aleksandr sergeyeviç puşkin

rus edebiyatının mihenk taşŸıdır. rus edebiyatı puşŸkin'le başŸlar tezi birçok aydın tarafından ağŸırlıkla kabul görür. rus edebiyatının babası kabul edilir. (1799-1837) yılları arasında kısa bir hayat hikayesine sığŸdırdığŸı eserleri dikkat çekicidir. ölümü trajiktir. karısının sadakatsizliğŸine karşŸı tercih edilen erkekle düello sırasında aldığŸı kılıç darbeleri yüzünden kısa sürede hayatını kaybeder.
devamını gör...
"şaire" şiiri ile verilebilecek en güzel öğütleri vermiştir.

åžair'e

ey şair! değer verme sevgisine sen halkın
tez geçer gürültüsü zafer övgülerinin;
aptalın yargısına, soğuk kalabalığın
gülüşüne de boş ver, aldırışsız ol, sakin.

sen çarsın: yalnız yaşa. yürü özgür yolunda
özgür akıl nereye götürüyorsa seni.
yetiştir emeğinin sevgili meyvesini,
ödül beklemeksizin soylu çabalarına.

ödül sendedir, çünkü en yüce yargıç sensin;
ürününe en titiz değer biçebilensin,
ey güç beğenir usta, sen ondan hoşnut musun?

hoşnutsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
tükürsün ateşinin tutuştuğu mihraba,
åžımarık bir inatla rahleni sarsıp dursun.

çeviri: ataol behramoäžlu
devamını gör...
puşkin için "bilinçsiz yaratıcı" denir. modern rus edebiyatının babasıdır. şiirleri ve hikayeleri okunmalıdır. puşkin deyince 2 ismi anmak lazım. gogol ve mihail yuryeviç lermontof. gogol için de, "yaratıcı bilinç" derler. lermontof ise tıpkı puşkin gibi genç yaşında düelloda ölmüştür. tuhfa olan, puşkin düelloda öldüğünde en dokunaklı şiiri yazıp olayın yasını tutanın bizzat lermontof olmasıdır.
devamını gör...
rus işgali sırasında erzurum'a gelmiş. erzurumla ilgili bir kitap yazmıştır. halit refiğ bu geziyi senaryolaştırmıştır. bu senaryo geçtiğimiz günlerde dergah yayınlarından çıktı.
devamını gör...
beraber yaşadığı rus klasik dönem edebiyatının en farklı rengidir. zira diğerlerinin hepsi realizmi benimsemişken, onun eserleri buram buram romantizm kokar.
devamını gör...
seviyordum sizi ve bu aşk belki
içimde sönmedi bütünüyle.
fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
istemem üzülmenizi hiçbir şeyle.

sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.

dizelerini yazmış olan yüce şahsiyet, büyük şair ve yazardır.
devamını gör...
sanıldığının aksine kendisi yüzbaşının kızı falan değildir. rusların bile üzerinde anlaştığı, rusya'nın en iyi şairidir. lermontov bile onun çıraklığı ile ustalaşmıştır.

düello sonrası yatağında yaşam savaşı verirken, kitaplara bakıp -elveda dostlarım- demiştir.

devamını gör...
1799 moskova doğumlu rus yazın adamı. soylu bir ailenin oğlu olması sanırım o'nun suçu değildi! arkadaşım şair'e ile başlayan edebi yolculuğu sürgünlerle devam etti. bahçesaray çeşmesi, çingeneler ve yevgene onegin onu tanmlayan bazı eserleri. öykücülüğü de vakidir; misal dubrovski. tunç süvari ve poltava da ez geçilmesin. 1837 yılında düelloda öldü. ha bu arada rus fütüristlerin ( şair yazar) en sevmediği kişi oldu.

devamını gör...
"vaktidir dostum, vaktidir! yürek dinginlik istiyor
uçuyor birbiri ardına günler ve geçen her saat alıp götürüyor
yaşamdan bir parça daha ve biz seninle ikimiz
yaşamak umudundayız; oysa kuşku yok ki öleceğiz
dünyada mutluluk yok; fakat dingin ve özgür olunabilir
imrenilecek bir yazgı düşlüyorum nicedir
nicedir, ben, yorgun köle, kaçıp gitmektir istediğim
uzak sığınağına çalışmanın ve lekesiz bir esenliğin"
devamını gör...
yıl 1912 . rus brlyuk, kruçyonıh, hlebnikov ve mayakovski ( fütürist bunlar)size ağır bir laf etmişler, bakın ne demişler: "atın gitsin çağdaşlığın gemisinden puşkin'i."

*
devamını gör...
aşağıdaki muhteşem şiiri yazmış olan şairdir:

tatyana'nın onegin'e mektubu
size yazıyorum –daha ne denir?
hem daha ne söyleyebilirim ki?
åžu an, biliyorum, elinizdedir
hor görüp cezalandırmanız beni.
bu benim mutsuz kaderimdir,
bir damla acıyı koruyarak siz,
elbette beni terketmezsiniz.
susmayı tercih ettim ben önce;
inanın: şu rezil yaşamımdan
haberiniz olmazdı hiçbir zaman,
bir ümide kapılmış olsam bile
nadiren, haftada bir sözgelimi
bizim köyde görebilseydim sizi,
yalnız sizi duyarak, işiterek,
size bir sözcük söyleyerek ve
düşünmek, aynı şeyi düşünmek işte
sizinle yeniden görüşünceye dek.
ama derler ki, ürkeğin tekisiniz;
sıkılırsınız ıssız ve köylük yerden,
bizlerse... pek gösterişli değiliz
gerçi hoşnutuz o yalın halinizden.

hem niye ziyaret ettiniz bizi?
terkedilmiş köyün ıssızlığında
ben hiçbir zaman tanımazdım sizi,
tanışmış olmazdım orda acıyla.
acemi gönlümün heyecanını da

zamanla dize getirip (kim bilir?),
belki kalbime göre bir dost bulurdum;
onun için sadık bir eş olurdum
ve erdemli bir anne, ne denir.

başkası!.. hayır, düyada kimim var,
hiç kimseye kalbimi vermezdim ben!
o yüksek bir kurulda alınan karar,
o göğün dileği: sana aitim ben!
bütün hayatımın güvencesiydi
sana bağlı kalışı bir buluşmanın;
biliyorum, tanrı gönderdi seni,
mezara kadar beni koruyansın...
bana rüyalarımda gelmiştin sen,

görünmesen de yakındın canıma,
bakışların baygınlık verirdi bana,
bir ses duyulurdu gönlümde senden
çoktan beri hayır, rüya değildi bu!
sen ancak girdin, tanıdım o an,
kendimi kaybettim, bendim yanan,
düşünerek fısıldadım: ta kendisi!
doğru değil mi? duymuştum seni:
benimle sessizce konuşmuştun,
fakire elimi uzattığımda
veya duayla rahatlattığımda
hüznünü bu heyecanlı ruhumun?
ve sen o sırada gözüme değdin,
bu şirin görüntü sen değil miydin,
saydam bir karanlıkta sönüp yanan,
ve usulca başucuma yaslanan?
sen değil miydin sevgiyle, hazla
ümidin sözünü bana fısıldayan?
kimsin sen, koruyucu bir melek mi,
veya yoldan çıkaran sinsinin biri?
kuşkularımı çöz, ortadan kaldır.
belki de hepsi boşa gidecek
acemi bir gönlün aldanışıdır:
ve bambaşka bir şeye hükmedilecek...
ama ne olursa olsun! ben yazgımı
bak senin ellerine veriyorum
karşında dökerek gözyaşlarımı
beni savun diye yalvarıyorum,
düşün bir: ben burda ne çok yalnızım,
kimse beni anlamak istemiyor,
aklın gücünü yitirmiş demiyor,
ve benim sessizce can vermem lâzım.
seni bekliyorum: bir tek bakışla
åžu kalbin ümidine canlılık ver
veya bu ağır rüyayı kesiver,
heyhat, o hak ettiğim sızlanışla!

kesiyorum! tekrar, dehşet vericidir...
utanç ve korkuyla donakalıyorum.
ama onurunuz benim güvencimdir,
ve ona yiğitçe teslim oluyorum...
devamını gör...
kleopatra ve aşıkları

saray pırıl pırıl. şarkıcılar hep bir ağızdan
destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla.
melike sesiyle ve bakışıyla
canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde.
gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru
fakat altın tasın önünde, o, birdenbire daldı derinlere
mucizeli başını, omuzuna eğip durdu.

ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu,
davetliler susmuştu. şarkıcılarda ne ses, ne seda vardı!
ama işte, eğilen başını o kaldırdı yine,
işıklı bir yüzle başladı sözlerine:
"mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,
dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz
benimle bir olabilirsiniz.
ihtiras alışverişine kim giriyor, kim?
aşkımı satıyorum ben,
hayatı pahasına bir gecemi benim
söyleyin, kim satın alacak içinizden?"

sustu ve korku sardı herkesi,
yürekler burkuldu şehvetle...
o, yüzünde soğuk bir cüretle
dinlemektedir şaşkın mırıltıları
ve küçümseyen bakışlarını ağır ağır
hayranlarının üstünde dolaştırmaktadır.
birden bir insanın çıkışıyla yarıldı kalabalık
onun peşinden geldi iki kişi daha
duruşları pervazdı, gözbebekleri ışık.
melike karşılıyor gelenler ve böylece
alışveriş bitiyor: satın alınıyor üç gece.
ölüm odasıdır çağıran onları artık.

şimdi kutsal kâhinler
donakalmış davetliler önünde
uğursuz kâseden
sıra kur'asını çekiyor birer birer.
birinci flavius, son roma bölüğünde
en yırtıcı asker.
çıldırtabilirdi onu
katlanmak bir kadının azametine,
o kabul etmişti zevkin meydan okuyuşunu,
kızgın kavga günlerinde koşar gibi
düşmanın davetine.
ikinci, kriton, genç hakim,
epikür bahçelerindendi,
kharite'lerin, kıbrıs'ın, amur'un
şairi ve hayranlarındandı.
üçüncü, yeni açmış bir bahar çiçeği gibi
okşuyordu gözü ve kalbi.
ünlü değildi, adı asırlarda tutmamıştı yer;
yavaşça gölgeliyordu
dudaklarını ilk tüyler;
genç yüreğinde tecrübesiz gücü
kaynıyor ihtirasla;
heyecan ışıldıyor gözlerinde.
mağrur melike hüzünlü bakışlarını;
dondurdu onun üzerinde.

"-ant içerim... ey zevklerin anası,
mislini görmediğin gibi hizmet edeceğim sana.
satılık bir cariye gibi gireceğim,
kandırıcı ihtirasların odasına.
dinle beni, gücü büyük kıbrıslı sen,
ve siz yer altı hükümdarları,
ey gazaplı ayda'nın ilahları,
yemin ederim ki, sabah şafak sökene kadar
arzularıma hükmedenleri, ben
tatlı ihtiraslarla doyuracağım,
ve bütün esrarlı aşk hünerleriyle
ve misilsiz bir rehavetle onları yoracağım.
ama, kızıl sabah ışıklarıyla,
sökünce ölümsüz şafak,
yemin ederim ki ölümün baltasıyla
bu bahtiyar başlar yuvarlanacak."

ve işte artık gün batıyor,
altın bir yay gibi doğuyordu ay.
örtüldü baygın gölgelerle
iskenderiye'de saray.
fıskiyeler coşuyor, meşaleler tutuştu.
buhurdanlar tütüyor ağır ağır, yer yer...
dünya ilâhlarının bekliyor emirlerini
tatlı, ihtiraslı serinlikler.
sessiz ve ihtişamlı karanlıkların,
gönlü çeken mucizeleri arasında,
ve gölgesinde erguvani perdelerin
işıldıyordu altın oda...



1835
devamını gör...

seviyordum sizi


seviyordum sizi ve bu aşk belki
içimde sönmedi bütünüyle.
fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
istemem üzülmenizi hiçbir şeyle.

sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.
devamını gör...
bir de gizli güncesi vardır, güzel karısına ithaf ettiği, şüpheye düşüldü tabi, bu kadar kelam üstadı, duygu insanı nasıl böyle amiyane tabirler yazar ve dahi böyle rezillikler yaşar, oysa tam da öylelerinden en keskin edebiyat çıkardı, yaşamayan bilmez,
günce onun mu değil mi bilinmez, ölümünden, yanı güncede bahsi geçen kişiler, genelde de rus aristokratları artık öldükten yüz yıl sonra yayımını vasiyet etmiştir, 38 yaşında, bir düelloda öldürülmüştür, güncenin son sayfası ölümünden bir gün öncedir ve yarım yamalak kalakalır okur, hüzünlü, ve garip tabi, bir başka kadının kokusu ellerinde iken karısının onuru için düello etmesi, ve ölmesi,

saçma sapan şeyler.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar