür milletler bu haklardan tam istifade edeceklerdir.

can, ırz, namus ve mal bahislerinda, ülkemizin bütün halkına şeriat kanunları gereğince teminad verilmiştir. öbür mevzularda da oybirliği ile karar verilmesi için, meclisi ahkam-ı adliye üyeleri gerektikçe artırılacaktır. yüce devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini çekinmeden açıkça söyleyeceklerdir. can, mal emniyetine ve vergilerin belirlenmesine ait kanunlar böyle hazırlanacaktır.

askerlikle alakalı bahisler bab-ı seraskeri dar-ı şurası'nda görüşülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek tatbik edilmeleri için tasdik edilmek üzere tarafıma gönderilecektir. mevzu bahis olan kanunlar sırf din, devlet, ülke ve milleti kalkındırmak maksadı ile çıkarılacaklarından, bunlara tam uyacağımıza yemin ederiz. bu mevzuda, hırka-i şerife odasında, bütün din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada yemin edecektir.

din adamı ve vezirlerden kanunlara aykırı hareket edenlerin, isbat edilecek suçlarına göre, rütbelerine ve hatır ve gönüle bakılmaksızın cezalandırılmaları için hususi ceza kanunu çıkarılcaktır.

memurlara yeterli maaş bağlanmış olup, henüz bağlanmamış olanlarınkiler de belirlenecektir. bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir kanun ile ortadan kaldırılmış olacaktır.
bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin bütünden değiştirilmesi demek olacağından işbu fermanımız istanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. bundan başka, dost devletlerin de bu idarenin sonsuza dek tatbik edilmesine şahit olmaları için fermanımız, istanbul'daki bütün büyükelçilere resmen bildirilecektir.

Allah hepimizi başarılı kılsın; kanunlara uymayanlar Allah'ın lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. (amin). 3 kasım 1839
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar