ali ayçil

ali ayçil konuşsa ve biz dinlesek. yer altı ırmakları gibi akar ali ayçil. oralarda bir yerlerde olduğunu bilirsiniz ama varlığından haberdar değilsinizdir.

sessiz, sakin, naif uslubuyla konuşur ve bilgedir. sohbeti en dinlenesi yazarlardandır.
devamını gör...
çok sahici ve yetenekli bir hikayeci. bu toprakların kadim bereketi ve hüznüyle düşünen bir tarihçi. hakikati bulmaya çalışan huzursuz bir şair. sur kenti hikayeleri, naz bitti, kovulmuşların evi, ceviz sandıklar ve para kasaları adlı kitapları var. şu sıralar gerçek hayat´ta yazıyor. bir ara trt´de şiirle gelen isminde bir programı hazırlıyordu. mostar dergisiâ´nde editörlük yaptı. elbet sadece şiir yazarak geçinebilmeyi isterdi.
devamını gör...
gerçek hayat sayı 444. şu an bayide olan sayı. bir yazı yazmış ; azizler burcu.
uzun zamandır bu denli "ağır" yazı okumamıştım. çöktüm kaldım. bunu yapmayacaktın ali abi.
devamını gör...
"azizler burcu" yazısında aşka dair, ayrılığa dair, ayrılığın insanda meydana getirdiği o onulmaz boşluğa dair acayip şeyler yazan, sevdiğimiz bir şair abimiz.
devamını gör...
üzerinde bir süre düşünmeme sebep olan "hem yaralı hem yakını bir yaralının" dizesinin sahibi,şairi.

--- alıntı ---
...
yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka

neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
...

--- alıntı ---
devamını gör...
yazılarını bir zamanlar gazeteden kesip sakladığım sonrasında bir kısmını "kovulmuşlar evinde" biraraya getiren kalemi güçlü bi yazardır ali ayçil. kitaplarının hepsi okunmaya değerdir. şiddetle tavsiye edilir.

"bir karıncanın karşısında duracak cesaretim bile yok bugün. dünyaya atılışımın üzerinden otuz küsur yıl geçtiği halde, bugün, bir kez daha anlıyorum ki güneşin altında hala bir acemiyim, hala bir çaylak. her ne yöne dönsem kendimden başka gidilecek bir yol bulamıyorum; kendimden başka bir kapı yok çalınacak. oysa şimdiye kadar sayısız yeşermiş çayır gördüm, sayısız yaprağa vurmuş ağaç ve pek çok kabaran nehir; doğdu ve büyüdü insanlar, yaşlandı ve öldüler, hepsini biliyorum! biliyorum sararan hep sararır, kök salan elbet büyür, kırılan tutuşur bir yerinden. öyleyse neden, bugün tabiatın ilk günüymüş gibi bomboş gözlerle bakıyorum dört bir yanıma; neden ilk kez esiyormuş gibi esiyor ılık rüzgar; ruhumun bütün çarşılara sergi olacak kadar genişlemesi neden? acaba ben, her kış bitiminde dünyayı yeniden keşfetmek zorunda kalan bir müptedi miyim? yeniden döndürülen bir anlam çarkı, baştan açılan bir takvim!.. bir kuşun kanadını taşıyacak gücüm bile yok bugün. oysa tarlalara inip tırpan sallamıştım bir zamanlar. kadınlar alımlarıyla kırları kıskandırarak azık getirirlerdi bana; gövdemde meydan okuyan bir güç, gözlerimde yaralar kapatan bir bakış vardı. diklenince gürültülü bir erkek edasıyla diklenirdim; oturunca izim çıkardı toprağa. toprakta iz bırakmak için yanıp tutuşurdum bir zamanlar; isterdim ki şecerem uğurlu bir çınar gibi büyüyüp kalınlaşsın; isterdim ki, bir oğul vakarıyla diz kırdığım odalarda hangi cenk hikayesi anlatıldıysa, ben olayım kahramanı. o odalarda hem kılıç yapan ustaydım, hem keçeye kılıç çalan kıvrak. bereketi bereketle besledim, devirdiğim her başağın yerine yeni bir başak ektim. yorgunluğuma su taşıyan gelinler tası avuçlarıma tutuştururken `küçük bey` derlerdi; `küçük bey çok mu susadın?` alnımın damarlarındaki şu masum kanama belli olmasın diye, sıkılganlıkla yere eğerdim başımı. o vakitler bir başım vardı benim; omuzlarımın üzerinde duran bu uğultulu tepe sonradan peyda oldu... yüzümde konaklanacak dingin bir parça yer bile yok bugün. çünkü onu buraya, başka başka insanların yüzleriyle yamayarak getirdim; başka başka insanların çizgileriyle. hangi günahkar akşamın, hangi lekelenmiş aşkın, hangi çıldırmış saatin, hangi dökülmüş yaprağın izini taşıyan bir yüz varsa, hepsi gelip benim yüzüme yapıştı; hepsi bana yüz oldu. belki de bu yüzden sayısız şaşkınlıkla bakınıyorum çevreme: çevreme can çekişen bir ergen, biraz önce ağlamış bir kız gözü, fabrikaların islendirdiği bir işçi yanağı, ya da mektepten kaçmış bir talebe telaşıyla bakmamın sebebi bu olmalı. oysa bugün, tam da güneşin beni herkese bir resim gibi tuttuğu bu saatte, çocuklara gösterebilecek henüz arızalanmamış bir cephemin bulunması gerekmez miydi! ne de olsa çocuklar, havadar bir bahçe arar baktıkları yüzlerde; kuşları anımsatan bir hafiflik, süt dişlerini besleyen sıcak bir gülümseme. eğer çocuklara işaretler dağıtan bir yüzüm yoksa, nasıl söz açabilirim artık alnımın aklığından; içtiğim sütten; serinlediğim sudan!.. güneş her kimi arıyorsa, gelip benim ruhumu aralıyor bugün. iyi de, ne kurutacağı kuşlukların tenliği var bende, ne de can vereceği saksıların toprağı. rengi atmış iklimlerin uykuya çekildiği geniş bir yatağa benziyor benim ruhum. bu yüzden bunca ağır alıyorum yolumu, bu yüzden her bakanın gözlerinde irileşiyor korku. kimler yok ki benim ruhumda: sıvası dökülmüş evlerin sokaklara sığmayan utanışı; kayıp cüzdanını arayan göz; kavgada elden kayan bir çiçek; oğlunu bekleyen bir annenin sorular dolu alnı; kına yakılmadığı için yanıp duran bir avuç; içinde hediyeler taşımayan bir bavulun sıkıntıyla çözülen kilidi; yaşlanmış atların gözlerindeki yas; yaslanmış gözlerin altlarındaki yaş; cepheden yeni bir kötü haber; delik bir cepten ete değip duran parmak; öldürülmüş sözcükler ve kanlı bir çanağın içine bırakılan cümle zevahir... hayır, güneşin, bu çolak günün ortasında inip inip göğsümü aralamasının sebebi bunlar olamaz; mutlaka başka bir sebebi olmalı bu ısrarlı ziyaretin. bir sebep? yoksa benim `åžark`ın toprağıyla beslenen balçığım, gizli bir umutla mı ağırladı bunca misafirini; yoksa ben, her solana kendimden bir parça renk verdim diye mi aralanıyor kapım. kapım, kapım, kapım: `åžark`ta her şey acıyla yeşeriyor. elbet vardır bir hikmet..."

devamını gör...
rastgele, herhangi bir yazısı çok rahat fırtına sebebi olur. ismini 2. kere okumadan ezberletir. iyiki vardır. üsküdar çınaraltında görülebiliyormuş. çay ısmarlasak ya...
devamını gör...
arastanın son çırağı şiir ve öykünün kılcallarında ince ve titiz gezintilerinin meyvelerini nitelikli diliyle bizlere dağıtmaya devam ediyor.
nerde görsem bu ismi heyecanlanırım.
devamını gör...
bir dostu kaybetmenin ardından, biraz daha dikkatli farkettiğim bir isim oldu ali ayçil. duruşu, bakışı, hissedişi, olayları yorumlayışı daha bir yakın geldi bana. en önceleri vakit gazetesi'nde daha sonraları mostar dergisi'nde şimdilerde ise gerçek hayat dergisi'nde okuru olduk kendisinin. hep hüzünlü, hep ürkek, hep dalgın bir halin adamı oldu ayçil, varlığı huzur veren, varlığı güven veren bir isim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar