abdülkadir geylani

islam alimi, evliyaların sultanıdır.



--- abdulkadir geylani ---

Allah'ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işŸitir, ne de kulağŸına ayıp gider.
Müminin adeti önce düşŸünüp sonra konuşŸmaktır. Münafık ise önce konuşŸur, sonra düşŸünür.
Kendine bir ağŸırlık veren kimsenin hiçbir ağŸırlığŸı yoktur.
Hüzünsüz bir neşŸe ve darlıksız bir bolluk olmaz.
insan Allah'a kalıbıyla değŸil, kalbiyle ibadet eder.
Kalp Kitab ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başŸkası için, neyin de hak ve batıl olduğŸunu bilir ve görür.
Tasavvuf yolu zâhirî ve bâtınî hükümlere riayet etmeyi ve her şŸeyden fânî olmayı gerektirir.
Yerini bilmeyene kader yerini öğŸretir.
Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişŸik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terketmedikçe kurtuluşŸ mümkün değŸildir.
Kur'an'dan, hakkında tartışŸarak değŸil, içindekilerle amel ederek faydalanın.
Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah'ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.
Kalp sâlih olunca dâimî zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk'ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.
Sabır, hayrın temelidir.
SağŸlam bir kalp tevhid, tevekkül, yakîn, tevfik, ilim, iman ve kurbiyet ile dolar.
Mürid tevbesinin gölgesinde, murâd ise Rabbinin inayetinin gölgesinde kâimdir.
inanan kimse Allah'tan başŸka kimseden korkmaz ve başŸkasından hiçbir şŸey beklemez.
Zâhir fıkhını öğŸren, sonra bâtın fıkhına yönel.
Zâhir ilimleri görünen kısmın ışŸığŸıdır. Bâtın ilimleri ise görünmeyen kısmın.
Bâtın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışŸıktır.
Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şŸey mutlaka gerçekleşŸir.


--- abdulkadir geylani ---

devamını gör...
islam alimi, evliyaların sultanıdır.



--- abdulkadir geylani ---

Allah'ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir, ne de kulağına ayıp gider.
Müminin adeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.
Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.
Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz.
İnsan Allah'a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.
Kalp Kitab ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.
Tasavvuf yolu zâhirî ve bâtınî hükümlere riayet etmeyi ve her şeyden fânî olmayı gerektirir.
Yerini bilmeyene kader yerini öğretir.
Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terketmedikçe kurtuluş mümkün değildir.
Kur'an'dan, hakkında tartışarak değil, içindekilerle amel ederek faydalanın.
Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah'ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.
Kalp sâlih olunca dâimî zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk'ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.
Sabır, hayrın temelidir.
Sağlam bir kalp tevhid, tevekkül, yakîn, tevfik, ilim, iman ve kurbiyet ile dolar.
Mürid tevbesinin gölgesinde, murâd ise Rabbinin inayetinin gölgesinde kâimdir.
İnanan kimse Allah'tan başka kimseden korkmaz ve başkasından hiçbir şey beklemez.
Zâhir fıkhını öğren, sonra bâtın fıkhına yönel.
Zâhir ilimleri görünen kısmın ışığıdır. Bâtın ilimleri ise görünmeyen kısmın.
Bâtın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.
Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şey mutlaka gerçekleşir.


--- abdulkadir geylani ---

devamını gör...
abdülkadir geylani, 1077 (hicri 470) yılında, peygamberimizin vefatından 445 yıl sonra, hazar denizinin güneyinde geylan kasabasında doğmuş, 1165 (hicri 562) yılında 91 yıllık bir ömürden sonra bu aleme veda etmiştir. soy itibariyle, babası seyyid musa tarafından imam-ı hasan'a, annesi Fatma Hatun tarafından da imam-ı hüseyin’e dayanır.Hem seyyid, hem de şerã®f'dir.
devamını gör...
abdulkadir geylani'nin akidesi

"hamd o Allah'a ki, nicelik ve niteliği o nitelemiş ve kendisi nicelik ve nitelikten pak ve münezzeh kalmıştır. zaman ve mekanı o yaratıp meydana getirmiş ve kendisi zaman ve mekan kaydından pak kalıp izzet ve şerefle saltanatın kurmuştur, (ã®lmiyle, kudretiyle, rahmet ve inayetiyle) her şeyde mevcud olmuş ve fakat zarfiyetten münezzeh ve mukaddes kalmıştır. her şeyin yanında hazır olmuş ve fakat bir şeyin yanında mekan tutmaktan çok yüce kalmıştır.
"allah nerede"dir, dersen, onu mekanla talep etmiş olursun. "allah nasıldır ve nicedir" dersen, onu nitelik ve nicelikle talep etmiş olursun. onun hakkında "ne zaman?" dersen, onu zaman kavramiyle kayıtlamış olursun! o'nun hakkında "değil" tabirini kullanırsan, o'nu var oluşluktan ta'tã®l etmiş olursun. o'nun hakkında "niçin" tabirini kullanacak olursan, melekütiyyet konusunda o'nunla çatışmış olursun. o'nu tenzih ederiz; öncelik o'na hastır, hiçbir şey o'nun önüne geçemez. sonralık da o'na hastır; sonralığa ilhak edilemez. benzerlikle kıyas olunmaz; hiçbir şekil yakınlığıyla nitelenmez. eşlik ve çiftlikle vasıflanmaz ve ayıplanmaz. cisimlikle tanıtlanmaz. o'nu tenzih ederiz, o'nun şanı yücedir; eğer o, bir şahıs olmuş olsaydı, kemiyyeti bilinmiş olurdu. cisim olmuş olsaydı, bir takım organlardan meydana gelmiş olurdu. putperestleri reddederek deriz ki: Allah bir'dir; hiç bir şeye muhtaç değildir; bütün eşya o'na muhtaç bulunuyor, çünkü o samed'dir. o'nun dengi ve benzeri yoktur; o'na benzerlik koşanları reddederiz. gizli, açık, karada/denizde hayır olsun şer olsun hiç bir şey o'nun iradesi dışında hareket edemez, her şey o'nun yüksek iradesiyle hareket eder. böylece kaderiyye mezhebi mensuplarını reddediyoruz. o'nun yüksek kudreti hiç bir şeye benzemez; hikmetine bir son ve sınır olmaz; böylece hüzeliy mezhebi mensuplarını reddediyoruz. o'nun koymuş olduğu hukuk vacibdir. delil ve hücceti doruğuna yükselmiştir. hiç kimsenin o'nun üzerinde bir hakkı yoktur. bu bakımdan hiç kimse ondan bir hak iddia edemez. bununla nezzamiyye mezhebi mensuplarını reddediyoruz. Allah adil'dir, hükümlerinde asla zulmetmez. sadık'dır, haber verdiği hiç bir şeyde döneklik yapmaz. öncesi olmayan bir söz ile konuşucudur. onun sözünün başka hiç bir yaratıcısı yoktur. kur'anı indirip en güzel konuşanları acze düşürmüş ve böylece muradiyye mezhebinin hüccetlerini çürüğe çıkarmıştır. rabbimiz ayıpları gizler; günahlan bağışlar, tevbe edenlerin tevbesini kabul buyurur. bir kişi günahına dönecek olursa, geçmişteki günahlara (eğer tevbe edip bağışlanmışsa) tekrar dönmez. o, bağışladığı şeyi geri döndürmekten münezzehtir; haksızlık ve zulümden uzak, her türlü adaletsizlikten mukaddestir.
biz inanıyoruz ki, Allah, mü'minlerin kalblerini bir araya getirip uyumlu kılmıştır. kafirleri de sapıklıklarıyle başbaşa bırakıp akl-ı selã®m ve iradenin kapısını açık bırakmıştır. bununla hişamiyye mezhebini reddediyoruz. biz tasdã®k ediyoruz ki, bu ümmetin fasıkları, yahudi, hıristiyan ve ateşperestlerden hayırlıdır. bununla da caferiyye mezhebini reddediyoruz. ve biz ikrar ediyoruz ki, o, hem kendini, hem de başkasını görüyor ve o her sesi duyuyor. en gizli hal ve düşünceleri görüyor. bununla ka'biyye mezhebini reddediyoruz. halkı (yaratıkları) en güzel fıtrat üzere yaratmıştır. onları kabir çukurunun karanlığına birer fani olarak çevirmiş ve ilk yarattığı gibi onları tekrar diriltip hayata döndürecektir. bununla dehriyye mezhebini reddediyoruz. hesap günü insanları ve diğer, canlıları bir araya toplayacağı gün, dostlarıa (rahmet ve mağfiretle) tecellã® eder. dostları da o'nu dolunayı görür gibi görürler. o, o gün perde gerisinde kalmıyacak. mu'tezile'den rü'yeti inkar edenleri reddediyoruz. o, nasıl olur da dostlanna görünmez, perde gerisinde durup onlan hesap alanında bekletir? bu hususta o'nun kadim ve ezelã® va'dleri vardır. va'dlerini mutlaka yerine getiricidir.
"ey itmi'nane ermiş ruh, dön rabbine, sen o'ndan razı, o senden razı olarak; haydi gir kullarınım içine, gir cennetime!" fecr süresi, ayet: 28
sen cennetlerden huri nã®metiyle hoşnud olacağım mı zannediyorsun? cennet bahçelerinde sündüsten yapılmış bir giysiye kanaat getireceğim mi sanıyorsun? mecnun leyla'sız nasıl ferah bulup huzura kavusabilir? amber kokusunu almadan onu sevenler nasıl eğlenip rahat edebilirler? bir takım cesetler ki, ubudiyyet tahkã®kinde erimişlerdir. Allah katında yer almakla nasıl nã®metlenmiş olmazlar? karanlık gecelerde uykusuz kalmış bir takım gözler, Allah ile ünsiyet müşahedesine erişince nasıl lezzet almazlar? bir takım gönüller ki, sevgi sütleriyle gıdalanmışlar, nasıl olur da rabbanã® şerbetle sulanmazlar? bir takım ruhlar ki, beden şehrinde hapsedilmişlerdir; nasıl olur da kudsã® bahçelerde gezip tozmazlar? oranın yüce yerlerinde eğlenmezler? oranın susuzluğu giderici sulanndan içmezler?
o günü nasıl tasvã®r edelim, aşırıderecede olan aşk ve şevki nasıl anlatalım? aşıklar hakimi o gün arz-i endam edecek, açıktan kendini gösterecek ve bu davayı o halledip hükme bağlıyacaktır. o gün mevlamın hitabına mazhar olan, tahiyyat ile söze başlayacak; mevlası da onu cennet-i adn'e buyur edecek. ama bir takım kimseler cennete girmek istemiyecek, rablerinden başkasına bakmıyacaklanna and verecekler ve ondan başkasına niyet bağlamıyacaklar; varlık aleminden hiç bir şeye razı olmayacaklar; hem onların arzuları aşağı nesneler de olmayacak. onlar hayatın lezzetinden ancak, övgüdeğer vuslatın hazzını almak için hicret etmişlerdi. bu yüzden onlara ebedã® rahatın kadehini sunucular şerbetler sunacak, öyle şerbetler ki hem katıksızdır, hem de yumuşak. buna hasret olanlar üzerinde çevrilip açıktan açığa takdim edilince, sabah akşam onları çepçevre kuşatanca, onların şadilik ve iştiyaklarım arttıracak, göz ve gönül doldurucu nurlarına doğru heveslerin çekecek. rabbim senin hakk ismine andolsun ki senin cemalini görmeyen bir göz herhalde sakıydir (bedbahttır). rabbim, kendi güzelliğinle sen bütün aşıkları öldürdün. sana olan gönül arzusu hakkı için senin emrin altında bulunanlara merhamet ve şefkat et! öyle gönüller ki, şevk ve istekle sana yönelip eriyorlar. sana olan aşkları sebebiyle onlarda bir bakiyye kalmadı. åžüphesiz ki, rabbim ben senin aşkından yana bir vasiyet üzere bulunuyorum; sana kavuştuğum gün asla umutsuzluktan endişe etmiyorum. ya ilahã®! senin atıfetlerin hatalanmızı silsin! red nasıl olabilir kardeşlerim? seher vakitlerinde rabbanã® anlar ve dakikalar vardır. semavã® işaretler, melekler aleminden nefhalar vardır! bu mesele ve önermenin doğruluğuna delã®l, kuşların ağaçlar üzerinde davudã® nağmelerle ötmeleridir. ayrıca bağ bahçe aralannda kıvrıla kıvrıla akan suların çağlayan sesleri, esen rüzgarların dokunup raksettirdiği ağaç dallarının sündüs giysilere bürünerek çıkardığı gönül çekici nağmeleri de buna delildir. çünkü bunların, evet bu saydıklanmızın hepsi Allah'ın birliğini dile getirip ifade etmektedirler.
haberiniz olsun ey muhabbet ehli! åžüphesiz ki cenab-ı hak seher vakti tecellã® ederek şöyle seslenir: "tevbe eden kimse varmıdır? onun tevbesini kabul edeyim! günahının bağışlanmasını arzu eden bir kimse var mıdır? onun bütün hatalarım bağışlayayım. benden bir bağış isteyen var mıdır, ona nã®met ve bağışlarım! bolca vereyim!"
uyanık olun ki, ruhlar kir ve pastan arınıp safileşince, olanca güzelliğiyle ışık saçar, aydınlık verir; bir nice hallerde basma gelen dert ve musibetler eşit bir doğrultuda ona çok kolay gelir. hiç şüphe yok ki, o ruhların gözlerinden akan yaşlann kokusu, manevã® ufuklarda misk kokuşu neşreder. onlar (fena aleminde) bir takım ayrılıkların hasretine sabrettikleri için, yüksek mertebelerdeki vuslata hak kazanmışlardır. yine onların sözlerinin ve haberlerinin sıhhati dostlar tabakasında sened ve rivayet kabul edilir. onlar sualsiz uçup gittiler; ihtiyaçtan yerine getirilir. sevgi hediyesi, apaçık sabahlamıştır. artık ,onun için güzel kafiyeler neredesiniz? onların akidesi, hanefã®, åžafiã®, malikã® ve hanbelã® mezheplerinin usulü üzere idi.
Allah bizi ve sizi dinde ayrılık meydana getirip parçalanan, dağılan kimselerden korusun. ayrılığa düşenler, okun hedefi delip geçtiği gibi dinden öylece gelip geçtiler; üzerlerinde dinden hiç bir eser görünmemektedir. cenab-ı hak beni de, sizi de kendilerine cennette yüksek menziller verilen altlarında ve üstlerinde ilahã® füyuzatın eserleri görülen kullarından eylesin!
Allahım, rahmet ve afiyetim, halkın en şereflisi muhammed'e ve onun hanedan ve arkadaşlanna indir! onları saygı ve ta'zã®min en şereflisine has kıl! onları çokça ve ebediyen, ardarda, yeni yeni esenliğe her sabah ve her akşam mazhar eyle!.
amin!.. amin!..

kaynak: abdülkadir geylani füyüzat-ı rabbaniye
devamını gör...
öğütleri;

sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. bu hal kişiyi azdırır ve yaratanâ’ın rahmet nazarından uzak kılar. sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. önce temeli at sonra üzerine binayı çık. kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.
***
başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. kötülükleri ancak iman yıkar. bu durumda rabbâ’in sana işlerinde yardımcı olur. o kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, o kötülüğü ezer ortadan kaldırır. eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. her işte hakkâ’ın rızası aranmalıdır.
***
islam gömleğin yırtık, iman elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. gönlün islamiyetâ’e açık değil. iç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.
kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. en kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et...
sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, yüce Allahâ’ın (c.c) gözünden kaçmaz. siz bir an olsun oâ’nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. ömrü boyunca â“kahraman┠lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.
***
ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını... senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?
***
size gereken, yüce yaratanı sevmek ve oâ’ndan başka kimseden korkmamaktır. ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak... bunlar â“kalp┠le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. kuru davaya kimse inanmaz. halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?... aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?... işte bunları yapabiliyorsan mesele yok... kapı önünde â“tevhidâ”, içeriye girince â“åžirkâ”, yakışır mı? bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. åžükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.
***
geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp yaratanımıza koşalım. bu yolda biraz perişanlık çekelim. ne olur sanki biraz zahmet çeksek? oâ’na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. içimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi hak yoluna çevirelim, rabbimizin elçisine, sevgilisine başvuralım, oâ’nun eteğini bırakmayalım.
***
bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. bunların hepsi amaç değil, yüce Allahâ’a (c.c.) ulaşmak için birer araçtır. bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. sana en gerekli olan ise yaratanâ’ındır. oâ’nu ara. her şeyin bir bedeli olur. dünyaya ahiret, yaratılmışlara ise bedel yaratanâ’dır. dünyayı kalbinden atarsan yerini hak alır.
yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. bu duygu sana yeter.
***
â“allahâ’tan (c.c) başka ilah yoktur,┠dediğinde bir â“dava┠peşine düştün demektir. her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. bunları yaparken ihlasâ’lı olmak gerekir.
***
hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. kainatın efendisinin (s.a.v) yolu ihlasâ’tan ibarettir.
***
dünyalık toplarken dikkatli ol. gece odun toplayan gibi olma. elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.
gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. ayık ol, sonra felaket büyük olur.
***
hakâ’la çekişme, nefsin için oâ’nu kötüleme, malın azaldı diye oâ’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye oâ’nu suçlama. suçu kendinde ara. her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa oâ’nun mu? sen mi fazla biliyorsun yoksa o⒠mu? merhametin oâ’nunkinden fazla mı?
sen ve bütün yaratıklar oâ’nun kuludur. her şeyde yalnız oâ’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.
***
yaratanâ’ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.
***
böbürlenmeyi bırakın, yüce Allahâ’a (c.c) karşı büyüklük satmakta neymiş? kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. varlığınıza tevazuyu yerleştirin. önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.
sonrası ne olacak malum...bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?
hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa... sevgili peygamberimizin (s.a.v) â“en büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,┠buyruğunu hiç duymadın mı? nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.
***
ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? yüce Allahâ’ın (c.c) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? oâ’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? oâ’nu hak tarafına çağırman nerede?
bunların hiçbiri sende yok. bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. aklını başına al. dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap...
***
doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. sana yakışır mı bu düşünceler?
farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.
***
yazık sana! cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. ama yakında elinden alacaklar.
yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, oâ’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. bütün bunları yaratıcının rızasına uygun yolda kullan.
***
ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. o halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. yüce Allahâ’tan (c.c) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. çağırsan yardımına koşan olmaz.
bütün bunlara sebeb hakâ’tan başkasına güvenmiş olman, oâ’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.
***
yüce Allahâ’ın (c.c) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. elinde iki şahit olsun; biri kutsal kitabımız, diğeri sünnet-i resulallah. bunlar seni rabbine ulaştırır. ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. åžüphesiz bunlar seni ateşe iter. firavun gibilerin arasına katar.
***
ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç...dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. bu durum seni kurtarmaz. güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.
***
ey Allah (c.c) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları hak varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla.
devamını gör...
nefislerini olgunlaştırmak isteyenlerin uymaları gereken 10 kural;

ister şaka, ister ciddi olarak yalandan sakınmak. zira yalandan sakınmayı dil adet edinince, Allahü teala onun ilmini saflaştırır. o kimse sanki yalanı bilmez olur.

belli ve açık bir özrü olmadığı halde sözünde durmaktan kaçınmak. çünkü sözünde durmamak, yalan sınıfındandır. kul, verdiği sözden dönmekten sakınıp, sözünü tuttuğunda cömertlik kapısı, haya penceresi açılır.

tüm canlılara eziyet etmekten sakınmak. böyle kimseleri Allahu teala, helak olmaktan korur. insanlar tarafından gelecek beladan onu sakınır. onu zatına yakın olmakla şereflendirir.

kendisine zulmedilse de, insanlardan birine beddua etmekten sakınmak. bu haslet, sahibini yüksek derecelere kavuşturur.

ehl-i kıbleden bir kimseyi şirk, küfür ve nifak ile asla suçlamamak. çünkü bu hal, rahmete yakındır.

kalpten veya dıştan bir günah işlememek, haramdan korunmak ve bütün uzuvları günahtan alıkoymak. zira bu hal, dünyada kalp ve azalar için en güzel amellerdendir. Allahü teala, gönüllerimizden şehvetlerimizi çıkarsın.

az ve çok kendine lazım olan yiyeceğini insanlara yüklemekten sakınmak. gerek ona muhtaç olan, gerekse olmayan insanların hepsine yük olmaktan sakınmak. çünkü ibadet edenlerin şeref ve izzetinin tamam olması gerekir.

başkalarının elinde bulunan şeyin onlarda olmasını istememek. çünkü en büyük izzet ve halis zenginlik, azim mülk ve faydalı tevekkül bu haldedir. bu kapı, Allahü teala'ya güvenme kapılarından biridir. ibadet bununla olgun olur.

tevazu, yani alçak gönül sahibi olanın derecesi yüksek, şerefi sağlam, Allahü teala yanında izzet ve yüksekliği tam olur. dünya ve ahiret işlerinden dilediğini yapar. bu haslet, iyiliklerin üstünüdür. tevazu, insanın rastladığı herkesi kendinden üstün görmesi demektir. bir kimse böyle tevazu gösterirse, rahman'ın dostlarından olur.

ister doğru, ister yalan, ister kasten, ister yanlışlıkla Allahü teala'ya and vermemeli, yemin etmemelidir. dilini yemin etmeye alıştırmamalıdır. kul yemin etmemeyi adet edindiğinde, Allahü teala ona bir kapı açar.
devamını gör...
bir zaman, hazret-i gavs-ı azam (k.s.) şeyh geylânã®'nin terbiyesinde, nazdar ve ihtiyare bir hanımın birtek evlâdı bulunuyormuş. o muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. o riyazattan zaafiyetiyle, validesinin şefkatini celb etmiş. ona acımış. sonra hazret-i gavs'ın yanına şekvâ için gitmiş. bakmış ki, hazret-i gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. nazdarlığından demiş:
"yâ üstad! benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!"
hazret-i gavs tavuğa demiş: "kum biiznillâh!" o pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mutemet ve mevsuk çok zatlardan, hazret-i gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyaca meşhur bir zâtın bir kerameti olarak, mânevã® tevatürle nakledilmiş. hazret-i gavs demiş: "ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin."
işte, hazret-i gavs'ın bu emrinin mânâsı şudur ki: ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir.

risale-i nur külliyatından...
devamını gör...
gavsulazam geylani kadiri tarikatının kurucusudur hem seyyid ham şeriftir. ömrünü Allah yolunda harcamıştır en büyük alimlerden biridir oğullarını dünyanın 4 bir yanına yollayarak islama hizmet etmelerini sağlamıştır Allah ondan razı olsun
devamını gör...

--- alıntı ---
Senin azm-u gayretin (en büyük gayretin) yeme, içme, giyme ve evlenme gibi basit şeyler olmasın. (Çünkü bunlar gaye değil, gayeye ulaşmak için vasıtadır. Vasıtayı gaye yerine koyma). Unutma ki bunların hepsine olan istek nefis ve tabiattan gelmektedir. Kalb ve sırrın azm-u gayreti nerede? Asıl onu bilmek ve bulmak lazımdır. Şüphen olmasın ki, bu Hakk'ı talepten başka birşey değildir. Senin himmetin, en önemli meselen olmalıdır. O halde azm-u himmetin (en ciddi ve samimi gayretin) sadece Rabbin ve O'nun Katındaki şeyler olsun...Dünyanın karşılığı ahirettir. Halkın da karşılığı Halik'tir. Dünyadan ahirete, halktan, Halik'e dönmesini bil...Şu dünyada terk ettiğin herşeyin en hayırlısını ahirette bulursun. Artık sen ömründen tek bir gün kalmışcasına hazırlıklı ol...
--- alıntı ---

(abdülkadir geylani, gönül incileri ikazlar)
devamını gör...
"ben Allahın arşının sağına çadır kurmuşum" diyecek kadar yüce makama çıkan, gavs-ı azam, evliyalığın tartışmasız top noktasına ulaşmış olan zaattır.

aynı zamanda seyyiddir ve hemen hemen bütün tarikatların sadadı olarak kabul edilir, silsilelerinde yer alır.
devamını gör...
bütün sıfatları elinin tersiyle itmiş, anne tarafından dedem. her zaman şeyhlik gibi ünvanları elinin tersiyle ittiği bilinmiştir. her zaman insanları hak yoluna sevk etmiş, hiçbir zaman kendi üstünden çıkar elde etmemiştir. en azından bize anlatılan böyle.

önce medet ya Allah, sonra medet ya muhammed, sonra da evliyaların piri medet ya geylani.

diyarbakır siirt batman mersin gibi yörelerde sık sık yardıma çağırılır. halbuki bu yanlıştır; medet önce Allah'tadır.

devamını gör...
gavsul azam kutbur rabbani sultanül evliya lakapları ile meşhurdur on iki imamdan sonra imamet ona verilmiş olup ondan başkasına verilmemiştir resullah efendimizin hem anne hem baba tarafından torunudur
devamını gör...
şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında nefsime en ağır gelenini yazmıştır.futuhu'l - gayb.tam bir başucu kitabıdır.ibn-i teymiye şerhli gelenek yayınlarından çıkanı tavsiye edilir.bu kitabı okuyup da kendi müslümanlığından şüpheye düşmeyecek bir insan var mıdır günümüzde merak ederim.kitabın herhangi bir sayfasını açıp okuyun ve halinize ağlayın.


--- alıntı ---
Sen ya müridsin ya murad…

Ya Allah (CC) tarafından istenilen birisin veyahut O'nu (CC) isteyen bir müridsin.

Mürid olduğunu kabul edersen bütün yüklerin merkezi olduğunu da kabul edersin yahut bütün ağırlıkları omuzunda taşıyan biri olduğunu bileceksin. Çünkü arayıcısı, arayıcı her güçlüğe katlanmalı; arzusuna ermesi, istediğini bulması için bu yükleri çekmesi gerek.

Talip için beladan kaçmak olmaz. Nefsine hastalık gelir. Çocuğun ölür, malın çalınır. Bağına bahçene afet gelir. Bunların hepsini hoş karşılayacaksın. Bunlar, seni manevî günahlardan, kirlerden koruyacaklardır. Böylece hakikati sevenlere katılacaksın; onları bulacaksın.

Bu mana demek değildir ki bu gibi afetleri arayacaksın… Hayır. Gelene razı olacaksın, yani elinde olmadan…

Eğer murad isen yine vazifelerin olacak. O zaman daha ağır bir vazife ile başbaşasın. İşte o zaman Hakk'ı (CC) sakın itham etme. Bela gelirse şikayet etme. Sonra kıymetin düşer. Hakk (CC) seni seviyor. Böyle ufak tefek işlerle seni tecrübe ediyor. Seni tam olgun mertebeye çıkarmak için bunlarla deniyor. Böylece derecen yükselir. Velîlerin derecesine çıkarsın. Senin derecen onlardan alttır. Yerinde kalmak mı istersin? Onların yeri, senin bulunduğun süfli alemden yücedir. Onların yanına varmak istemez misin? Bulunduğun durum aşağıdır. Bu aşağılık içinde kalmayı arzu eder misin?Sen bunları arzu etsen bile Allah (CC) istemez. Çünkü O (CC), seni seçmiştir. Senin için O’nun (CC) bilgisi, senin bildiklerinden çok üstündür.

O (CC), senin için iyiyi seçiyor; en güzeli hazırlıyor. En yararlı hangisi ise onu söylüyor. Sen bunları kabul etmekten çekmiyorsun.

Burada sen bazı şeyler diyebilirsin. Mesela:

- "Allah (CC) madem birini seviyor, onu istiyor neden cefa veriyor? Halbuki bu cefa, en çok sevilene oluyor."

Bu durumda sana Peygamberin (SAV) durumunu anlatmak yeter. O (SAV), en çok sevilendir. Bununla beraber en fazla cefa çekendir. Bu hali Peygamberimiz (SAV) şöyle beyan ediyor:

- "Kimsenin yapamayacağı şekilde Allah'tan (CC) korkarım. Allah (CC) yolunda kimsenin çekmediği ezayı çekerim. Öyle zaman oldu ki bir ay yiyecek bulamadım."

Yine buyuruyor:

- "Ben Allah’ı (CC) en çok bilenim ve en çok korkanım."

İşte Hadis-i Şerifler. Bunlar cefaları anlatır. Sebebi ise ilahi derecelerinin artması içindir. Onların derecesi ancak dünyada yapılan amelle yükselir. Dünya ise öbür alemin kazanç yeridir.

Peygamberlerin (AS) vazifesi, ilahi emirleri yerine getirdikten sonra sabırlı olmak ve olan işlere mukavemet etmektir.

Sonra bu dünya biter. Öbür alem başlar; ebedî saadete ererler.
--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar