a. ali ural

ismindeki a'nın aslı abdurrahim'dir. deneme ve şiirlerinde şair ruhu ağır bassa da mizah gücü yüksek bir yazardır. konuşmalarından bunu hissedebilirsiniz.
devamını gör...
"çarpışan arabaya binip çarpışmamaya çalışan çocuklardık biz."

yangın merdiveni, resimde görünmeyen, tek kelimelik sözlük gibi çok sevdiğim eserlere imza atmasının yanında, başucu kitaplarımdan olan posta kutusundaki mızıka ile en sevdiğim yazarlar sıralamamda kasırgalar estiren yazar. ara ara lafı dolandırarak yazması canımı sıkmıyor değil. ama o lafı dolandırışı bazen öyle deryalara götürüyor ki insanı...
devamını gör...
yasayan en kaliteli yazarlardan sanirim. tarih ve kultur arastirma derneginin mecidiyekoy subesinde yazarlik dersleri veriyordu en son.
ural ailesinin en sivrilen yazari herhalde. (bkz: kemal ural)

karabatak dergisini cikariyordu 2012 itibariyle, iki ayda bir. bizzat abonelik teklifi aldim kendisinden,* kizi zeynep ural da halasi nuriye akman'in izinde roportorluk yapacak anladigim kadariyla. *

ali ural burç fm de yazarlığın sırları diye bır program yapardı cumartesi aksamları. * *

son olarak kendisine cok yakin bir arkadas soyle demisti; ali hoca edebiyatla ilgilenmeyip parasiyla daire alsa su an kat kat daha zengindi.
bir de sunu hatirliyorum; ogrencilerden biri hikayede "yapraklar raksediyordu" deyince, ali hoca "raks etmek" guzel olmayan cagrisimlara sebep olur deyip daha guzeliyle degitirtmisti. bu derece hassas bir insandi maneviyat ve edebiyat ile ilgili.
devamını gör...
ümmete ne de güzel ders verir.

--- alıntı ---

sevgili dost..

bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık..
çünkü bu sözün sahibi peygamberimizdi (s.a.v
..
vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı..?
kol kesilirken dudak gülüyor ayak kesilirken kollar el çırpıyor bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor..

bir cinnet olmalı bu..!


--- alıntı ---
devamını gör...
siyasetten ve tüm politik etkilerden uzak kelimeleri yerli yerince kullanabilen nazarımda belkide tek gazete çalışanı. ruh insanı, edip, yazar.



(bkz: mardin ve deniz) yazısından.

şiirin yapı taşları mardin’deydi, gördüm. sokak lambalarının ışığını emiyordular doymamışlardı güneşe. sabaha kadar sabırları yoktu, yalancı emzikle uyumaya çalışıyorlardı.

paylaş tweetle paylaş gönder yazdır a a fakat ne mümkün kapamak milattan üç bin yıl önce açılan gözleri. kehribar ışıklar sızıyordu kirpiklerinin altından. koca bir bal peteğiydi mardin, taştan gözeneklerinde şiir. her mısra bir abbaraydı; bir kısa geçit üstü kapalı, sivri, basık ve yuvarlak kemerlerin altından geçmeden ulaşılmazdı imge evine, çıkmaz sokaklarda geceler boyu yürünmeden. hiçbir eğri bu kadar doğru değildi, gördüm. doğru zinciriye medresesi’ne, doğru deyrulzafaran’a, doğru ulucami’ye… şiir bir şehre bu kadar mı yakışır!

tarihî bir konağın terasından gördüm, deniz vardı mardin’de. çayımı yudumlarken gördüm bir gece yarısı, istanbul’da penceremin önünden ayrılmayan kınalıada, bir gece yola çıkıp mezopotamya ovası’na demir atmıştı. bir dağın yamacındaydık, kalker ve lavlarla örtülü bir dağın yamacında. başımız dönüyordu, yükseklikten değil, güzellikten. uçsuz bucaksız bir deniz, ya şu ışıklar ateşböcekleri gibi devinen, balıkçı tekneleri olmalı. güneş doğduğunda yeniden ovaya dönüşecek şimdilik deniz.

fecrin kızıl değneğiyle birlikte çalmaya başlıyor orkestra: subarular, sümerler, akadlar, hititler, midiler, asurlar, urartular, mitannîler, aramîler, persler, romalılar, sasanîler, bizanslılar, araplar, hamdanîler, mervanîler, türkmenler, artukîler, eyyubîler, ilhanlılar, karakoyunlu ve akkoyunlular, safevîler, osmanlılar ve türkiye cumhuriyeti… tarihin fener alayı bu. herkes senfonideki yerini ve notalarını biliyor. fatih fatihliğini, tüccar tüccarlığını… kervan ve savaş yolları üzerinde olduğundan atlar kâh kılıçlı ve mızraklı adamları, kâh kumaş ve baharatları getirmiş mardin’e yüzyıllardır. biz şiir için vardık.

artuklu üniversitesi’nin bu yıl ikincisini düzenlediği zinciriye şairleri şiir festivali’nin ardından yazıyorum bu satırları. 1870’li yıllarda son şeklini alan kadim bir konağın avlusunda yükselen platform şairlerden önce büyük bir müzisyeni ağırlıyor: göksel baktagir. kanun namına hepimizi esir alıyor baktagir. parmakları kanunun tellerine her dokunuşunda yeni bir ilmik atıyor ruhlarımıza. bal rengi taşların soluk alıp verdiğini görsem şaşırmam. taşı diriltecek besteler bunlar. birazdan şairler de çıkacak o platforma. büyü üstüne büyü… mısralar konaktan taşıp karışıyor şehre. “şiir dedikleri sen misin peçen dalgalanıyor sayhamla/karşıya geçireceğim karşı kıyıdaysa kiraz ağacı seni/ karşı kıyıdaysa kulaç at boynuna sarılmadan ölme/kim öldürdü yaşarken cenneti seyrederek susuzluğunu/sarraf ol can verme girmeden güzellik menziline/gürültü kuyusundan şarkıyı çekenler satın aldı yusuf’u.”

gündüz bir başka güzellik menziline girmişti mardin. “şiirimizde su” başlıklı paneli dinleyenler su gibi aziz oldular. fatih andı, hasan akay, kadri yıldırım ve ercan yılmaz suya kendi mecralarında yeni anlam ve çağrışımlar kattılar. öyle arklar açtılar ki metinlerde, coşturdular suyu. su su olalı bu kadar susatmamıştı.

atölye çalışmalarından bahsetmesek yazımız eksik kalır. zinciriye ve kasımiye medreseleri tarihî misyonlarına bir yenisini ekleyerek şairleri mardinli öğrencilerle bir araya getirdiler. gençlerin gözlerindeki ışık aydınlattı o gün taşları. şairler anlattı, onlar dinlediler. sonra aylardır soru biriktirdikleri kumbaralarını kırıp hazinelerini döktüler masalara. şairler tek tek taktılar yüzükleri parmaklarına.

şiirle şehir ilişkisine dair şimdiye kadar çok şey söylendi. eğer bir şey eklemek gerekirse bu sözlere, şu cümleleri kurmak mümkün: mardin’i görmekte geç kalmışım. bu şehrin sakinleri taştan denizler, dalgalar yontmuş asırlarca. o denizlerde taştan gemiler yüzdürmüşler. taş ve insan… hiçbir şehir ebediliği ve faniliği böyle yan yana getirememiştir belki de. zinciriye şairlerinden bir halka olmak güzeldi. prof. dr. serdar bedii omay ve değerli ekibinin emeklerine teşekkür etmek gönül borcumuz. dilerim bu altın zincir hiç kopmaz. yeni halkalarla şiirin boynunda kat kat parıldar.

not: akademik çalışmalarım tez aşamasına geldiğinden, tezimi yazana kadar bir süreliğine siz değerli okurlarımdan uzak kalacağım. dualarınızı bekliyorum.

devamını gör...
zamanında ütopik ama her nasılsa sonuca odaklı bir islam anlayışını benimsemiş, devrim yapamayınca bulaç'la beraber gülenizme savrulmuş ibret vesikasıdır.
devamını gör...
posta kutusundaki mızıka adlı kitabı gönülleri fethetmiş güzide yazarlarımızdan biridir. hali hazırda gençlerle ilgilenen ve başarılı olan az yazardan birisidir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar