ahmet taşgetiren

maraşŸlı, kalemi kuvvetli, sağŸduyulu köşŸe yazarı. yeni şŸafakta yazdığŸı sıralarda yazılarını düzenli olarak okurdum. gazeteden ayrıldıktan sonrada eskisi kadar okumaz oldum yeni şŸafağŸı. şŸu sıralar bugün gazetesinde yazıyor, aynı zamanda burç fmde gündemi yorumladığŸı bir programı var. olayları hep farklı ve aklı selim bir bakışŸ açısıyla ele alır. yazarken kalbiyle aklını birleşŸtirebilen, kalemini aklı kadar kalbinin emrine de verebilen bir yazar. kalbi yazılar demişŸken okunası bir yazı:

http://yenisafak.com.tr/ars...
devamını gör...
yazarlığa kendi yazdığı a4 kağıtları eminönü'nde insanlara dağıtarak başlamış bir yazar.
devamını gör...
geç de olsa farketmiş, 'hep biz mi yenileceğiz' demiş ve ona göre yerini almış yaşlı amcamız.
devamını gör...
öyle olmadığı halde, kendini düşünce adamı gibi kabul ettirmiş kanaat yazarı. bütün kanaatleri de yanlış tabi. görüşlerini belirleyen bir fikir birikimine sahip olmadığı için de, sıradan fikirleri, mıy mıy bir üslup içinde ortaya salan adam. yazar gibi bir şey.
devamını gör...
son olarak, mayın temizleme işinin , davos'un bedeli olduğunu yazarak, duruma göre ne kadar alçak bir adam olabildiğini göstermiştir.
devamını gör...
mehmet şevket eygi'nin sesini duyduğumda hissettiğim şeyi, ahmet taşgetiren'de de hissettim. bugün gazetesi yazarı. iyidir, hoştur. "bizim mahalleden".
devamını gör...
haber7'nin işine gelmeyen köşe yazılarını yayınlamamasına örnek bir yazı yazarak böğün orada yayınlanmayan bir yazısı olan yazar felan...
devamını gör...
islami camia içine girdiğinden beri düşünce adamı muamelesi gören boş adam. geçmişinde geldiği en iyi nokta, eski tercüman gazetesi'nin gece sekreterliğidir.
devamını gör...
oğullarını 28 şubat sürecinde ihl lerden almış diye duyduğum, eleştirilmeye gelemeyen eleştirisever yazarımız...
devamını gör...
düşünce adamlığını kim kaybetmiş de ahmet taşgetiren bulmuş. rauf tamer ya da nazlı ılıcak ne kadar düşünce adamıysa, taşgetiren de o kadardır. yeniden milli mücadele geçmişi vardır. bir dönem türk edebiyat dergisinde de bulunmuştur. tayyip erdoğanı eleştiren yazısından sonra yeni şafaktan atılmıştır. taşgetirene asıl şöhretini getiren, "seni seviyoruz savunan adam" yazısıdır. okunmasa da olur.
devamını gör...
altınoluk dergisi'ndeki bürosunda bizlere ev sahipliği yapan islam'ın harika temsilcilerinden mütebessim bir insan.
devamını gör...
ilkeli bir insandır. sırf bu yüzden yenişafaktan ayrılmıştır veya ayrılmak zorunda bırakılmıştır.
devamını gör...
elini ağzına yıkımaktan aciz adamların hadlerini aşarak eleştiri getirdikleri insan. getirilen eleştirilere bakıldığında sadece itham vardır. kardeş çık de ki ahmet taşgetiren şu şu sebeplerden dolayı şu şekilde eleştirilmelidir ama bu yok sadece ahlaksızca bir eleştiri var.
devamını gör...
hatırladığım kadarıyla 28 subat sürecinde köşesinde bir sürü yazılar yazmış, herkesi dava adamı olmaya davet etmişti lakin imam hatipten çocuğunu almıştı. tezattı vesselam.
devamını gör...
- kendisi pek tatlı dillidir, nezaket erbabıdır, kırıcı değil yapıcıdır. gündemi çok iyi takip eder, her gün öğlene kadar bütün gazeteleri okumaktadır. kendisine saygı duymanın ötesinde bir haz yaşıyorum.
devamını gör...
bu akşam "günün yorumu" programında hükümete yakın bir radyonun tv ortak yayınında dinledim; böyle denk geldikçe hep dinliyorum şimdiye kadar "hayır yanılıyor" dediğim olmadı bu akşamda o anlardan birini yaşadım;
tekel işçilerinin eylemleri ile ilgili başbakan ve çalışma bakanı nezdinde harika eleştiriler yaptı, hükümete bunlar yorulsun gitsin vazgeçsin politikasızlığından vazgeçmeye davet etti.

sonra hükümetin işsizler kadar evini geçindiremeyen iş sahiplerini de düşünmesi gerektiğinden, eylemde yer alan annelerden bahsetti.
maaşı yarı yarıya düşen bir insanın psikolojisini anlamaya davet etti.

objektifliği koruduğu ve "yerimi kaybederim" korkusu olmasan yaptığı mükemmel yorumlar için kendisine saygım kat kat artmıştır.
devamını gör...
böyle isimlerin varlığını bilmek şüphesiz ki güveni tazelemektedir.
devamını gör...
hani bazen saatinizin ayarı kaçar'da, ayarlamak için tv'ye bakarsınız, ya da internetten en doğru şekilde saatinizi ayarlamaya çalışırsınız ya,
işte, "duruşunuzu düzeltmek", "adamlığınıza ayar vermek" ihtiyacı hissettiğinizde, önce bir bakarsınız bu "adam"'a, sonra da kendi içinize bakarsınız, duruşunuzu düzeltmiş olursunuz;
dediklerini düşünürsünüz,sindirirerek anlayınca da "adam olmak" konusunda ki ayar sorununuz bitmiş olur.

işte böyle biridir o "adam".

yıllar önce "seni seviyoruz savunan adam" demişti.

biz de seni seviyoruz; yazan "adam", konuşan "adam".
devamını gör...
1-2 saat sonra röportaj yapacağımız insan. bakalım nasıl cevap verecek?!
devamını gör...
dün kendisiyle görüşme fırsatı buldum.

böyle bir köşeye geçip dinledim. o konuştukça, ben koltukta içeri göçüyordum. sakalları iyice ağırmı$, gözlerindeki o ı$ık kalmı$. ferini saklıyor. parlıyor. sübjektif değil, öyle tarafsız konuştu ki (bu da o'nu dinlememe en büyük etkendi) güzel yorumlar getirdi. siyaset, gençlik, okuma-eleştiri kültürü üzerine fikirleri iyiydi, tam 28 $ubat üzerine gidecektim ki adam kaçtı, gitti...* konu$urken genellemenin dibine müthi$ vuruyor...

seyretmek ve okumak arasındaki nüansa öyle dokundu ki kendimi sorguladım bir an...
devamını gör...
kemal kılıçdaroğlunun " anayasaya evet deyince karnımız mı doyacak , iş mi bulacağız " gibisinden gerzekçe çıkışına " anayasa hayır diyince karnımızmı doyacak iş mi bulacağız " diye cevap veren akıllı yazar.
devamını gör...
fıtık ameliyatı olmuştur. Allah tan acil şifa diliyoruz.

--- alıntı ---
Akşam saatlerinde rahatsızlanan yazar Ahmet Taşgetiren Vakıf Gureba Hastanesine kaldırıldı...

Taşgetiren akşam saatlerinde rahatsızlandı. Vakıf Gureba Hastanesi'nin Acil servisine kaldırılan Taşgetiren'e hekimler tarafından fıtık teşhisi konuldu ve hemen ameliyata alındı.

Taşgetiren'in ameliyatının başarılı geçtiği belirtildi...
--- alıntı ---

http://www.timeturk.com/ahm...
devamını gör...
'ilkokulda türban' meselesinde en iyi cevapları vererek ak parti içindeki liberal ve liberalleşmeye başlayan muhafazakar cepheye karşı dimdik durmuştur, onu yeni şafak'tan ayrılırken de dimdik bulmuştuk.
devamını gör...
necmettin erbakan ın "gavur kalkanı" ile ilgili sözlerine özet olarak ama bu reel politik, gerçek gücünüzün ötesinde işler yaparak diplomasi yolunu tıkamamalısınız manasında bir eleştiri getirmiş. mealen demiş ki bu hükümetin yerine necmettin erbakan da olsa aynını yaparmış çünkü aklın yolu birmiş.

sayın ahmet taşgetiren e buradan sesleniyorum. erbakan büyük hatalar yapmış ve hatta bana göre zaman zaman insanlara zulmetmiş biri. lakin erbakan böyle bir hata yapmaz. tamam belki füze kalkanına hayır derken en akıllıca politik hamleyi ve stratejiyi kullanamayabilir ama necmettin erbakan bu türden bir hadiseye evet demez. bu hayır deme işini, sizlere göre, bir delilik havası içerisinde de yapabilir ama hayırı mutlaka der.

ahmet taşgetiren in "ama reel politiği de göz önünde bulundurmak lazım" mealindeki bu yazısı kanımca kendisinin medeniyet algısının yerlerde sürünüyor olmasının bir göstergesi. medeniyetler zulme boyun eğerek yücelmezler. müslüman kardeşlerinizin kanına girerek bir yere varamazsınız.

ben zalim ama güçlü bir devlet istemiyorum. ben ne pahasına olursa olsun mazlumların yanında olabilen bir devlet istiyorum. gerektiğinde diplomasiyi sert işletebilen bir devlet istiyorum. zalim batı ile çıkar amaçlı uzlaşıp zulme ortak olan (güya istemeden de olsa) bir devlet istemiyorum. arapların veya gelecekte iran ın böyle birşey yapacak olması umrumda bile değil. müslüman türk milletine yaraşan mazlumun yanında olmaktır.

bu arada kendisinin mevzu bahis yazısına erişmek için: http://www.haber5.com/gavur...
devamını gör...
hayrünnisa gül'e karşı yaptığı haklı eleştirilerini (dik duruşunu) doğru bulduğum ama iş nato ve abd oldum mu hemen "reel politik" yılanına sarılmasına anlam veremediğim köşe yazarı. cumhurbaşkanının eşine gösterdiği cesareti abd ye ve nato ya karşı da göstermesi gerekirdi.

müslüman adamsan eğer bir kadına karşı takındığın tavırı zalimlere karşı da takınmalısın der, lafı gediğine oturtur kenara çekilirim. eğer tartışmak isterse her yerde her zaman hazırım. ben hazırlanmadan geleceğim, o istediği kadar kaynak getirebilir...!
devamını gör...
açılır bahtımız birgün kapandıkça kapanmaz ya
sebepler halk eder mevla kerim babın kapatmaz ya
benim hakka münacaatım bir rızık için, haşa
hüda razzaku alemdir, rızıksız kul yaratmaz ya.

daha güçlü bir devlet olup, mazlumları gerçekten koruyabileceğimiz günler de gelecektir. biiznillah.
devamını gör...
kıbrıs noktasında ab'yi eleştiren birey.

rumların alınmasını ..."çılgınlık bu..." biçiminde yorumlayan aydın.

(bkz: burç fm)
devamını gör...
en son (bilmem kaç ay oldu) görüştüğümüzde sakalları ağırmıştı. kaban giyiyoo bi de :)
çok genelleme yapıyoo. bir süre sonra boğuyoo adamı,, imdat!
üzgünüm :((
devamını gör...
akl-ı selim yazarlardan biri. her şeyden önce cesur çıkışlarıyla biliyoruz onu. gerektiği vakit sağ cenaha da gönderme yapıyor. olması gereken de bu olmalıydı.
devamını gör...

helalleştiniz mi?


eşinizle helalleştiniz mi? onun hiç gönlünü kırmadınız mı yoksa? hiç incinmedi mi sizden? hiç hakkı geçmedi mi size? elinizi şiddetle kaldırmak değil, sert bir söz bile söylemediniz mi? onurunun kırıldığını hiç hissetmedi mi sizin davranışlarınızla? yoksa helallik garanti mi? nasıl olsa ahirette yakanıza yapışmayacağını, sizi orada utandırmayacağı, utanmanızdan üzüleceği noktasında garantiye sahip misiniz?

-çocuklarınızla helalleştiniz mi? onların sizin üzerinizdeki haklarını biliyor musunuz? onları yerine getirdiğinizden emin misiniz? onların bir mü’min olarak yetişmeleri konusunda gerekli itinayı gösterdiniz mi? yüreklerine şeytan ortak olduğu için ateşe doğru sürüklenmeleri halinde, elleri yakanızda olmaz, öyle mi?

-anne-babanızla, dede - ninenizle helalleştiniz mi? öf bile demediniz muhakkak. yaşlandıklarında, size nasıl küçükken rahmet kanatlarını germişlerse siz de rahmet kanatlarını gerdiniz üzerlerine... asla incitmediniz. bir dediklerini iki etmediniz. ama gene de bir sorun yüreğinize, sizi 9 ay 10 gün karnında taşıyan, sizin için saçını süpürge eden annenizin, sizin gül yüzünüz solmasın diye ömrünü törpüleyen babanızın üzerinizdeki haklarını bütün bütün yerine getirdiğinizden emin misiniz?

öyleyse neden kaçar kişi o gün, kendi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından? iì‡nsan neden başının derdine düşer o gün? her insanı yeterince meşgul edecek iş nedir o gün?

-komşularınızla helalleştiniz mi? evinizin dumanından bile rahatsız olmadı komşularınız öyle mi, gecenin ilerlemeyen vakitlerinde yaptığınız gürültüden kundaktaki bebelerinin uyanmadığından eminsiniz, yani. pişirdiğiniz kebabın kokusu çocuklarının yüreklerine kadar ulaştı ve o çocukların içi çekmedi, öyle mi? burada bir hak - hukuk oluşmadığı konusunda kesin kanaatiniz var. komşuluk hukukunu sonuna kadar yerine getirdiniz. Allah’ın, “komşuları neredeyse size mirasçı kılacağı” bir hak-hukuk çerçevesi içinde yaşadınız bütün zamanlarda... öyle mi?

-iì‡ş yerinizde çalıştırdığınız işçilerle helalleştiniz mi? sizin üzerinizde hiç hakları kalmadı, öyle mi? ücretlerini hakkaniyet içinde belirlediniz, onların sizin vereceğiniz işe muhtaç olduklarını, onlar gibi başka binlerce insan bulabileceğinizi, dolayısıyla hiçbir pazarlık güçlerinin bulunmadığını düşünüp, onların bu durumlarını ücret pazarlığında en aza razı etmek için kullanmadınız... çalıştırırken mesai saatleri konusunda son derece hassas davrandınız. bir saniye bile haklarının geçmesini istemediniz. gönülleri hoştur çalışanlarınızın. onlarla ilgili en küçük bir yük götürmezsiniz ebedi hayata... öyle mi?

-çalıştığınız iş yerinin sahibi ile helalleştiniz mi? size verilen ücretin hakkını vermekte misiniz? mesai saatleri içinde iş hayatının gerektirdiğinin dışında başka şeylerle, özel işlerinizle ilgilenmiyorsunuz değil mi? aldığınız ücreti helal ettirdiğinizden eminsiniz yani.
-ortaklarınızla helalleştiniz mi? birlikte yürüttüğünüz işte, en küçük bir hak geçmediği konusunda şüpheniz yok yani.

-iì‡ş arkadaşlarınızla helalleştiniz mi? sigaranızın dumanından bile rahatsız olmamaları için azami titizliği gösterdiniz. onları üzmediniz, onurlarıyla oynamadınız, asla ayaklarına basmadınız... amirseniz amirliğin gücünü özel duygularınız için kullanmadınız, memursanız, kimsenin görmediği yerlerde işi asmadınız, ihmaller yapmadınız.?

-kendi bedeninizle helalleştiniz mi? size emanet edilen bedeni, emanetin gayeleri çerçevesinde kullandınız. onu istismar etmediniz. gözlerinizi, kulaklarınızı, beyninizi, kalbinizi, ellerinizi, ayaklarınızı, ciğerlerinizi, midenizi, onlara “allahım, nedir bu benim başıma gelen?” gibi bir feryada sürüklemediniz.

-malınız mülkünüzle helalleştiniz mi? onları size emanet edilen çerçeve dışında kullanmadınız, içindeki fukara hakkını vermekte ihmal etmediniz. malınıza baktığınızda onunla ilişkinizi tertemiz görmekte, onu mahşer ortamına sırtınızda bir yük olarak taşımayacağınızdan emin bulunmaktasınız. malınıza şeytanı ortak etmediniz yani.

-evinizle bu anlamda helalleştiniz mi? evinizde şeytanın bir kürsü kurmadığından eminsiniz. evinizin kimi köşelerini şeytana kiralamadınız. eviniz sizden şikayetçi olmayacak. eviniz, bir “müslüman evi” duruluğunda oldu hep. değil mi?

-iì‡çinde yaşadığınız şehrin halkı ile helalleştiniz mi? şehrin havası ile, suyu ile, ağacı - çiçeği ile, kuşu ile, yolu ile, kaldırımı ile, parkı - bahçesi ile, sokağı ile, başka insanların hakkına girmeden ilişki kurduğunuzdan emin misiniz? evinizin bacasından, ya da aracınızın eksozundan çıkan kirli hava, kaç kişinin ciğerine doldu, böyle bir kaygınız var mı? evinizin çöpünü nereye attınız? elinizdeki sigara izmaritini atmakla, şehir halkı ile bir hukuk ihlali ilişkisi kurduğunuz konusunda bir kaygı duyuyor musunuz? nasıl helalleşeceksiniz koca şehir halkı ile?

-fabrikanızın yanından akan nehirdeki balıklarla helalleştiniz mi? hani fabrikanızdan çıkan zehirli atıklar oradaki balıkların canına okudu ya... farkında mısınız? irmak boyunca yaşayan tüm canlılardan, o ırmağın temiz suyundan yararlanması mümkün olan tüm insanlardan helallik istediniz mi?

-yuvasını bozduğunuz kuşlarla helalleştiniz mi? yurdundan yuvasından ettiğiniz karınca ile hak – hukuk ilişkisi içine girebileceğiniz gibi ince bir hesap kafanızı yordu mu?

-yönetiminiz altında bulunan insanlarla helalleşme gibi bir derde düştünüz mü? “ömer, ömer, nasıl aldın bu barı (yükü) sırtına sen?” diye inleyen bir ömer oldun mu hiç? “kenar-ı dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adli ilahi ömer’den sorar onu” denilen şey nasıl bir şey, hangi dicle’nin kenarında hangi kurt bir koyunu aşırıyor, ya da memleketin hangi köşesinde bir insancık, bir çocuk, bir kadın, bir kimsesiz, güçlülerin istismarına uğruyor, böyle bir kaygı yakıyor mu yüreğini? nasıl hallediyorsun bu konudaki helalleşme işini?

kendi işin için kendi mumunu, devlet işi için devlet mumunu yakma gibi bir hassasiyet var mı, devlet işlerini deruhde ederken? çalmıyorsun, çırpmıyorsun, yetim malını gözetiyorsun, tüyü bitmedik bebelerin hakkı hukuku var memleketin en küçük bir varlığında, bunu biliyorsun, çocuklarının boğazından haram ekmek geçmesin diye titizleniyorsun, ne güzel...

ama ya, emrin altındakiler, senin nüfuzunu kullanarak tüyü bitmedik yetim malına el uzatıyorlar ve vebalini senin üzerine yıkıyorlarsa... bir devlet yöneticisi, nasıl helalleşir koca memleket halkıyla, ne zaman helalleşir, bir fikrin var mı?

-öğrencilerinle helalleştin mi? onlara, yarın ebedi hayatta, hesap anında, seni utandırmayacak şeyler öğrettiğinden emin misin? öğrencilerine iyi şeyler öğretmek için sana tahsis edilen zamanı iyi – doğru kullandın mı?

-öğretmenlerinle helalleştin mi? onlarla ilişkin “bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum” gibi bir muallim hukuku hassasiyeti içinde mi?

-arasıra hayat kitabına bakıyor musun? orada “kul hakkı” adına açılmış bir başlık var mı? altında neler yazılmış? fi tarihinde, taş atıp ayağını kırdığın köpeğin feryadları da kaydedilmiş mi? kırda bayırda dolaşırken, falancanın bahçesinden kopardığın bir elma da kaydedilmiş mi oraya? falancanın evine baktın izni olmadan, o da var mı? falanca hakkında, hoşlanmayacağı şey söyledin gıyabında... alay ettin göz kaş işaretiyle... Allah Allah, bütün bunlar kaydedilmiş öyle mi? kim kaydetmiş olabilir bu minik minik şeyleri?

-şu ilahi uyarılara ne dersin?

“şüphesiz insanı biz yarattık. nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz. biz ona şah damarından yakınız.

“onun sağında ve solunda oturan iki alıcı melek, yaptıklarını kaydetmektedirler.

“iì‡nsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyici hazır bir melek bulunmasın.

“ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de, ey insanoğlu, işte bu, senin ötedenberi kaçındığın şeydir (denir.)

“sura üfürülür. iì‡şte bu vadolunan gündür.

“herkes mahşer yerine, kendisini bir sevkeden bir de şahitle beraber gelecektir.
“o gün insana: “şüphesiz sen dünyada bundan gafildin. iì‡şte biz, senden perdeni kaldırdık. artık bugün gözün keskindir.” denilir.

“yanında bulunan arkadaşı: “iì‡şte elimde bulunan hazırdır” der.” (kaf suresi, 16-23)

“... üzerinizde yaptıklarınızı yazan melekler vardır...” (iì‡nfitar suresi, 11) ikaz-ı ilahisi hangi işi yaparken içini ürpertti?

-ne dersin, “bu kitaba ne oluyor, büyük küçük hiçbir şey bırakmamış, hepsini teker teker kaydetmişâ€ denilecek günden önce, bir feryad koparmak ve ahirete gidecek dosyaları azaltmak gibi bir derde düşmeli mi insan? bu ilahi ikazlar bizim için değil mi?

-bak kelam-ı ilahinin önümüze koyduğu tabloya... pişmanlığın fayda vermediği ve geri dönüp düzeltmenin mümkün olmadığı bir ortamdan bahseden şu ikazlar, henüz burada iken, hayat defterlerimizde bir arınma çabasını gerektirmiyor mu?

“o gün insanlar, hesap vermek için saflar halinde rabbinin huzuruna çıkarılacaklar. Allah onlara şöyle diyecektir:

“şüphesiz huzurumuza ilk yarattığımız gibi geldiniz. halbuki dünyada, sizleri hesaba çekmek için bir yer ve zaman tayin etmediğimizi sanıyordunuz.

“o gün herkesin amel defteri ortaya konur. günahkarların, amel defterlerinden korkarak:

“eyvah bize! bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük bir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş.” dediklerini görürsün. onlar işlediklerinin cezasını görürler. rabbin kimseye zulmetmez.” (kahf suresi, 48-49)

-ne dersin, helalleşmek için daha zaman var mı? uyuduğunda yeniden uyanacağın konusunda kesin bir kanaat sahibi misin? ya helalleşmek zorunda olduğun insanların hala helalleşebileceğin kadar yaşayacağından emin misin?

-otuz – kırk yıl önce hayat defterinize kaydolan bir “kul hakkı”ndan kurtulabilmek için nasıl bir gayret gösterebilirsin? ne dersin, herhangi bir kimseye “bundan kırk yıl önce, sana, senin hiç farkında olmadığın şekilde şöyle bir haksızlık yapmıştım. onun için helallik diliyorum. verdiğim zarar ne ise onu gidermeye hazırım” diyebilecek cesarete sahip misiniz?

-“uyudun uyanmadın olacak... kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında...” bu iş böyle oluyor. ne kendi hayatına hakimsin ne başkasının hayatına... bir gün, “gel” diyorlar, gidiyorsun, herkes gidiyor. genç, yaşlı fark etmiyor... babalar da gidiyor, bebeler de gidiyor. gidilip gelinmeyen yere tertemiz gitmek, hesabı verilemeyecek dosyalarla gitmemek, savunması zor dosyaları taşımak zorunda kalmamak, musalla taşındaki “iyi biliriz”lerin gerçekten “iyi biliriz” olması, “helal olsun”ların gerçekten “helal olması...” mesele bu.

-orada iki şeyin affı yok, biliyorsun. Allah ile olan hukukunda o’na ortak koşma felaketi... yaratılanla olan hukukta, “kul hakkı.” hesabı doğru yapmak gerekiyor. şeytan’ın insanı, “allah affeder” diye günaha yönelttiği konusunda da uyarıyor halık-ı zülcelal. şeytanın iğvalarına aldanmamak gerekiyor. sağlamcı gitmek gerekiyor rabbin huzuruna...

-zor iş, kul hakkı bilincini kuşanmak. zor iş, göz – kaş işaretine varıncaya kadar, cümleciklerin ihtiva ettiği manaları ölçmeye varıncaya kadar davranışlarımızı süzmek ve ilişkide bulunduğumuz her varlığın hukukunu gözetmek...

-ama din demek, bu demek: yaratan’ın ve halikın yarattıklarının hukukunu gözetmek demek din. halik-ı zülcelal, iì‡slam’la, yarattıklarının hukuku, sulh ve selamet içinde olsun istemiş. müslüman demek, elinden ve dilinden başkasının zarar görmediği insan demek. müslüman demek, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmayan insan demek. yani ötekini kendi varlığı kadar aziz bilen insan demek.

-bir iì‡slam ülkesi ki orada, insanlar arasında derin nizalar vardır, öyleyse orası, kul hakkı disiplini yaralanmış bir iì‡slam ülkesidir. orada, kul hakkı disiplininden kopmuş, kişiliği yaralı müslümanlar vardır.

-müslümanların kişilik inşası, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmemesi bilincini kuşanarak başlayacaktır. iì‡slam toplumunun rahmet toplumu olması, yani Allah rasulü -s.a.-nün evrensel rahmet misyonuna layık toplum haline gelmesi, müslüman’ın tüm başkaları için cennet olması ile mümkündür.

ne mutlu kendi kişiliğini cennetin dünyevi yansıması haline ge
devamını gör...
--- alıntı ---

ahmet taşgetiren (1948, kahramanmaraş), türk yazar ve gazeteci.

1965 yılında kahramanmaraş imam hatip lisesi'nden, 1970 senesinde ise istanbul yüksek islâm enstitüsü'nden mezun oldu. yeniden milli mücadele, pınar, türk edebiyatı dergilerinde makaleler yazdı. bayrak, tercüman ve zaman gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. yeni şafak gazetesinde 10 yıl boyunca baş yazarlık yaptıktan sonra dönemin hükümetini eleştiren bir yazısı yayınlanmadığı için istifa etti. halen altınoluk dergisinde genel yayın yönetmenliği, bugün gazetesi ve aksiyon dergisinde köşe yazarlığı yapmakta, burç fm de günlük yorumlar ve mehtap tv'de de haftalık programlar yapmaktadır.

--- alıntı ---


bugünkü köşe yazısı:
http://www.bugun.com.tr/kos...
devamını gör...
yumuşak yumuşak konuşan,hani sinirmi bozacak bir laf söyleycek olsa kızmaya kıyamayacağım bir yazar.
devamını gör...
kendine özgü duruşu olan halis muhlis yazar amca.takip ediyoruz.
devamını gör...
takip edilesi kendine özgü bir duruşu olan halis muhlis bir yazar amca.
devamını gör...
eğlencelik bir yazıya imza atmış iyiniyetli bir abi...tatlı bir şey yani.

şimdi akp'nin onlarca doğrusunu yazmış ve bir de yanlışını. ki onlarca doğrunun sonunda o bir yanlışın ortadan kalkması gerekiyor ki kalkmamış. ama ahmet abi bu olayı anlıyamamış.


--- alıntı ---
AK Parti'nin ekonomiyi büyüttüğü doğru.

Rakamlar planında fert başına milli gelirin arttığı doğru.

Türkiye ekonomisinin dünya ekonomileri içinde daha üst sıralara çıktığı doğru.

Enflasyonun düştüğü doğru.

Faiz oranlarının düştüğü doğru.

Avrupa ekonomileri hâlâ kriz içinde boğuşurken, Türkiye'nin birçok AB üyesi ekonomisinden daha iyi noktada olduğu doğru.

İhracatın arttığı da doğru.

Cari açık tehlikeli boyutta büyüse bile, hükümetin o alanı kontrollü biçimde takip ettiği de doğru.

Bütün bunların her bir insanımızın ekonomik imkânlarını genişlettiği de doğru...

Peki en önemli sorun ne?

En önemli sorun, artan milli gelirin toplumun geniş kesimlerine dengeli biçimde ulaşmış olup olmaması.

Yani gelir dağılımındaki adalet daha doğrusu olmayan adalet.

Şu anda fert başına milli gelirin 10 bin dolar civarında olduğu söyleniyor.

Ama vatandaş, böyle bir gelir yükselişini algılamıyor.

Doğrudur, milli geliri nüfusa bölerseniz ortaya sözü edilen rakamlar çıkıyor ama bundan gerçek anlamda birim insana ne düşüyor?

Üst gelir dilimleri ile alt gelir dilimleri arasındaki fark, küçülmemiş büyümüş.

Belki günlük 1 dolarla geçinenlerin sayısı azalmış, 2 dolarla geçinenlerin sayısı azalmış, ama "yoksulluk" Türkiye için hâlâ çok önemli bir olgu.

Bunun yanında, ultra zenginleşenler var.

Bir, beş, on kat büyüyenler var.
--- alıntı ---

http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/153675-ak-parti-nin-en-onemli-sorunu-makalesi.aspx

(bkz: akparti'nin en önemli sorunu)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar