acem

karagöz ve ortaoyunuâ’nda görülen azerbaycanâ’dan ya da iranâ’dan gelen azeri kökenli türktür. zengin bir halı tüccarıdır, ticaretle uğŸraşŸır. ã‡oğŸu kez halı tüccarı olması yanısıra tömbekici, antikacı ya da ara sıra tefecidir. eliaçık, gönlü yüce, ancak atıp tutan bir kişŸidir. abartma huyu çok belirgindir, inatçıdır, nispet yapar. karagözâ’ün karşŸısında yüksekten atar. karagöz ise bu kişŸinin sözlerini kaba nüktelerle karşŸılar. eğŸlence düşŸkünü olduğŸu kadar kendine dalkavukluk edenden hoşŸlanır. şžiire düşŸkündür. farsça beyitler okumaya bayılır. karagöz ise türkçe maniler okuyarak oyuna komik unsurlar katar.
devamını gör...
arab olmayan demektir.

''ey insanlar! rabbiniz birdir. babanız da birdir, hepiniz âdem'in çocuklarısınız. âdem ise, topraktandır. Allah katında en kıymetliniz takvâsı (allahü teâlâdan korkarak haramlardan, günâhlardan sakınması) çok olanınızdır. arab'ın acem'e bir üstünlüğü yoktur. üstünlük ancak takvâ iledir.'' (hadîs-i şerîf-ibn-i hişâm)

devamını gör...
osmanlılar tarafından, genellikle iranlıları nitelemek için kullanılmıştır. bu sebepten dolayı türkçe'ye de iranlı anlamında kullanılan bir sözcük olarak geçmiştir. osmanlılar döneminde iran'dan gelen insanlar için kullanılırdı. bu sebeple iranlılar, genelde acem olarak bilinir.
devamını gör...
arab olmayan.

ey insanlar! rabbiniz birdir. babanız da birdir, hepiniz adem'in çocuklarısınız. adem ise, topraktandır. Allah katında en kıymetliniz takvası (allahü tealadan korkarak haramlardan, günahlardan sakınması) çok olanınızdır. arab'ın acem'e bir üstünlüğü yoktur. üstünlük ancak takva iledir. (hadis-i şerif, ibn-i hişam)

*
devamını gör...
tecrübe etmekliğim neticesinde fark ettim ki bu tabir sıklıkla iran'dan gelen tâcir türkmenler için eskiler tarafından kullanılmış. genelde güney azerbaycan taraflarından gelen bu türkmenler iranlıdan hallice türkî tekellüm eylediklerinden fakat bu türkçe istanbul türkçesi olmadığından böyle olmuş olsa gerek. yahud başka bir sebep...
devamını gör...
acem. العجم

araplar’ın arap olmayanlara ve özellikle iranlılara verdikleri isim.

arapça bir kelime olan ucme (عجمة), sözlükte “konuşurken dil kurallarına uymamak, dili bozuk olmak; düzgün ve fasihin zıddı” gibi anlamlara gelmektedir. aynı kökten türeyen acem de kökünde “açık seçik konuşmak” mânası bulunan arab (عرب) kelimesinin karşıtıdır. câhiliye devri şiirinde acem yerine, aynı kökten gelen a‘cem kelimesi de kullanılmıştır (bkz: zevzenî, s. 142).

Acem kelimesinin aynı zamanda tek kişiyi belirtmek için kullanılan bir kalıp olan nisbet hali acemî, fasih konuşsun veya konuşmasın, “arap olmayan kimse” demek olup bu mânada hz. peygamber tarafından vedâ hutbesinde de kullanılmıştır (bkz: müsned, v, 411). A‘cemî ise, ister Arap ister Acem olsun, “fasih konuşmayan kimse” anlamına gelmektedir (bkz: a‘cemî).

Acem kelimesinin etimolojik ve semantik gelişimi, Grekçe’de aynı anlamı taşıyan barbar kelimesine benzer. eski grekler’in kendileri dışındaki toplumları, yabancıları barbar diye adlandırmaları gibi araplar da arap olmayan toplumlar için acem kelimesini kullanmışlardır. Gerek Grekler gerekse Araplar’ın kendileri hakkında bu kelimeleri kullandıkları toplumlar, ilk planda komşuları olmuştur. Bu bakımdan acem kelimesi, ilk islâmî fetihler sırasında özel mânada iranlılar için kullanılmıştır.

Bu dönemde, fâtih Araplar’ın bunlara karşı sosyal ve siyasî üstünlüklerini ifade eden aşağılayıcı bir mâna da verdikleri acem kelimesi, III. (IX.) yüzyıldan itibaren, Arap olmayan toplumların ve özellikle İranlılar’ın İslâm dünyasında sosyal ve kültürel alanda olduğu gibi politik alanda da güç kazanmalarıyla birlikte, sadece etnik ve coğrafî bir ayırımı ifade eder olmuştur. Bu çerçevede, Selçuklular devrinden itibaren İsfahan, Hemedan ve Tahran arasında kalan merkezî İran (el-Cibâl) için Irâk-ı Acemî, Irak olarak bilinen Mezopotamya bölgesi için de Irâk-ı Arabî tâbiri kullanılmağa başlanmıştır.

Daha sonraki dönemlerde acem kelimesi iran’ın bütünü için kullanıldığı gibi, Farsça’da ve Türkçe’de “İranlı” ve “İranlılar” mânasına da kullanılmıştır (bkz: ali ekber dihhüdâ, lugatnâme, “acm” md.). Türkiye’de âzerî türkleri’ne “acem” denmesi de İran’la olan münasebetleri sebebiyle olmalıdır. Ayrıca Türkçede ve Farsçada acemi kelimesi mecazî olarak “bir işi beceremeyen, tecrübesiz, bilgisiz kimse” mânasına da kullanılmaktadır.

Diğer yönden müslüman İspanya’da, İber yarımadasında mahallî İspanyol lehçelerini konuşanlar için acem tâbiri kullanıldığı gibi, Arap harfleriyle yazılan İspanyolca literatürü ifade için de aljamia* tâbiri kullanılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, V, 411; Tehzîbü’l-luga, “acm” md.; Zevzenî, Şerhu’l-muallakat, Beyrut, ts., s. 142; Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “acm” md.; Yâkut, MuǾcemü’l-büldân, Beyrut 1977, II, 99; Lisânü’l-Arab, “acm” md.; Kamûs-ı Türkî, “acm” md.; Muhammed Muîn, Ferheng-i Fârisî, “acm” md.; Ali Ekber Dihhüdâ, Lugatnâme, “acm” md. ; Pakalın, I, 8; Goldziher, “Acem”, İA, I, 117; F. Gabrieli, “Adjam”, EI² (İng.), I, 206; C. E. Bosworth, “Ajam”, EIr., I, 700-701.

Adnan Karaismailoğlu *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar