acı

acı insanı terbiye eder , olgunlaştırır .büyütür ruhunu ....
bir kez bir acıyı tatmış olan insan , onu tattırmış olan nesneyi ,olayı , kişiyi ömür boyu unutmaz . acı ; ruhunuzda açılmış bir yaradır.... zaman zaman kabuklanan fakat hatırlamakla tekrar kanayan ve kapanamayan bir yara.....
devamını gör...
zannımca insan, acıların en kötüsünü, kandırıldığını anladığında aslında bunun farkında olduğunu belli etmeyip tabiri caizse bir süre salağa yatarak nasıl kandırıldığını izlerken yaşıyor. ha salağa yatıp da bu tecrübeyi elde etmenin bünyeye ne faydası var onu da anlamış değilim zaten.
sözün bittiği yerde mikrofonu bir şaire uzatalım:
"bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalim mara"


devamını gör...

--- alıntı ---
senide yakarlar bir gün ey acı,
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutamaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın
--- alıntı ---

yunus olası gelir insanın.taptuğun kapısına uzanıp boylu boyunca haydi kalk ı duyuncaya dek öylece kalakalası gelir.kovulsada yürek döneceği başka kapı olmadığını bile bile,günaha dalıp dalıp yine o na dönesi gelir insanın.açıp ellerini tek kapıdan istemek hep istemek vermesede umudu yitirmeden yine istemek.boynunu bükesi gelir insanın.gözlerini yerden kaldırmayası.
devamını gör...
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın

åžakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de

biz seni
tâ eskilerden tanırız
hani göğüslerimize taş olur inerdin
avuçlarımızda hira dağıâ’ydın

al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

biliyorum
hiçbir tarih yazmayacak
ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
mitralyözlerin washingtonâ’dan ayarlandığını

seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutamaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın

ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

ve ibrahim'in baltasını
ben biliyorum

nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?

kim kimin yanında
kim kimin karşısında

meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki

seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın

öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğime

pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın, emeğin ve aşkın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne åžam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor

seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

ve siz
ey analar,
siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz

hani siz, fatihler doğururdunuz...

gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kalıyor

"elem yecidke yetimen feava"

ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk

kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdesinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları

gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böylece bilin ve
unutmayın

(ferman karaçam)
devamını gör...


--- alıntı ---
ve bir kadın konuşarak, bize acı'dan söz et dedi.
ve o dedi ki:
acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.
nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.
ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.
ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.
acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.
acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağlamakta kullandığı acı bir ilaçtır.
onun için hekime güvenin, ilacını sessizce ve dinginlikle için.çünkü eli ağır ve sert olsa da görünmeyen'in müşfik eliyle yönlendirilmiştir.
ve uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yağılmıştır.

--- alıntı ---



halil cibran
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar