teheccüd

#din 

arapçada uyanık kalma manasına gelir imiş.*
devamını gör...
teheccüd. (التهجّد)

yatsı namazının ardından fecre kadar geçen süre içinde uykudan kalkıp namaz kılma ve bu süre zarfında kılınan nâfile namaz, gece namazı.

karşıt anlamlı bir kelime olan (ezdâd) teheccüd sözlükte “uyumak; uyanmak, uykudan güçlükle uyanmak” anlamına gelir (hatîb eş-şirbînî, ı, 348; ibn âbidîn, ıı, 24). dinî bir terim olarak yatsı namazı ile fecr-i sâdık arasında bir müddet uyuyup uyandıktan sonra namaz kılmayı ve bu süre içinde kılınan nâfile namazı (teheccüd namazı, kısaca teheccüd) ifade eder; teheccüd özellikle vitir ve terâvih gibi diğer gece namazlarından bu yönüyle ayrılır. imam şâfiî ve müzenî’nin eserlerindeki bir ifadeyi esas alan bazı şâfiîler’e göre vitirle teheccüd aynı namazdır (şâfiî, ı, 59; mâverdî, ıı, 286; nevevî, ı, 432; büceyrimî, ıı, 61).

kur’ân-ı kerîm’de gecelerin ibadetle ihya edilmesinin önemini vurgulayan birçok âyet bulunmakta, bunların bir kısmında doğrudan hz. peygamber’e hitap edilirken (el-isrâ 17/79; tâhâ 20/130; kāf 50/40; et-tûr 52/49; el-müzzemmil 73/1-7, 20; el-insân 76/25) bir kısmında gece vakti Allah’a kulluk için özel çaba harcayan müslümanları övücü ve özendirici ifadeler yer almakta (âl-i imrân 3/17; el-enbiyâ 21/20; el-furkān 25/64; es-secde 32/16-17; ez-zümer 39/9; ez-zâriyât 51/15-18), bir âyette ise ehl-i kitap içerisinde inançlarında samimi olan ve geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan bir grubun varlığından söz edilmektedir (âl-i imrân 3/113). teheccüd namazı, adını isrâ sûresinin 79. âyetinde geçen “tehecced” (teheccüd namazı kıl) kelimesinden almakla birlikte resûl-i ekrem’e gece namazı kılması daha peygamberliğin başlangıcında nâzil olan müzzemmil sûresinin ilk âyetleriyle emredilmiştir (73/1-7).

gece namazının önemi ve fazileti konusunda çok sayıda hadis vardır. müzzemmil sûresinin nüzûlünden sonra her gece teheccüd namazı kılan hz. peygamber (buhârî, “teheccüd”, 4; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 17-18, 27) farzlar dışında en faziletli namazın gece yarısı kılınan olduğunu belirtmiş (müsned, ıı, 303, 329; müslim, “śıyâm”, 203), “gece namazını kılın; çünkü bu sizden önceki sâlih kulların devam ettiği, Allah’a yaklaşmaya vesile olan, günahları örten ve engelleyen bir ibadettir” buyurmuş (tirmizî, “da`avât”, 115; ahmed b. hüseyin el-beyhakī, ıı, 502), geceleri uzun olduğundan gece ibadetini, gündüzleri kısa olduğundan orucu kolaylaştırması sebebiyle kış aylarını müminin baharı diye tanımlamıştır (a.g.e., ıv, 297). yine resûl-i ekrem hanımlarını, kızı fâtıma’yı ve damadı hz. ali’yi uyanamadıkları zaman bizzat uyandırıp gece namazına kaldırmış (buhârî, “vitir”, 3; “teheccüd”, 5; “leyletü’l-ķadr”, 5), gece namazı için birbirini uyandıran eşlere hayır duada bulunmuş (ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 18; “vitir”, 13), çok sevdiği abdullah b. ömer için, “abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa!” demiş (buhârî, “fežâǿilü aśĥâbi’n-nebî”, 19), bunun üzerine ibn ömer gece namazlarını sürekli kılmıştır (dia, ı, 127). öte yandan ibadetlerin az da olsa devamlı yapılmasına önem veren resûlullah (buhârî, “îmân”, 33; “riķāķ”, 18; müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 218) teheccüdün düzenli kılınmasını tavsiye eder ve alışkanlık haline getirenlerin bu namazı terketmesini hoş görmezdi (müsned, ıı, 170; buhârî, “teheccüd”, 19; ibn mâce, “iķāmet”, 174). ayrıca resûl-i ekrem, düzenli biçimde teheccüd kılan ve gece uyanıp namaz kılma niyetiyle yattığı halde uyanamadan sabahlayan bir müminin gece namazı kılmış gibi muamele göreceğini, zaman zaman namaza kalkmasına engel olan uykunun da Allah’ın ona bir hediyesi olduğunu belirtmiş (ibn mâce, “iķāmet”, 177; nesâî, “ķıyâmü’l-leyl”, 63), kendisi de gece namazını herhangi bir sebeple kılamadığı durumlarda gündüz onun yerine fazlasıyla kılmıştır (müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 139; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 26; nesâî, “ķıyâmü’l-leyl”, 2).

bir namaz türü olması yani kıyam, kıraat, rükû, secde vb. tesbihatı yoğun biçimde barındırması yönüyle teheccüd, en değerli kulluk amelleri arasında yer aldığı gibi bu namazın kılındığı zaman ve mekân da ona özel bir değer kazandırmaktadır. fahreddin er-râzî’nin ifadesiyle gece mânevî lutuf, feyiz ve bereketin en bol ve en mükemmel şekilde elde edildiği zaman dilimidir (mefâtîĥu’l-ġayb, xxıı, 36). gece vakti sakin bir ortamda ifa edilmesinden dolayı zihni meşgul eden takıntılardan uzak bir ortamın sağladığı huşû ve huzur, gece sükûnetinin oluşturduğu duygusal yoğunluk, namazı kılanın kendisiyle baş başa kalması sebebiyle ortaya çıkan ihlâs, samimiyet ve safiyet, herkesin uyuduğu bir vakitte uykunun bölünmesinden dolayı nefse galip gelme ve sonuçta oluşan mânevî atmosfer teheccüdü diğer nâfile namazlardan farklı kılan özelliklerdir. gece namazının gündüz kılınan nâfilelere göre daha etkili (el-müzzemmil 73/6) ve daha faziletli (müslim, “śıyâm”, 202; nesâî, “ķıyâmü’l-leyl”, 6) kabul edilmesinin sebepleri de bunlar olmalıdır. öte yandan müzzemmil sûresinin 5. âyetinde belirtildiği üzere hz. peygamber’den kendisine yüklenecek ağır göreve böyle bir namazla hazırlanmasının istenmesi, teheccüdün günlük işlerde ortaya çıkabilecek sıkıntılarda metanetle hareket etme gücü sağlayıcı bir fonksiyona sahip olduğunu, insanı yönlendirici bir özellik taşıdığını göstermektedir. nitekim kur’an’ın müminlerden sabır ve namazla Allah’tan yardım talep etmeleri yönündeki isteği (el-bakara 2/45, 153) gece namazı şeklinde de yorumlanmıştır (ebû tâlib el-mekkî, ı, 69).

ümmeti hakkında teheccüdün nâfile hükmünde olduğu âlimlerin büyük çoğunluğunca kabul edilmekle birlikte resûl-i ekrem hakkında farz mı nâfile mi olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır. hz. âişe ve abdullah b. abbas’tan gelen rivayetlere göre teheccüd namazı müzzemmil sûresinin ilk âyetleriyle farz kılınmış, ancak hz. peygamber gibi geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılmaya başlayan müslümanlara bu ibadet ağır gelince aynı sûrenin yaklaşık bir yıl sonra nâzil olan son âyetiyle bu hüküm kaldırılmış ve teheccüdün nâfile bir ibadet olduğu bildirilmiştir (müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 139; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 17, 27; nesâî, “ķıyâmü’l-leyl”, 2). bu rivayetleri dikkate alan hanefîler’in büyük bir kısmına, imam şâfiî ve şâfiî âlimlerinin çoğunluğu ile hanbelîler’e göre teheccüd başlangıçta resûlullah’a farz iken ardından nâfileye dönüşmüştür. bu görüşü savunanlardan bazıları, teheccüdün beş vakit namaz emredilinceye kadar hem peygamber’e hem ümmetine farz olduğu, beş vakit namazın farz kılınmasıyla birlikte nâfileye dönüştüğü kanaatindedir. beş vakit namazın farz kılındığı ve müzzemmil sûresinin ilk âyetlerini neshettiği kabul edilen isrâ sûresinin 79. âyetinde teheccüd için kullanılan nâfile kelimesi de “farz olmayan namaz” anlamındadır. ancak bu görüş sahipleri, bir ibadetin nâfile olmasının resûl-i ekrem açısından taşıdığı anlamın farklı sayıldığına işaret eder. çünkü müslümanlar için nâfileler günahlara kefaret veya farz namazlardaki eksiklikleri telâfi amacıyla teşrî‘ kılınmışken resûlullah’ın işlediği ve işleyebileceği bütün hatalar bağışlandığından (el-feth 48/2) namazlarında telâfiyi gerektirecek bir eksiklik söz konusu değildir. dolayısıyla farzlar dışında kıldığı namazlar sevabını arttırmaya ve derecelerini yükseltmeye yöneliktir. tâbiîn âlimlerinden mücâhid b. cebr ve katâde’nin de benimsediği bu yaklaşımı, bütün günahlarının bağışlandığını ifade eden âyetlere rağmen hz. peygamber’in tövbe istiğfarda bulunduğu gerekçesiyle taberî eleştirmiştir (câmi`u’l-beyân, xv, 143). usulcülerin ağırlıkta bulunduğu bazı hanefî fakihleri, mâlikîler’in çoğunluğu, şâfiî mezhebine mensup bazı fakihler ve ca’ferîler ise teheccüdün resûl-i ekrem’e farz kılındığı görüşündedir. taberî de ibn abbas’a nisbet ettiği bu görüşü benimser (a.g.e., xv, 142-143; ibn abbas’ın görüşü hakkında ayrıca bk. ahmed b. hüseyin el-beyhakī, vıı, 39). bu fikri savunanlar isrâ sûresinin söz konusu âyetini, “gecenin bir kısmında uyan ve sana mahsus olmak üzere diğer farz namazlarına ilâveten bir de gece namazı kıl!” şeklinde anlarlar. yani âyetteki nâfile kelimesi bu namazın diğer müslümanlara farz kılınanlara ilâveten hz. peygamber’e farz kılındığına işaret etmektedir. onların bir diğer delili hz. âişe’den rivayet edilen, “size nâfile olan üç şey bana farzdır: vitir, misvak ve gece namazı” hadisinde (taberânî, ııı, 315; ahmed b. hüseyin el-beyhakī, vıı, 39) resûlullah’ın bunu bizzat ifade etmiş olmasıdır. bu görüş sahiplerine göre teheccüdün farz kılınması hz. peygamber’e özgü hükümlerdendir (hasâisü’n-nebî). teheccüdün resûl-i ekrem açısından farz veya nâfile diye nitelenmesinin sonucu hakkında ibnü’l-hümâm şöyle bir açıklama yapar: bu namazın hz. peygamber’e farz kılınması ümmetine mendup (müekked sünnet), onun için nâfile sayılması ümmetine sünnet (müstehap) olduğu anlamına gelir (fetĥu’l-ķadîr, ı, 391). öte yandan hasan-ı basrî ve ibn sîrîn gibi tâbiîn âlimlerine göre ümmet açısından da teheccüd namazı farzdır ve az da olsa kılınması gerekir; ancak bu gruptaki âlimler arasında vitir namazının kılınmasıyla bu emrin yerine getirilmiş olacağı kanaatini taşıyanlar vardır (ibn cüzey, ıv, 300).

teheccüd namazının en faziletli vakti konusunda da farklı görüşler ileri sürülmüştür. mâlikîler’e ve hanbelîler’e göre bu vakit gecenin son üçte birlik dilimidir. fakat mâlikîler, uykusuna güvenemeyenler için ihtiyaten gecenin ilk vaktinde kılmanın daha uygun olacağını belirtirler. ibadet ve dua için bu vaktin önemine vurgu yapan (müsned, ıı, 421; müslim, “śalât”, 215; nesâî, “taŧbîķ”, 79) ve teheccüd namazının gecenin son üçte birlik diliminde kılınmasının daha faziletli sayıldığını belirten (buhârî, “teheccüd”, 14; müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 168-170; ibn mâce, “iķāmet”, 148, 182, “fiten”, 12; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 10; nesâî, “mevâķīt”, 35) hadisler bu görüşü destekleyen deliller arasında yer alır. hanefî ve şâfiî fakihlerine göre gecenin üçte birini namaza ayıran bir müminin ortaya gelen dilimde, yarısını ibadetle geçirmeye niyet edenin ise son kısımda kılması daha faziletlidir. ayrıca şâfiîler gece teheccüde kalkabileceğine güvenen kişinin vitir namazını kılmadan yatıp uyandıktan sonra önce teheccüdü ve ardından vitir namazını kılmasını müstehap görmüşlerdir. ca‘ferîler’e göre teheccüdün vakti gece yarısından sonradır ve sabah namazı vaktine (fecr-i sâdık) yakınlığı oranında fazileti artmaktadır. bir mazeret yokken bu namazı gecenin yarısından önce kılmak câiz değildir.

teheccüdün en az iki rek‘at olduğu hususunda islâm âlimlerinin ittifakı vardır. üst sınırının rek‘atı konusunda ise farklı görüşler ileri sürülmüştür. hz. peygamber’in kaç rek‘at teheccüd kıldığını tesbit etmeye çalışan hanefîler’e göre sekiz, mâlikîler’e göre on veya on iki rek‘attır. daha ziyade nâfilelerin isteğe bağlı namazlar sayıldığı ilkesinden hareket eden şâfiîler ile hanbelîler’e göre ise herhangi bir üst sınır yoktur. resûl-i ekrem’in ağırlıklı uygulaması bu yönde olduğu için (buhârî, “śalât”, 84, “vitir”, 1-2; müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 145-148, 156-157, 159; nesâî, “ķıyâmü’l-leyl”, 26, 35) aralarında ebû yûsuf ve muhammed b. hasan eş-şeybânî’nin de bulunduğu fukahanın çoğunluğu, teheccüd namazının her iki rek‘atta bir selâm verilerek kılınmasını daha faziletli kabul etmiştir. ebû hanîfe’ye göre ise gündüz kılınan nâfilelerde olduğu gibi teheccüdün de dört rek‘atta bir selâm verilerek kılınması efdaldir. kıraat gizli veya açık icra edilebilir. ancak kıraat açıktan yapıldığında başkalarına rahatsızlık vermemeye dikkat etmelidir.

gece ve gündüzün insanların emrine tahsis edildiği (ibrâhîm 14/33; en-nahl 16/12), gecenin huzur, sükûnet ve istirahat vakti, uykunun dinlenme aracı kılındığı (el-en‘âm 6/96; yûnus 10/67; el-furkān 25/47; en-neml 27/86; el-mü’min 40/61; en-nebe’ 78/9-10), bunun Allah’ın rahmetinin bir sonucu olduğu (el-kasas 28/73) ve gece uykusunun o’nun varlığının işaretlerinden sayıldığı (er-rûm 30/23) dikkate alındığında ibadet için bütün geceyi uykusuz geçirmenin islâm’ın ruhuna uygun düşmeyeceği, her işte olduğu gibi bu hususta da orta bir yol tutulması gerektiği anlaşılmaktadır. hz. peygamber de, bu dengeyi gözetmeden kendilerini aşırı derecede nâfile ibadete veren ve her gün oruç tutup geceleri sabaha kadar namaz kılan abdullah b. amr b. âs, osman b. maz‘ûn ve ebü’d-derdâ gibi sahâbîleri uyarmış, onlara vücutlarının ve ailelerinin de kendileri üzerinde hakkı bulunduğunu, gecenin bir bölümünü uykuya ayırmaları gerektiğini hatırlatmıştır (el-muvaŧŧaǿ, “śalâtü’l-leyl”, 1; buhârî, “teheccüd”, 15, 18, 20, “śavm”, 51, 55, “edeb”, 84; müslim, “śıyâm”, 182; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 19, 28). aynı şekilde gece namazını daha uzun süre ayakta kılabilmek için kendilerini zorlayan bazı sahâbîlere yorulduklarında oturarak kılabileceklerini ya da namazı bırakabileceklerini söylemiş, gece namazı için uyanan fakat uykusu açılmayan veya çok yorgun olan kimselere de kıldığı namazın ve okuduğu kur’an âyetlerinin farkına varmadan ibadet yapmak yerine yatıp dinlenmelerini tavsiye etmiştir (el-muvaŧŧaǿ, “śalâtü’l-leyl”, 1; buhârî, “teheccüd”, 18; ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 19). hz. âişe ve ümmü seleme’nin verdiği bilgiye göre resûlullah da ramazan ayı dışında gecenin tamamını ibadetle geçirmemiş, gecenin belirli bir vaktini teheccüde, kalan kısmını uykuya ve dinlenmeye ayırmış (ebû dâvûd, “teŧavvu`”, 27; “vitir”, 20), kıraati çok uzun tuttuğu için özellikle hayatının son dönemindeki teheccüdlerinde namazın büyük bir kısmını oturarak kılmıştır (buhârî, “teheccüd”, 16). öte yandan hz. peygamber geceleyin uyanıp teheccüd namazı kılabilmek için müminleri öğle uykusuna (kaylûle) teşvik etmiştir (ibn mace, “śıyâm”, 22).

hadis kitaplarında resûl-i ekrem’in gece ibadeti ve teheccüdüyle ilgili ayrıntılı bilgiler içeren rivayetler mevcuttur. meselâ onun gece namazı kılışına şahit olanlardan huzeyfe b. yemân namazın ilk rek‘atında bakara, âl-i imrân ve nisâ sûrelerinin tamamını ağır ağır okuduğunu, azapla ilgili âyetlerde Allah’a sığındığını, nimetle ilgili olanlarda o nimeti talep ettiğini, tesbihatla ilgili âyetlerde tesbihte, Allah’ın azametiyle ilgili âyetlerde o’na tâzimde bulunduğunu anlatmış, rükû ve secdelerini de neredeyse kıraati kadar uzun yaptığını nakletmiştir (müsned, v, 384, 397, 400; müslim, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 203; nesâî, “taŧbîķ”, 75; abdullah b. abbas’ın gözlemi için bk. buhârî, “vuđûǿ”, 38, “tefsîr”, ııı/17-18, “tevĥîd”, 27; müslim, “ŧahâret”, 48, “śalâtü’l-müsâfirîn”, 191-192; ebû dâvûd, “ŧahâret”, 30, “teŧavvu`”, 27). hz. peygamber’in teheccüd namazına başlamadan önce yaptığı farklı dualar hadis kitaplarında nakledilmiştir (abdullah sirâceddin el-hüseynî, s. 396-402).

bibliyografya:

halîl b. ahmed, kitâbü’l-`ayn, “hcd” md.; cevherî, es-śıĥâĥ, “hcd” md.; râgıb el-isfahânî, el-müfredât, “sĥr” md.; müsned, ıı, 170, 303, 329, 421; v, 384, 397, 400; şâfiî, el-üm, ı, 59; ibn ebü’d-dünyâ, kitâbü’t-teheccüd ve ķıyâmü’l-leyl (nşr. muslih b. cezâ’ b. fedgūş el-hârisî), riyad 1418/1998; taberî, câmi`u’l-beyân, xv, 141-143; xxıx, 124-130, 139-142; taberânî, el-mu`cemü’l-evsaŧ (nşr. târık b. avazullah - abdülmuhsin el-hüseynî), kahire 1415, ııı, 315; âcurrî, kitâbü fażli ķıyâmi’l-leyl ve’t-teheccüd (nşr. abdüllatîf b. muhammed el-cîlânî el-âsifî), medine 1417; cessâs, aĥkâmü’l-ķurǿân, ııı, 207, 468-469; ebû tâlib el-mekkî, ķūtü’l-ķulûb (nşr. âsım ibrâhim el-keyyâlî), beyrut 1426/2005, ı, 69; mâverdî, el-ĥâvi’l-kebîr (nşr. ali m. muavvaz - âdil ahmed abdülmevcûd), beyrut 1414/1994, ıı, 4, 281, 286; xvı, 80; ahmed b. hüseyin el-beyhakī, es-sünenü’l-kübrâ (nşr. m. abdülkādir atâ), mekke 1414/1994, ıı, 502; ıv, 297; vıı, 39; ebû ca‘fer et-tûsî, el-mebsûŧ fî fıķhi’l-imâmiyye (nşr. m. takī el-keşfî), tahran 1387, ı, 131-132; ebû bekir ibnü’l-arabî, aĥkâmü’l-ķurǿân (nşr. ali m. el-bicâvî), beyrut 1407/1987, ııı, 1222-1223; ibnü’l-harrât, eś-śalât ve’t-teheccüd (nşr. âdil ebü’l-meâtî), mansûre 1413/1992, s. 263 vd.; fahreddin er-râzî, mefâtîĥü’l-ġayb, beyrut 1411/1990, xxıı, 36; xxx, 151-158; ibn kudâme, el-muġnî, ı, 770-776; nevevî, ravżatü’ŧ-ŧâlibîn (nşr. âdil ahmed abdülmevcûd - ali m. muavvaz), beyrut 1412/1992, ı, 431-432, 441-442; ibn cüzey, et-teshîl li-`ulûmi’t-tenzîl (nşr. m. abdülmün‘im el-yûnusî - ibrâhim atve ivaz), kahire 1393/1973, ıv, 300; makrîzî, muħtaśaru ķıyâmi’l-leyl ve ķıyâmi ramażân ve kitâbi’l-vitr li-muĥammed b. naśr el-mervezî, faysalâbâd 1408/1988; ibnü’l-hümâm, fetĥu’l-ķadîr (kahire), ı, 389-392; süyûtî, kifâyetü’ŧ-ŧâlibi’l-lebîb fî ħaśâǿiśi’l-ĥabîb, beyrut 1405/1985, ıı, 396-398; hattâb, mevâhibü’l-celîl (nşr. zekeriyyâ umeyrât), kahire 1423/2003, v, 4-5; hatîb eş-şirbînî, muġni’l-muĥtâc (nşr. m. halîl aytânî), beyrut 1418/1997, ı, 347-349; şemseddin er-remlî, nihâyetü’l-muĥtâc, kahire 1389/1969, ıı, 130-132; ali b. ahmed el-adevî, ĥâşiye (muhammed b. abdullah el-haraşî, şerĥu muħtaśarı ħalîl içinde), beyrut, ts. (dâru sâdır), ııı, 157-158; büceyrimî, tuĥfetü’l-ĥabîb `alâ şerĥi’l-ħaŧîb, beyrut 1417/1996, ıı, 60-62; şevkânî, neylü’l-evŧâr, kahire, ts. (dârü’t-türâs), ııı, 56-60; ibn âbidîn, reddü’l-muĥtâr (kahire), ıı, 24-25; muhammed b. sâlih b. süleyman el-huzeym, śıfatü śalâti ķıyâmi’l-leyl, riyad, ts. (dârü’l-kāsım), s. 61-129; abdullah sirâceddin el-hüseynî, seyyidünâ muĥammed resûlullah (s.a.v.), halep, ts. (dârü’l-felâh), s. 385-404; a. j. wensinck, “teheccüd”, ia, xıı/1, s. 121-122; a.mlf., “tahaғјғјud”, eı² (ing.), x, 97-98; “teheccüd”, mv.f, xıv, 86-90; “ķıyâmü’l-leyl”, a.e., xxxıv, 117-127; m. yaşar kandemir, “abdullah b. ömer b. hattâb”, dia, ı, 127; sâlihî kirmânî, “teheccüd”, dmt, v, 168; k. wagtendonk, “vigil”, encyclopaedia of the qur’an (ed. j. d. mcauliffe), leiden 2006, v, 430-431.

saffet köse *
devamını gör...
teheccüd: arapça, gece namazı için uyanmak veya uyanık kalmak demektir.
"gece senin için nafile (ziyade) olarak gece namazına kalk...." (isrâ/79)
teheccüd, ümmet-i muhammed (s)'in günahlarına kefarettir. peygamber efendimize (s) vâcib, ümmetine
sünnet olan bu namaz en az 4, en fazla 10 rek'at olarak kılınır.

eyledi teheccüd şebân gah
kalbinde dururdu haşyetullah.
lâ-edrî *
devamını gör...
gecenin bir kısmında sadece sana mahsus, fazla (bir ibadet) olmak üzere namaz kıl. muhakkak rabbin seni öğülmüş bir makama erdirecektir. (el-isra, 17/79) ayetiyle peygamberimize farz kılınmış gece uykudan uyanıp kılınan ümmeti için nafile olan namazdır.
devamını gör...
kabirde "arkadaş" olan namazdır. mühimdir, fazileti çoktur.

rivayete göre "kabir gecesinde ve berzahta ışık olur".
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar