ali ünal akıl sağlığını yitirmiş

mübalağasından yenmeyen bir iddia. diyelim ki öyle, öyle olsa dahi bu muhtemelen "mekke resullerin yolu"ndan önceydi. bir zamanalar ali bey şimdi yerden yere vurduğu mahallenin içinde ön saflardaydı. öyle ki "hidayet" onu çok erken yakalamıştı. nasip.

bir diğer ali bey var ki vaktiyle medine vesikasıyla ilgili bir şeyler söylediğinde "bulamaç" yaftasına maruz kalacaktı. beyin jimnastiği iyidir lakin ölçülü olmak kaydıyla. insan sürekli değişiyor. bu işler birazda mevzi-mevzu'yla alakalı. nereye mevzilendiysen oranın mevzusu üzere olursun. bu da gayet anlaşılır bi'şey! di mi.
devamını gör...
açıkçası bu cümleyi kuranın sevilay yükselir olması pek bir ironik olmuş. bu ironik vakadan ciddi analizler çıkarmak "zırvaya tevil" olur ancak. bahse konu tartışmayı kıyısından köşesinden de olsa takip ettim ve gördüğüm manzara şu: başbakan'ın ölçüsüz ve mesnetsiz çıkışına sebep olan yazı ve devamında ali ünal'ın "başbakan suçuna suçlu mu arıyor" başlıklı ayar yazısı karşısında bırak sevilay'ı ahmet taşgetiren bile hafif kalmış.

ahmet taşgetiren için durum daha da kötü. zira ali ünal'ın argümanlarına bırakın cevap vermeyi, resmen o argümanlar karşısında bilgi eksikliğinden azim ezim ezilip kalmış. sevilay yükselir için ise ayrı bir sayfa açmak lazım. sadece onun için değil; rok, nagehan, yiğit bulut vb. için de... bunların durumu, iki aile arasında çıkan kavgaya dışardan müdahil olan yabancının durumundan farksız. ne taraf olduğu ne de karşı olduğu aileye bir intisapları, bir ailevi müşterekleri sözkonusu değil. hatta taraf oldukları aile dayağı yeyip, düştüğünde kavga mahallini ilk terkeden de bunlar olacak. hatta hazır düşmüşken, karşı tarafa şirin gözükmek için bile olabilir, bir tekme atmaktan da çekinmeyecekler...

devamını gör...
bir iddia. diğer yandan ali ünal'ın yazdığı "musibete davteyiye çıkarmak" yazısı yazısı en hafifinden tehditkar. kimi neyle kime karşı tehdit ediyor? musibet (soma faciası özelinde) filanca sebeplerden geldi diyebilirsin. ancak bunu "maddi" delillere dayandırmak zorundasın ki bilenler ve bilmeyenler tarafından itiraz gelmesin. genel bilgiler verip, ilk okunduğunda itiraz edilmeyen tespitlerin, esasında bağlı oldukları hocaefendiyi merkeze alarak yazdığınızda bu elbette farkedilecek ve buna itirazlar gelecektir. musibet-sebep ilişkisi üzerinden gidip buna kur'andan kısalardan örnek vermek elbette güzel ama iddia edildiği üzere bu toplun ne hz.musa'nın halkıdır ne de bununla bire-bir kıyas yapılabilir. çünkü örneği veren, kıyaslama yapan kişi açıkça bir taraftır ve meseleye kendi zaviyesinden "zanni" bakmaktadır. kendi tarafına, cemaatine, camiasına hiç laf söyletmeyen, eleştirileri gündemine dahi almayan bir bakış açısından "adil" bir sonucun çıkması nasıl mümkün olsun. öyle ki buna kur'andan deliller, rivayetlerden örnekler veriliyor ve bağlayıcı bir uslup var ortada!

diyor ki "bugün türkiye'de bir başbakan ve hükümeti var ki, .... belki tarihin en büyük, en kapsamlı yolsuzluk ve rüşvet düşme suçlamasına muhatap;ve bunu örtmek için, dünyanın her tarafında hiçbir ferdi yolsuzluk,hırsızlık.. yüzbinlerce mensubu bulunan masum bir cemaat ve onun masum ve mazlum rehberine hergün tarihte eşi raslanmadık yalan..." böyle gidiyor.

bir yanda masum ve mazlum bir cemaat ve onun rehberi diğer yanda zalim bir başbakan ve takipçileri. ne kadar adil bir izahat değil mi. daha ilginci bu zalim başbakanın sevenleri takipçileri neyse de kanaat önderleri, hocalar, diyanet... bunlar da ali ünal'dan payını alıyor.

ve can alıcı tehdit: " ve kur'an helak edilen kavimlerin...." diye devam ediyor. soma faciasıyla burayı bağlayabilirsiniz. hatta daha da beterlerini bekleyebilirsiniz.

yazıyı şöyşe bağlıyor: " zulmedenlere destek olmayın. yoksa size ateş dokunur." öyle ya işbu milletin yarısı bir zalime destek veriyor. alınan oy ortada. ali ünal'ın bahse konu yazısı bu temsil olayına da değinmişti. demek ki bu halk zalim bir başbakan'a destek çıktığına göre onun musibete uğraması, ona ateş dokunması gayet normal! bunu nerden anlıyoruz? elbette ali ünal'ın ortaya koyduğu ayetlerden, rivayetlerden. böylece hakikati bir güzel ortaya koymuş oldu. öyle mi?

tarihte haricileri bilirsiniz, kur'an ayetlerini mızraklarının uclarına asıp öyle taarruz ederlerdi. halbu ki onlar çokça ibadet eden kimselerdi. dünyayı ve kur'anı öyle bir yerden anlayıp uyguluyorlardı ki bu ancak "facia" ortaya çıkarıyordu. nasıl ki soma bir facia ve bunda büyük dersler varsa ali ünal'ın yazısı da bana göre bir faica ve içinde dersler alınması gereken yerler var. insan bu kadar cüretkar olmamalı ve işine geldiği gibi dünyaya ve ayetlere bakmamalı.

biz bu süreçte cemaate destek veren bazılarının, içinde olan, yahut içeriden ve dışarından destek verenlerin hiç de "masum ve mazlum" olmadıklarını gördük. iç ve dış operasyoncularla beraber saf tutup sonra benim bir ilgim yok demek sadece kendi kendini kandırmaktır. kendi tarafını masum ve mazlum ilan edip diğer tarafı kenefin deliğine sokmak daha da kötüsü zalimler sınıfına kaydetmek insafsızlığın daniskasıdır. bu işler bu kadar ucuz olmamalı.

mesele hakkında daha teferruatlı yazacaktım lakin sadece bazı noktalara değinme gereği hissettim. bu yazının eksik bıraktığım yönleri olmakla beraber bu kadarla iktifa edeyim şimdilik. son olarak açıkça yazayım 'paralelci'lerin iflah olmayacağına kani getirmeye başladım. elbette nedamet kapısı her zaman açıktır.

not: imla hataları düzeltilecektir.

edit: imla, vs.
devamını gör...
iddialardan bir iddia. yazıya yazıyla cevap verilir lakin yazı yazdığınızda karşı taraftan sadece "tahkir" geliyorsa hemen oratı terk etmek lazım. her ota çöpe cevabı olup da bu husuta tutarlı ve yeterli bir cevabı olmayanların meseleyi höykürmeye bağlaması beni çok da şaşırtmadı.

ali ünal'ın mezkür yazısıya getirilen temel eleştiri yazının başlığından itibaren başlıyor: "musibete davetiye çıkarmak" esasında sadece başlığa bakmak dahi insana belli bir fikir veriyor. elim soma faciası özelinde söylersek; ağır ihmallerin olduğu daha ziyade insandan kaynaklı bir facia olduğu görünen bu meseleyi görünür delilleri ortaya koymadan işin kolayına kaçarak ahlaki ve yoruma açık toplumsal zanlarla açıklamaya çalışıp olayı buraya bağlamak en hafifinden insafsızlıktır.

ali ünal'ın mezkür yazısındaki en can alıcı nokta bir tarafı "masum ve mazlum" ilan edip diğer tarafı "zalim ve suçlu" saymak. kendi cemaatini onun hocasını, rehberini ve dolayısıyla kendi nefsini masum ve mazlum ilan etmek malum taraf içinde olanın işi olmamalı, olsa olsa onların dışındakilerin işi olmalı. bırakalım da buna cemaat/camia dışındakiler karar versin. kendi kendini masum ve mazlum ilan etttiğinde mesele mizaha oradan da trajediye varıyor malesef.

kendi cemaatini masum ve mazlum ilan eden bir kişi bu kıyasta karşı tarafa bir cemaati oturtmuyor. zaten kıyaslamanın bu tarafı da sakat. başbakan ve onun sevenleri veya ona oy verenler hangi cemaatten? bir "cemaat" kendini bir hükümetle yarış yapacak güçte hissediyorsa burada sağlıklı olmayan bir durum var diyebiliriz. sen hangi devleti ve hükümeti kurdun da aynı kulvarda koşmaya çalışıyorsun. sen bu toplumun üstünde misin ki kendini masum ve mazlum ilan edebiliyorsun. bu toplumun içinden çıkmış olanlar yine bu toplumun unsurlarıdır. masumluk ve mazlumluk sadece belli bir zümreye izafe edilemez. eğer mazlumluk varsa bundan tüm toplum pay almalı. masumluk da öyle. yok sadece belli bir gruba torpil geçeceksek niye size geçelim ki. elinizde çok sağlam bir delil mi var. vardığınız bu sonucun ilahi karineleri mi vardınız. biz vasat bir ümmetiz ve bir bütünüz. içimizdeki cemaatlerin olması abes değil, abes olan gruplardan bir grubun diğerlerine üstünlük taslaması ve kendini masum ve mazlum ilan etmesi, içinden çıktığı toplumun bir kesimini hakir görmesidir.

siyasetçileri, bakanları vs. eleştirebilirsiniz hatta küfredebilirsiniz! ancak belli bir menfaat çatışması olduğu açıkça görünmesine rağmen kendini mustağni me masum addederek toplumun bir kısmını hakir görerek onlara bu müstehak demeye vardırarak hatta dünyanın merkezine kendilerini ve hocalarını yerleştirerek “zulmedenlere destek olmayın; yoksa size ateş dokunur.” ayetiyle meseleyi izaha çalışmanın adı nedir, bir bilen varsa bana izah etsin. zalim kimdir mazlum kimdir. küresel zalimlerde iş tutup, sonra kendini toplumun, milletin üstünde varsayarak, kavganın asıl sebebini tam olarak açıklayamadıkları bu hengameden masum ve mazluma oynayıp kurnazca sıyrılmak çok da kolay olmasa gerek.


devamını gör...
cemaati ve gülen'i eleştiren herkese, eski dostları da dahil "bunamış, satılmış, aklını yitirmiş" diyen cemaatçi kardeşleri rahatsız etmiş iddiadır. gerçi ben sevilay yükselir denen kadını zerre kadar ciddiye alıp dediği şeyle ilgilenmem de, kadının bu lafına karşılık "bazı" cemaatçilerin enteresan söylemleri yine çelişkiden ve kibirden öteye geçememiş maalesef.
her kötü olay musibete davetiye çıkaran bir tutumdan kaynaklanıyorsa, başına gelen felaket bir şeylerin cezasıysa o halde gülen cemaatinin başına gelenler de müstehak ve musibeti davet eden kötü işler yapmalarından kaynaklanıyor o vakit, mantık buysa cemaatin de bu başına gelenleri hak ediyor fikrinden nasibini alması gerekir, yani kısaca boşuna ağlak ağlak mazlumuz ve masumuz havalarına girmeyin demek ki var sizin de bir fenalığınız ki Allah başınıza bunca musibet verdi, dershanelerinize ateşler saldı, müntesipleriniz bedavadan sahip oldukları işlerinden kovuldu, okullarınızın yakasına yapışıldı. ne diyelim musibeti davet etmemek lazımmış.

neyse işte, bu başlık altında yazılabilecek en iyi şeyleri en yeni kardeş yazmış zaten, idrak sorunu olmayan ve hayata hocasının baktığı yerden bakmakta ısrar etmeyenler için durup düşündürecek şeyler var yazdıklarında.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar