vehhabilik

kurucusu şeyh muhammed bin abdülvahhab'ın, washington post gazetesince yahudi olduğu ispatlandığı, bu yönüyle hangi amaca hizmet ettiği ortaya çıkan fitne kaynağı sözde mezheb.

abd savunma bakanlığı'nın saddam hüseyindönemi arşivleri üzerinde yaptığı askeri istihbarat çalışması sırasında elde edilen bir belgeye göre, vahhabilik'in kurucusu olan şeyh muhammed bin abdülvahhab'ın dedesi, bursalı bir yahudi'ydi. bir insanın yahudi bile olsa hidayet nurundan faydalanabileceğini gözardı etmemekle birlikte, vahhabiliğin, islamiyete verdiği zararları düşündüğümüzde conspiracy'nin truthacy'ye dönüştüğünü görebiliyoruz.
devamını gör...
|
ehli sünnet itikadının çoğu ilkelerine ters düşse de, sırf hicaz'ı (dolayısıyla da kabe'yi) ülke sınırları içerisinde bulundurmasından dolayı kendilerine pek laf edilmemektedir (sanki). belki de olası bu tür dillendirmelerde hac ibadetine zorluk çıkarabilecekleri yüzündendir.

vahhabilere laf söyleyemeyenler ise çok rahatlıkla "hadis" odaklı dinlerine uymayanları kafir (ya da açıkça red, yani dinden dışlanmalı diye) ilan edebilmektedirler. örneğin; şii ve benzer mezhepler ile sadece kuran-ı kerim ayetlerini baz alan ilahiyatçılar ve cübbeli ahmet hoca'ya göreye de mustafa islamoğlu dinlenmemelidir, uzak durulmalıdır.


ehli sünnet odaklı geleneksel din bilgisinde "dört hak mezhep" vardır denirdi, eğer öyleyse bunlar neresinde? lakin vahhabilik; ne malikilik, ne hanefilik, ne hanbeilik ne de şafiilikle uyuşmaktadır.
devamını gör...
|
suud hanedanının soylularına dayanan muhammed bin abdülvahap (1691-1787) tarafından kurulan akım. bu akımın amacı; tüm eski arınmışlığıyla peygamber'in inancını yeniden kurmaktır. ayrıca bu uygulama, sufi din adamlarının islamlığa soktukları ermişlere tapınmanın ve öteki bozuklukların kararlı ve ödün vermez bir tutumla reddedilmesi anlamına geliyordu.

el edit: vahabi değilim
devamını gör...
selefilik olarak da adlandırılan, ibn teymiyye'den beslenen, kimileri tarafından 5. mezhep olarak kabul edilen, tehlikeli bir akım ve sapkın mezhep. şefaat, tevessül gibi kavramları asla kabul etmeyip şirk derecesinde suçlarlar. tasavvuf için de aynı şekildedir görüşleri.
devamını gör...
|
vehhabiliği kuran, mehmed bin abdülvehhabdır. ingiliz casuslarından, hempher'in tuzağına düşerek, ingilizlerin (islamiyet'i imha) etmek çalışmalarına alet olmuştur..

eline geçirdiği, ibni teymiye'nin ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu. düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve deriyye ahalisi ile reisleri muhammed bin süud tarafından desteklendi. sapık din adamı ibni teymiye'nin fikirleri ile hempher'in yalanlarının karışımına vehhabilik denir.

her müslüman, imanın, islam'ın şartlarına, farzların farz olduklarına ve haramların haram olduklarına inanmaktadır. her müslümanın, yaratıcı, yapıcı yalnız Allah olduğuna, Allah'tan başkasının yaratmadığına inanmış oldukları da meydandadır. namaz kılmayacağım diyen bir müslümanın, şimdi veya burada kılmayacağım veya kılmış olduğum için kılmayacağım demek istediği anlaşılır. ben hiç namaz kılmak istemiyorum demek istiyor diye, kimse buna dil uzatamaz. çünkü, söz sahibinin müslüman olması, ona küfür, şirk damgasını vuracak dilleri kesmektedir. kabir ziyaret eden, meyyitten yardım, şefaat isteyen, şu işim olsun diyen bir müslümana, küfür, şirk damgasını basmaya kimsenin hakkı yoktur. bu sözleri söyleyenin veya kabir ziyaret edenin, ya resulallah, bana şefaat et diyenin müslüman oluşu, bu sözlerinin ve işlerinin caiz ve meşru olan imanla ve düşünce ile olduğunu göstermektedir.
devamını gör...
ayrıca bu akımın şirin gösterilmeye çalışılan diğer unsurları...

sebeplere yapışmaya, vesileye, tevessüle şirk derler..allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını peygamberlere ve evliyaya hediye etmek şirk demekteler..şefaate inanmazlar - keramete inanmazlar - bir mezhebe uymazlar!!

vehhabilerin üç temel inancı

abdülvehhab oğlunun kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı feth-ül mecid adındaki şerhde, 250'den fazla bozuk inanışları vardır. bunların temeli, üç meseledir.

amel ibadet, imanın parçasıdır, azalır çoğalır. bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kafir olur. bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.

peygamberlerin ve evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir. ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez. bunların fayda ve zararları olmaz. ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.

mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak, caiz değildir. haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. sünniler ve şiiler bunun için müşriktir. bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur.


devamını gör...
zaman içinde islam ortodoksisine göre marjinal sayılabilecek uygulamalarını yumuşatarak, ehl-i sünnet çizgisine yaklaşmış akımdır. o yüzden, ilk fırsatta haklarında ver Allah'ım ver etmeden önce bir bardak çay içip harareti almak lazım.

ayrıca ibn-i teymiyye için sapkın vb. ucu sivriltilmiş ve olabildiğince keskin ithamlarda, hem de bu kadar rahat bir şekilde, bulunmak için adamda epey heybetli bir yürek olması lazım... tabii sadece yürek yetmez, beyin de önemli...



devamını gör...
türkiye'de kendileri hakkındaki kanaatin %90'dan fazla olan kısmını bir ingiliz casusunun itirafları adlı mesnedsiz kitap oluşturur. insanlarımız bu kitap kutsal bir kitapmış gibi hareket eder ve vahhabileri bu kitaba göre kafir ilan ederler. oysa konu hakkında objektif bir okuma yapmış değillerdir, bir vahhabi ile oturup çay içmişlikleri, sohbet etmişlikleri, "kardeşim nedir senin bu sapkın fikirlerin, bir anlat bakalım" demişlikleri yoktur. böyle hep atıp tutar bizim insanımız, bayılır uzaktan eleştirmeye. bir de her konuda mutlaka bir fikri olmak zorunda ya, bu konuya da hakimdir elbet. neyse bunları geçiyorum, insanlara bu tarz şeyleri anlatmaktan çok sıkıldım zaten. düşünceleri de zerre kadar umrumda değil.

ama bir nokta var ki;

--- alıntı ---

sapık din adamı ibn teymiyye

--- alıntı ---

demiş birileri. bu konu hakkında bir kaç kelam etmezsem vebal altına girerim diye düşünüyorum.

ibn rüşd'ün çok güzel bir sözü vardır, der ki; "bir insan başka bir insanı, başka bir fikri, başka bir alanı eleştirmek istiyorsa öncelikle eleştireceği şey hakkında mutlak bilgi sahibi olması, konuya hakim olması gerekir." ve ibn rüşd bu sözü gazzali gibi bir adama ithafen demişse şapkamızı yere koyup biraz düşünmemiz lazım.

ibn teymiyye hakkında atıp tutanlar, ona hakaret edenler, sapıklıkla itham edenler çok merak ediyorum hayatları boyunca bir tane ibn teymiyye kitabını eline alıp okumuşlar mı, fikirlerini tahlil etmişler mi, hayatını nasıl geçirdiğini öğrenmişler mi.. hiç sanmıyorum, eğer bilselerdi bu kadar bilgisizce konuşmazlardı..

bu zat-ı muhteremin kim olduğu hakkında uzun uzun yazılar yazmayacağım, merak eden varsa gitsin okusun. ama şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki ibn teymiyye kendini ehl-i sünnet olarak nitelendiren klavye mücahitlerinden çok daha ehl-i sünnet, hayatını Allah yolunda cihada adamış bir ilim adamıydı. ve bu yönüyle onu eleştirenlerden fersah fersah uzaktı. Allah'ın rahmeti üzerine olsun diyorum.
devamını gör...
|
ibn teymiyye hakkında ileri geri konuşan arkadaşlar olarak duruma bir bakalım kimdir kitaplarını okumuşmuyuzdur..

ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı mısır'da iki defa hapsedilen ibn teymiyye.. hani talimüs sübyan ve seyfül cabbar da dalalette olduğu bildirilen ve 14. asrın irşad kutbu seyyid abdülhakim arvasi arvasi hazretleri'nin ibni teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir dediği. abdülhakim arvasi üzerini de bilgisizdir cahildir diyecek varsa zaten boşa kelam yormayalım..

hadika'da söylendiği bilindiği üzere .. imam-ı gazali'nin kitaplarına uydurma hadisler ile dolu demiştir!

ve yine imam-ı şarani hazretleri.. ibni teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.

ayrıca ibni hacer-i mekki hazretleri : ibni teymiye, peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. halbuki, masumiyet peygamberlerin sıfatlarındandıhttp://r.başta peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.

görüldüğü üzere irşad sahipleri yolu ve kimin ne yolda olduğunu göstermişlerdir. zaten bir ingiliz casusun itiraflarıda buradan yola çıkmıştır.. şimdi sorarım bunu sorgulayan arkadaşa bu itiraflarınla asıl sen nasıl bir vebal altındasın?
devamını gör...
burada anlatılanlar bizzat kendi kitaplarını değil mühalifleri tarafından kendisi hakkında söylenilenleri içermektedir. hapse girdiğinden söz edilmiş fakat meselenin perde arkasına hiç inilmemiştir. kimler tarafından niçin ve ne türlü hilekarlıklarla hapse atıldığı söylenmemiş mesela. üstelik bir fikir yüzünden hapse girmek bu şekilde itham edilmeyi gerektiriyorsa başta ebu hanife'nin, ahmed b. hanbel'in hayatlarına bakmak çok faydalı bir iş olacaktır.

bu kısmı geçiyorum, dediğim gibi burası ibn teymiyye'nin tartışılacağı mekan değil.* demeye çalıştığım bazı şeylerin edep çerçevesi içinde yapılması. islam geleneği doğduğu günden beri bir sürü fikri, bir sürü düşünceyi ve buna paralel olarak bir sürü insanı bünyesinde barındırmıştır. bu düşünceleri savunan ilim adamları birbirini sınırı aşmadan, mutedil bir şekilde eleştirmişler, birbirlerine reddiyeler yazmışlardır. ibn teymiyye hususunda da durum böyledir. doğru ya da yanlış fikirleri olan özgün bir alimdir kendisi. hem o dönemde hem günümüzde kendisine muhalif olanlar da arkasından gidenler de var olmuştur, olacaktır. ama herkes yerini, konumunu, birikimini bilmek zorundadır. bu dönemden kalkıp 1200'lü yıllarda yaşayan bir insan hakkında ileri geri konuşmak kimsenin haddine değildir. hele ayaklı ansiklopedi diye nitelendirilen bir adam hakkında bu kadar basitçe eleştiriler getirmek hiç değildir. eğer islam alimleri bu tarzı benimsemiş olsaydı, emin olun şuanda elimizde şu kadim geleneğin onda biri bile olmazdı.

tüm bunları ifade ettikten sonra, bu söylediklerimin bir itiraf olmadığını bilakis okuyup, öğrendiklerimden ibaret olduğunu ve her hangi bir vebal altında olduğumu düşünmediğimi belirtmek isterim. * * *
devamını gör...
|
ibn-i teymiyye üzerine çevrilse de, iki kelam etmek gerek.

iyi bir tahsili olduğu halde bir süre sonra kendi fikirlerini fazla önemseyip, ehl-i sünnet çizgisinden ayrılarak din büyükleri ve bir çok ashab-ı kiram hakkında ileri geri konuşan biri hakkında sanırım dil sivrilebilir. ilk müslümanların kuran-ı kerim ve hadislere uyduklarını sonradan gelen mezhep imamlarının kendi görüşleri doğrultusunda gittiklerini düşünür. hatta kendisini zamanın imamı da ilan etmişliği vardır. peygamberlerin masumiyet sıfatlarını hiçe saydığı ve hz. Allah'a mekan izafe ettiği kitaplarında görülmektedir. imam-ı eş'ari, imam-i gazali gibi büyük zatlara dil uzatmışlığı da cabasıdır. ayrıca bir çok islam alimine reddiyeler yazdırmıştır.
tasavvufa bakışı ile de dini tahribini daha iyi belli eder aslında. kuran-ı kerim'in alelade herkes tarafından yorumlanmayacağı, hükümler çıkalırıp kıyas yapılamamasına karşın mezhep imamlarını tekfirle suçlayıp, ilmi yetersiz kimselerin kuran-ı kerim'den dini yorumlayabileceği tarzında düşüncelere sahiptir.
devamını gör...
|
3.selim döneminde temelleri atılmış mezhep. 3.selim mutlakiyet otoritesini pekiştirmek amacıyla, ihtilalin yıktığı fransız modelini bir bakıma geç kalarak tesis etmeye çalışırken ingiltere, arap yarımadası'nda payitahta karşı bir hava estirme çabası güdüyor. niteki bölgeye gönderilen ve islamiyet konusunda son derece yetkin bilgisi bulunan ingiliz ajanları bazı din otoriteleriyle sıkı münasebetler kuruyor ve islamiyet içinde protestan (anglikan) ruhunu oluşturacak bir mezhep yaratmak yönünde yoğun çalışmalara başlıyor. nihayet ortaya yeni bir mezhep olarak vehhabilik çıkıyor.

nasıl ki protestanlara göre hristiyanlıkta tek rehber incil ise, vehhabiler de tüm aracıları reddediyor ve tek rehber olarak kur'an'ı görüyordu. nitekim yeni mezhep arap yarımadası'nda hızla yayılıyor. buna karşılık istanbul'daki ulema bu mezhebin siyasi kökenlerini araştırıp kurutacak yerde yeniçeri ağalarıyla sıkı temas kurup payitahttaki siyasal çatışmalarda rol oynuyor ve kargaşadan çıkar sağlamaya çalışıyorlar. böylece vehhabilik arap yarımadası'nda ingiliz nüfuzunu da arkasına alarak güçleniyor. bu güçlenme büyük bir vehhabi ayaklanmasına dönüşüyor. gerçi ayaklanma bastırılıyor fakat vehhabiliğin direnişi bir türlü sona erdirilemiyor.
devamını gör...
|
hangi taşı kaldırsak altında, hangi ağacın arkasına baksak bir yahudi, acaba taşı kaldırmak niyet ve amacında mı sorun var, taşı neden kaldırıyoruz ki ya da ağacın arkasına neden bakıyoruz ki !?

düşünüyorum, yahudilik ile meselemiz ne idi, meselemiz yahudilerle miydi, var mı bir d'artagnan !?

ya da siz buyrun ben bir tur-i sina yapıp geleyim, bekleyin ama !
devamını gör...
disipliner islamı temsil eden akım. köken itibariyle biraz haruriyye, biraz selefiyye, biraz lafziyyun.
inzibati islam da diyebileceğimiz vehhabilik, tasavvuf karşıtlığı ve iman-amel bütünlüğü esvabında tekfiri bir iktidar aracı olarak kavramsallaştırır.

türkiye'de diyanet, folk islam'a karşı bu ekolün katı tevhid görüşünden yararlanmaktadır.
devamını gör...
es-seyhu'n-necdî lakabiyla bilinen muhammed bin abdülvehhab'in (d. 1703 uyeyne - ö.1787 deriye, riyad) düsünceleri çevresinde olusan dinî, siyasî hareket. harekete vehhabilik adi karsitlarinca yakistirildi. hareket içinde yer alanlar, kendilerine muvahhidun (tevhidciler) derler ve hanbelî mezhebini ibn teymiye yorumuna uygun biçimde sürdürdüklerini söylerler. vehhabilik bir inanç hareketi olarak baslamakla birlikte, kisa zamanda siyasî bir nitelik kazandi. arap yarimadasinda etkinlik kurarak devlet durumuna geldi. günümüzde, suudi arabistan'in resmî mezhebi durumundadir.

muhammed ibn abdülvehhab'in düsünceleri, deriye emiri olan muhammed bin suud ile tanismasiyla (1744) siyasi bir hareket niteligi kazandi. ibn abdülvehhab, deriye'de düsüncelerini emir muhammed'in gücü ile yayarken, emir muhammed bu düsüncelerle arabistan'a hakim olma imkânini kazaniyordu. çünkü ibn abdülvehhab, insanlarin sirk içinde bulundugunu, bunlarin mal ve canlarinin kendisine inanan kisilere helal oldugunu söylüyor, emir muhammed bu fetvanin getirdigi ganimet olgusuyla yandaslarini çogaltiyor, gücünü artiriyordu. ibn abdülvehhab'in ölümünden sonra hareketin siyasî niteligi daha da agirlik kazandi. muhammed bin suud döneminde baslayan toprak kazanma faaliyetleri, ölümünden (1766) sonra oglu abdülaziz zamaninda da sürdürüldû.19. yüzyilin baslarina gelindiginde (1811) vehhabilik adina hareket eden suud emirligi haleb'ten hind okyanusuna, basra körfezi ve irak sinirindan kizil deniz'e kadar yayilmis bulunuyordu.

vehhabilik hareketinin osmanlilar için önemli bir sorun durumuna gelmesi üzerine ii. mahmud, misir valisi kavalali mehmed ali pasa'yi sorunu çözmekle görevlendirdi. mehmet ali pasa, oglu tosun komutasindaki orduyla mekke, medine ve taif'i vehhabilerin elinden kurtardi (181213). daha sonra bizzat emir abdûlaziz'in üzerine yürüdü. emir abdulaziz'in ölümü (1814) üzerine vehhabiler agir bir yenilgiye ugradi. nihayet mehmet afi pasa'nin kumandani ibrahim pasa, abdulaziz'in yerine geçen oglu abdullah ve çocuklarini esir ederek istanbul'a gönderdi. bunlarin istanbul'da asilarak öldürülmeleri (17.12.1819) ile vehhabilik hareketinin ilk dönemi kapandi.

savas sirasinda kaçarak kurtulmayi basaran suud hanedanindan türki bin abdullah, necd bölgesinde yeniden faaliyete giriserek 1821'den 1891'e kadar sürecek ikinci vehhabi devletini kurmayi basardi. daha sonralari bir takim çekismeler olmussa da suud hanedanindan abdülaziz bin suud, vehhabi devletini yeniden kurdu (1901). hindistan ingiliz yönetiminin de destegini saglayan abdülaziz bin suud 26 aralik 1916 tarihli anlasma ile ingilizlerce necd, hasa, katif, cubeyl ve kendisine bagli diger bölgelerin hükümdar olarak tanindi. bu anlasmaya göre abdülaziz, bu yerleri kendisinden sonra miras yoluyla çocuklarina birakacak ve kendisinin seçtigi veliaht da ingilizlere bagli kalacakti.

osmanlilarin yenik düsmesiyle sonuçlanan.1. dünya savasi'nin arkasindan vehhabiler hail, taif, mekke, medine ve cidde'yi de ele geçirdiler (1921-1926). abdülaziz bin suud, necd ve hicaz krali olarak kabul edildi (1926). 20 mayis 1927 tarihinde ingiltere ile yapilan cidde anlasmasinin arkasindan da tam bagimsizligini ilan etti. böylece abdulaziz bin suud, suudi arabistan krali olarak tüm hicaz'i egemenligi altina alti. bu devlet, suudi arabistan kralligi adiyla varligini sürdürmektedir.

vehhabiligin din anlayisi, muhammed bin abdülvehhab'in üzerinde önemle durdugu tevhid (allah'in birlenmesi) konusundaki yorumu çevresinde toplanir. ibn abdülvehhab'a göre tevhid, kullukta Allah'i bir tanimaktir. tevhid kelimesini (lâ ilâhe ilallâh) söylemek Allah'tan baska tapinilan seyleri tanimadikça bir anlam tasimaz. Allah kalble, dille ve davranislarla birlenmelidir. bunlardan birisinin eksik olmasi durumunda kisi müslüman olamaz. tevhid üçe ayrilir. ilki, Allah'i isim ve sifatlarinda birlemek (tevhid-i esma ve sifat), ikincisi Allah'i rablikta birlemek (tevhid-i rububiyet), üçüncüsü de Allah'i ilahliginda birlemektir (tevhid-i uluhiya). Allah'i bu üç biçimde birleme, ancak amellerle mümkündür. buna göre kur'an ve sünnet'in disinda emir ve yasak tanimamak, hz. muhammed'in döneminde bulunmayan seyleri ve tevessülü terkederek Allah'i birlemek gerekir. bu tevhide ameli tevhid denir. herhangi bir hüküm koyucu tanimak, Allah'tan baskasindan yardim dilemek, peygamber için bile olsa, Allah disindaki bir varlik için kurban kesmek, adakta bulunmak kisiyi küfre düsürür, can ve mal dokunulmazligini ortadan kaldirir.

bu tevhid anlayisinin getirdigi önemli sonuçlar vardir. bunlardan birisi, hz. muhammet'ten sefaat talebinde bulunulamayacagidir. sefaat, Allah'a özel bir haktir. bu nedenle hz. muhammet'ten dogrudan sefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktir. nitekim müsrikler de Allah'i kabul ettikleri halde, melekleri, putlari sefaatçi kabul ettikleri için müsrik olmuslardir. sefaat inanci gibi yaygin olan tevessül inanci da sirktir. tevessül inanci, daha çok mutasavviflar arasinda yaygindir. bir takim seyhlerin, velilerin hem hayatlarinda, hem de öldükten sonra tasarruf sahibi olduklarina inanilmakta, onlarin himmetleri dilenmekte ve araci kilinmaktadirlar. bu da açik bir sirktir. çünkü günah'in yaratmada, yönetmede, tasarruf etmede, isleri düzenleme ve belirlemede ortagi yoktur.

vehhabiligi en önemli özelliklerinden birisi de bid'adlar karsisindaki tutumudur. ibn abdülvehhab'a göre kur'an ve sünnet'te olmayan her sey bid'attir. bir bid'at çikaran mel'undur ve çikardigi sey reddedilmelidir. bid'adlarin çogu insanlari sirke düsürmektedir. bunlarin basinda mezarlar, türbeler ve bunlarin ziyaretleri gelir. mezarlarda yapilan ibadetler sirktir. sevap umarak hz. muhammed'in kabrini ziyaret bile sirke neden olabilir. sirke neden olmamalari için, mezar ziyaretleri, türbe yapimi kesin olarak yasaklanmalidir. ölülere niyaz, tevessül, falcilara, müneacimlere inanmak, hz. peygamber'in anisini yüceltmek, hirka-i serif, sakal-i serif ziyaretleri yapmak, Allah'tan baskasina ibadet etmek, sirk kosmatir. mevfit toplantilari düzenlemek, bu toplantilarda mevlid okumak, sünnet ya da nafile namazlar kilmak yasaklanmalidir. göz degmemesi için nazar boncugu takmak, muska takinmak, agaç, tas vb. seyleri kutsal saymak, bir hastalik ya da beladan kurtulmak, güzel görünmek vb. için boncuk, ip, hamayi gibi seyler takinmak, sihir, büyü, yildiz fali gibi seylere inanmaz, iyi kisilere, velilere tazimde bulunmak, onlara dua etmek, onlardan yardim dilemek gibi seyler de tamamiyle sirke neden olan bid'adlardandir. riya için namaz kilmak, sofuluk etmek, iyi insan gibi görünerek çikar saglamak da sirktir. cami ve mescidlerin süslenmesi, minare yapilmasi da terkedilmesi gereken bid'adlardir.

vehhabiligi olusturan düsünceler, birçok çagdas müslüman düsünürü etkilemis, onlara esin kaynagi olmustur. günümüzde ise, önemli ölçüde degisime ugramis biçimde, suud kralliginin resmî görüsü olmaktan öte bir anlam tasimamaktadir.

*
devamını gör...
amerika'da bu mezhebe mensup kişilerce forumlar düzenlenmektedir .fbı tarafından yönlendirilen ve ağır akıl kontrolüne maruz kalmış bu insanlar, ülkenin meşhur park ve meydanlarında müslüman din alimi gibi gösterilerek müslümanlık hakkında bilgi sahibi olmak isteyen amerikalıların sorularını yanıtlamaktadır.
devamını gör...
osmanlı'nın baş belası olmuş ve 'araplar bizlere ihanet ettiler' lafının kaynağı olmuş inanış. bu zamanda müthiş aydınlarımız neredeyse don lastiğine bile 'osmanlı'ya düşmandı' diye saldırıyorlar lakin konu hz.hüseyin'in türbesini yıkıp, bölgede katliam yaparak osmanlı'nın ve aynı zamanda islam halifesinin nefretini kazanan, ingilizlerle bir olup ihanetin ve şerefsizliğin özünü yapan, her fırsatta arapları türklere karşı kışkırtan vehhabileri resmi mezhep yapan suudlara gelince birden dünyanın en sessiz ortamı oluşuyor.
ha bir de yontulmamışlardır. ne islamiyetten ne ilimden ne de bilimden anlarlar. ayrıca:

(bkz: kıroyum ama para bende)
devamını gör...
gerçekten tanımladığı hareketin yanında geleneksel ve şirke bulaşmış din algısına muhalif olan herkesi tahkir için icat edilmiş ifade.
devamını gör...
türkiye'ye gelmişler kabul görmemişler, sonradan selefi maskesi takıp tekrar gelmişlerdir.

--- alıntı ---

selefilik örtüsü altına saklanan vehhabiler, gizli örgütlere maşa olmaya ve müslümanları katletmeye cihad diyor ve bu gün heryerde cihat yaptıklarını söylüyorlar. halbuki dış güçlerin kuklası olup, onların yönlendirmesi ile hareket ediyorlar.

bu vehhabilik tehlikesini işin içinden, cihadın merkezinden bir insan dile getiriyor…

çeçenistan’ın efsane komutanı şamil basayev, yaptığı bir konuşmada selefi geçinen vehhabilere karşı uyarıyor ve gerçek cihadın tarikatlar ile yapıldığını söylüyor.


şehid şamil basayev’in o konferansı:

.
“rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…
bu konferansta siz sayın delegeleri ve misafirleri görmekten mutluluk duyuyorum. ben bugün buraya gelmeyi bardığımız için çok memnunum. ve özellikle toplantıyı düzenleyenlere, yemek hazırlayanlara, namaz için gerekli düzenlemeyi yapan herkese teşekkür etmek istiyorum. bütün bunların oldukça zor şartlar altında yapıldığına inanıyorum. ben onların çalışmaları için kendilerine teşekkür etmek istiyorum.
.
ben hepimizin aynı şekilde ana meseleye dokunmayışımıza çok şaşırıyoorum. ben aceleci davranmak istemiyorum, çünkü bu konuda alim değilim. biz hepimiz sorunun etrafında dolaşıp duruyoruz. sorunun özüne dokunmuyoruz. nasıl çözeceğimizi konuşmuyoruz. bugünün ve geleceğimizin en önemli sorunu bu. ancak bu konuda kim çözümden bahsederse silahtan ve güçten bahsediyor. ben de bu konuda fikrimi söylemek istiyorum.
.
en başta söylemek isterim ki bu problem hakkında hepinizden daha çok şey biliyorum. yine söylüyorum ki ben alim değilim. eğer bu konuda yanlış bir şey söylersem, eminim alimlerimiz beni memnuniyetle düzelteceklerdir. çünkü bu konuda son merci değilim. konuşmamın başında söylemek isterim ki, ben bu problemle ilgili daha çok şey biliyorum, çünkü ben vehhabilerle arkadaşım, onlarla yaşıyorum, onlarla birlikte savaştım ve cumhuriyetimizde bütün bu oluşumu başından sonuna kadar gördüm. ben vehhabi değilim ama hayat böyle bir şey, bizi bu savaşta hep birlikte olmak zorunda bıraktı.
.
savaşın başından itibaren onları ayıran şey bir disipline sahib olmalarıydı. ama bu disiplin sadece kendi içlerindeydi. sadece birbirlerine saygı gösteriyorlardı. her zaman devlet içinde bir devlet idiler. her zaman onların ana kozu buydu. 1992-93 savaş yılı zamanında beni de kendi saflarına çekmek için, sürekli dedikleri gibi yoğun bir şekilde çalıştılar. neredeyse vehhabi oluyordum ama bir şey beni onlardan uzaklaştırdı. onlara katılma kararıyla yanlarına gittim. ve selam verdim; esselamu aleyküm. onlar büyük ve küçük çeşitli şekillerde oturuyorlardı. ve aleyküm selam, fakat kimse kımıldamadı. ben dedim; “size ne oluyor, ben size selam verdim neden kimse ayağa kalkmadı. bana mı sayınız yok veya kendinize mi saygınız yok.” onlar bana; “hz. peygamber (sav) ashabına ayağa kalkmadı, biz de ayağa kalkmak zorunda değiliz” dediler. ben dedim ki; “ben bu tarihi olayı biliyorum, o (sav) ashabı için ayağa kalktı ve ashabı da onun için ayağa kalktı ilk karşılaşmmalarında. fakat günde on yirmi defa girip çıkmalarında bir daha kalkmadılar. biz de daha sonralarında ayağa kalmıyoruz.” burada bir anlaşmazlık doğdu ve bu insanların yanlış yola sapmış oldukları sonucuna vardım. o zaman dedim ki, biri bana ayağa kalkar ve saygı gösterirse bu beni memnun eder. ve yarın ben bu adamla karşılaşırsam ben de ayağa kalkmak ve onu mutlu etmek isterim. eğer bu bize iyilik getiriyorsa, müslümanlar arasında sevgiyi arttırıyorsa bunda ne kötülük var. hiçbirşey. bunu söylemek gerekli değil. ama diyorum ki, bir adam iyilik yapmak yasak diyorsa o yanılmıştır, doğru değildir.
.
konuşmamın başında öncelikle kafkasya tarihinde tarikatların rolünü özellikle vurgulamak istiyorum. birinci kafkas savaşı… biz islam bayrağı altında düzenlenen kafkas savaşlarında tarikatların nasıl önemli bir rol oynadığını hepimiz hatırlıyoruz. isteyelim veya istemeyelim bu bilinen bir gerçektir. eğer tarikatlar olmasaydı rus yetkililere karşı bir direniş olmayacaktı. herşeye hazırdılar ama bugün kimse tarikat sorunu hakkında konuşmuyor. hatta dokunmuyoruz bile, ama aynı zamanda bugün bir tarafı uyuşmuş felçli bir adama benziyoruz. ve bize ceset diyen bu sözde vehhabilere diyoruz ki; hayır biz hayattayız… işte bütün fark ve işte var olan sorun. bu benim fikrim.
.
tarikat iki parçadan oluşur; ruh ve fizik… fiziksel tarafı ise zikirdir. zikir bu tarafta, bizde kaldı. manevi yan, yani ruh ise önce rus imparatorluğu, daha sonra ise sovyetler tarafından baskılarla bizden uzaklaştırılmıştır. bildiğiniz gibi bütün şeyhlerimiz sibirya’ya sürgüne gönderildi. müridleri, mürşidleri ve tüm takipçileri ve tüm alimlerimiz yok edilmiş ve böylece halkımızın manevi yönü ortadan kaldırılmıştır. biz fiziki yönü çok sıkı tuttuk. ama o tarikatın sadece bir yüzü idi. bizim herşeyden önce tarikatı canlandırmamız gerekir. bu nakşibendi kanadı olabilir yada kadiri kolu olabilir. fakat tam olarak canlandırılmak için fırsat verilsin. o zaman bu konuda konuşmak için sebeb olmayacaktır. spekülasyon yapmak için fırsat olmayacaktır. bugün bize çok alim yetiştirmek gerektiğini düşünüyorum. bize yeni sufi okullar organize etmek gerekir. çeçen içkerya cumhuriyeti’nde ilk sırada onları kurmak için bize özel komiteler gerekli. çünkü devlet düzeyinde destek mevcuttur. bizim bir sansür komisyonu kurmamız ve edebi eser litaratürü oluşturmamız gereklidir. ve dini ilahiler gibi, haydi doğrusunu konuşalım; bizim dini ilahilerin çoğu aynı fanatik kara cahiller tarafından yazılmıştır, onların şeyhleri kim daha hızlı ise onun daha çabuk cennete çıkacağına inandırdı..
.
yani ülkemizde herşeyden önce bir bilim komisyonu kurulması gerektiğini düşünüyorum. bunun yanı sıra, bu sözde, vehhabi litaratürünün de oluşturulmasının gerektiğini düşünüyorum. o da sansürden sonra ülkede yerini almalıdır. bizim öncelikle cehaletle mücadele etmemiz gerekli. çünkü bütün sorunlar cehaletten kaynaklanıyor. hazret-i peygamberin bir hadisi var; islam’ın üç düşmanı var. birincisi militan bir ateist(bunun hakkında bir şey söylemedik, bu ateist bu savaşla gelen ruslar). ikincisi, islam’ın esaslarını doğru yorumlamayan alimler. islam’ın üçüncü düşmanı ise, fanatik cahil.
.
bizim bunu uzaklaştırmamız gerekli, bizim ruhumuzdan cehaleti çıkarmamız gereklidir. bugün biz bir takım kararlar alabiliriz, bir şeyleri önleyebiliriz. ancak size söylüyorum bu iyi sonuç getirmez. yarın bizim çocuklarımızda onların yanına gider. çünkü biz bugün onlara kendi hakkımızda bir şey vermedik. sonra ise boşluk… bugün dağıstan’da, inguşetya’da ve çeçenistan’da, bizim geçlerimizden duyumlarımız, büyük başarısızlık ve bilgi eksikliği… biz onlara bir şey vermiyoruz. bugün bize geçmiş velilerden bilgi, gerçek islam bilgisi gerekli.. biz vehhabileri ve diğerlerini ancak böyle durdurabiliriz. önleyici tedbirler olarak biz hiçbir şey yapmıyoruz.”

--- alıntı ---
devamını gör...
said nursi nin gayet güzel açıkladığı mezhep. http://tinyurl.com/ljcs5bz

--- alıntı ---
şu asırda maddi fikir galebe çalmış. esbab-ı zahiriye, hakiki telakki ediliyor. insanlar esbaba yapışıyor. eğer esbab-ı zahiriye bir ayine hükmünden çıkıp nazar-ı dikkati kendisine celbetse, tevhid-i hakikiye münafi olur. işte, şu gafil maddi asırdaki insanlar, mütedeyyin de olsa, esbaba fazla sarılmalarına hikmet-i şer'iye müsaade etmiyor. işte buna binaen, evliyanın ve eazım-ı islamiyenin türbelerine birer mukaddes ziyaretgah nazarıyla bakmak, o hikmet-i şer'iyeye şu zamanda pek muvafık düşmediğinden, kader-i ilahi onu tadil etmek istedi ki, bunları musallat etti.

--- alıntı ---


--- alıntı ---
hazret-i ali (r.a.), vehhabilerin ecdadından ve ekserisi necid sekenesinden olan haricilere kılıç çekmesi ve nehrivan'da onların hafızlarını öldürmesi, onlarda derinden derine, hem din namına şialığın aksine olarak, hz. ali'nin (r.a.) faziletlerine karşı bir küsmek, bir adavet tevellüd etmiştir.

hazret-i ali (r.a.) “şah-ı velayet” ünvanını kazandığı ve turuk-u evliyanın ekser-i mutlakı ona rücû etmesi cihetinden, haricilerde ve şimdi ise haricilerin bayraktarı olan vehhabilerde, ehl-i velayete karşı bir inkar, bir tezyif damarı yerleşmiştir.

--- alıntı ---
devamını gör...
|
şirke bulaşmış toplumun tenkidi noktasında son derece haklıyken hızını alamayarak arzı kana bulamasıyla meşru zeminini kaybetmiş akımdır. ancak batıl mıdır? abdulvahhab oğlu'nun itikadi meselelere ilişkin yazdıklarını, bugün ona sapık diyen çoğununkine tercih ederim şahsen. said okur gibi kelamullaha açıkça aykırı şeyler yazan biri hak-batıl ayrımının ölçüsü değildir.
devamını gör...
düşünmeyen ve düşünmeye müsamaha göstermeyen mezhep. sonuç olarak düşünmeyen insanların ne kadar vahşi hale geldiğini göstermiştir.

şirk ehli lakırdısı ile anılan tasavvuf ehlinin kan döktüğü görülmemişken bu süper müslümanlar kıtır kıtır adam kesiyor.
devamını gör...
bu akımın muntesiplerini tahkir için vahhabi denmesindeki fecaati yusuf estes anlatıyor:
devamını gör...
Allah rasulü ordunun başında sefere çıkmışken ehli tasavvufun kan dökmemesiyle nazire yapılan akım. celal arrumi müslüman kanı döken moğol'un suyuna giderken teymiyye oğlu elinde kılıçla cihad ediyordu. ama tabii ki o sapık, celal mevlana.
devamını gör...
peygamber ailesini iktidar hırsıyla katledenlerin mensubu olduğu meshep.
devamını gör...
cübbeli ve tayfası başta olmak üzere, kendilerinden farklı düşünen çoğu müslümanlar için kullanılan kelime o kişinin vehhabilikle alakası olmamasına rağmen.

devamını gör...
|
uzak atası islam, ortanca atası haricilik, yakın atası selefilik olan mezhep.
yani mesela uzak atası islam, ortanca atası sünnilik, yakın atası hanefi olan farzımisal benden beridir. ya da ne bileyim uzak atası islam, ortanca atası şiilik, yakın atası caferilik olan bir müslümanla ilişkisi de aynı şekildedir.

biliyorum biraz kafa karıştırdık ama kısacası, bu mezhebin bağlıları benim taa kaçıncı göbekten din kardeşimdir. şimdi mesela benim annemin kardeşinin kızının kocasının oğlunun nişanlısı neyse ha işte o misaldir. i hope this information is useful for you canısı.
devamını gör...
bir Allah'ın kulunun da tam anlamıyla açıklayamadığı olmayan "mezhep". milyonlarca kişiden dinledik şöyle kötü böyle kötü diye, iki tane soruya cevap veremeyen adamlar komplo teorisi üreterek insanları sınıflandırınca rahat ediyorlar herhalde. hele hele selefilik denilen şeyi şimdi ışid'le, vahhabilikle filan birleştirdiler ya tamam oldu işte, daha da gözleri açık gitmez bu tiplerin.

it's garbage canısı.
devamını gör...
bir Allahın kulunun çıkıp izahlarla soyağacını çıkarmasını dilediğim mezhep. ee gökten zembille inmedi ya, tane tane silsilesinden bahsedin bu mezhebin. bal gibi de selefi kökenlidir. entegristtir, revivalisttir, literalisttir. biri çıkıp for dummies formatında anlatsın bakalım yok efendim vehhabilik selefi değil diye. selefi değilse ne olduğunu açıklasın. sünni mi, şii mi, sufi mi? açıklarken de bu mezheplerin genelgeçer, anaakım yorumlarıyla kıyaslasın ve varsa, ki çok nadir, benzerliklerinden söz etsin.
selefiliğin gayr-i ilmi yorumuyla yontulmuş bir islam yorumudur. yontulmuş diyorum zira selefilik daha rafine, daha entelektüel bir islam yorumudur. şimdiki temsilcileri ile mukayese dahi edilemez.
devamını gör...
ite kaka bir yere bağlanmaya çalışılan sözde "mezhep". bir akım yol varsa, onun akide anlayışı olur, tarih, hadis, ahkam, tefsir ve usûl anlayışı olur arkadaş. bahsettiğiniz ve içini doldurmaya çalıştığınız adamların bu işlerle yakından uzaktan ilgisi yoktur. ya kolpa atıyordur buna yamamaya çalışanlar ya da iftira. bu mevzudan bahseden adamın ağzında iki tane isim vardır, biri ibn teymiyye (allah kendisine rahmet etsin), öteki muhammed b. abdülvahhab (allah kendisine rahmet etsin). bunlar selefi akımı oluşturmuş da, bunlar vahhabiymiş de.

ya kimi kandırıyorsunuz? lafım muayyen (belirli) bir şahsa değil, bu mevzudan bahseden umumadır.

selefilik filan bunların aslını öğrenmek için daha da eskilere gitmek gerek, mücahid'lere, zühri'lere, evzai'lere, ikrime'lere gitmek zorundasın.

ibn teymiyye ve muhammed b. abdulvahhab gibi adamlar hanbeli mezhebine bağlı adamlardı. neyse yarın devam ederim.
devamını gör...
vallahi selefilik çok geniş olduğundan selefi alt yapılı desek de hangi selefi alt yapılı olduğuna karar vermemiz gereken mezhep. muhammed bin abdulvahhab iyi diyorlar sonradan gelenler sapıttı diyorlar herkes bir şey diyor ne olursa olsun vehhabiler müslümandır kardeşimizdir.

not: hanefiyim.
devamını gör...
|
okuduğunu anlamak istemeyenlerce çarpıtılan mezhep. yahu adam çıkıp benim ibn teymiyye'ye vehhabi dediğimi söylüyor. daha önce de vehhabiliği kötülediğimi söylemişti halbuki vehhabiliğin hem iyi hem de kötü olduğuna dair rezervlerim var ama monolitik bir görüşüm yok. kaldı ki bahse konu entrymde de objektif bilgi var. vehhabilikle selefilik soysal bağı var diyorum, adam nasıl başarıyorsa vehhabilik kötüdür yorumu yaptığımı söylüyor.
ayrıca muayyen bir şahsa olmadığı iddiası var. ben tanımımda mizahi amaçlı ingilizce bir cümle yazıyorum, ona cevap yazan adam da ingilizce yazıyor. ben canısı diyorum, o da canısı diyor. benim tanımıma yorum yapıyor. halbuki başlığa tanım veya yorum girmeli. burası forum değil.
hay Allah kahretsin böyle sözlüğü ya. ne zaman bu sözlüğe bir şey yazsam biri çıkıp polemiğe giriyor, benle atışıyor, laf dalaşına giriyor...
devamını gör...
kraliçenin tebessümle izlediği coğrafya'nın karın ağrısıdır. hempher'i ve ingiliz casusu'nun itiraflarını okumak lazım gelir fazla da baş ağrıtmak istemem bu hususta.
devamını gör...
müslüman, sadece müslüman olmak varken mezhepçilik tuzağına düşenlerin düştüğü tuzaklardan biridir.
devamını gör...
sapık bir fırka.

on sekizinci yüzyıl ortalarında arabistan yarımadasında necd bölgesinde ortaya çıkan, muhammed bin abdülvehhab tarafından kurulan dini ve siyasi bir yol. bu yolda olana vehhabi denir. vehhabiliğin kökü hicri dördüncü asırlara uzanır. bu sırada, hanbeli mezhebinden, dolayısıyla ehl-i sünnetten ayrılan bazı kimseler, müteşabih (manası kapalı) ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere zahiri (görünen) manalarına yapışarak, kendi akıllarına göre yanlış mana verdiler. teşbih ve tecsim (allahü tealayı mahlukuna benzetme)gibi bozuk bir inanışın içine düştüler. sözlerine inandırabilmek için selef-i salihinin (eshab-ı kiram ve tabiinin) yolunda olduklarını söyliyerek, kendilerine selefiler adını verdiler.

hanbeli mezhebinde olan ebül-ferec ibn-ül-cevzi ve diğer ehl-i sünnet alimleri onların selef-i salihin yolunda olmadıklarını, bozuk mücessime fırkasından olduklarını bildirerek bu fitnenin yayılmasını önlediler. hicri yedinci asırda ibn-i teymiyye aynı fitneyi tekrar alevlendirdi. bu bozuk yol, ibn-i teymiyye'nin talebesi ibn-i kayyım el-cevziyye ve başkaları ile devam etti. nihayet hicri on ikinci asırda (miladi on sekizinci yüzyıl ortalarında) ibn-i teymiyye'nin kitablarını okuyarak te'sirinde kalan ve ingilizlere aldanan muhammed bin abdülvehhab ile tekrar ortaya çıkarıldı.

muhammed bin abdülvehhab, vehhabilik denilen fikirlerini 1744 senesinde necd bölgesinde yaymaya başladı. bu bölgenin ileri gelenlerinden muhammed bin suud ona yardımcı oldu. bu sırada ehl-i sünnet alimleri vehhabiliğin bozukluğuna dair eserler yazdılar. buna rağmen vehhabiler, hicaz ve ırak taraflarını da hakimiyetleri altına alınca, sultan ikinci mahmud han zamanındaki osmanlı devleti'nin mısır valisi olan kavalalı mehmed ali paşa ve oğlu ahmed tosun paşa tarafından mağlub edilerek, mekke ve medine'den çıkarıldılar ve büyük bir darbe yediler. daha sonra osmanlı devleti'nin zayıflaması üzerine yirminci yüzyılın başlarında tekrar ortaya çıkan vehhabiler, 1932'de suudi krallığını kurdular. vehhabi inanışını yaymak için çalışmaktadırlar. (m. sıddik gümüş)

vehhabiliğin belli başlı hususiyetleri şunlardır: amel, ibadet, imanın parçasıdır. farzı yapmıyan mesela farz olduğuna inandığı halde bir namazı kılmayan dinden çıkar. Allahü tealanın kur'an-ı kerim'de bildirilen sıfatları ile el, yüz v.b. ifadeleri te'vil etmezler, zahiri (görünen) manalariyle anlarlar. bunun için teşbih ve tecsime (allahü tealayı yarattıklarına benzetme inancına) düşerler. onlara göre Allahü tealadan başkasından şefaat (yardım) istemek şirktir (allahü tealaya ortak koşmaktır).

peygamberlerin aleyhimüsselam ve evliyanın ruhlarından şefaat istiyen onların mezarlarını ziyaret edip, onların hürmetine diye vesile ederek dua eden islamiyet'ten çıkar. tasavvuf yoluna girmek bid'attir, sapıklıktır. kur'an-ı kerim ve sünnet-i seniyyeden başka kaynak kabul etmezler. icma ve kıyası ve dört hak mezhebden birine bağlanmayı red ederler. peygamber efendimizin hırka ve sakal-ı şeriflerinin ziyaret edilmesini şirk sayarlar. amelde hanbeli, itikadda selefi olduklarını söylerler. (ahmed zeyni dahlan, ebu hamid bin merzuk, hamdullah decvi)

*
devamını gör...
sofilerin oluşturduğu bir korkuluk. onlara uymayan her söz ve davranıştan sonra ilan edildiğiniz şey.
devamını gör...
|
suudi arabistan'ın resmi mezhebi.

devrimden sonra iran'ın safevi yayılmacılığına karşılık bir set oluşturmak için suudi arabistan'ın yaydığı harici bir mezhep.* selefilik kisvesi altında yayılmaktadır. tıpkı irancılar gibi takiyye yapanları mevcuttur. kendilerini ehl-i sünnet'e sığdırırlar.

kral faysal, petrol krizinden önce dünyanın her tarafına selefilik ve vahhabiliği yayan okullar ve medreseler yaptırma kararı almıştı. bu çalışmalar kral öldükten sonra bir başka boyuta evrildi. suudi arabistan bu aşamadan sonra vahhabiliği hızla yaymaya başladı. özellikle iran devriminden sonra patlak veren afgan-sovyet savaşı ve sonrasında meydana gelen afganistan iç savaşı bu yayılma için en elverişli yerler haline geldi. sonrasında kafkaslar üzerinden avrupa'ya geçmeye çalıştığını görüyoruz. özellikle bosna savaşı ile balkanlarda hızla yayılmıştı. osmanlı'nın etki alanlarını iran ve suudi arabistan hızla kuşatmıştır. bu, bir nevi paylaşımdır.

vahhabilik, tıpkı irancıların ehl-i sünneti ve onun geleneğini reddetiği gibi reddetmektedir. benzer bir metodla ehl-i sünnet müslümanları tekfir etmektedirler.

vahhabilik, muhammed bin abdülvahhab'ın ve onun görüşlerinden oluşmaktadır. abdülvahhab'ın görüşleri ise ibn-i teymiyye ve onun efradının görüşleridir. bunlar ise hanbeli mezhebi'nin ifrat noktasına ulaşmış kişileridir. itikadi olarak da ehl-i sünnet'in kabul ettiği itikadi konuları reddetmektedirler. Allah'a mekan isnad ederler. itikadi olarak öncelikli fark budur.

osmanlı'da da abdülvahhab'ın isyanından önce selefilerin menfi yansımaları olmuştu. kadızadeler adı verilen topluluk tıpkı bugün selefilerin ve vahhabilerin dillendirdiklerini dillendirmiş ve fitneye sebep oldukları gerekçesiyle osmanlı alimleri tarafından sürülmeleri için fetva verilmişti.

bugün ışid ve el-kaide gibi terör örgütlerinin de mezhebidir. selefilik adı altında söyledikleri ve dillendirdikleri abdülvahhab'ın görüşleridir. tevhidi üç kısma ayırmalarından anlarsınız.

haliyle anadolu'da ve osmanlı bakiyesinde ne vahhabiliğin ne de iran'ın yeri vardır.
devamını gör...
|
türkiye'de yaşayan sünni müslümanlar için öcüdür. mütelize gibi. aman gençlerimizin kafasını karıştırırdır. evet itikadi olarak çok sıkıntılı bulduğumuz görüşleri vardır, sünnet-i seniye konusunda ki duruşları zaten ortadadır. fakat bozuk saat günde iki defa doğruyu gösterir. gerçi biz sürekli olarak tam işimize geldiği vakitte bozuk saatin doğru zamanı gösterdiğini iddia ederiz hep ama yine de söylemek istedim. çok nadiren bazı konulara getirdiği açıklamaları bizim hocalarımızın fetvalarında bulmamadım.

el-cahiz
devamını gör...
vehhâbîlik. (الوهّابيّة)

muhammed b. abdülvehhâb’a (ö. 1206/1792) nisbet edilen dinî-siyasî akım.

ortaya çıkışından günümüze kadar islâm dünyasında çok yönlü ve geniş bir etkiye sahip dinî ve siyasî bir harekettir. adını hareketin dinî yönünün temellerini atan muhammed b. abdülvehhâb’a nisbetle almış, bu adlandırma akımın dışındaki dinî çevrelerde, ilmî ve siyasî sahalarda geniş kullanım alanı bulmuştur. mensupları ise akımı ehl-i sünnet dairesinde kalan bir ıslah ve dinin aslına dönüşmesini hedefleyen bir ihya hareketi olarak gördüğünden muvahhidûn (ehl-i tevhîd) veya izledikleri geleneksel dinî usule göre ehl-i hadîs ya da selefiyye diye anılmayı tercih etmiştir. bunun yanında birçok islâm ülkesinde, vehhâbîlik’le doğrudan ilgileri olmadığı halde ortak bazı görüşleri ve tutumları sebebiyle kimi gelenekçi ve modernist dinî gruplar ya da son yıllarda siyasal islâm, radikalizm, dinî aşırılık veya terörle ilişkilendirilen çeşitli grup ve hareketler için de vehhâbî adı uluslar arası basın ve politik çevrelerde yaygınlık kazanmıştır. çeçen bağımsızlık hareketiyle orta asya ülkelerindeki rejim karşıtı dinî-siyasî hareketler için bu ismin kullanılması söz konusu yanlış adlandırmanın göze çarpan örneklerinden biridir (knysh, xlıv/1 [2004], s. 22-26).

tarihçe. vehhâbîliğin kurucusu, arabistan’ın necid bölgesindeki uyeyne’de hanbelî kadısının oğlu olarak 1115 (1703) yılında dünyaya gelen muhammed b. abdülvehhâb’dır. düşünceleri ilim tahsili amacıyla gittiği mekke ve medine’de şekillenmeye başladı. basra seyahati sırasındaki müzakere ve münazaralarında özellikle tevhid inancına yönelik farklı görüşleri bölgedeki bazı âlimlerin tepkisini çektiği için necid’e dönmek zorunda kaldı. uyeyne emîriyle ihtilâfı yüzünden hureymilâ’da bulunan babasının yanına yerleşti. babasının ölümünün (1740) ardından şirk diye gördüğü bazı dinî uygulamalar için bir hareket başlattı. ancak kendisine karşı muhalefetin şiddetlenmesi üzerine tekrar uyeyne’ye, burada da ciddi bir muhalefetle karşılaşınca 1158’de (1745) suûd ailesinin hâkimiyetindeki dir‘iye’ye gitti. hureymilâ ve uyeyne’de bulamadığı siyasî himayeye dir‘iye emîri muhammed b. suûd’un yanında kavuşması ibn abdülvehhâb için önemli bir gelişme oldu. bu ikisi arasında yapıldığı iddia edilen bir antlaşmaya göre suûdî emîri, şeyhin suûdî hâkimiyetini desteklemesi taahhüdü karşılığında vehhâbî davasını yayma hususunda her türlü yardımı yapmaya söz verdi. böylece ibn abdülvehhâb fikirlerini yayabilmek için ihtiyaç duyduğu siyasî desteğe, ibn suûd da siyasî hâkimiyet alanını genişletebilmek için güçlü bir dinî şahsiyete kavuşmuş oluyordu. bu ittifakın sağladığı dinamizmle suûdîler, ibn abdülvehhâb’ın vefat ettiği 1792 yılına kadar geçen sürede riyad, el-harc ve kasîm’de hâkimiyet kurdular, necid’in bedevî kabilelerini itaat altına aldılar. 1795’te ise ahsâ’yı ele geçirdiler.

xıx. asrın ilk yıllarından itibaren suûdî-vehhâbî ittifakı kuzeyde ırak ve suriye, güneyde uman ve batıda hicaz topraklarına doğru yayılmaya çalıştı. 1801’de kerbelâ’ya gerçekleştirilen baskının ardından 1803-1805 yılları arasında tâif, mekke ve medine ele geçirildi. bağdat ve şam eyaletlerinin suûdî-vehhâbî kuvvetlerinin hicaz’ı ele geçirmesine engel olamaması üzerine bölgede yeni bir güç olarak yükselen mısır valisi mehmed ali paşa, vehhâbîler’i hicaz’dan çıkarmak için görevlendirildi. 1811’de harekete geçen mısır kuvvetleri 1813 yılı itibariyle mekke ve medine’yi tekrar osmanlı yönetimi altına aldılar. dir‘iye’ye kadar geri çekilen suudî-vehhâbî kuvvetleri 1818’de bu şehri de kaybetti. türkî b. abdullah 1824’te riyad’ı geri alarak suûd emirliğini yeniden tesis etti ve vehhâbî ulemâsı riyad’ı tekrar merkez edindi. cebelişemmer bölgesinde ortaya çıkan güçlü emîr muhammed b. reşîd’in suûd ailesine karşı mücadelesi sonucu suûdîler’in 1891’de riyad’dan ayrılıp küveyt’e yerleşmeleriyle vehhâbîler siyasî destekten mahrum kaldı.

1902’de abdülazîz b. abdurrahman es-suûd’un riyad’ı tekrar ele geçirmesiyle vehhâbîlik necid’de yeniden etkin duruma geldi. 1912 yılından itibaren necid kabilelerine mensup bedevîleri “hicre” denilen köy ve kasabalarda iskân eden ve görevlendirdiği hocalarla bunlara dinî eğitim veren ibn suûd, ihvân adlı etkili bir askerî gücü de teşkil etmiş oluyordu. riyad ve çevresinde vehhâbî-suûdî hâkimiyeti artmaya devam etti. osmanlı devleti fiilî durumu kabullendi ve mayıs 1914’te necid’e vilâyet statüsü verilerek abdülazîz b. abdurrahman vali tayin edildi. ı. dünya savaşı şartlarında güçlenmeye devam eden suûdîler, reşîdîler ve şerif hüseyin kuvvetlerine karşı verdikleri mücadelelerde başarılı olup 1920’lerde hicaz bölgesine hükmeder duruma geldiler. ibn suûd’un açtığı cihad bayrağı altında 1930’lara kadar sürecek bir mücadele sonucunda suudi arabistan bugünkü sınırlarına ulaştı. ingiltere ile yapılan antlaşmalar ihvân güçlerinin daha ileriye varacak harekâtına izin vermiyordu. cihadı sürdürmek isteyen ihvân reisleri gayri müslimlere ve şiîler’e karşı hoşgörülü olmakla, vehhâbî prensiplerinin uygulanmasında yetersiz kalmakla suçladıkları ibn suûd’a isyan ettiler. bu isyan devlet görevlisi âlimlerin fetva desteği ve askerî tedbirlerle 1929’da bastırıldı. 1932’de suudi arabistan krallığı’nın ilân edilmesiyle vehhâbîlik bağımsız ve kalıcı devlet desteğine kavuşmuş oldu.

doktrin. islâm tarihi boyunca benzeri pek çok fikir ortaya çıkmasına rağmen vehhâbîlik kadar kolay yayılan ve siyasal boyut kazanan başka bir fikir hareketi görülmemiştir. bunda şüphesiz vehhâbîliğin bedevî hayat anlayışı ile uyumu, o dönemde özellikle necid bölgesinde bedevîler arasında cehaletin, bid‘at ve hurafelerin iyice yaygınlaşmış olması, bölgenin osmanlı devleti tarafından kontrolünde zorluklar ve aksamalar, hareketin başlangıçtan beri siyasal ve ekonomik hedeflerle birlikte tabana kolayca yayılması, çeşitli iç ve dış sorunlara odaklanan osmanlı devlet adamları ve âlimlerinin hareketin derinlik ve gücünü farketmekte gecikmesi başta olmak üzere birçok etken vardır. muhammed b. abdülvehhâb ülkesinde ve gittiği yerlerde -kendi anlayışına göre- şahit olduğu bozuk inanışlar, sakıncalı dinî uygulamalar, idarî haksızlıklar, hukukî yanlışlıklar, ibadet hayatındaki cehalet ve gevşeklikler karşısında temelini tevhid inancının teşkil ettiği ıslah fikrini ortaya atarak gereklerini uygulamaya başlamıştır. âlemin yaratılışı ve idare edilişi gibi vasıfların sadece Allah’a ait bulunduğunu ifade eden “tevhîd-i rubûbiyyet”, ibadet ve dua edilecek, kendisinden korkulacak ve rahmetine ümit bağlanacak yegâne merciin Allah olduğunu belirten “tevhîd-i ulûhiyyet” tevhid inancının eksiksiz uygulanışı için gereken unsurlardır. üçüncü bir unsur olan “tevhîd-i esmâ ve sıfât” ile alâkalı ilâhî sıfatlar ve müteşâbihât konularında ehl-i hadîs ekolünün bilinen tercihlerini takip eden ibn abdülvehhâb ağırlıklı biçimde ulûhiyyet tevhidi üzerinde durmuş, bununla ilgili olarak şefaatin sadece Allah’ın izniyle âhirette gerçekleşeceğini, hz. peygamber dahil hiç kimsenin doğrudan şefaat yetkisine sahip bulunmadığını söylemiştir. bu sebeple resûlullah ile sahâbîlerin ruhlarından ya da velîlerden dünyada şefaat beklemek şirke götüren bir davranıştır. aynı şekilde Allah’a dua ederken isteklerin kabulü için resûl-i ekrem’i ve diğer bazı şahsiyetleri aracı kılma mânasına gelen tevessülü de sakıncalı gören ibn abdülvehhâb, bunu câhiliye müşriklerinin putları aracı kılmasına benzeterek şirk tehlikesine dikkat çekmiştir. bundan dolayı türbe ve mezar ziyaretlerinde yapılan dua ve niyazlarda ölmüş bir şahsı şefaatçi veya aracı kılma ihtimali bulunduğundan kabrin başında namaz kılmayı ve dua etmeyi de şirk kapsamı içinde değerlendirmiştir (kitâbü’t-tevĥîd, ı, 41-67; keşfü’ş-şübühât, ı, 161-169).

muhammed b. abdülvehhâb’ın söz konusu görüşlerini izleyen vehhâbî âlimleri ölmüş şeyh ile irtibat kurmayı anlatan râbıta, ondan yardım dilemek anlamındaki istimdad gibi tarikat geleneği içinde yer alan bazı davranışları ulûhiyyet tevhidine zarar verdiği için eleştirmiştir. tasavvufî istidlâl yolu olan mükâşefe de onlara göre güvenilmez bir metottur. bir mürşide bağlanarak dinî hayatı yaşamak insanı şirke götürebilir. esasen tasavvuf ve tarikatlar sonradan ortaya çıktığından bid‘at sayılan akım ve müesseselerdir. şîa’yı da bu bağlamda ele alan ibn abdülvehhâb, şiîler’in ehl-i beyt ile onların makam ve türbelerine gösterdikleri ölçüsüz tâzim ve onlardan yardım dileme uygulamalarını, bazı sahâbîleri küfre nisbet edip lânetlemelerini ve sahih sünneti reddetmelerini öne sürerek şiîler’in irtidad küfrüne düştüklerini iddia eder (risâle fi’r-red `ale’r-râfıża, xıı, 12-62). muhammed b. abdülvehhâb, meşhur kitâbü’t-tevĥîd’inde yer alan konuların çoğunu ulûhiyyet tevhidini zedeleyen inanç ve amellere tahsis etmiş; riya, Allah’tan başkası adına kurban kesme veya yemin etme, nazarlık ve muska takma, resim ve heykel yapma türünden tutum ve davranışları ele alıp bunların şirk ile olan ilişkilerini ortaya koymaya çalışmıştır (ı, 28-31, 35-37, 98-99, 111, 138-139).

kelime-i şehâdetle ifade edilen tevhid inancı muhammed b. abdülvehhâb’a göre mutlaka amellerle hayata yansımalıdır. iman ile amel bir bütündür. şirke yol açan amellerden sakınmayıp tevhidi yaşamayanlar, bid‘atlardan kaçınmayanlar gerçek mümin sayılmaz (kitâbü fażli’l-islâm, ı, 207-217). kur’an ve sünnet’te yer almayan ve sonradan ortaya çıkan dinî inanç ve amelleri ifade eden bid‘at vehhâbîlik’te üzerinde çok fazla durulan geniş kapsamlı bir kavramdır ve her hâlükârda mücadele edilmesi gereken bir sapmadır. kelâm ve felsefe metotlarıyla dinî konuların ele alınması da bid‘at özelliği taşıyan bir yöntemdir. şirke kapı aralayan türbe inşasının yanı sıra mescidlere kubbe ve yüksek minareler yapmak, içlerini süslemek de bid‘at sayılmaktadır. hz. peygamber’in doğumunu ve diğer kandil gecelerini kutlamak, kur’an ve hadislerde bulunmayan dua ve zikirleri tekrarlamak, kur’an’ı makam ve nağme ile okumak, mevlid okutmak, tesbih kullanmak bid‘at kapsamında değerlendirilerek menedilmiştir. tütün ve kahve müskirat cinsinden sayıldığı için haram kabul edilmiş, yaklaşık xıx. yüzyılın başlarından 1930’lu yıllara kadar bu maddeleri açıktan tüketenlere had cezası uygulanmış, tütün ticareti ve kahvehane işletmeciliği yasaklanmıştır.

muhammed b. abdülvehhâb tevhidin doğru bir şekilde kalplere yerleştirilmesi, şirk ve bid‘atın gönüllerden ve toplumdan yok edilmesi için iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma prensibinin etkili biçimde işletilmesini gerekli görür; bunu âlim, âdil, güç ve otorite sahibi bir yöneticinin müslümanları yönetmesi şartına bağlar. böyle bir imama biat etmek bütün müslümanların görevidir. bu imam toplumu şeriat kurallarına göre yönetir, iyiliği emredip kötülükten sakındırır. bu vazifenin icrasında âlimler imamın yardımcılarıdır. tebliğ, vaaz, nasihat, ikaz, münazara, münakaşa usulleriyle bu görev yerine getirilir. buna rağmen insanlar hâlâ şirk ve bid‘attan vazgeçmiyorlarsa imamın yetkisi ve sağladığı güç sayesinde zor kullanılarak, gerekirse savaşla fesadın ortadan kaldırılması yoluna gidilir (keşfü’ş-şübühât, ı, 171-177; kitâbü’l-cihâd, ıı, 359-360).

kur’an ve sahih sünnet islâm’ın birbiriyle çatışmayan temel kaynaklarıdır. ibn abdülvehhâb sahâbe ve tâbiînin bu iki kaynak üzerindeki yorumlarına değer verir. ancak onların kendi aralarındaki ihtilâfları söz ve amellerinin mutlak bir kaynak olmasını engeller. sahâbe icmâını kuvvetli bir delil kabul etmesine rağmen fukahanın icmâına itibar etmeyip kıyası diğer hanbelîler gibi nâdiren kullanır. kesin bir delille yasaklanmayan fiil ve maddelerin mubah sayılması gerektiği kanaatini taşır, örf ve geleneği dinî kaynak olarak kabul etmez. buna karşılık hükümlerin teşekkülünde kamu düzen ve menfaatine (maslahat) önemli bir yer verir. mensuh görünen âyetleri tarihsel bağlamında ele alıp kur’an’daki nesih olgusunun kapsamını daraltır. hükümler âyet ve hadislerin literal anlamlarına dayanmalıdır. ancak şer‘î maksatlar da aynı derecede önemlidir ve nasların metinleri bu maksatlar gözetilerek ele alınmalıdır. usulüne uygun olmak şartıyla ictihad şeriatın teşekkülünde vazgeçilmez bir yere sahiptir. bu sebeple taklidi reddeden ibn abdülvehhâb, şeriatın kur’an ve sünnet kaynaklı ilâhî yapısına vurgu yaparak onu kul yapısı gördüğü fıkıhtan ayırır. fıkıh mezheplerine bağlı ictihadı ve bunun taklidini onaylamaz (delong-bas, s. 93-118).

inanç ve amel konularındaki görüşlerini eserlerinde ayrıntılı biçimde işleyen muhammed b. abdülvehhâb’ın klasik ehl-i hadîs (hanbeliyye, selefiyye) çizgisine bağlılığı ortadadır. eserlerinde ibn teymiyye ve ibn kayyim el-cevziyye’nin kitaplarına sıkça başvurması da bu hususu kanıtlamaktadır. ancak onu bu şahsiyetlerin bir mukallidi veya bir hanbelî âlimi olarak değerlendirmek doğru değildir. meselâ erken dönem hanbelîler’inin tasavvufla ilişkileri, ibn teymiyye’nin kur’an ve sünnet’e aykırı düşmeyen zühd hareketini benimsemesi gibi hususlar dikkate alındığında tasavvuf ve tarikat erbabına karşı çok sert ve dışlamacı bir tutum sergileyen ibn abdülvehhâb ve takipçilerinin farklılıkları ortaya çıkar. diğer taraftan tekfirde aceleci davranıp onu muhalif inançlara karşı bir silâh gibi kullanmaları, cihad kavramını, aynı din içindeki farklı inanç ve geleneklere karşı siyasî ve askerî güç kullanımı ve işgal ettikleri yerlerdeki baskıcı uygulamaları meşrulaştıran bir muhtevada anlamaları onları apayrı bir ekol haline getirmiştir.

muhammed b. abdülvehhâb’dan sonra vehhâbî fikriyatı dört oğlu, ayrıca torunları ve öğrencileri tarafından geliştirilmiştir. kitâbü’t-tevĥîd üzerine yazılan şerhler xıx. yüzyıl vehhâbî düşüncesinin en önemli ürünleridir. torunlarından süleyman b. abdullah’ın teysîrü’l-`azîz’i ile abdurrahman b. hasan’ın fetĥu’l-mecîd’inden başka hamed b. atîk’in ibŧâlü’t-tendîd’i bu bağlamda kayda değer eserlerdir. osmanlı devleti’yle olan savaş halinin psikolojisi eserlere yansımış, dönemin kitap ve risâleleri kâfir addedilen osmanlı-mısır güçlerine karşı halkı savaşa teşvik eden, osmanlı kuvvetlerine yardımda bulunan yerel unsurları ise tekfir eden bir muhteva ile kaleme alınmıştır. süleyman b. abdullah’ın ed-delâǿil fî `ademi muvâlâti ehli’ş-şirk’i ile hamed b. atîk’in sebîlü’n-necât ve’l-fikâk min muvâlâti’l-mürteddîn ve ehli’l-işrâk’i bu tür eserlerin en tanınmışlarıdır. öte yandan mısır ordusunun necid bölgesini ikinci defa zaptı ve bunu izleyen iç siyasî kavgaların etkileri de vehhâbî literatüründe iz bırakmış, ayrıca ulemâ arasında ciddi ihtilâflara yol açmıştır. suûdî tahtını kardeşi suûd’a kaptıran abdullah b. faysal’ın ırak’taki osmanlı yönetiminden yardım talebini meşrû gören muhammed b. aclân ile osmanlı hâkimiyetindeki toprakların dârülharp statüsünü tartışarak buralardan hicreti vâcip görmeyen ahmed b. duayc, hamed b. atîk tarafından sert biçimde eleştirilmiştir. bu süreçte ibn atîk’in yanı sıra ibn abdülvehhâb’ın ailesi olan âlü’ş-şeyh’ten abdurrahman b. hasan ve abdüllatîf b. abdurrahman gibi merkezî necid’in âlimleri vehhâbîliğin bilinen dışlamacı eğilimini ısrarla sürdürürken dış etkilere daha açık olan ve ticaret yolları üzerinde bulunan kasîm, hâil ve ahsâ bölgelerinin vehhâbî âlimleri daha ılımlı ve hoşgörülü bir tutum izlemiştir.

etkileri. vehhâbîlik hareketi ilk yıllarından itibaren olumlu ve olumsuz birtakım tepkilerin odağı haline gelmiştir. karşı görüşteki müslümanları müşrik veya bid‘atçı saymaları, onlarla savaşmaları, dört mezhebe ve tarikatlara, kabir ziyareti ve mevlid gibi yaygın uygulamalara karşı çıkmaları vehhâbîlik karşıtı çevrelerce en çok gündemde tutulan konulardır. bu yüzden muhammed b. abdülvehhâb ile vehhâbîler kur’an’ı keyfî yorumlamak, hz. peygamber’in mânevî şahsiyetine saygısızlık göstermek ve muteber âlimleri hiçe saymakla suçlanmıştır. ithamlarında aşırıya kaçanların yanı sıra itidali korumaya çalışan birçok müellifin eserlerinden geniş bir reddiye edebiyatı meydana gelmiştir. ilmî sahada ibn abdülvehhâb’ın en önemli hasmı sayılan riyad ulemâsından süleyman b. sühaym reddiyeleri ve uyarıcı mektuplarıyla yeni hareketin karşısında durmuş, süleyman b. abdülvehhâb da eś-śavâ`iķu’l-ilâhiyye fi’r-red `ale’l-vehhâbiyye adlı eseriyle kardeşinin fikirlerini onaylamadığını ortaya koymuştur. ahsâ ulemâsından muhammed b. fîrûz, ibn abdülvehhâb’a ağır bir reddiye yazmakla kalmamış, necid’deki kanunsuzluklara müdahale etmesi için osmanlı padişahına başvurmuştur. ibn fîrûz, ayrıca muhammed b. sellûm, ibrâhim b. cedîd gibi necid asıllı bazı âlimleri de yanına alarak bir güney ırak kasabası olan zübeyr’de ilmî bir muhalefet halkası oluşturmuştur. muhammed b. abdülvehhâb’ın kendi zamanındaki bu selefî muhaliflerinden başka başlangıçta vehhâbîliğe yakınlaşmakla birlikte hareketin dışlamacı karakterini gördükten sonra bu akımdan uzaklaşan osman b. abdülazîz b. mansûr, emîr es-san‘ânî ve şevkânî gibi âlimler de tenkitlerini yazıya dökmekten geri kalmamıştır. hanbelî mezhebi tarihçisi ibn humeyd ise tepkisini, es-süĥubü’l-vâbile adlı tabakat kitabına muhammed b. abdülvehhâb’ın biyografisini koymamak suretiyle göstermiştir.

vehhâbîliğe karşı selefiyye dışındaki muhalefet şüphe yok ki daha kapsamlı ve daha yoğundur. meşhur hanefî âlimi muhammed emîn ibn âbidîn reddü’l-muĥtâr’ında vehhâbîliği ve kurucusunu eleştirmiş, mekke’nin şâfiî kadısı ahmed b. zeynî dahlân kaleme aldığı eserlerle xıx. yüzyıldaki vehhâbî karşıtlığını besleyen en etkili müellif durumuna gelmiştir. tasavvuf çevrelerinin muhalefeti ise daha şiddetli olmuştur. idrîsiyye tarikatının kurucusu mağribli şeyh ahmed b. idrîs, ıraklı nakşî-hâlidî şeyhi dâvûd b. süleyman b. circîs, hindistan’dan fazlürresûl bedâûnî aynı asırdaki vehhâbîlik karşıtı mücadelelerin sûfî kanadında en çok anılan isimlerdir. öte yandan müslümanları taklit ve hurafelerden kurtarmak, dinde yenileşmeyi gerçekleştirmek suretiyle geri kalmışlığı aşmak amacına yönelik ilmî, fikrî ve edebî çalışmalarıyla xıx. yüzyılın sonları ve xx. yüzyılın başlarında temayüz eden islâmcı veya reformcu kimlikli bazı önemli şahsiyetler vehhâbî hareketini savunmuştur. muhammed reşîd rızâ, muhammed kürd ali, ahmed emîn, abbas mahmûd el-akkād, tâhâ hüseyin ve bazı eleştirileriyle mahmûd şükrî el-âlûsî bu şahsiyetlerin önde gelenlerindendir.

arabistan dışındaki müslümanlar üzerinde vehhâbî tesirinin xıx. yüzyılda ortaya çıkmış bazı halk direniş hareketlerinde görüldüğü iddiası yaygın bir tez olmasına rağmen güçlü kanıtlara dayanmamaktadır. hint alt kıtasında ahmed-i birîlvî’nin mücâhidûn hareketi, bengal’de hacı şerîatullah’ın ferâizî hareketi, endonezya’da paduri hareketi, batı afrika’da osman b. fûdî’nin hareketi ve libya’da senûsî cemaati birçok batı kaynağında vehhâbî diye nitelendirilmişse de bunların hiçbiri -bazı fikrî ve amelî benzerlikler bir yana- vehhâbîliğin uzantısı çerçevesinde görülecek yapılara sahip değildir. ortak özellikleri bulundukları ülkelerde sömürgecilere karşı sert bir silâhlı direnişi temsil etmeleridir. onların uzlaşmacı islâmî cemaatlerden ayrı telakki edilmesi ve müslümanlar nezdinde iyi çağrışım yapmayan bir sıfatla nitelendirilmesi muhtemelen söz konusu hareketlere vehhâbî adı verilmesinin gerçek sebebini teşkil etmiştir.

vehhâbîliğin arabistan dışındaki etkileri asıl xx. yüzyılda belirginleşmiştir. gelişen ulaşım ve iletişim imkânları farklı ülkelerdeki değişik cemaat ve kuruluşların necidli ulemâ ile irtibatını kolaylaştırmıştır. bunlar arasında hindistan ehl-i hadîs cemaati ile mısır’daki ensârü’s-sünneti’l-muhammediyye cemiyeti en eski oluşumlar diye zikredilebilir. nijerya’da izâle cemaati, mali’de subbanu hareketi ve moritanya’da müceydirî ekolü, mâlikî medreselerine ve ülkelerindeki tarikatlara karşı duruşlarıyla batı afrika’daki diğer islâmî akımlardan farklılaşmıştır. yemen’deki demmâc dârülhadîsi, suudi arabistan okulları dışında vehhâbî akımının günümüzde varlığını sürdüren en önemli öğretim kurumu sayılabilir. diğer islâm ülkeleriyle avrupa ve amerika’da kurulmuş olan çeşitli davet teşkilâtları, yayınevleri, cami vakıfları ve öğrenci dernekleri bulundukları bölgelerde vehhâbî öğretilerinin propagandasını üstlenmiş durumdadır. koyu batı kültürü aleyhtarlığı söz konusu kuruluş ve cemaatlerin en belirgin ortak karakteridir. bu aleyhtarlığı siyasî alanlarda ve militer usullerle yürütmeyi hedefleyen, batı kaynaklarınca “cihâdîler” diye nitelendirilen, vehhâbîlik etkisindeki büyüklü küçüklü şiddet yanlısı organizasyonlar da çeşitli yerlerde varlıklarını sürdürmektedir. cezayir’deki cemâatü’s-selefiyye li’d-da‘vâ ve’l-kıtâl, endonezya’daki leşger-i cihâd bu tür teşkilâtlardandır.

literatür. muhammed b. abdülvehhâb’ın bütün eserlerini içeren ayrıntılı bir bibliyografya çalışması, ahmed ed-dubeyb’in âŝârü’ş-şeyħ muĥammed b. `abdilvehhâb başlıklı kitabında ortaya konmaktadır (riyad 1982). xıx ve xx. yüzyılların vehhâbî âlimleri başta akîde olmak üzere çeşitli konularda hacimli ve müstakil eserler kaleme almıştır. bunların dışında söz konusu ulemânın risâlelerini, fetvalarını ve mektuplarını reşîd rızâ’nın tahkikiyle bir araya getiren mecmû`atü’r-resâǿil ve’l-mesâǿili’n-necdiyye ile (riyad 1996) mecmû`atü’t-tevĥîdi’n-necdiyye (riyad 1999) adlı kitaplar, süleyman b. sehmân’ın hazırladığı el-hediyyetü’s-seniyye ve’t-tuĥfetü’l-vehhâbiyye (kahire 1344/1925) ve abdurrahman b. muhammed b. kāsım’ın hazırladığı ed-dürerü’s-seniyye fî ecvibeti’n-necdiyye (riyad 1995) adlı mecmualar vehhâbî fikriyatının birinci el kaynaklarının en önemlilerindendir. vehhâbîliğe yönelik reddiyelerin ve bunlara cevaben yazılmış kitapların bir listesi meşhûr b. hasan âlü selmân’ın kütüb ĥaźźere minha’l-`ulemâǿ başlıklı eserinde yer almaktadır (riyad 1995). abdullah muhammed ali’nin hazırladığı mâ ellefehû `ulemâǿü’l-ümmeti’l-islâmiyye li’r-red `alâ ħurâfâti da`veti’l-vehhâbiyye adlı benzer bir bibliyografya çalışması da şiî müellifi muhammed hüseyin kâşifülgıtâ’nın naķżu fetâva’l-vehhâbiyye adlı kitabının (kum 1995) sonuna eklenmiştir.

diğer bir grup kaynak necid ülkesinin tarihi üzerine yazılmış eserlerden meydana gelmektedir. bunların en tanınmışı olan hüseyin b. gannâm’ın târîħu necd’i (beyrut 1985) muhammed b. abdülvehhâb’ın mektuplarını da ihtiva etmektedir. lüma`u’ş-şihâb fî sîreti muĥammed b. `abdilvehhâb adlı yazarı meçhul eser ise (beyrut 1967) vehhâbîliğin kurucusunun hayat hikâyesine tahsis edilmiştir. yine osman b. bişr’in `unvânü’l-mecd fî târîħi’n-necd’i (riyad 1999), ibrâhim b. îsâ’nın târîħu ba`żi’l-ĥavâdiŝi’l-vâķı`a fi’n-necd’i (riyad 1999) ve abdullah el-bessâm’ın ħizânetü’t-tevârîħi’n-necdiyye’si (baskı yeri yok, 1999) vehhâbîlik tarihi hakkında en önemli başvuru kitaplarıdır. ulemâ tabakat kitapları da başka bir grup kaynağı teşkil etmektedir. bunların en eskisi, ibn receb’e ait eź-źeyl `alâ ŧabaķāti’l-ĥanâbile’nin devamı sayılan ibn humeyd en-necdî’ye ait es-süĥubü’l-vâbile `alâ đarâǿiĥi’l-ĥanâbile’dir (beyrut 1996). abdurrahman b. abdüllatîf âlü’ş-şeyh’in `ulemâǿü’d-da`ve (kahire 1966) ve meşâhîru `ulemâǿi’n-necd (riyad 1974) adlı eserleri, muhammed b. osman el-kādî’nin ravżatü’n-nâžırîn’i (riyad 1989), abdullah b. abdurrahman âl-bessâm’ın `ulemâǿü necd ħılâle ŝemâniyeti ķurûn (riyad 1997) başlıklı altı ciltlik eseri ve süleyman b. hamdân’ın terâcimü müteǿaħħiri’l-ĥanâbile’si (demmâm 1999) muhtevalarında tanıtılan âlimler ve eserleri üzerinden vehhâbîliğin ilmî gelişimini izlemeye imkân vermektedir.

arabistan’da seyahat eden veya bir süre görev yapan batılı seyyah ve diplomatların vehhâbîlik tarihi, ayrıca vehhâbîler üzerindeki gözlem ve notlarını içeren eserleri ilgili literatürün diğer bir parçasını teşkil eder. bu yazarlardan ilki olan c. niebuhr 1765’te bölgede seyahat etmekle birlikte necid’e gitmemiştir. onun ikinci elden verdiği bilgiler sıhhatli değildir (reisebeschreibung nach arabien und anderen umliegenden ländern, kopenhagen 1774-1778). 1803’te mekke’de bulunan ali bey’in vehhâbî işgali sonrası durum hakkındaki izlenimleri diğer seyyahların raporlarına oranla hayli olumludur (voyages d’ali bey el abbassi, paris 1814). fransa’nın bağdat ve halep konsolosları j. b. rousseau ile l. a. o. de corancez, xıx. yüzyılın başındaki vehhâbî işgallerine dair müşahedelerini aktardıkları kitaplarında vehhâbîlik hakkında hatalı hükümler vermekten kurtulamamıştır (notice historique sur les wahabis, paris 1809; histoire des wahabis, paris 1810). mısır kanadından olayları izleyen f. mengin ve j. l. burckhardt’ın notları, xıx. yüzyıldaki osmanlı-vehhâbî mücadelesinin bazı ayrıntılarını kaydetmesi açısından önemli sayılmaktadır (mengin, histoire de l’egypte sous le gouvernement de mohammed aly, paris 1823; burckhardt, notes on the bedouins and the wahabys, london 1831). 1784-1806 yıllarında ingiltere’yi ırak’ta temsil eden h. j. brydges’in kitabı benzer eserlere kıyasla daha tarafsız ve sıhhatli bulunmaktadır (a brief history of the wahauby, london 1834). riyad’a 1862’de giden w. g. palgrave ile 1865’te giden l. pelly, yöneticileri ve ahalisiyle beraber ikinci suudi devleti’nin başşehrini renkli ve çarpıcı ifadelerle tasvir etmektedir (narrative of a year’s journey through central and eastern arabia, london 1865; report on a journey to riyadh in central arabia, new york 1866). b. raunkiaer, a. musil ve e. rutter ise xx. yüzyılın ilk çeyreğine ait izlenimlerini eserlerinde kaydetmektedir (through wahhabiland on camelback, london 1969; northern neğd, new york 1928; the holy cities of arabia, london 1928). abdülazîz b. suûd’un yakın dostu h. s. j. b. philby, vehhâbîliğin xx. yüzyıldaki yükselişini ve toplumsal hayattaki yansımalarını çok yakından izleyen biri olarak zikredilmesi gereken diğer bir batılı müelliftir (özellikle bk. arabian jubilee, london 1952).

vehhâbîlik üzerine yazılmış türkçe eserler içinde en tanınmışı eyüp sabri paşa’nın târîh-i vehhâbiyyân’ıdır (istanbul 1296). müellif, osmanlılar ile vehhâbîler arasında geçen olayları anlattığı kitabında yer yer vehhâbî inanç ve uygulamalarına sert eleştiriler yöneltmektedir. ahmed cevdet paşa’nın târîh-i cevdet’i de (vıı. cilt, istanbul 1309) aynı tarihî olaylara ve benzer tenkitlere yer vermektedir. cevdet paşa’nın ibn abdülvehhâb’ı islâmiyet’in ilk yıllarında ortaya çıkmış yalancı peygemberlerle ilişki kurarak değerlendirmesi, eyüp sabri paşa’nın vehhâbîliği karmatî hareketine benzetmesi yapılan eleştirilerin objektiflik ölçülerini zorlayan tesbitlerdir. said nursi’nin mektûbât’ı içinde “haremeyn-i şerîfeyne vehhâbîler’in tasallutuna dair” bir risâle bulunmaktadır (28. mektup, 6. risâle). hüseyin kâzım kadri abdülvehhâb ve vehhâbîler adlı çalışmasında (fatih m. şeker, osmanlılar ve vehhâbîlik: hüseyin kâzım kadrî’nin vehhâbîlik risalesi, istanbul 2007, s. 191-304) ictihad taraftarlığı ve bid‘at karşıtlığı türünden fikirler zemininde vehhâbîliği savunurken bu akımın osmanlı düşmanlığı güden siyasetini eleştirmektedir. bu eski eserlerden başka vehhâbîlik üzerine 1970’lerden itibaren genellikle reddiye üslûbunda birçok türkçe kitap yayımlanmıştır (bkz: bibl.). bibliyografya:

muhammed b. abdülvehhâb, kitâbü’t-tevĥîd (müǿellefâtü’ş-şeyħi’l-imâm muĥammed b. `abdilvehhâb içinde, nşr. abdülazîz er-rûmî v.dğr.), riyad, ts. (câmiatü’l-imâm muhammed b. suûd el-islâmiyye), ı, 28-67, 98-111, 138-139; a.mlf., keşfü’ş-şübühât (a.e. içinde), ı, 161-177; a.mlf., kitâbü fażli’l-islâm (a.e. içinde), ı, 207-217; a.mlf., kitâbü’l-cihâd (a.e. içinde), ıı, 359-360; a.mlf., risâle fi’r-red `ale’r-râfıża (a.e. içinde), xıı, 12-62; ibn gannâm, târîħu necd (nşr. nâsırüddin el-esed), beyrut 1405/1985, s. 207-293; h. j. brydges, mûcez li-târîħi’l-vehhâbî (trc. uveyza b. mutrîk el-cühenî), riyad 1425/2005, s. 38-53; ibn humeyd, es-süĥubü’l-vâbile `alâ đarâǿiĥi’l-ĥanâbile (nşr. bekir b. abdullah ebû zeyd - abdurrahman b. süleyman el-useymîn), beyrut 1416/1996, ııı, 995-997; ahmed b. zeynî dahlân, ed-dürerü’s-seniyye fi’r-red `ale’l-vehhâbiyye, kahire 1980, tür.yer.; mahmûd şükrî el-âlûsî, târîħu necd (nşr. m. behcet el-eserî), kahire 1343, s. 106 vd.; m. reşîd rızâ, el-vehhâbiyyûn ve’l-ĥicâz, kahire 1344; l. kaba, the wahhabiyya: ıslamic reform and politics in french west africa, ıllinois 1974, tür.yer.; j. s. habib, ıbn sa’ud’s warriors of ıslam, leiden 1978, tür.yer.; abdullah b. muhammed b. hamîs, ed-der`iyye, [baskı yeri yok] 1402/1982, s. 100 vd.; m. celâl kişk, es-su`ûdiyyûn ve’l-ĥallü’l-islâmî, kahire 1402/ 1982, s. 85-108; a. layish, “ulamā and politics in saudi arabia”, ıslam and politics in the modern middle east (ed. m. heper - r. ısraeli), london 1984, s. 29-63; ethem ruhi fığlalı, çağımızda îtikādî islâm mezhepleri, istanbul 1986, s. 96-117; sâlih el-verdânî, mısırda islami akımlar (trc. h. acar - ş. duman), ankara 1988, s. 143-161; eymen el-yâsînî, ed-dîn ve’d-devle fî memleketi’l-`arabiyyeti’s-su`ûdiyye, london 1987, tür.yer.; cüheymân el-uteybî, resâǿilü cüheymân el-`uteybî (nşr. rif‘at seyyid ahmed), kahire 1988, tür.yer.; m. saîd ramazan el-bûtî, es-selefiyye: merĥale zemeniyye mübâreke lâ meźhebün islâmî, dımaşk 1408/1988, s. 231-236; abdullah es-sâlih el-useymîn, eş-şeyħ muĥammed b. `abdilvehhâb: ĥayâtühû ve fikrüh, riyad 1412/ 1992, tür.yer.; e. peskes, muĥammad b. `abdalwahhāb (1703-92) im widerstreit, beirut 1993, tür.yer.; a.mlf., “wahhābiyya”, eı² (ing.), xı, 39-45; qeyamuddin ahmad, the wahhabi movement in ındia, new delhi 1994; tayyib b. ömer b. hüseyin, es-selefiyye ve a`lâmühâ fî mûrîtâniyâ, beyrut 1416/1995, tür.yer.; a. vasiliyev, târîħu’l-`arabiyyeti’s-su`ûdiyye, beyrut 1995, tür.yer.; zekeriya kurşun, necid ve ahsâ’da osmanlı hâkimiyeti: vehhâbî hareketi ve suud devleti’nin ortaya çıkışı, ankara 1998, s. 17-65; b. radtke v.dğr., the exoteric aĥmad ıbn ıdrīs: a sufi’s critique of the madhāhib and the wahhābīs, leiden 2000, s. 19-23, 34-43; ahmet vehbi ecer, tarihte vehhabi hareketi ve etkileri, ankara 2001; h. j. oliver, the wahhabi myth, victoria 2002; o. roy, küreselleşen islam (trc. haldun bayrı), istanbul 2003, s. 124-152, 170-184; madawi al-rasheed, a history of saudi arabia, cambridge 2003, s. 14-71; g. s. rentz, the birth of the ıslamic reform movement in saudi arabia, london 2004, tür.yer.; n. j. delong-bas, wahhabi ıslam, oxford 2004, s. 93-118; mehmet ali büyükkara, ihvan’dan cüheyman’a suudi arabistan ve vehhabilik, istanbul 2004, tür.yer.; a.mlf., “11 eylül’le derinleşen ayrılık: suudî selefiyye ve cihadî selefiyye”, dinî araştırmalar, sy. 20, ankara 2004, s. 205-234; d. commins, the wahhabi mission and saudi arabia, new york 2006, tür.yer.; fatih m. şeker, osmanlılar ve vehhâbilik, istanbul 2007, tür.yer.; zâkir kādirî, “vehhâbîler”, ty, ı/2 (1340), s. 122-130; ı/5 (1341), s. 389-402; yusuf ziya yörükan, “vahhâbilik”, aüifd, ı (1953), s. 51-59; m. s. zaharaddin, “wahhabism and its ınfluence outside arabia”, ıq, xxııı/3 (1979), s. 147-157; m. mohar ali, “ımpact of the salafia movement on the south asian sub-continent”, mecelletü külliyyeti’l-`ulûmi’l-ictimâ`iyye, ıv, riyad 1980, s. 3-15; e. sirriyeh, “wahhabis, unbelievers and the problems of exclusivism”, british journal of middle eastern studies bulletin, xvı, london 1989, s. 123-132; m. cook, “on the origins of wahhābism”, jras, üçüncü seri: ıı/2 (1992), s. 191-202; a.mlf., “muhammed b. abdülvehhâb”, dia, xxx, 491-492; r. h. dekmejian, “the rise of political ıslamism in saudi arabia”, mej, xlvııı (1994), s. 627-643; a. h. al-fahad, “from exclusivism to accommodation: doctrinal and legal evolution of wahhabism”, new york university law review, lxxıx/2 (2004), s. 485-519; a. knysh, “a clear and present danger: wahhabism as a rhetorical foil”, wı, xlıv/ 1 (2004), s. 3-26; mehmet hayri kırbaşoğlu, “maziden atiye selefî düşüncenin anatomisi”, islâmiyât, x/1, ankara 2007, s. 139-160; neşet çağatay, “vehhâbîlik”, ia, xııı, 262-269; mustafa öz, “muhammed b. abdülvehhâb”, dia, xxx, 492-494.

mehmet ali büyükkara *
devamını gör...
kökenini, lawrence gibi adamların palazlandırdığı, daha öncesinde kimsenin iplemediği ibn teymiye gibi proto-sosyal-darwinist ultra arap milliyetçisi "yazarların"(alim mi dedi birileri ?? ) kerameti kendinden menkul hezeyanlarından alan, islamiyeti içten içe geç dönem tunç devri sami mitolojisi kaynaklı arap paganizminden ibaret gören ve bu gözle görmeyenleri kafir ilan etmekte beis görmeyen, düşünmeye kapalı, köleci suudi milli dini. ingilizler tarafından islam dünyasını bölüp kontrol altına almak için ortaya çıkarılmış, ipleri 2. dünya savaşından sonra abd'nin eline geçmiştir. harici marici falan da değildir işin özünde. bambaşka bir şeydir. direktman "tengricilik" gibi bir herzedir anlayacağınız.

kısaca: "tek bir puta -haşa ve kella Allah'ın adıyla andıkları! - indirgenmiş müşriklik".
devamını gör...
tarikat liderlerini putlaştıranlar tarafından pek sevilmezler, zaten bu tür putlara savaş açmış bir grup olarak ortaya çıkmıştır.
kutsal topraklarda ve ona çevre ülkelerde yaygın olan bir görüştür.
medinede bir kaç dilde basılmış ücretsiz ilmihalleri dağıtılır.
türkçe olanını alıp okursanız aslında bilinçsiz olarak yaptığınız ibadetlerin ne için yapıldığı mantıklı bir şekilde anlatıldığını görürsünüz.
neden tekfir edildiklerini anlamaya çalışırsanız şeyhine tapan bir kaç tarikatçı zırvası dışından mantıklı bir cevap bulamazsınız.
bana ateş püskürecek cahil, cesaretin varsa medineye gidince o bahsettiğim ilmihalin türkçesini al oku ve bulabildiğin hataları yaz bakalım neymiş.
ha ama sen onu okumaya cesaret edemezsin, cesaret etsen bile ekip liderin aman ha okumayın onlar vehhabi diyerek seni ürkütür.
al oku ki fetö gibi itö gibi sunni sandığın zalimlerin sana anlattıklarının din olmadığını anla.
her gün papağan gibi tekrarladığın şeylerin aslında neden öyle olması gerektiğini anla.
devamını gör...
bu fikri savunan ve hatta buna mensup olan insanları gördükçe islamiyetten git gide soğuyorum. yok olması gereken zihniyet.
devamını gör...
gercek islam'in ta kendisi. soyle bir sey degildir;

devamını gör...
|
straw man fallacy manyaklığına kapılmış sofilerin kendi oluşturdukları ve aslında olmayan korkuluklar üzerinden habire saldırdıkları islam'ın yorumu. utanmasalar "vahhabiler şeytana tapıyormuş vay kafirler!" diyerek her zaman yaptıkları gibi olmayan argümanlarla saldıracaklar.
devamını gör...
bir kaç soru sormak istiyorum. madem korku üretiliyormuş tasavvuf ehli tarafından haklarında, pek ala:

tamam tevessül anlayışını gelin birlikte red edelim, hatta gelin yerin dibine sokalım ! pekii

arkadaş, sen "şefaat ya resulullah" diyene katli vaciptir diyor musun demiyor musun ? ben diyorum ki peygamber efendimizin şefaat hakkı vardır ve bizzat kendi kendinde saklıdır. benim kafamı kesmeye yelteniyor musun yeltenmiyor musun içten içe ?

arkadaş, senin gibi düşünenlerin bir çoğu, sırf bir kabire gidip, biri hakkında "ruhuna fatiha" okudu diye milletin katledilmesini tasvip ediyor mu etmiyor mu?

örneğin "kürsü meselesi" hakkındaki görüşleriniz nelerdir ? "nüzl" meselesi hakkındaki görüşlerinizi açık ve net buraya yazar mısınız ? madem ki haşa Allah yukarıda, tepemizdedir, kainatta belirli bir mekanı vardır, bunun pagan "gökteki tanrı" inanışından ne farkı vardır?

yahu hani "öcü" ilan ediliyormuşsunuz ya, lütfen bilmek istiyorum, oldukça sade bir dille bu başlık altından açıktan açığa yapalım o halde münazaramızı !

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar