ahmet turan alkan

263.
bugünkü yazısında 12 eylül darbesinin diğer darbelerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, diğer darbeleri desteklemese de bu darbeyi desteklediğini ifade eden yazar. bunu zaman gibi son 4 senedir hergün sivilleşme, darbelerle ve cuntalarla mücadele gibi konuları işleyen bir gazetede yapması ayrı bir fecaat tabi ki.
devamını gör...
264.
aklının ne kadar karışık olduğunu bugünkü yazısıyla anlatmıştır.

12 eylül ahmet turan alkan ve nicelerini doğurmuştur. laf etmemesi normaldir. bu ülkede solcular 12 eylülde biçilmemiş olsalardı sağcı geçinen niteliksiz güruh bu kadar kolay işbaşında olamazdı.
devamını gör...
265.
o dönem bugünkü yazısında anlattığı gibi basit bir kaynakçıda, öğretmende, doktorda, çiftçide, kahvecide sabah evden çıkarken akşam dönüp dönemeyeceği endişesini taşırdı...

evde onu bekleyenlerde gelip gelmeyeceği...

darbeciler işi azıtmış durumdan vazife çıkarmış, darbe olsun diye provakatif eylemler yapmış olabilir kabul ama kardeşin kardeşi öldürmesini engellediğide bir gerçek...

elbette darbeye hayır, elbette askeri vesayete hayır ama o dönem meseleler böyle konuşularak değil kurşun sıkılarak çözülürmüş malum...

yani haksız sayılmaz adam...
devamını gör...
266.
17 eylül 2011 tarihli yazısı..

--- alıntı ---

ne halife, ne padişah, ne sultan...

- hocam, gündem yoğun ama diri diri yanan 5 mahkûm hadisesini sormak isterim size?

- rezalet ve cinayet. benim bu gibi konularda tavrım çok açık, biraz da sert: adalet bakanı ben olsaydım, ilk ciddi bilgilenmenin ardından istifamı yazar başbakan'a verirdim. başbakan olsam, bakanımdan istifa dilekçesi isterdim.

- ne kabahati var ki bakanın?

- olsun olmasın, sorumlular dizisinin en tepesinde bakan var; bakanın şahsen sorumluluğu olmadığını biliriz, yine de istifası gerekir. bakanı istifa ettiren hadise, sırasıyla diğer sorumluları da aynı mecburiyetle başbaşa bırakır. doğrudan suçlu ve sorumlu olmayanların bile sorumluluk hissedip bedel ödediği bir ihmâlde, gerçek sorumlular da ihmâl ve kabahatlerine uygun şekilde ceza görürler. o günden sonra herkes hiçbir ihmâlinin cezasız kalmayacağını bilir. şöförden başlar, infaz memurundan sair yetkililere, genel müdüre, bakana kadar herkesi kasdediyorum.

- her ihmâli böyle ağır cezalandırırsak, bürokraside adam kalmaz ama?

- kim demiş onu? lâf! göl yerinden su eksik olmaz biir; kusursuz sorumluluktan ötürü istifa eden herkes kaybolup gitmez iki. başka zaman, başka yerde de değerlendirirsiniz. suçluysa başka tabii...

- başbakan'ın ortadoğu ülkelerindeki süksesi, sağda solda "halife" yakıştırmalarına yol açtı, dikkat ettiniz mi?

- ee, olacak o kadar; elin adamı, bölgesinde sözü geçen bir türk lideriyle karşılaşınca hemen eski kâbusunu hatırlıyor lâkin ne halife, ne sultan, ne padişahlık ne saltanat! türkiye'de bu gibi sahte yemlere atılacak sazan balığı kalmadı çok şükür. cumhuriyet'e halkın rızası ile geçmedik fakat cumhuriyet tarzı idareyi türkler sevdi; şimdilerde cumhuriyet'in içini demokratik teâmül ve kurumlarla, hukuk devletiyle doldurmaya başladık. o devir geçti de şunu imâ edersen sana hak veririm. başbakan, kendisine müteveccih ilgi ve hayranlığı doğru okumalı, eskiye nazaran daha mütevazı düşünüp davranmalı. iktidar hissi her insanı bozulmaya sevkeder. iki şeye güveniyorum bu noktada: bir, başbakan politikada artık tecrübe sahibi, iki islâmî irfan ve hikmetten haberdar bir insan. kendisini denetlemesini bilir.

- denetleyemez, iktidar sarhoşluğuna kapılırsa...

- türkiye'de basın hür; ikaz, tenkid, tenbih... ne lâzımsa yapılır; dinlemezse sandık var, siyasi hukuk var.

- mısır'da laiklikten bahsetmiş bu arada?

- ağzına sağlık, iyi söylemiş. hep bahsettiğimiz bir nüktenin tecellisidir; bu memlekete adam gibi laiklik uygulamasını, herkesin din, vicdan ve fikri hürriyetinden emin olmasını muhafazakârlar getirecek dedik, öyle oluyor, çünkü kötü laiklik uygulamasının cezasını en çok onlar gördüler ve yaşadılar. bu gidişle -işte şuraya yazıyorum- eli yüzü düzgün sol partiyi de yine muhafazakârlar kurar bu yakınlarda; aslında parti kurmaya gerek de kalmadı; iktidar partisi eni-konu solcu, sosyal adaletçi, kalkınmacı projeler koyuyor halkın önüne. sonucu meydanda.

- internet andıcı sanığı bir emekli asker, "gücünüz bize yetiyor; biz bu işleri babamızın hayrına yapmadık, genelkurmayın tasarrufudur, biz emir kuluyuz" meâlinde şeyler söylemiş duruşmada; ne dersiniz?

- büyük oranda hak veriyorum. "kanuna aykırı emir"le ilgili uygulamayı askerî hiyerarşide yerine getirmek kolay değil. öte yandan yargının mantığı da yanlış değil ama arada hesaba katılması gereken incelikler var. burada "devlet aklı" lâzım işte. müteselsil sorumlu zincirinin ilk değil de sonraki halkası ile uğraşınca acaba adalet tecelli ediyor mu bilmiyorum; hâlâ tutuklamalar sürüyor. askerlerin bu durumdan ciddi surette rahatsızlık duyduklarını zannediyorum. artık sadece işiyle uğraşmak isteyen rütbe sahiplerine rahat düşünme ve çalışma selâmeti kazandıracak bir şeyler yapılması lâzım hukuk çerçevesinde. neticede başka ordumuz yok; yiğidin sarsıldığı yerden doğrulmasına imkân vermek lâzım.

- son soru: pkk-mit görüşme zabıtları?

- iki günden beri izliyorum. sızdırma eyleminden pkk zararlı çıktı; hükümetin kredisi yükseldi, ilginç!
devamını gör...
267.
19 eylül 2011 tarihli yazısı..


'çalmadım ve çaldırmadım!'

bir hafta öncesine kadar türk tarih kurumu başkanlığını yürüten prof. dr. ali birinci görevinden alındı; daha doğrusu her sene mûtaden tekrar edilen görevi bu defa uzatılmadı.

bu ilginç tasarrufun gerekçesini prof. dr. ali birinci, hürriyet gazetesinin pazar ekinde ali dağlar'a verdiği mülakatta kısaca şöyle açıklıyor:

"çalsaydım ve çaldırsaydım böyle olmazdı!"

hayatımın dört verimli ve mesut yılı ali birinci ile aynı çalışma odasında geçti. her mânâda hocam ve dostumdur. onun yüksek (şahsî ve kamu) ahlâkına bizzat şahit olmak, burada tekrarlamaya esasen mahcub olduğum fakat övünç duyduğum şeyler arasındadır.

ttk başkanı olduğunda telefonla tebrik etmiş ve ardında iz bırakacak hizmetler göreceğini tahmin etmiştim. tahminim doğru çıktı; şimdi internet varakpârelerinde aleyhinde tertiplenmiş iftira iddialarını okuyunca (ilginç, odatv de koroya katılmış!) kurumdaki mesaisinin hakkını verdiğine inandım. kurumu zarara uğrattığından yakındığı kişilerin, onu kurumu zarara uğratmakla suçlamaları çok mânidar göründü bana. çalışmadan kurumdan maaş almak isteyen birine kapıyı göstermenin cezalandırılması dünyanın her yerinde mânidardır; kezâ yüzbinlerce lira sarfıyla tedarik edilmişken her ne hikmete mebni ise âtıl bekletilen bir matbaayı çalıştırmak, ihâleye katılan yüklenicilerin verdiği fiyatın çok altında kitap basmak, öğrenciye, meraklısına, tarih camiasına iyi ve ucuz kaynak temin etmek, bir kurumu gerçekten ve birinci elden yönetmeye kalkışmak elbette cezalandırılmalıydı ve öyle yapıldığı anlaşılıyor.

bu kararı veren, bu kararın oluşmasına katkıda bulunan, bu esnada ağzındaki küçük köz parçasıyla himmetini eksik etmeyen bütün çevreleri tebrik ediyorum. kurumu bu noktadan sonra daha verimli, daha hareketli ve bereketli çalıştırmak üzerlerine borçtur.

iftira korosunun memnun ve mesrûr hali dikkate şâyân. meselâ aleyhinde çalışanların önde geleni, görevden alındığı gün telefonla arayarak, "gördün mü, adamı böyle attırırlar işte!" diye hınç çıkarmaktan da çekinmemiş. üç yıl boyunca kurumda aksayan işleri yoluna koymak, artık alışkanlık kesbetmeye başlayan bünyevî zararları kapatmak, liyâkatsizlerle mücadele etmek ve ttk'ın en temel faaliyetlerinden birini teşkil eden yayın işlerine hız ve kalite kazandırmak için fincancı katırlarını ürkütmeyi göze almış bir kamu görevlisi için ne kadar mânidar bir ödüldür bu telefon mesajı! sahibinin cesâretini, "kim eyledi bu kârı sana teklîf?" kabîlinden kutlamak lâzım.

türk tarih kurumu'na başkan olmak ali birinci'nin şöhretine şöhret, servetine servet, şahsiyetine yeni hacimler katmadı; o görevden ayrılmak da indimizce müsellem güvenilirliğini zerre miskal sarsmaz. vaktiyle "şeref'il mekân bi'l-mekîn" (yani, insan odur ki bulunduğu mekâna şeref ve kıymet kazandıra!) kelâm-ı kibarını ondan öğrenmiştim. hiçbir mahkeme hiçbir kadıya mülk değil. ali birinci, seleflerine nisbetle ttk'ya değer kattı, hizmet etti. "hiçbir iyilik cezâsız kalmaz" fehvâsına göre takdir görecek yerde, uğursuz gibi yerinden edilmesi bizleri incitmiyor, sadece o kararı alan ve aldıranlar hakkında dudaklarda bir istifham kıvrımı belirmesine sebeb oluyor o kadar. onlara kısaca "bu meclis böyle kalmaz, mestler mahmûr olur bir gün" desek, anlarlar mı?

ali birinci "çalmadım ve çaldırmadım" diyorsa, bu öyledir. davalı veya davacı sıfatıyla taraf olduğu mahkemeler sonuçlandığında hakikat elbette tecelli eder lâkin, bu gün müfterînin kâr hesabına yazılmıştır ki gönül burkuyor.

"yiğidin zoruna giden hakkında hayırlıdır" demişler; âkıbet hayr olur inşallah!
devamını gör...
268.
başbakanın mısır'da laiklik çağrısında bulunmasına bakın ne demiş:

--- alıntı ---

Ağzına sağlık, iyi söylemiş. Hep bahsettiğimiz bir nüktenin tecellisidir; bu memlekete adam gibi laiklik uygulamasını, herkesin din, vicdan ve fikri hürriyetinden emin olmasını muhafazakârlar getirecek dedik, öyle oluyor, çünkü kötü laiklik uygulamasının cezasını en çok onlar gördüler ve yaşadılar. Bu gidişle -işte şuraya yazıyorum- eli yüzü düzgün sol partiyi de yine muhafazakârlar kurar bu yakınlarda; aslında parti kurmaya gerek de kalmadı; iktidar partisi eni-konu solcu, sosyal adaletçi, kalkınmacı projeler koyuyor halkın önüne. Sonucu meydanda.

--- alıntı ---

http://www.zaman.com.tr/yaz...
devamını gör...
270.
yine süper bir tespit yapmış:


--- alıntı ---

Gençler çok zor, çok geç ve çok pahalı evleniyor; problem çözümünde aile büyüklerini adamdan saymadıkları için kolay boşanıyor, beraberliklerini sürdürenler ise geç ve güç sahip olabildikleri çocuklarının köleliğinden kurtulamıyorlar.

--- alıntı ---
devamını gör...
271.
--- alıntı ---

"silahla karşılık vererek bir terör örgütünün ortadan kaldırılabildiğine dünya tarihi şahit olmamıştır; silahlı mücadele anlamsız" safsatasını yayıp duran pısırık, gizli pkk hayranı entellere inat türkiye cumhuriyeti devleti, pkk'yla korakor, dişediş mücadele etmek ve kendine yönelik silahlı tehdidi caydırmak zorundadır; şimdiye kadar öğrenemediyse bundan sonra öğrenecek, başka çare yok; buna illâ ki mecbur. bu safhada barış, müzakere anlamsız. karşınızda ancak güçten ve şiddetten anlayan bir tabiat varsa, onu müzakere ile ikna edemezsiniz. zor kullanarak silahını elinden alıp caydırdıktan sonradır o siyasi aflar, müzakereler, bayırın teröristine üç tuğlu vezir muamelesi reva görmeler... şiddet kullanan, tıpkı devletin teorisinde yazdığı gibi kamu gücünün şiddeti ile etkisiz hale getirilmelidir; silahlı mücadeleyi kaybeden, egemen olmak raconunu da kaybeder. kim kazanırsa o devlet olur.

--- alıntı ---

http://www.cogitosozluk.net...


"efendim savaş kötü şey, konuşarak anlaşalım, silahla bir yere varamayız." türünden yavşakça ifadelerin zerre kadar anlamı yok.
devamını gör...
272.
bir keresinde zaman gazetesinde profilden çekilmiş fotoğrafını gördüğüm ve yılmaz özdil'e benzettiğim için dudaklarımın uçuklamasına sebep olmuş yazar. o ne perhiz o ne lahan turşusu yani, tövbe estağfirullah. ama o an için çok benzetmişim her ne hikmetse. annem de görür görmez dedi "ne oldu oğlum, kâbus mu gördün ne o uçuk" diye. "bir şey yok anne, kâbus görmedim ama kâbustan beterdi" dedim. birkaç güne geçti zaten.
devamını gör...
273.
http://www.dunyabizim.com/h...

--- alıntı ---

Saniye Öztürk 21 Kasım Pazartesi Bezm-i Cihan'da, Ahmet Turan Alkan ile “İstiklal Mahkemeleri ve Sivas’ta Şapka İnkılâbı Duruşmaları”nı konuşacak. İstiklâl Mahkemeleri’nin kuruluş, işleyiş süreçleri ve tarihi arka planına ışık tutulacak olan Bezm-i Cihan programı saat 13.05'te Burç FM'de.

--- alıntı ---

devamını gör...
274.
30 kasım 2011 tarihli yazısı on numaradır. hatta süperdir.


--- alıntı ---

Ne kravattı ama...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, dün öğleden sonra Meclis grubunda yaptığı "tarihî" konuşmayı dinledim. Bugünlerde böyle bir moda var; tarihî maç, tarihî buluşma, tarihî ziyaret... Ama bence konuşma gerçekten tarihî nitelikleri haizdi çünkü genellikle tarihî olaylardan bahsedildi...

Uzatmayayım, anladığım şudur:

Dersim Tenkili'nin bir numaralı sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır!

Kendisine bu eylemde Celâl Bayar ve Adnan Menderes de yardım etmişlerdir. Olaydan 8 sene sonra kurulmuş olsa bile Demokrat Parti işe medhâldardır, hattâ "tenkil"den 23 sene sonra teşekkül eden -rahmetli Dündar Taşer'in unutulmaz tâbiriyle, "Edâlet Partisi"nin de sorumluluktan yakasını kurtarması mümkün görünmüyor, çünkü bu partide kerrât ile Hariciye Vekilliği vazifesini deruhte eden İhsan Sabri Çağlayangil, Seyid Rıza'nın idâmı esnasında orada bulunmaktaydı; herhalde turistik gezi için gitmemişti Dersim'e muhtemelen; "İlerde ortalığı nasıl karıştırabilirim" fikr-i sakîmiyle müstakbel partisini temsil ediyordu!

Sayın Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını hazırlarken itina ile seçtiği anlaşılan o cici tâbirle necib "Yalaka Medya"mızın da bilcümle yazar, yönetici ve çalışanı ile Dersim Tenkili'nde birinci derecede sorumluluk taşıdığı anlaşılıyor.

Hâdisede sorumluluğu olmayan biricik topluluk, elbette mübârek, mübeccel ve muhterem CHP'mizdi; bu meyanda Gâzi M. Kemal Atatürk'ün, o esnada zaten menkûb vaziyetteki İsmet Paşa'nın, Dahiliye Vekili Öztrak ve Erkân-ı Harbiye Reisi Mareşal Çakmak'ın meseleye dahli, kesinlikle tahayyül ve tasavvur edilemezdi.

Esasen 1935'te o meşhur Tunceli Kanunu'nu Meclis'e getiren de CHP'nin önde gelen bazı milletvekilleri filan değil, o esnada, kim bilir hangi menhûs ve mel'un bir fikr-i ihânetkârâne ile oradan geçmekte olan bir grup karşı devrimci seyyar satıcıydı (Kestaneci oldukları kuvvetle tahmin ediliyor)!

Teklif'in CHP grubundan (ki aynı zamanda bu doğrudan TBMM genel kurulu anlamına geliyordu!) nasıl geçtiği konusunda tarihçiler arasında şiddetli bir doktriner ihtilâf vardır; bir kısmı, "Çaktırmadan CHP grubuna mensup vekillerin gazozuna ilâç koydular" tezini müdafaa ederken diğer bir tarihçi ekolü hep bir ağızdan, "Ne münâsebet; gazoza, ilâca ne hâcet abi; o günlerde grup, tasarıları okumaya bile gerek görmeden elini kaldırıyordu: Netekim kanuna evet oyu vermek için sağ elini kaldıranlar partinin sağ kanadını, sol elini kaldıranlar da sosyal demokrat cenahı oluşturuyorlardı" demektedirler. Bu ihtilâflı konunun netliğe kavuşması için Sayın Kılıçdaroğlu'nun Meclis'te bir araştırma ve soruşturma komisyonu kurulması, komisyonun CHP Arşivi'ne girip hazırlanan raporu Meclis'e sunulması teklifinde bulunacağına muhakkak nazarıyla bakılıyor; ne var ki bugün, 12 Eylül evveline dair ortada CHP'nin kurum arşivi diye bir şey olmadığından ihtilâfın TV açıkoturumlarında karşılıklı dedikodu ve sataşma usûlüyle karara bağlanması beklenebilir.

Eh, kabul ederim, Kılıçdaroğlu'un, sık sık kahkahalı alkışlarla desteklenen tarihî grup konuşmasını bir miktar yanlış anlamış olmaklığım ihtimâl dahilindedir ama "Van'daki depremzedeler soğukta tir tir titrerken bizim burada Dersim meselesinde CHP'nin rolünü konuşuyor olmamız esef vericidir" meâlindeki sözlerinde yanıldığımı zannetmiyorum, çünkü çok etkili ve inandırıcı idi.

Konuşmayı dinledim; Sayın Kılıçdaroğlu vaziyeti toparlamak için elinden geleni yaptı, çok çalıştı. Formunun doğruğundaydı ama sık sık kendisinin CHP genel başkanı olduğunu tekrarlamak ihtiyacı hissetmesi mânidardı ve bana çok dokunaklı göründü. Gözleri, grubun dinleyici sıraları arasına serpiştirme usûlü yerleşmiş bulunan parti içi muhalefetin dişli isimlerine kayıyordu sık sık; gülümsüyorlardı. Neye gülümsediklerini anlayamadım, kim bilebilir ki?..

Haksızlık etmeyelim, Kemal Bey çok şıktı; özellikle enine siyah-beyaz çizgiler arasına konulmuş küçük siyah kareli kravatı fevkalâde güzeldi, gözümü kravattan ayıramadım yani...

--- alıntı ---

http://www.zaman.com.tr/yaz...
devamını gör...
278.
üslübuyla kilometrelerce öteden tanınan kalemşör. a. ali ural'ın dediğine bakılırsa üslübunu türk edebiyatının önemli üslupçularından refik halit karay'dan etkilenerek oluşturmuştur. aşırı doza kaçmamak şatrıyla okunması zevk verir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar